Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

88. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (6)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

“Yani on bir gün içinde bin tanesini öldürmeliyim, hah. Çoook zamanım var.”

[Neden dürüst bir şekilde ağlamıyorsun?]

Beklenmedik olaylar için de zaman bırakırsa günde yüz tanesini öldürmesi gerekiyordu. Orochi ile olan savaşı aklına geldiğinde, sadece bunu nasıl yapacağını düşünmek bile gözlerinin kararmasına sebep oluyordu.

Reta, daha savaşmadan enerjisini kaybetmiş Il Han’ı teselli etti.

[Orochi kendi seviyesiyle kıyaslandığında fazla güçlüydü. Mor Alev bile çok güçlüydü. Ama Dareu’daki ejderhalar böyle değil. 800 tanesi sadece 200. Seviyedeler ve 100 tanesi de 120. Seviye civarındalar.]

“Gerçekten rahatlatıcı bir haber. Peki ya kalanlar?”

[Kalanlar 220. Seviye civarındalar. …Birçoğu Orochi’den daha güçlü.]

Il Han gibi bütün ejderhaları yok etmeye karar vermiş biri için bu sayı onu güldürmüştü.

Vücudunda ejderhalarla savaşmak için kaç kayıt biriktirmiş olursa olsun sinek ezer gibi onları öldürebilir miydi?

Onlardan sadece bir tanesi Dünya’nın sonunu getirebilecek seviyedeydi.

“Ancak deneyerek görebilirim.”

Il Han kararlı bir hale bürünerek iç çekti ve ayağa kalktı.

Üçüncü sınıftan itibaren bütün sınıflar süper insanın alanına giriyordu.

Birçok insan üçüncü sınıfa çıkmaya çalışırken duvara tosluyordu, ama bir kez o duvarı altıktan sonra ülkenin savaş gücü olarak saygı duyuluyorlardı. Eğer üçüncü sınıfa ulaşmak kolay olsaydı anlamı ve de o noktaya ulaşmanın zaferi yok olurdu.

Il Han üçüncü sınıflar arasında bile acımasız olan bir görev yapıyordu ama bu konu hakkında düşünmeme kararı almıştı. Böyle bir görev, şu ana kadar yaptığı inanılmaz şeyler sonucunda ortaya çıkmıştı, yani kimi suçlayabilirdi ki?

“En düşük seviyelilerden başlayalım.”

Il Han Reta’dan büyü biçimini etkinleştirmesini isteyerek iki tane üçüncü sınıf büyü taşı çıkardı. Artık ikinci ve üçüncü sınıf büyü taşlarının sayısı eşitleniyordu bu yüzden de üçüncü sınıf taş kullanmıştı. Belli bir miktar ikinci sınıf büyü taşını, Vanguard için üstün seviyeli silahlar yapmak için geride bırakmalıydı; üçüncü sınıf büyü taşını kullanmasının sebebi buydu.

[Yapabilirsin. Eğer ben, Reta Kar’iha tarafından seçildiysen. Kesinlikle.]

Reta, sarsılmaz bir sesle konuştu. Sözleri bir şekilde Il Han’a enerji vermişti.

Mağarada olduğundan fark etmemişti ama çoktan öğle vakti olmuştu. Güneş ışığı parlayarak bütün Dareu’ya yayılıyor, yumuşak rüzgâr esiyor ve büyümüş ağaçlar rüzgara uyum sağlayarak hışırtılı yaprak sesleri eşliğinde sallanıyordu; sonuç olarak ortaya fantastik bir ortam çıkıyordu.

 [Mmmmm?]

Tam Il Han hayranlıkla yeni geldiği yerde karşısına çıkan manzarayı seyrederken bir ses duyuldu.

Dördüncü seviyeye ulaşmış bir ejder türü ve de ejderhadan başkası değildi sesin sahipleri. Il Han onları bulmak için etrafına bakınırken buna hiç gerek olmadığını fark etti.

[Mana dalgaları hisseder gibi oldum. Yoksa yanıldım mı?]

Bakınmasına gerek yoktu çünkü dev beden, manzaranın yarısını kapatıyordu. Görüntüsü tıpkı bir hikâye kitabından fırlamış gibiydi.

