Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Elena'nın Şaşkınlığı

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei şok olmuştu. Önündeki yaratıkların kafasını hızlıca uçurmuş ve ne olduğunu görmek için arkasına dönmüştü. Elena'nın aslında hiçbir yaratık tarafından saldırıya uğramadığı ortaya çıkmıştı. Ancak, uzaklarda olan mağaranın karanlık girişinde ruhsuz bir görünüşü vardı. Vücudu gerilmişti ve yayı tutan elleri, kontrolsüz oldukları belli olacak bir şekilde titriyordu. Kararmış bir objeye bakıyorken gözyaşları soluk yüzünden aşağıya damlıyordu.

Fei endişelenmişti, Elena'nın yanına koştu. Yakınlaştıkça, bu kararmış objenin bir kadın akıncının harap olmuş vücudu olduğunu fark etmişti.

Bu kişi kadın akıncılar arasında epey yaygın olan kalın, sert bir deri zırh giyiyordu. Elena gibi kızıl saçlara sahip olsa da, ondan daha genç görünüyordu; 17 yaşlarında gibiydi. Kesinlikle hala canlıyken yaratıklar tarafından işkence görmüştü. Göğsü yırtılarak açılmıştı, hatta kalbi kayıptı. Sol kalçasında korkutucu kesikler vardı ve sağ uyluk kemiğinin üstündeki et kayıptı, en iç taraftaki kemik açığa çıkmıştı. Bir şey tarafından yenmiş gibi görünüyordu...

''Oh, Tanrım!.. Hayır... Olamaz... Bu... Bu Nina, [Kanlı Kır]'da yiyecek aramaya çıktığımızda kaybolmuştu ve o şimdi...''

Elena, ayakta kalmaya derman bulamamıştı kendisinde. Bir anda dizlerinin üstüne çökmüş ve gözyaşlarını tutamamıştı. ''Sadece 17'sindeydi ve bu, kamptan ayrılarak bir göreve katıldığı ilk seferdi... Gitmek için gönüllü de olmuştu... Nina kampta çok sıkı çalışıyordu, ne kadar zorlandığı önemli olmaksızın, yüzünde her zaman canlı bir gülümseme olurdu ve neşe dolu bir melek gibi bizi destekler, teşvik eder ve güldürürdü. Bu... Nasıl olabilir böyle bir şey?.. Ah, ah... Bu yaratıkların tamamı cehennemin dibini boylamalı!''

Elena'nın inleyişini dinledikten sonra, Fei kısmen neler olduğunu anlamıştı. Bu cesedin sahibi olan kızın Elena'nın tanıdığı birisi olduğu açıktı. Bir ay kadar önce yaratıklar tarafından bir görev üzerindeyken kaçırılmış ve dehşet verici bir şekilde, acı çekerek böyle bir mağarada can vermişti.

17 yaşındaki bir kız, normal koşullarda hayatının tadını çıkararak eğleniyor olmalıydı. Ama Nina, görünüşe göre trajik bir kadere sahipti. Bu Fei'yi, Nina'nın kim olduğunu bilmiyor olmasına rağmen epey üzmüştü.

Başlangıçtan beri Diablo Dünyası Fei'ye gerçekçi hisler veriyordu. Yaralandığında gerçek bir acı hissediyordu. NPC'ler kendi zekalarına sahipti, o susuyor, acıkıyor ve çok uzun süre savaştığında yoruluyordu. Ama bilinçsiz bir şekilde Fei, bu dünyaya hala bir oyunmuş gibi bakıyordu.

Ancak, Nina'nın hayat hikayesini duyduktan ve bu gözlerinin önündeki mahvolmuş cesedi gördükten sonra, Fei, tam olarak yanıldığını fark etmişti. Diablo Dünyası da gerçek bir dünyaydı. Bu dünyanın sakinleri sadece zekaya sahip değildi, aynı şekilde duygu ve düşünceleri de vardı. Onlar yaşayan insanlardı, programlanmış kod ve yazılımlar değillerdi.

''Tamam Elena, ağlama, kendini daha fazla üzme. Yapmamız gereken şey Nina'nın intikamını almak ve buradaki tüm o şerefsiz yaratıkların kellesini almaktır!''

