patronun kim olduğunu iyice göstermemiz lazım yoksa adam olamayacak bunlar
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
26. Bölüm Kralın Dediği Olur!
''Şerefsize bak sen! Benim normale döndüğümü biliyor olmasına rağmen, hala emrime karşı gelmeye cüret edebiliyor mu? Görünüşe göre benim kral olduğumu falan düşünmüyor bu herif hala. Ona kimin patron olduğunu göstermemin zamanı gelmiş!..'' diye düşünmüştü Fei.
''Hasta mı? Hmph.'' Fei biraz homurdandı, ''Pierce, yirmi asker al ve git. Herhangi bir bahaneyi kabul etmiyorum, Gill'i buraya getir. Onu bağlaman gerekse bile sorun yok, onun kıçını bu surun üstünde görmek istiyorum! Ha, eğer birisi direnmeye falan cüret ederse, onları oracıkta öldürme iznine sahipsin!'' dedi daha sonra da. Sesi soğuktu. Kralın sesindeki öfkeyi, gözlerindeki ölümcül bakışı görmek buradaki hiç kimse için zor değildi.
''Dilediğiniz gibi, Majesteleri!''
Pierce heyecanlanmıştı. Bu kararlı ve kesin kral, askerlerin takip ve etmek ve desteklemek, en önemlisi de sadakatle bağlı olmak isteyeceği bir kral tipiydi. Komutu kabul ettikten sonra surdan askerlerle birlikte aşağı inmişti hızlıca.
''Brook, birilerini gönder, Askeri Yargıç Conca'yı ve Bekçi Oleg'i savunmaya yardım etmeleri için çağır. Eğer direnirlerse, onları da oracıkta öldürün!''
Fei hızlı bir şekilde bu iki ''soğukkanlı'' komutu vermişti. Bu heriflere bir ders verecekti.
Dün gece yaralı askerleri iyileştirmek herkese nezaketini göstermek , savaştan kaçan birkaç asili ele geçirmek ise, ne yaptığını herkese kanıtlamak içindi. Bu düşünce dün gece aklına gelmişti Fei'nin, eğer düşmanlara karşı hiçbir şey yapamazsa, en azından çürümüş Chambordlular’a bir şeyler yapacaktı.
Fei'nin beklediği gibi, bu iki emri vermesinin ardından surdaki atmosfer son derece ciddi bir hal almıştı. Fei askerlerin moralinin yükseldiğini hissediyordu.
Bu anda, Angela da gülümseyerek gözetleme kulesinden dışarı çıkmıştı.
Emma da yorgun bir şekilde onu takip etmiş, esnemiş ve gözlerini ovmuştu. Fei'yi görmesinin ardından da ona gizlice bir göz kırpmış ve yumruğunu sıkmıştı, Fei onun ne demek istediğini basitçe anlayabilmişti tabii: ''Ne yapacağını biliyorsun!''
Fei de onlara gülümsedi.
Bir saat kadar önce yaptıkları konuşmanın ardından, Emma'nın düşmanca olan tavrı çoktan kaybolmuştu.
Fei, bir yandan nişanlısının karışmış saçını düzeltirken, ''Angela, tam vaktinde uyandın. Çok önemli bir konuda yardımın lazım.'' demişti.
''Hangi konuda?''
Alexander'ın yardım isteğini duyduktan sonra, güzel kız bir anda enerjiyle dolmuştu. Alexander'a biraz bile yardım edemeyeceğinden korkuyordu aslında; ama şimdi Fei onun yardımına ihtiyaç duymuştu ve doğal olarak Angela da, ona yardım etmek için ne gerekiyorsa yapmak üzere isteklilikle dolmuştu. Utangaçlığı Fei'nin dokunuşlarıyla birlikte üzerine gelmişti, kafasını yavaşça kaldırmış ve yanakları kızarıyorken sessizce sormuştu.
''Gidip Emma ile birlikte Lampard Amca'yı çağırabilir misiniz buraya? Savaş başlamak üzere ve burada onun taarruzuna gerçekten de ihtiyacımız olacak.'' Fei konuştu ciddiyetle.
''Tamamdır, gidiyorum şimdi!'' Fei'nin acil isteğini duymasının ardından Angela, hala uykulu olan Emma'yı tutup çekmeye ve merdivenlere doğru ilerlemeye başlamıştı.
''Bir şey daha, Angela. Lampard Amca'yı çağırdıktan sonra tekrardan sura gelme. Sarayda hala yaralı askerler var ve onlar, ciddi anlamda bir yardıma ihtiyaç duyuyor. Onlara Emma ile birlikte benim için göz kulak olun. Teşekkür ettim şimdiden!'' diyerek devam etmişti Fei.