Kertenkele kafası, ağzında bir çift korkunç diş… Dev vücudunu kaplayan pullar güneşin altında kıpkırmızı parlıyordu, yarasanınkiler gibi olan kanatları… uçmak için gelişmemiş bir şekilde sırtında toplanmıştı.

Ejder türünün vücudunu oluşturan her parça inanılmaz miktarda mana barındırıyordu. Il Han enerji üzerindeki kontrolü anlamaya başlamıştı ama dördüncü sınıf ejder türünün manasını kontrol etmesi, nefes alması gibi doğaldı.

Bu sayede istediği zaman bir büyü yapabilirdi. Başka bir deyişle her an tetikteydi ve şekli de gerçek bir büyü ırkına aitti.

Fiziksel güçte baskın olabilirdi belki ama Orochi’nin böyle olmasına imkân yoktu. O sadece kaynayan enerjisini ve de büyü kurşunları atmayı biliyordu ve bunu da inanılmaz güçlü olduğu zamanlarda yapabiliyordu.

Karşısındaki ejderhanın üçüncü sınıf ejder türünden daha büyük bir bedeni vardı ama Orochi ile kıyaslandığından oldukça küçük kalıyordu. Dördüncü sınıfta sadece bir seviye bile birçok şeyi değiştirebiliyordu.

Dördüncü sınıflar bile bu şekildeyse beşinci sınıfın ne kadar güçlü olabileceğini düşünemiyordu bile! Ama o an için en önemli nokta karşısındaki ejderha ile olan savaşıydı.

Bir ejderhaya uygun bir şekilde, Il Han’ın gizlenmesi sayesinde özenle saklanmış olsa bile büyü biçiminin izlerini bile takip etmişti!

[Hmmm, hiç değişiklik yok.]

Ama beklendiği gibi Il Han’ın gizlenmesini fark etmesinin imkânı yoktu. Doğruladıktan sonra ejderha tekrardan yere yattı.

Çok güçlü yeteneklere sahip olmak özünde bir zayıflıktı. Çünkü kendi gücünü bilince kibir artıyordu. Aynısı hemen önündeki ejderha için de geçerliydi.

Mana dalgasını hissetse bile etrafında hiçbir değişim bulamayınca hemen ‘tamam, uyumaya devam’ demiş ve gözlerini kapatmıştı. Bu tür düşünce yöntemi ve hareketler daha güçlü düşmanlar karşısında hayatta kalmak için yeterli değildi.

Şimdi olduğu gibi.

[Sadece bununla iyi olacak mısın!?]

Il Han yaklaşırken Erta şaşkınlıkla onu kontrol etti. Elinde sadece bir mızrak tutuyordu.

[Onları avlamak için aletler bile hazırladın!]

“Bir günde bunlardan yüz tanesini öldürmeliyim. Her seferinde onları yerleştirirsem asla başarılı olamam.”

Alet derken zıpkın, kara mayınları ve başka yerleştirilebilir aletlerden bahsediyorlardı. Dareu’ya gitmek için aletler yaparken, Kutsal Bulut Getiren Kılıcı yaptıktan hemen sonra bunları hazırlamıştı. Hepsi de Orochi’nin bir yığın kemiğinden yapılmışlardı, yeni tür Devin Lastiği’ni ise Orochi’nin kas ve sinirlerinden yapmıştı.

Ortak noktaları kusursuz bağlayıcı güç ve ön hazırlık aşamasıydı. Eğer 200. Seviyenin biraz üstündekiler için bu aletlere güvenirse görev başarısız olurdu. Il Han’ın ihtiyacı olan şey hızdı.

Il Han yarı uykuda gibi görünen ejderhaya doğru atıldı. Çoktan mana kullanarak süper insan gücünü aktive ettiğinden kasları zırhının içinde genişleyerek sınırlarına ulaşmışlardı.

Sadece bu kadar da değildi, Melek Desteği dengeli bir şekilde gücünü 30% artırırken Orochi’yi öldürdükten sonra kazandığı Ejder Katili unvanı da ejder türlerine karşı yeteneklerini 10% artırıyordu. Sürpriz saldırı yaptığından Ölüm Tanrısının bütün yetenekleri aktifti ve elindeki Dev Kara Kemik Mızrağı ejderha öldürmekte özelleşmiş bir silahtı.

