Bende ceset patlamayı nasıl kullanacak diyordum
Tek başına iken zannettim çok iyi strateji
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
49. Bölüm Ölüm Büyücüsü’nün Gücü
"Savaş Tanrısı'nın gölgesi üzerimizde!''
Fei, yanındaki adamları motive etmeye devam etmeyi unutmuyordu.
Bağırdığında baltasını yavaşlatmamış, anında önündeki iki düşmanını üç parça halinde dilimlemişti.
Fei hafifçe şaşırdı. Düşmanın tepki verip yeniden birleşmesi, kendi tahminlerinin çok ötesindeydi. Görünüşe göre şimdi ileri hücum etmek daha zor olacaktı. Ancak, yaydan çıkan bir oku geri getiremezdi.
Fei, Kalkan Sığınağı oluşumunu tekrardan kırıp geçmek ve kuşatma merdivenleri ile mancınıkları yapabildikleri kadar hızlı bir şekilde, adamlarıyla birlikte yok etmeleri gerektiğini biliyordu.
Şu anda, zaman hayatın ta kendisiydi.
Taarruz hızları yavaşlayamazdı. Düşman komutanının olayı kavrayıp emirleri yağdırmaya başlamasından önce her şey tamamlanmış olmalıydı. Aksi takdirde, bir kere kalabalığın içinde kaldıklarından ve Yıldız Seviyesi'ndeki savaşçıların varmasının ardından, Fei tek başına kaçmayı başarabilse dahi biraz bile enerjiye sahip olmayan, Yıldız Seviyesi'nde hiç olmayan yirmi iki güçlü adamın kaçması mümkün olmayacaktı.
''Beni merkez alarak Tığ Düzeni'ni tekrar kurun hemen! Hızlı, hızlı, hızlı!''
Fei'nin bağırışını dinleyen, savaştan dolayı pozisyonları gevşemiş olan yirmi iki güçlü adam hızlı bir şekilde oluşumlarını tekrar kurmuştu. Pierce ve Drogba sırasıyla Fei'nin sol arka ve sağ arka taraflarına geçmişlerdi. İkisi de düşmanların kanıyla kaplıydı. Kan ve kemik parçaları silahlarından aşağıya kayıyor, onların cehennemden gelmiş şeytanlar gibi görünmesine neden oluyordu.
Arkalarındaki diğer adamlar da epey benzer bir biçimdeydi. Bir kan yağmurunda şemsiyesiz kalmış gibi görünüyorlardı. Zırhlarından hala kan damlıyor ve üzerlerinde görülebilen tek rengin, kırmızı olmasını sağlıyorlardı.
Fei'nin, yani 'Kıyma Makinesi'nin yola liderlik ediyor olmasından dolayı onlar için bir tehdit oluşturabilecek her türlü düşman onun tarafından hızla öldürülmüştü, böylece diğer adamlar yara almamış ya da kayıp vermemişti. Düşmanların verebildiği en yüksek hasar, ağır zırhların üzerindeki birkaç çizikten ibaretti.
''Herkes mavi su torbasından biraz su içsin ve benim emirlerimi beklesin. Sinyal verdiğimde, derhal hücuma geçeceksiniz!'' Fei arkasındaki adamlara seslenip biraz beklemesinin ardından, ilk başta kendisi hücuma geçmişti.
''Bam, bam, bam!''
Düşmanlara doğru hücuma geçtiği anda birkaç ceset tekmelemiş ve onların, üç metrelik Kalkan Sığınakları'nı aşarak düşmanların üstüne, kalkanların arkasına düşmesini sağlamıştı. Kalkanların ardında birkaç bağırış çağırış ortaya çıkmış olsa da, birkaç ceset orada bir kaos oluşturmak için yeterli olmamıştı.
Aslında Fei de birkaç cesedin onları mahvetmesini beklemiyordu.
12. Seviye bir Barbar olan Fei için, iki ya da üç metrelik bir mesafeyi kapatmak bir saniyeden az sürecek olsa da, Fei, başka bir şey yapmıştı.
''Değiştirme modu.''
Aklından Ölüm Büyücüsü'nü seçmiş ve Barbar ile onu, hızlıca değiştirivermişti.
Aniden beyaz bir ışık parlamış ve ellerinin arasındaki koca balta ve Barbar'ın vahşi fiziksel kuvveti kaybolmuştu. Onun yerine kasvetli ve beyaz bir ölüm bulutu etrafında belirivermişti, sise benziyordu.
O anda Ölüm Büyücüsü'nün yetenekleri de aktif olmuştu aynı şekilde.
[Ceset Patlayışı]!
Birçok küçük ve neredeyse görünmez ölüm enerjisi bulutu Fei'nin avucundan fırlamış ve kalkanların arasındaki boşluklardan içeri sızarak, biraz önce yeni oluşumun merkezine ulaşmış cesetlerin içine girmişti.
''Patla! Patla! Patla! Patla!'' Fei içinden bağırmıştı. Aniden, Fei'nin yolunu kapatıyor olan 'çelik duvar'ın arkasında büyük patlama sesleri ortaya çıkmış ve onları da, korkutucu çığlıklar takip etmişti.