Angela birden şaşırmıştı o anda. Ancak Angela zeki bir kızdı ve Fei'nin ne demek istediğini anında kapmıştı. Savaş başlamak üzereydi ve sur, bu nedenle fazlasıyla tehlikeli olacaktı. Burada kalması sadece birilerine yük ve ayak bağı olmasına neden olurdu. Alexander ona bir amaç vererek onu buradan yolluyordu, yaralı askerlere bakmak pek de iyi bir bahane sayılmazdı. Ancak elbette o, buna karşı çıkmamıştı.
Her ne kadar surda kalıp Alexander'a yardım etmek istese de, burada kalarak pek bir şeyi değiştiremeyeceğinin farkındaydı. Böylece kafa sallamış ve Fei'nin tavsiyesine katılmıştı. Emma da Fei'nin niyetini oldukça iyi biliyordu.
O da Angela'nın arkasından ilerlerken Fei'ye doğru baş parmağını kaldırarak zafer işareti yapmış ve ayrılmıştı.
***
Yirmi dakika sonra.
Nehrin öteki tarafındaki düşmanlar birleşmeye başlamıştı. Sayısız piyade birliği, düşman üssünden çıkıp Chambord'un duvarlarına doğru yaklaşmaya başlamıştı. Silahları gökyüzünü gösteriyordu ve adeta, metalden oluşan ağaçlarla dolu bir orman gibi görünüyorlardı. Güneş ışığının altında parlamaları da cabasıydı. Kesinlikle çok ciddi eğitimli askerlerdi, yukarıdan onlara bakan insanlar, kesinlikle ani bir baskının altına giriyordu.
Fei surun dış kısmındaki düşmanları gözlüyordu. Bir anda arka tarafından bir ton gürültü kirliliği gelmeye başlamıştı.
''Senin düşük sınıf ellerin bana dokunmayı hak etmiyor... Kaybol buradan! Lanet olsun! Piçler, hepinizi daha sonra öldüreceğim!'' Tanıdık ve kibirli bir ses duyulmuştu bir anda.
Fei arkasına dönmüş ve Pierce tarafından bağlanıp sura getirilen Gill'i görmüştü. Bu dobişko artık şansının tam olarak bittiğine dair hiçbir fikre sahip değildi hala. Buraya geldiğinden beri öfkeli bir şekilde bağırıp çağırmaya başlamıştı.
Kırmızı ipekten yapılmış bir cübbe giyen yaşlı bir adam da vardı burada. Küçük bir şeydi, bir buçuk metrenin biraz üstünde bir boyu vardı ve kavisli bir buruna sahipti. İç karartıcı bir yüzü vardı, gözleri o farkında olmaksızın şaşı bakıyormuş gibiydi. Biraz kambur olsa da sakin ve kararlı bir şekilde yürümüştü. İçine bir mücevher gömülmüş altın renkli saç halkası ile beyaz saçları geriye doğru taranmıştı.
''Bu yaşlı herif güçlü görünüyor, öyle mi acaba?..'' Fei düşünüyorken Pierce yanına yanaşmış ve gülerek, ''Majesteleri, emrettiğiniz gibi Gill'i getirdik. Ama onu bağlamak zorunda kaldık, hahaha... '' demiş ve kırmızı renkli cübbenin içindeki adamı işaret etmişti. ''Ancak Başbakan Bazzer de onunla birlikte geldi.''
Bu yaşlı adam, Chambord'u Alexander'ın yerine kontrol etmiş olan adamdı.
Fei ona detaylı bir bakış atmıştı. Her nasılsa bu ortalama görünüşlü adam, Fei'ye tehlikeli, sinsi ve zehirli bir yılanın izlenimini vermişti...
''Majesteleri, bir açıklamaya ihtiyacım var!'' Fei onu gözlemliyorken, yaşlı adam durmuş ve Fei'ye agresif bir şekilde sormuştu: ''Majesteleri, oğlum Gill'i bağlamanız ve sura getirmeniz için emir vermenizi sağlayan kanunun ne olduğunu bilmek istiyorum! Lütfen bana düzgün bir açıklama gösterin!''
Babasının agresif sorusuna uyum sağlayarak, hala bağlı durumda olan Gill de Fei'ye öfkeli bir şekilde bağırmaya başlamıştı: ''Alexander, seni gerizekalı aptal! Bu düşük sınıf çöp torbalarına beni bırakmalarını söyle hemen!''
Fei alayla gülümsemiş, ''Ulan ibne, benim önümde böyle kibirli bir şekilde konuşmak istediğinden emin misin?'' diye düşünmüştü.
Bazzer'e bakmaya bile tenezzül etmemiş ve sessiz bir şekilde Gill'in yanına yürüyerek, tek bir söz bile söylemeden, sağlı sollu vahşi bir şekilde geçirmeye başlamıştı.