Evet, Il Han o sırada özel güçlerle kaplanmıştı.

Bu Terkedilmiş Dünya’da sürpriz bir saldırı yapıldığında, sadece ejderhalar için geçerli olsa da özellikleri dördüncü sınıftan aşağı kalmıyordu.

Pasif yetenekleri mükemmeldi. Mızrak Kullanıcısı, Gizlenme ve birçok diğer savaş yeteneği son seviyedeydi. Bu yönüyle dördüncü sınıftan üstün olduğu bile söylenebilirdi.

Geriye sadece bir sorun kalıyordu; aktif yetenekler. Özellikleri ne kadar iyi olursa olsun güçlü bir vuruş olmadan ne önemi kalırdı?

Bunu bildiğinden Çantası için ağırlık transferi yeteneğini seçmişti.

Il Han Dareu’dayken demircinin çekicini hiç eline almamıştı. Bu yüzden de öldürdüğü on binlerce ejder türü hala çantasındaydı.

Ağırlığı gerçekten korkunçtu ve böylece düşmanın sert vücudu olsa da manayı iyi kullansa da inanılmaz bir zarar verebilirdi. Çantası için, Il Han’ın ne güçlü silahı denilebilirdi.

Daha yakına geldiğinde Il Han tatmin olacağı kadar yükseğe zıpladı. Mağaralarda yaptığı onca savaşa karşılık verilen bir ödül gibi bir anda yüzlerce metre yukarıya sıçrayabildi!

[Zıplama yeteneği 38. Seviye oldu.]

Belki de Akashik Kayıtlar onun boğucu hislerini anlamıştı, yetenek dinçleştirici bir yükseldi. Zıplama yeteneği 20. Seviyedeyken tekrar zıplama yeteneği eklenmişti bu yüzden de 40. Seviye olduğunda nasıl değişiklikler olacağını merak ediyordu.

Beklentiler birer beklentiydi ve saldırısı başladı.

Il Han sıkıca mızrağını kavrayarak güzelce saplayabilmek için duruşunu ayarladı ve ejderha kıpırdandığı sırada fırlattı. Tabii, sol elindeki mızrağına çantasının ağırlığını geçirmeyi unutmamıştı.

Son seferinde Mi Rae ve Yu Na’nın boş bakışlarla izledikleri güzel çizgi şimdi çok daha yıkıcı bir güçle geliyordu.

Dev Kara Kemik Mızrak, sanki en başından beri olması gereken yere geri dönüyormuşçasına Il Han’ın elinden fırlayarak tam uykuya dalmak üzere olan ejderhanın kafasına vurdu!

Mızrak vurmadan önce derisinden onlarca ince zarlar fırladı ama on bin ton gelen mızrak her şeyi yok ederek kafasına iyice saplandı. Mor Alev de yaraya yayıldı! Il Han asla böyle bir saldırıyla başa çıkmak istemezdi.

[Kritik Vuruş!]

[Kwaaaaaaak!]

Çığlığı Il Han’ın kulağına bir müzik gibi geliyordu ama eğer dinlemeye devam ederse yere çakılırdı.  Bu ejderha kas yığını Orochi’den farklıydı. Gerçek bir dördüncü sınıf gelişimiydi!

Bu yüzden de Il Han hemen hareket etti. Saldırısının başarılı olduğunu anlar anlamaz tekrar zıplamayı kullanarak havada zıpladı ve orayı terk etti. Hemen ardından bir ışın biraz önce olduğu yeri delip geçti.

[Kim olduğunu bilmiyorum ama maden beni kızdırdın, sen…!]

Ama ejderha daha fazla konuşamıyordu. Çünkü tekrar zıplayan Il Han, ona önden saldırmak için yaklaşıyordu. Il Han’ın fırlayan bedeni, mızrağının güzel yörüngesinden aşağı kalmıyordu.

[…öleceksin!]

