Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm Beklenmedik Güç

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei şaşırıp kalmıştı.

‘’Maksimum oynama süresi mi? Bu da ne?’’ 

Tam da [Akıncı Kampı]’na dönmeye hazırken böyle bir şeyin gerçekleşmesini beklemiyordu. 

Daha sonra, Fei’nin görüşü bulanıklaşmaya başladı. Gözlerinin önündeki dünya bükülmüş, kararmış ve ardından, bütün bir karanlık onu vurmuştu. 

***

Fei gözlerini tekrar açtı, kendisini tekrardan kralın sarayında bulmuştu. Muhteşem dekorlar, muazzam mobilyalar ve koyu kırmızı, altın yaldızlı büyük boy yatak, tam anlamıyla Diablo’nun kanlı hissinin zıttıydı. 

‘’Ne oldu? Ben.. Sadece bir kabus mu gördüm?’’ Fei’nin kafası karışmıştı.

Hala yatakta yatıyordu. Bu ‘’kabus’’tan önceki ile sonraki zamanlar arasındaki tek fark, sanki bir saunadan yeni çıkmışçasına terden sırılsıklam olmasıydı.

Kendisini yataktan fırlattı ve şaşırtıcı bir şekilde, bu dünyada uyandığı zaman hissettiği baş ağrısının kaybolduğunu fark etti. Bu yüzden de başında bir ağrı yoktu, aynı zamanda göğsündeki yaralar da ortalıktan kaybolmuştu.

‘’Bu nasıl… O, bir rüya değil miydi?’’

Fei özel bir şeyin gerçekleştiğini bilinçaltında hissetmişti, ama onun ne olduğunu anlayamamıştı. Tüm saray sessiz görünüyordu, etrafta kimsecikler yoktu. Yataktan hızlıca çıktı, hafifçe gergindi de.

‘’Zipp————–’’

Yırtılan bir kıyafetin sesi…

Fei’nin beyaz, balıkçı yakalı savaşçı gömleği aniden birçok noktadan yırtılmış, açılmıştı. Eğer o an, onun yırtık gömlek ve pantolonuna baksaydınız muhtemelen, karşınızdakinin evsiz bir adam olduğu sonucuna varırdınız. 

‘’Lanet, bu da ne böyle?’’ 

Fei biraz korkmuştu.

Başına gelen tüm bu saçmalıklar, onun sinirlerini biraz daha zayıflaştırmıştı. Kendisini, ruhsal bir bozukluğa sahip olmaya yakın hissetmişti.

Aşağı bakıp giydiği kıyafetleri daha yakından incelediğinde, onların boyutunun kendisi için biraz küçük olduğunu fark etti. Gergin olunca, rahatsız edici derecede olan küçük kıyafetleri kolayca yırtılıvermişti.

‘’Bu acınası kalitesizlik de ne böyle? Kim bir kral için böyle kıyafetler hazırlar?’’ 

Rüzgar biraz saraya doğru esmişti, Fei bu yüzden üşümüş hissetmişti. Neredeyse çıplaktı.

‘’Sıçayım, giyecek bir şeyler bulmam lazım…’’ 

Fei biraz etrafta dolaşmış ve dolap benzeri bir mobilya bulmuştu. Hızlıca, içinde bir sürü lüks kıyafet bulunan dolabı açtı. Kendisine uygun siyah bir savaşçı gömleğiyle pantolonunu seçmiş, onları hemen giyinivermiş ve aynanın karşısına geçmişti. 

Ama aynadaki adam, Fei’yi şaşkına çevirmişti.

Bu, 180 cm’den uzun bir adamdı. Omuzlarındaki siyah saçları, yakut saç halkalarıyla başının arka tarafına yerleştirilmişti. Yakışıklı, erkeksi yüzü ve son derece kaslı vücudu, herhangi bir kadının ona vurulmasını sağlayabilirdi. 