[Ceset Patlayışı]'nı kullanmıştı.
Kalkan Sığınağı'nın arkasında saklanıyor olan düşmanlar, Fei'nin onlara fırlattığı cesetleri pek de umursamış sayılmazdı. Eğer birkaç ceset bir kaos yaratabiliyor olsaydı onların arasında, elitler olarak çağrılmayı hak etmezlerdi. Ancak, cesetlerin bu şekilde patlayacağını hayal dahi edemezlerdi. Patlamalar oldukça yoğundu da... Yoğun, bol kan ile kıymaya dönmüş etler aniden onların deri zırhlarını delip geçmişti. Patlayan kemik parçaları ise, metal zırhlarını rahatça delebilen oklar gibiydi.
Cesetlere pek dikkat etmemiş olmalarından dolayı, kayıpları son derece fazla olmuştu.
Yirmiden fazla düşman, bir ses dahi çıkaramadan anında öldürülmüştü. Uzuvları kopan ancak ölmeyen daha şanssızları da vardı, köprüde çaresizce yuvarlanarak acı içerisinde çığlıklar atmaya başlamışlardı. Ayrıca ciddi anlamda şanssız olan düşmanlar da vardı orada, hiç yara almamış olsalar dahi tüm bu kaostan dolayı, kazara köprüden düşüp Zuli Nehri'nin süratli akıntısının içinde gömülmüşlerdi. Kafaları, onlar hayatta kalmaya çalışıyorken birkaç kere suyun üstüne çıkıp tekrar içeri girmiş olsa da, kısa bir süre içerisinde öfkeli akıntı tarafından ''yutulmuş'' ve gözden kaybolmuşlardı...
[Ceset Patlayışı] gerçekten de çok güçlüydü. Kara şövalye [İki] bile şaşkına dönmüş ve bir kemik parçasıyla sol kolunun delindiğini görmüştü. Başparmak büyüklüğünde bir delik oluşmuştu orada ve kan, akmayı durdurmuyordu. Vücudunda savunma kabiliyetini artırmak için bulunan ek enerji bulunuyor olsa da bu, [Ceset Patlayışı]'ndan gelen hasarı tamamen bloklamak için yeterli değildi. Eğer o kara maskeyi giyiyor olmasaydı, tüm askerleri onun acıyla buruşmuş ve solgun bir hale gelmiş yüzlerini görebilirlerdi.
Hiçbiri cesetlerin neden patlayıp yeni bir kaosu ortaya çıkardığını bilmiyordu.
Bir diğer tarafta, Fei'nin hücum hızı da hiç azalmamıştı. [Ceset Patlayışı]'nu kullanmasının ardından, anında Barbar'a geri dönüş yapmıştı.
Fiziksel gücünün dönmesiyle birlikte ise iki ayağıyla yeri damgaladığı gibi kükremişti. Sert taş köprüde, [Sıçra]'yı kullamasıyla birlikte çatlaklar oluşturmuştu.
''Bam!''
Aniden havalanmış bir dağ gibi, Fei'nin vücudu parlak güneşin altında büyük bir gölge oluşturmuştu. En azından beş metre yükseğe zıplamış ve Kalkan Sığınağı ve Ejderha Mızrağı'nın oluşturduğu metal kirpiyi geçmiş ve neredeyse düşmanları arkasında bırakacak şekilde yere inmişti.
''Son duanı et, çoktan öldün sen!’’
[İki] adlı kara şövalye düşmanının ön hattın üstünden 'uçup' kendine doğru geldiğini ve hiçbir silaha sahip olmadığını görmüştü. Bu onun için muazzam bir fırsattı. Sol kolundaki yarayı umursamamış ve zıpladığı gibi, tüm enerjisini sağ koluna toplayarak Fei’ye kılıcını saplamıştı.
Güvenilir ve yeterli kılıç teknikleriyle, hemen önünde duran ve sadece kuvvete sahip olan bu ‘boğa’yı öldürmeye çalışıyordu.
Daha atik olduğundan, havada yapılan bir savaşı kazanabileceğine dair kendine güveni tamdı. Böyle ağır bir zırhı giyiyor olan bir düşmanın karşısında, onun kaçmasına izin vermeden bu ‘yaratık’ın kalbini delmenin en az yüz yolunu bulabileceğinden emindi.
Ancak…
‘’Hadi lan oradan!’’
Fei hala havadayken bağırmış ve [İki]’nin kılıcını, hemen onun boynunun yanında tekmelemişti.
[İki], sadece gözlerinin önünde bir parıldama görmüş ve hiçbir şekilde rakibinin hareketlerini takip etmek için yeterli olmadığını fark etmişti. Tüm vücudu uyuşmuş hissediyordu, sanki bir yıldırım çarpmıştı ona… Tekmelenmiş kılıcını daha fazla tutamamış ve fırtınadaki bir karınca gibi uçmaya başlamıştı geriye doğru.
‘’Puuuuuu!’’