Durumu hemen fark ederek birçok ışınlara benzer büyü fırlattı. Il Han’ın ona önden saldırması sayesinde ejderhanın saldırısının yörüngesi de basitti. Her şey Il Han’ın istediği gibi gelişiyordu.

Çantasındaki uzaktan toplama özelliğini kullanarak birçok dayanıklı kalkanlar çağırdı. Orochi’nin kemiklerinden ve derisinden yapılmış nadir seviyeli zırhlardı hepsi ve en çok emeği bunlara harcamıştı.

Yüzlerce aynı ekipman!

“Demirden bir kale bu! Demir Kale!”

[Ondan gelen kara karanlığı hissedebiliyorum!] (Ç/N: Erta iğneleyici konuşuyor!)

Işın doğrudan kalkana çarptı. İlki kolayca delindi, ikincisi bir süre dayansa da yine de delindi ama bu kadardı. Il Han büyünün etkili alanının dışındaydı.

[İnsan olmana rağmen değişik bir yeteneğin var!]

“Ah, çok gürültülüsün. Çenen kapalı savaşsan ölür müsün?”

Az önce söylediği utanç verici cümleyi hatırlamayan Il Han homurdandı. Ama ejderha bir sonraki büyüsünü kullanamadan Il Han çoktan kafasına varmış, saplanmış olan mızrağı tutuyordu.

“Haaaap!”

Elbette ağırlık transferi kalkmıştı. Il Han mızrağı çekerek büyük bir güçle tekrar yaraya sapladı.

[Kritik Vuruş!]

[Khwaaaaaak!]

Öfkeden ateş soluduğuna göre canı çok yanmış olmalıydı. Ama Il Han, Orochi ile olan dövüşünden sonra güçlendiğinden, gözünü bile kırpmadı.

Asıl sorun, havada oluşturulmuş onlarca büyü biçiminin ışık yayarak Il Han’ın etrafını sarmasıydı.

Uzun süre boyunca insanların kullanamayacağı büyülere çalıştıklarından dolayı ancak ejderhaların kullanabileceği bir olay.

 

Her an her şeyi fırlatabilecekmiş gibi duran büyü biçimleri karşısında Il Han gülmeye başladı. Sonra da süper insan gücünün artçı etkilerini iyileştirmek için kan içeceğinden içti.

“Pekâlâ, ölmeden önce beni yaralayabileceğini düşünüyor musun?”

[Buna nasıl cüret edersin! Daha insan sınırlarından dışarı çıkamayan bir insan olmana rağmen beni küçük mü görüyorsun!]

Il Han, sözünü bile tamamlamasını beklemeden mızrağıyla tekrar kafasını deldi. Ağırlık transferi sayesinde ancak pulları ve de deriyi delebiliyordu. Başka yerlere saldırmak asırlar sürerdi.

Böylelikle ejderhalara karşı bir saldırı oluşturmuştu – acıdığı yere vur!

[Kendini beğenmişsin. Arzularının içinde patlayarak geber!]

“Kim kime diyor bu sözleri?”

Büyü bombardımanı başlamıştı. Il Han’ın şu ana kadar tecrübe ettiği uzaktan toplama yeteneğini test etme zamanıydı! Ne yazık ki ejderha ile dövüştüğü sırada yapmalıydı.

[Kuooooooh!]

Il Han sanki kafası yarılıyormuş gibi hissetti. Mananın geldiğini hissettiği yönlere birçok kalkan yerleştirdi ve hem saldırırken hem de hareket ederken engelleyemeyeceği saldırıları savuşturdu.

Birçok yönden Orochi dövüşünün aynıydı ama bu ejderhanın farklı olan tarafı saldırılarının her yönden ve dur durak bilmeden gelmesiydi.

Ah, bir başka önemli nokta daha vardı.

Büyük ölçüde Orochi’den daha zayıftı.

[Kritik Vuruş!]

[Kuhaaaaah!]

Il Han bütün gücüyle mızrağı sapladıktan sonra ejderha acıya dayanamayarak bağırırken büyü biçimleri de bir anda dağıldı.

Şekil alamayan yüksek miktarda mana dağılarak rüzgârda bir mana fırtınası oluşturdu ama Il Han sarsılmaz bir şekilde dayanarak tekrardan mızrağı yaraya sapladı.

