Köprü yarı doğal gibiydi neden şimdiye kadar yıkmayı denemediler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
55. Bölüm Fei'nin Planı
''Şu büyücüyü öldürmek için bir yol bulmalıyım!'' diye geçirmişti içinden genç kral.
Fei, şu anki gücüyle bir Üç Yıldız Savaşçısı ile savaşırken zor zamanlar geçiyordu. Düşman birliklerinin koruması altındaki Üç Yıldız Seviyesi'nden yüksek bir seviyedeki bir büyücü ise birden kanatlanıp Ay'a gitmek kadar zordu. Bir yandan Landes'e karşı olan savaşında en olası planı bulmaya çalışıyordu ama ortaya bir şey çıkaramamıştı. Barbar, Kutsal Şövalye ya da Büyücü iken bile, güç ve kuvveti muhtemelen Dört Yıldız ya da Beş Yıldız Seviyeleri'ndeki bir büyücüye hiçbir şekilde yetmezdi.
Kısa bir süre içerisinde güçlü herifler yaklaşmıştı. Fei'yi geçmek ve Üç Yıldız Seviyesi'ndeki Landes'i durdurarak, Fei'ye geri çekilme imkanı sağlamak istiyorlardı.
''Bu geciktirilemez!'' Fei hızlıca karar vermişti.
Zamanının çok sınırlı olduğunu biliyordu. Her türlü gecikme, onların topluca yok olmasıyla sonuçlanabilirdi.
Fei aniden kükreyerek Barbar'ın [Uluma]'sını kullanmıştı. Korkutucu güç dalgası fırlamış ve yaklaşan düşmanların zihinlerine dalarak, onları korkutmuştu. Landes'i küçük bir saldırıyla ittikten sonra, hızlıca zıplamıştı genç adam. Ellerinin sıkıca kavradığı baltayı, bir dağı bölmek istiyormuşçasına savurmuştu.
Saldırı çok güçlüydü. Baltanın keskin kısmında, havayla sürtünmeden dolayı kıvılcımlar ortaya çıkmıştı, bir meteor yerküreye çarpmış gibiydi.
Landes şaşırmıştı, bu saldırıyı karşılamaya cüret edemezdi.
''Bom!''
Aniden köprü çatırdamaya başlamış, toz ve taş parçaları her yere uçuşmuştu. Tüm köprü sallanıyordu. Bazı ağır kayalar köprünün iki tarafından fırlayarak nehrin içine düşmüştü. Etki, bir dizi su kolonu yaratmıştı bir anda!
''Hahaha, seni köfte! Üç Yıldız Savaşçısı olarak benim saldırımı karşılayamayacak kadar poşet misin lan sen?!''
Fei, Landes ile alay etmeye başlamıştı. Köprünün üstünde sağlam bir şekilde durmuş ve baltasının ucuyla, Landes'i işaret etmişti. O anda orada duran tek kişi o değilmiş de, arkasında binlerce kişilik birlikler varmış gibi hissetmişti herkes. Baskı, harekete geçmeye düşmanlar için ezici bir his yaratmıştı.
''Geri basın bakayım! Hahaha, gerçi siz zaten saldıramazsınız, başınızdaki herifin kafasında beyin yerine köfte olduğundan, sizinkilerde neler olduğunu düşünemiyorum bile!''
Fei düşmanlarla da biraz alay ettikten sonra, ifadesini değiştirmiş ve kolunu yavaşça sallamıştı.
Devasa bir güç miktarı yollanmıştı kolundan ve direkt olarak, hemen arkasında hücuma geçmek üzere alan güçlü adamları geri ittirmişti. Barbar'ın fiziksel gücüyle karşı karşıya gelen güçlü herifler ise son derece hızlı koşarken, koca bir duvara çarpmış ve geri gönderilmiş gibi hissetmişlerdi.
Henüz hiç kimse tepki verememişken, Fei hemen biraz önceki gibi zıplamış ve kuvvetine odaklanarak havayı biraz bölmüştü.
Baltanın keskin kısmı, son derece büyük bir hızın yarattığı sürtünme kuvvetiyle kırmızıya dönmüştü. Bir yanma hissiyle birlikte Landes'i hedef almıştı, eşsiz bir momentuma sahipti.
Havadayken bir yandan da bağırıyordu, ''Haha, kim bunu karşılamaya cüret edebilir? Tavuk, sen edebilir misin?''
Elbette, kimse cüret edemezdi. Üç Yıldız Savaşçısı Landes de dahil olmak üzere tüm düşmanlar, bu saldırıdan kendilerini sakınmak için geri çekilmişti.
Binlerce düşmanın içerisinde, Kule Sığınağı-Ejderha Mızrağı oluşumunu yıkıp geçmiş canavarın saldırısını karşılamaya kimse cüret edememişti. Kendi hayatlarını korkusuzca feda etmiş olan canavarların karşısında, tek yolları geri çekilmekti.
Ama Fei, bunu bir cevap olarak kabul etmemişti.
Zıplamaya devam etmiş ve düşmanları doğramıştı, dayanıklılığını hiç umursamıyordu. Öfkeli bir canavar gibiydi, düşman alanlarının içerisine adım adım giriyordu. Ne birisi onu durdurmaya cesaret ediyordu, ne de bakışlarına cevap veriyordu.
''Hepinizi geberteceğim köfteler, tek tek hem de!''
''Ne? Hiçbirinizde karşıma çıkacak yürek yok mu? Komutanınıza söyleyin de, bir dahakine karşıma tavukları değil askerleri getirsin!''
''Hahaha, hepiniz kafasını donuna sokmuş korkaklar falan mısınız ya?''
