Büyücünün cesedi kaldi laaan . Ganimet ganimet
Anlamadığım birşey var b jason dışarıda uyandı ama büyücü kuyunun dibinde ve bayağı ileride bir yerde çağrı yapmış. Bir uyuşmazlık var.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
5. Bölüm Büyücü
“İyi günler ahbap,” dedi Jason. “Devrilmişsin galiba. Yardım lazım mı?”
Ardından yardım eli uzatarak büyücüye benzeyen adamı ayağa kaldırdı. Büyücü, Jason’ınki kadar ince bedenine rağmen şaşırtıcı derecede ağırdı. Dengesiz bir şekilde ayaklanan büyücü, önce darmaduman haldeki odaya, sonra da Jason’a bakarak kafa karışıklığıyla, “Sen de kimsin?” diye sordu. “Buraya nasıl geldin?”
“İsmim Jason ve hiçbir fikrim yok. Dün gece olduğunu düşündüğüm bir vakitte yatağa girdim ve bir çeşit alternatif evrende uyandım.”
Büyücü gözlerini kısarak Jason’ı süzdü.
“Auranda bir tuhaflık var,” dedi büyücü. “İnsan değilsin.”
“Acıttı. Bir saniye, aura diye bir şey var mı sahiden?”
“Alternatif evren gibi bir şey mi demiştin?” diye sordu büyücü. “Sadece bir tahmin,” dedi Jason. “Yani, kıtalar farklı sonuçta. Çılgınca bir zaman yolculuğu olayı da olabilir. Kıta kayması konusunda bir bilgin var mı?”
Büyücünün bakışları sırasıyla yerdeki büyü çemberine ve Jason’a kaydı.
“Sendin,” dedi öfkeyle. “Çağrımda sorun yaratan sendin.”
“Ee, şey, hiç değilse bir şeyi çağırmışsın işte. Senin çağrın benim uykumu ne hale soktu haberin var mı peki? Birimizin huysuzlanmak için daha çok sebebi var bence.”
Büyücü hem kafası karışmış hem de öfkelenmiş görünüyordu ama tam karşılık verecekken beti benzi attı ve olduğu yerde sendeledi.
“Ha s*ktir, affedersin,” diyen Jason, adamı desteklemek için öne atıldı. “UZAK DUR BENDEN!”
Büyücü sendeleye sendeleye ağır bir yazı masasına doğru ilerledi. Masa, odadaki en ağır mobilya olmasının etkisiyle büyük bir yer değişikliğine uğramaktan kurtulmuştu. Hala Jason’ın gelişinden önce yaşadığı şeyin etkisiyle güçsüz olan büyücüyse az kalsın takılıp düşecekti. Ardından bir çekmeceyi çekti, içinden küçük bir şişe çıkartıp kafasına dikti.
“Teklif etseydin ben de sert bir içkiye hayır demezdim,” dedi Jason.
“O bir iyileşme iksiriydi, ahmak,” diyen büyücü, acıyla yüzünü buruşturdu. “Geri tepmenin etkisi bir iksirden daha fazlasını gerektirecek anlaşılan.”
Büyücünün yüzünde Jason’ın hiç hoşuna gitmeyen bir gülümseme belirdi.
“Madem şu anda manamı geri kazanamıyorum, öyleyse işleri eski usulle halletmek zorunda kalacağım. Daha önce hiç, bir dış dünyalının tadına bakmamıştım.”
“Hayır yaaa!” dedi Jason, omuzları çökerek. “Sen de yamyam çıktın.”
Büyücü çekmeceden bir bıçak çekerken Jason odaya bakındı. Çıkış olabilecek bir ikili ahşap kapı vardı ama büyücü o kapıya Jason’dan çok daha yakındı. Büyücünün masaya ne denli sendeleyerek ulaştığını hatırlayan Jason, risk alarak onun yanından geçmeyi denedi. İşe de yaradı ama kollarına bastırdığı kapı kilitli çıktı. Mağaraya dönmek için yön değiştirdiğindeyse büyücünün kendisine doğru hamle yaptığını gördü.