Fei hala ağlamaya devam eden bu güzel kadını nasıl güzelce teselli edeceğini bilmiyordu. Ona elini uzatmış ve gözlerinden yaşlar süzülen bu paralı askerin kalkmasına yardım etmişti. Biraz önce yaratıkları vahşice katleden ''Savaş Tanrıçası'', şimdi ilgi ve korumaya ihtiyaç duyan küçük, zayıf bir kıza benziyordu adeta. Fei, onun özgür ve soğuk tutumunun ardındaki zayıf, küçük kızı görmüştü.

Belki bu, onun bu dehşet verici çevre tarafından baskılanmış gerçek doğasıydı. Yaratıklarla savaşırken ne kadar güçlü ya da sakin olduğu fark etmezdi; Elena da sadece 21 yaşındaki genç bir kızdı. Dünya'da, bu yaştaki çoğu kız okulda olurdu ve parlak bir geleceğe sahip olurlardı. Ancak değişimli olarak, Diablo Dünyası'nda, acımasız yaratıklara karşı savaşmak ve hayatta kalmak için eğitim görmek zorunda kalıyorlardı. Arkadaşlarının ve ailelerinin ölmesini izlemeleri ve bunun hakkında hiçbir şey yapamamaları hiç de alışılmamış bir şey değildi.

Fei toprakta baltasıyla büyük bir mezar kazmış ve Nina'nın cesedini oraya gömmüştü. Cesedi taşırken bir şey fark etmişti, bu eşya ya da altın değildi,.Daha çok bir cep dolusu bitki tohumlarıymış gibi görünüyorlardı.

[Akıncı Kampı]'ndan yiyecek bulmak için gelmiş olan bu küçük kız, böylesine bir yerde ölmüş olsa dahi 'hazine'lerini korumuştu anlaşılan. Elena o tohumlara en değerli varlığıymış gibi davranarak onları dikkatli bir şekilde cebine yerleştirmişti. Nina'nın vücudunu gömdükten sonra, ikili maceralarına devam etti.

Elena, biraz önce yaşananlarla topladığı hüznü öfkeye çevirmiş ve bunu yaratıklara karşı kullanmaya başlamıştı. Fei pek fazla savaşamıyordu; tam saldırmak üzereyken birkaç ok bir yerlerden geliyor ve Fei'nin kellesini almaya niyetlendiği canavarların canını alıveriyordu.

Elena'nın, Fei'ye karşı olan tavırları bir hayli değişmişti. Hala bu karanlık geçitte ilerlerken pek fazla konuşmuyor olsalar da, Fei, arkasındaki Elena'nın ona olan bakışlarının çok daha yumuşaklaştığını hissetmişti...

Biraz daha ilerlemelerinin ardından, birkaç kadın akıncının cesetleriyle daha karşılaşmışlardı. Şanslarına Elena onları tanımıyordu. Böylece Fei epey büyük bir beladan kurtulmuştu. Ancak o hala vicdana sahipti ve bu zavallı akıncıları düzgünce gömmek için vakit ayırıyordu.

Fei orijinal oyundan anılara sahip olduğu için, [Yeraltı Geçidi]'nin ikinci katına gitmek yerine direkt olarak onları [Kara Koru]'ya götürecek olan patikayı seçmişti.

Fei ve Elena [Yeraltı Geçidi]'nden çıkıp [Kara Koru]'ya ilk adımlarını attıklarında, burasının daha aydınlık olduğunu fark etmişlerdi.

[Kara Koru], kara değildi. Burada [Kanlı Kır] ve [Yalın Soğuk]'takilerden daha fazla çimen ve ağaç vardı, ancak bir orman olmaya yaklaşamamışlardı da...

Yağmur damlaları gökyüzündeki kara bulutlardan düşmeye başlamıştı. Fei henüz karşılaşmadıkları yaratık ve şeytan kalabalığıyla aralarındaki mesafeye bakmıştı. Daha agresifti bunlar. Portaldan çıkan iki insanı gördüklerinde, direkt olarak sesli bir şekilde çığlık atmaya başlamış ve onlara doğru hücuma geçmişlerdi.

''Vızz, vızz, vızz...''