''Oh, Landes, senin bir savaşçı olarak şerefin nerede lan puşt? Gel de seni iyi bir döndüreyim!''
''Kimin cesareti var benimle savaşmaya, ha?!''
Her bir saldırının ardından Fei, düşmanlarla dalga geçmeye devam ediyor ve bir adım ileri gidiyordu.
Gurur ifadesi, topraklarında göz gezdiren bir imparatorunki gibiydi. Kimsenin ona bakmaya cesareti yoktu. Fei bir adım attığında, her zaman düşmanlar da ürperiyor ve bir adım geri gidiyorlardı. Landes bile Fei'nin saldırılarıyla baskı altına alınmıştı; eğer Fei'nin bir saldırısını karşılamaya çalışırsa, Üç yıldız Seviyesi'nden gelen kalkanıyla bile, muhtemelen iki parçaya ayrılırdı. Korkunun gücü onu durmaksızın geriye gönderiyordu.
Fei düşmanları yedi ya da sekiz saniyede, sekiz kere biçmişti.
Tüm bu saldırılar bir yıldırım gibi köprünün üstüne düşüyor ve tüm bir köprü delicesine titriyordu. Birçok büyük kaya ve taş fırlayarak köprünün içine gitmiş, cesetler için savaşıyor olan su yaratıklarından düzinelerce öldürmüştü. Nehrin yüzeyi, güçlü akıntıya rağmen kırmızı renge dönmüştü.
Düşmanlar tek bir adamın baltasının baskısından dolayı, on altı ya da on yedi metre kadar geri çekilmişti..
Sekiz saldırıdan sonra, Fei duraksamış ve gülmeye başlamıştı. Düşmanlar da rakiplerinin gülüşüyle birlikte yavaşça geri çekilmeye devam etmişlerdi.
Fei rahat bir şekilde gözlerini düşmanların üzerinde gezdirdi. Daha sonra aniden birkaç adım ileri değil, birkaç adım geri gitmiş ve bir kere daha Barbar'ın [Sıçra]'sını kullanmıştı. Yedi sekiz metre kadar yükseğe çıktıktan sonra, tüm gücüyle birlikte yere vurmuştu.
Bu saldırı şaşırtıcı bir şekilde, daha çok arka tarafındaki köprünün yüzeyini hedefliyordu.
''Çat--''
Barbar Fei'nin kullandığı balta, görünüşe göre onun vahşi gücünü daha fazla kaldıramayacaktı. Üzerinde birkaç siyah çatlak belirmesinin ardından, kalın ve siyah sapı çatırdamış ve ikiye ayrılmıştı.
Büyük güç, köprünün yüzeyi ile çarpışmış ve herkesin, kulaklarını kapatmasına neden olacak kadar büyük bir ses yaymıştı etrafa. Yakın ve çok da güçlü olmayan düşmanların kulak zarlarının patladığı belli oluyordu. Kan kısa bir süre içerisinde kulaklarından dışarı akmaya başlamıştı. Bazı düşmanlar doğru düzgün ayakta dahi duramamış ve son derece sersemlemiş bir şekilde, köprüden düşmüşlerdi...
Fei'nin gösterdiği gücü, tanrıların öfkesi hepsinin üzerine serbest bırakılıyormuş gibi hissettirmişti.
Tüm düşmanların yüzlerinden kanlar çekilmişti, solgunlardı.
Şokun ardından, Pierce de dahil olmak üzere birçok insanın zihinlerinde aniden bir soru oluşmuştu. ''Neden Alexander arkasına dönüp köprüye saldırsın ki?''
Taş parçalarının ve tozların temizlenmesinin ardından, herkes köprüyü bir kere daha görebiliyordu. Fei köprünün üzerinde duruyordu, göğsü sürekli inip çıkıyordu. Böyle büyük saldırılardan solduğu ve yorulduğu açıktı.
Sessizce bekliyordu orada.
Elindeki yarım balta sapıyla, Fei, Landes'e yüzündeki alaylı gülümsemeyle bakıyordu.
Bir saniyeliğine, nadir bir sessizlik tüm savaş alanını sarmıştı.
Herkes birbirlerinin devamlı nefes alışını dahi duyabiliyordu.
Bir anda, bir şey gerçekleşmişti.
''Çat!''
Herkes ince bir ses duymuştu o anda.
Böceklerin hareketlerinden geliyormuşçasına hafif ve ince bir sesti bu, ancak herkesin kalbinde bir gök gürültüsü etkisi bırakmıştı. Panik yapmaya engel olamamışlardı. Fei'nin ayaklarının altında örümcek ağlarına benzeyen sayısız çatlak belirdiğinde korkuya kapılmışlardı. Bütün köprü, bu çatlaklarla dolmuş ve yıkılmaya başlamıştı.
Taş köprü şiddetle sarsılmaya başladı aniden!
''Çat! Çat! Çat!''
Çatlaklar gittikçe büyüyordu.
Devasa taş ve kayalar yüzlerce metre yükseklikten Zuli Nehri'nin içine dalıyordu ve devasa dalgalar oluşturuyorlardı.
''Siktir! Köprü yıkılmak üzere!''
Landes resmen donunu bombalamak üzereydi. Fei'nin niyetinin ne olduğunu bilseydi de onu durdurmak için zamanı olmazdı. Yere sert ve agresif bir şekilde ayağını vurmasının ardından enerjisini hızlıca kendisini geri göndermek için kullanmıştı. Üç Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçı da olsa, eğer bu nehirdeki güçlü akıntının içerisine düşerse, keskin dişlerle onu hoşça karşılayacak olan binlerce kana susamış su yaratığının yanında hayatta kalması için hiçbir yol olmazdı.
Magnec