''Bam, küt, çat, çut, şlap, şulup!''
Yirmi ya da daha fazla sesli tokat ve saldırıdan sonra, Gill'in yüzü bir balon gibi şişmişti. Fei ona hafif davranmayı düşünmemişti bile; bu yüzden de barbarın gücü, Gill'i yerle bir etmişti resmen. Kan damlaları ağzının kenarlarından aşağıya damlıyordu.
Bunu yapmasının ardından, Bazzer'e doğru yavaşça yürüdü. Herkes, biraz önce Gill'i resmen yaşayan bir köfteye çevirmiş olmasından dolayı şaşkına dönmüştü. Elini temizlemesinin ardından küçümseyerek küçük bir kahkaha patlatmış ve konuşmuştu: ''Ben kralım ulan! Kral yaptığı şeyleri açıklamak zorunda falan değildir!''
Otorite!
Harbi otoriteydi bu!
Ne yaparsam yapayım, sana hiçbir şey açıklamak zorunda değilim, küçük piç!
Bu tam bir tavırdı işte!
Epey bir kasvetli olan Bazzer patlamak üzereymiş gibi görünüyordu. Gerçekten de bunu hiç mi hiç beklemiyordu.
Alexander'ın dünkü savaşta gösterdiği tanrısal performansını ve Savaş Tanrısı ile Alexander arasında olan gizemli bağlantıyı biliyordu. Haberler gelmişti kulağına, bu yüzden de aslında kendini biraz hazırlamıştı. Sura gelirken seçtiği kıyafetler oldukça dikkatli bir şekilde seçilmişti. Bazzer on sekiz yaşında bile olmayan bir çocuğun kendisiyle uğraşabileceğini falan düşünmemişti, bu yüzden de şu şekilde geçirmişti aklından: ''Eh, zekası normale mi dönmüş? Ne olmuş yani? Onu yine ezerim!''
Eğer Alexander'ı fiziksel olarak yenemezse, basitçe beynini ve stratejilerini kullanacaktı.
Genç kral ile birlikte bir ''sebep'' planlamıştı. Akıl oyunları, hileler ve komplo planları onun uzmanlık alanlarıydı. Alexander'ı ''ikna'' edebileceğine dair kendine güveni tamdı. Alexander'ı kandırdıktan sonra ise, Chambord onun arka bahçesi olmaya devam edecekti.
Ancak...
Bazzer, yaptığı tüm planların şu ''yeni'' Alexander'ın anında böyle bir otorite kurmasıyla suya düşeceğini rüyasında bile göremezdi!
Kararı ona aniden pişmanlık vermişti.
Chambord'da dönüp duran söylentilere göre, Alexander surda kafasına bir ok yedikten sonra başına saksı düşmüşçesine değişmişti. Ne ekersen onu biçersin... Alexander'ı surun üstüne çıkaran oydu. Aslında bu salak kralı düşmanların eline vermek istemişti; ama şu anda kendini çok büyük bir engelle karşı karşıya bırakmıştı bunu yaparak. Ancak, kafasında beliren pişmanlık hissi sadece bir saniyeliğine var olmuştu. Daha sonra o, kendisine hızlıca bir çeki düzen vermişti.
Oğlunun şişmiş yüzüne sinirlenmiş olsa da, şu anda bunu kabullenmek zorundaydı. Planı çoktan bozulmuş ve adeta yok olmuştu. Chambord'un bir numaralı savaşçısı olan Lampard ise, bunun en büyük nedeni olarak merdivenlerden yukarı çıkıyordu.
''Majesteleri, evvelki kabalığım için özür diliyorum!''
Bazzer kendini düzgünce ayarlayıp Fei'nin önünde samimi bir şekilde eğilmişti. ''Sadece oğlum hakkında çok endişelenmiştim, ben çok kolay endişelenen birisiyim, lütfen beni bağışlayın... Ama Gill şimdi... Eh, o şimdi bayıldığına göre, korkarım ki savaşa katılamayacak. Onu biraz dinlenmesi için geri alabilir miyim?''
''Dinlenmek mi? Ne için?'' Chambord büyük bir tehdit altında. Ölü olmayan, ayakları üstünde durabilen her adam savunmaya yardım etmek zorunda. Bu hafif yara hiçbir şey!'' Fei, Bazzer'a hiçbir şans vermiyordu.
Fei gözüne ilişen bir askere işaret etmiş, bir kova soğuk su taşıyan asker ise başını sallamış ve suyu, Gill'in üstüne acımasızca dökmüştü. Bu dobişko bilincini geri kazanmış ve on sekiz yerinden bıçaklanmışçasına çığlık atarak, tekrardan havayla mücadele etmeye başlamıştı.
Magnec