Buz oklarından oluşan bir yaylım ateşi, onlara doğru sanki bir makineli tüfekten fırlayan mermi gibi ilerlemeye başlamıştı.

''Pırr, pırr, pırr...''

Çift elli balta, Fei onu kuvvetli bir şekilde salladığı gibi ölümcül bir yörünge çizmişti.

Bu iki öfkeli savaşçının yaptığı katliamın içerisinde, yaratık ve şeytanlar saldırıya geçtikleri hızla ölmüştü.

Fei ve Elena, ekinleri biçen yetenekli çiftçiler gibi yaratıkları yok etmişlerdi.

Bu Inifuss Ağacı'ydı.

Ağacın altında çürümüş ceset yığınları vardı. Sinek sürüleri üstlerinde uçuşuyordu. Ağacın dallarına asılı cesetler bile vardı burada, karamış kan ve irinleri aşağıya damlıyordu. Ağacın etrafından yayılan koku herhangi birinin basitçe kusmasını sağlayabilirdi. Eğer bir cehennem varsa, Diablo Dünyası'ndaki bu sahne onu tasvir etmek için  yeterli olurdu.

Fei yavaşça ağaca yaklaştığı gibi burnunu tutmuş, daha sonra da yumuşakça ona dokunmuştu.

''Pat!''

Ağaçtan beyaz bir parşömen düşmüştü.

Fei  onu alıp açmıştı. Kırmızımsı ve siyahımsı, kana benzeyen bir materyalle çizilmiş gibi görünen geniş bir yuvarlak vardı burada. Yuvarlağın içinde beş köşeli bir yıldız ve parşömenin geri kalanını da kaplıyor olan gizemli sembolleri içeriyordu. Şu büyü parşömenlerinden biriymiş gibi görünüyordu bu, ama Fei hiçbir şey anlayamamıştı.

''Görünüşe göre Akara'nın çevirisini almam gerekiyor.''

Fei bunu [Eşya Deposu]'na atmış ve yaratıklardan düşen birkaç değerli eşyayı almıştı. Daha sonra da [Portal Parşömeni]'ni kullandı ve mavi portal tekrar belirdi.

Fei arkasını dönüp hala ona muhafızlık ediyor olan Elena'ya onu portalın içine doğru takip etmesi için işaret etti. Ancak, şaşkın bir ifade bir kere daha Elena'nın yüzünde belirmişti.

''Bu... Bu bir [Portal Parşömeni] mi?''

Elena'nın sesinden bile şaşkınlık anlaşılıyordu, gözlerine inanamıyormuş gibiydi.

Güzel paralı asker geçiriyordu içinden, ''Eğer sevgili kız kardeşlerim bunun gibi büyülü parşömenlere sahip olsaydı, kaç hayat kurtarılabilirdi acaba? Belki de Nina hala hayatta olurdu...''

''Evet, bu bir [Portal Parşömeni].''

Fei Elena'nın ruh halindeki değişimi fark etmiş olsa da, çok takmamıştı kafasına. ''Sadece 80 altın eden [Portal Kağıdı]'nda bu kadar özel olan şey ne ki?'' Zaman kısıtlıydı ve Fei, planlarını gerçekleştirmek için epey bir zamana ihtiyaç duyuyordu. Harcayacak vakit yoktu, bu yüzden basitçe cevap vermiş ve portala adım atmıştı.

[Akıncı Kampı]

Fei parşömenin çevrilmesini sağlamak için Rahibe Akara'nın yanına gitmişti. Elena Fei'yi takip etmiş ve dikkatle portala girmişti. Kampa geri dönmek için kullandığı bu portalı hayatında ilk kez kullanmıştı Elena, bu yüzden kafası hala şaşkınlık ve merakla doluydu. Kız kardeşlerini ziyaret edip Nina'nın ölümünü onlara anlatmayı planlamıştı, ama yeni kimliğini ve Fei'nin görevini düşündükten sonra tereddüt etmiş ve sonunda planından vazgeçmişti.

Üç dakika kadar sonra, Fei elinde parşömenle birlikte geri döndü.

''Elena, neden gidip kız kardeşlerinle konuşmuyorsun biraz?''