‘’Yok artık! Aynadaki bu yakışıklı şerefsiz ben miyim?’’ 

Fei buna inanamamıştı, gördükleri gerçek değilmiş gibiydi. Aynanın önünde kabaca dans ettikten ve aynadaki adamın kendi hareketlerini yansıttığını gördükten sonra, sonunda kabul etmişti.

‘’Hahaha, adamım, adamım. Alexander salak olsa da efsane bir yüze sahip! Hatta benden daha da yakışıklı.’’ 

Fei, yeni bir kıta keşfetmişçesine aynanın karşısında pozlar verip kendisini izlemekten vazgeçemiyordu.

‘’Bundan sonra, ben Alexander’ım!’’ demişti kendi kendine, mutlu bir şekilde.

Bu yeni keşiften sonra sarayın ortasına dizilmiş, ortaçağa ait gibi görünen savaşçı zırhlarına doğru yürüdü. Kendi vücuduna uyan bir zırhı aldı ve bir yandan onu tutarken, bir de bir çift elli kılıç almıştı. Kılıcı, bir kral olmanın gücünü hissetmeyi deneyerek kuvvetli bir şekilde salladı.

Ama bunu yaptıktan sonra, yüz ifadesi garipleşmişti.

‘’Bu neden bu kadar hafif? Plastik bir oyuncağı tutmuyorum, değil mi?’’

Bu görkemli, bir buçuk metrelik çift elli kılıç, en azından on beş ya da yirmi kilo civarında olmalıydı. Ama Fei, onu bir tüyü tutuyormuşçasına tutabiliyordu. Hiçbir ağırlığa sahip değilmiş gibiydi bu kılıç… Garip bir şeydi.

‘’Tink!’’ 

Fei, kılıcı, onun bir oyuncak olup olmadığını öğrenmek için tamamen metal olan bir zırha savurdu. 

Ama beklenmedik bir şey gerçekleşmişti…

Zırh, bir santimetre kalınlığındaydı. Kılıç, sanki Fei bir parça kağıdı kesiyormuş gibi, kolayca onun içinden geçmişti. Saldırının ikiye ayırdığı zırhın üst kısmı da, daha sonra yere doğru inmiş ve bir ‘’tink’’ sesi çıkarak zemine düşmüştü.

‘’Hassiktir!’’ 

Fei, Tanrı’ya ya da hayaletlere inanmıyor olsa da burada neyin gerçekleştiğini açıklamak için başka bir yol da yokmuş gibi görünüyordu.

‘’Neden şu anda çok güçlüyüm?’’ 

Fei refleks olarak kılıcı bir kere daha savurmuştu, ancak hala hiç ağırlık hissetmiyordu.

Bu çift elli kılıç, açıkça gerçek bir silahtı.

‘’Bu his…’’

Fei gözlerini kapadı ve kılıcı kullanma yolunu hatırlamaya çalıştı. ‘’Rüya’’sında, bir barbar olarak baltayı kullanıp yaratıkları doğrarken, tıpkı biraz önce hissettiği gibi hissetmişti.

‘’Ben…’’ 

Fei şok olmuştu.

‘’Şu ‘’rüya’’mdaki barbar karakterimin yeteneklerini, gerçek dünyaya mı getirdim?’’ 

Bu düşünceyi kafasından kolayca atamamış ve bu olası olmayan hipotezini test etmek istemişti. Kılıcı, kestiği zırhın yanına bırakıp saraydaki diğer silahlara bakmaya başlamıştı.

Bir şey, çabucak Fei’nin gözlerine yakalanmıştı.

Sarayın ileri köşesindeki devasa, garip şekillenmiş bir çift elli baltaydı o. Sap ile birlikte olan iri, metal kısmı en azından bir buçuk metre uzunluğundaydı. Siyah, ağır bir zırh ile destekleniyordu. Ağırlığı, konulduğu yerde bir göçük oluşturmasına neden olmuştu.