Kan, [İki]’nin sağ elinden de gelmeye başlamıştı. Fei’nin tekmesiyle birlikte, kılıcı tutan eli kopuvermişti.
Ancak [İki]’nin kabusu burada da sonlanmamıştı. Daha yere inmemişken, Fei ona ikinci bir tekme hediye etti.
Bu sefer, Fei onu göğsünden tekmelemişti. Kırılan ve ezilen kemiklerin sesleri [İki]’nin vücundan çıkıp sesli bir şekilde yankılanırken, korkutucu ve derin bir ayak şekilli ‘delik’ belirmişti onun göğsünde. Aniden düşüşü hızlanmış ve düşman askerlerinin üstüne doğru uçmuştu. Düşmanlar domino taşları gibi devrilirken, arka planda çığlıkların her türlü tonundan oluşturulmuş bir müzik vardı…
[İki]’nin kalbi, göğsüne bir tekme yediği anda parçalara ayrılmıştı. İçinde birazcık bile hayat yoktu şu anda. Yere düştükten sonra hareket edememiş, hiçbir ses çıkaramamıştı… Daha fazla ölü olamazdı…
Gözleri genişçe açılmış ve şokla dolmuştu. Aklındaki son soru, Yıldız Seviyesi’ndeki bir savaşçıyken hiç enerjisi olmayan bir adamın ayağının altında nasıl bir tavuk gibi öldüğü olmuştu anlaşıldığı üzere...
Elbette, eğer [İki] bu karşısına alacağı ‘canavar’ın geçen günkü kuşatma iki tane Yıldız Seviye Savaşçı’yı ezip geçen herif olduğunu bilseydi, onu gördüğü anda ilk tepkisi kaçabildiği kadar hızlı kaçmak olurdu. Askerin güvenini kazanmak için bu adamın karşısına çıkmak olmazdı.
Maalesef, hayat kimseye ikinci bir şans vermezdi.
Fei seviye 5 bir Barbar iken bile basitçe Yıldız Seviyesi’ndeki savaşçıları öldürebiliyordu. 12. Seviye’ye ulaşmasının ardından elbette [İki] gibi adamları parmağını şıklatarak kolayca öldürebilirdi.
Kendi komutanlarının sadece bir tekmeyle öldürüldüğünü görmelerinin ardından, oluşumun içerisindeki askerlerin zihnini de, fikrini de, eylemlerini de kaos kaplamıştı. Fei hepsinin ortasına inmiş ve onları kana doymayan baltasını doyurmaya çalışmak için kullanmaya devam etmek üzere onu eline geçirmişti.. Beyaz bir parıldamanın ardından Barbar’ın devasa ve tehlikeli baltası, bir kere daha ellerindeydi.
‘’Tink, tink, tink, tink!’’
360 dereceyle, acımasız bir şekilde kendi etrafında dönmüştü. Neredeyse bir kılıç fırtınası oluşturuyordu. Ona yakın olan tüm düşmanlar eşek cennetini boylamıştı, hem de silahlarıyla birlikte… Kan akmaya devam ediyorken Fei, Kalkan Sığınağı düzenindeki kalkanlara daha da yaklaşmıştı. Tüm gücünü kullanmış ve kalkanlara destek çıkan tüm saban oklarını, mızrakları baltasından yansıyan güneş ışığının altında metal parçalarına dönüştürmüştü. Üç kat metal içeren tüm kalkanlar da en az iki parçaya ayrılmış ve Zuli Nehri’nin derinliklerine gönderilmişti, bir sürü dalgacık oluşmuştu Zuli’nin içine düşenlerle… Ceset, mızrak, ok, yay, kalkan… Ne ararsan vardı şu anda nehrin dibinde.
Daha önce birçok insanın gözünde yok edilemez, geçilemez olan Kalkan Sığınağı-Ejder Mızrağı oluşumu, ekmek dilimleri gibi parçalarına ayrılıyordu şu anda. Dahası, Fei gibi parçalarına ayrılıyorlardı, hem de TEKRARDAN!
‘’Taarruza devam! Bu piçlerden temizleyin bu köprüyü!’’
Fei Barbar ile Ölüm Büyücüsü altında bir kere daha gitmişti. Daha sonra da hızlıca tekrar yapılmış yeni Kalkan Sığınağı-Ejder Mızrağı oluşumunu bir dakikadan kısa bir süre içerisinde yerle bir etmişti. Bir sürü insan şok içerisindeyken, Fei adamlarına bakarak sulandırılmış [Dayanıklılık İksiri]’nden içmelerini ve hücuma geçmelerini işaret etmişti.
‘’Bam, bam, bam, bam!’’
Ağır süvariler birliği, yirmi iki güçlü adam koşmaya başladığında hücuma geçmiş gibi hissettirmişti. Tüm taş köprünün ayaklarının altında titrediğini, her an yıkılabileceğini düşünmüştü izleyenler… Bu bir illüzyon gibiydi.
Kan ve et parçaları bu adamların zırh setlerinin üzerindeydi. Sanki cehennemden, şeytanların en büyüğünün emriyle buraya gelmişlerdi.
Magnec