[Khhk, seni… seni piç kurusu….!]

“Kes sesini, artık bahane duymak istemiyorum!”

Aslında başka bir öncü saldırı yapmasını önlemeye çalışıyordu.

Il Han, beyini yok etmek için art arda saldırılar yaparken bir yandan da konuşuyordu. Sonunda hareketlerinin karşılığı olarak Il Han’a daha fazla saldıramaz oldu ve geri düştü.

O an, Dünya’nın dışlanmış Yu Il Han’ı, dördüncü sınıf bir ejderhayı sıradan bir ava çevirmişti.

[392,993,013 deneyim kazandın.]

[200. Seviye Ejderha’nın kaydını kazandın.]

[Ölüm Koleksiyoncusu yeteneği ile Ejderha’nın yaşam gücünü topladın.]

Sonunda öldüğünü doğruladıktan sonra Il Han ejderhanın tepesine çöktü. Şanslı bir şekilde bu ejderhayı Orochi’den daha kısa sürede öldürmeyi başarmış olsa da ona göre hala yetersizdi. O andan itibaren daha güçlüleriyle yüzleşmek zorundaydı!

[Yu Il Han, iyi misin?]

[Gerçekten… İnanılmaz. Sanki ölümden korkmuyormuş gibi hareket ediyorsun.]

“Tam tersine. Ölmek istemediğim için hareket ediyorum.”

Erta ve Reta’ya cevap veren Il Han durumu düşünmeye başlamadan önce biraz dinlendi. Savaş ganimetlerini toplamak bir olaydı ama ondan önce uzaktan toplama yeteneğiyle çıkardığı şeyleri temizlemeliydi.

“Bakalım. 72 kalkan mahvoldu.”

Üzgün hissediyordu. Onları tamir ettiğinde tekrar kullanabilecek olsa da her yapışında dayanıklılığın azalmasına engel olamıyordu. Elbette zaman kaybetmek de bonustu.

“Sadece bin tane kalkanım var. Bu işe yaramaz.”

Il Han, zaman sınırlaması içinde 1000 ejderha öldürmeliydi. Eğer avladığı her on ejderhadan sonra durup eşyalarını tamir etmek istemiyorsa ejderhaları daha hızlı ve daha güvenli bir şekilde avlamayı öğrenmeliydi.

[Neden Orochi ile savaşın sırasında yaptığın gibi ejder türlerinin cesetlerini kullanmıyorsun?]

“Mantıklı bir büyüklükte olmalılar. Kullanabileceklerim olsa da kalkanlarımı sadece bunun için kalkanlarımı harcayamam.”

İç çekerek kollarını ejderhanın cesedine uzattı. Artık bu şekilde savaşamayacağını bildiği için, önündeki dördüncü sınıf ejderhanın bedenini kullanarak savaş hızını artıracak bir şey yapacaktı.

Eğer dördüncü sınıf büyü taşını elde edebilirse savaş gücünü gerçekten de hızl-

Bir tane vardı.

[Dördüncü sınıf büyü taşı!]

[Aah, kendi gözlerimle dördüncü sınıf bir büyü taşı görebileceğimi düşünmek…]

Erta, Il Han’ın o anki seviyesini bildiğinden ve Reta da şu ana kadar hiç dördüncü seviye canavar öldürmediğinden ikisi de şaşırmıştı.

Ama onların şaşkınlığı Il Han’ınkinden büyük müydü? Büyü taşını eline alır almaz retinasında çıkan yazılar yüzünden tam bir karmaşa içindeydi.

[Üçüncü sınıf bir canavarı tek bir delici darbeyle öldür 300/300]

[Üçüncü sınıf bir canavarı tek bir darbeyle doğrayarak öldür 300/300]

[Üçüncü sınıf büyü taşı 100/100]

[Dördüncü sınıf büyü taşı 1/1]

[Mızrak Kullanıcısı’nı evrimleştirmek için gerekli koşullar yerine getirildi. Evrimleştirecek misin?]

Hiç beklemediği bir anda bir yardım simidi gelmişti.

Il Han gerçekten de bu görevi bitirebileceğini düşünmeye başlamıştı.