Baltanın gövdesindeki tuhaf oyma, onun daha da göz korkutucu hale gelmesini sağlıyordu.

Fei hızlıca gitti ve onu aldı. Aniden, bu balta onun vücudunun bir parçasıymış gibi, onunla bir olduklarını hissetmişti. 

Gözlerini tekrar kapattı ve hissiyata tekrar odaklandı. 

‘’Bu sıkı his... Bu, ‘’rüya’’da üçüncü seviyede olan [Silah Ustalığı]nın hissi. Özellikle baltalarlayken bunu hissediyordum, çünkü ben bir barbardım.’’ 

Bu çift elli balta, Fei’nin ellerinde bir rüzgar gülü gibiydi. Tüm balta teknikleri Fei tarafından, onlarca yıldır kullanılıyormuşçasına, bir usta düzeyinde uygulanmıştı. 

Fei biraz önceki hipotezinin, tamamıyla kanıtlandığını düşünmüştü. 

Gerçekten de ‘’rüya’’da edindiği tüm yeteneklere, beşinci seviye bir barbarın kuvvet, hasar ve niteliklerine sahipti. 

Yeni bulduğu bu güç, Fei’ye çok derin bir güvenlik hissi vermişti.

‘’Merak ediyorum da bu his, güç hissi, acaba büyülü dünyada kaçıncı seviyenin gücüne aittir?’’ 

Fei yeni bulduğu gücün hissiyatıyla ilgileniyorken, aniden ‘’Usta’’ Lampard’ın, düşmanların kaleyi kuşatmasıyla ilgili söylediği şeyleri hatırlamıştı.

‘’Belki de gidip bir bakmalıyım.’’ Bu düşünce, Fei’nin zihninde gittikçe güçlendi.

‘’Belki de gücümle yardım edebilirim!’’ 

Gitmeye karar vermişti. Güvenli noktada, sarayda bulduğu en kalın ve ağır zırhı seçti ve giydi. 

Bu zırh  Fei’yi, tam anlamıyla kafasından ayak parmaklarına kadar kapatmıştı. Tek açık yer, Fei’nin dışarıyı görebilmesi için olan deliklerdi. 

Fei, [Iron Man 1] filmindeki, Robert Downey Jr.’ın Irak’ta yaptığı Iron Man zırhını giyiyormuş gibi hissetmişti. 

Bu yirmi beş kiloluk zırh, adeta Fei’nin zemine çapa atmasını sağlamalıydı. Fakat şimdi Fei, Nike marka, süper ince, tere dayanıklı koşu teçhizatını giyiyormuş gibi hissediyordu.

Fei, miğfere baltasıyla hafifçe vurdu.

‘’Tink! Tink!’’ 

Sesi duyduğunda tatmin olmuştu. ‘’Haha, şimdi hiçbir lanet ok bana ulaşamayacak!’’ 

‘’Kral Alexander, ayrılıyor!’’ 

Fei, sarayı arkasında bıraktığı gibi sessizce etrafa bakınmıştı. 

Gardiyanlara görünmek istememişti, ama kralı koruyan tek bir gardiyanın bile olmadığını kim bilebilirdi ki? Saray tam anlamıyla sessizdi. Yürümeye devam ettikçe, sarayın ana kapısının yan tarafında uyuyor olan ağır yaralı iki asker görmüştü.

Bu iki yorgun asker, savaş cephesinden gelmiş gibi görünüyorlardı. 

‘’Siktir! Sarayım sadece iki yaralı asker tarafından korunuyor! Bu savaş en uç noktaya gelmiş olmalı...’’

Savaş çığlıkları gitgide işitilirken Fei, kalenin ana kapısına gittikçe yaklaşıyordu.

Fei ‘’Harcayacak vakit yok!’’ diye düşündüğü gibi, daha da hızlı koşmaya başladı.