Jason, adamın bıçağı tutan kolunu kavradı. Güreşen ikili devrilmiş mobilyalardan birine takılınca her ikisi de mücadele halinde yere serildi. Bir noktada lamba da kayboldu ve ikili gölgelerin içerisinde çarpışmaya başladı; ikisi de silahın kontrolünü sağlamaya çalışıyordu. Jason büyücüyü kolundan sıkıca tutmuştu ve bıçağın kendisine saplanmasına mani olmaya çabalıyordu. Büyücü, ufak tefek bedenine ve baygınlığın verdiği zayıflığa rağmen Jason’dan çok daha güçlüydü. Jason, dövüştüğü o ufak, agresif canavarlardan bir ders alarak büyücünün elini ısırdı.
Büyücüden yükselen çığlık acıdan ziyade şaşkınlıktan kaynaklansa da Jason bu fırsatı değerlendirerek bıçağı büyücünün elinden kaptı. Ve hala yerde sürünür halde körü körüne savuruşuyla büyücü ansızın donakaldı. Bıçak boğazına saplanıp kalmıştı ama hala hayattaydı ve hayretler içerisinde Jason’a bakıyordu. Jason bıçağı geri çekti, sıçrayan kanlar gözleri ve ağzına girdi. İrkilerek kanları tükürdü, gözlerini ovuşturdu. Onun bu panik hali geçtiğinde büyücü çoktan kaskatı kesilmişti bile.
- [Kurucu Müridi]'ni mağlup ettiniz.
Jason kanlı elleriyle kendisini ayaklandırmaya çalışırken taşlara takılıp geri devrildi. Nefesi kesik kesik bir hal alırken öylece düştüğü yere uzandı. En nihayetinde tekrar oturdu, lambadan yayılan ışığın hemen önüne devrilmiş olan cesede doğru baktı. Gözlerini cesetten ayırmadan dizlerini kendisine çekip sararak hafifçe sallanmaya başladı.
Bu pozisyonda ne kadar süre geçirdiğine dair hiçbir fikri yoktu ama bir noktada kendisini ayaklanmaya zorladı. Kanlı bıçağa doğru ilerledi ve yerden kaldırdı.
---------------------------------------------------------
Öğe: [Mühür Bıçağı] (bronz kademe, yaygın)
Kabzasında Vane Hanesi mührü bulunan bir hançer. (Silah, alet).
Gereksinimler: Bronz kademe [Hız], bronz kademe [Ruh]
Etki: Bir mektuba mumlu mühür basmak için kullanıldığı takdirde mektup, muhatabı haricinde herhangi biri tarafından açıldığında kendini imha eder.
---------------------------------------------------------
Jason, kanlı ellerindeki bir o kadar kanlı bıçağa gözlerini dikti. Bir müddet sonraysa alışılmadık bir karıncalanma başladı ve yavaşça acıya dönüştü. Acı katlanılmaz hale gelip de yere düşürünceye dek hançeri sımsıkı tuttu.
- Bu öğeyi kullanmak için gerekli koşulları sağlamıyorsunuz.
Jason en sonunda cesede döndü. Gözleri açık, yüzüyse son bir şaşkınlık ifadesiyle donakalmış haldeydi.
Oda hala sessiz ve dinginken Jason’ın gözleri cesede odaklandı. “Senin yüzünden oldu,” dedi. “Senin yüzünden.”
Ancak söylediklerine kendisi bile inanmadı.
Cesedin başında dikilen Jason’ın zihnine yalnızca beyaz bir gürültü hakimdi. Yeni bir sesle trans halinden çıkması saniyeler mi, dakikalar mı yoksa saatler mi aldı bilmiyordu. Ama gelen sesin kaynağı, tavandaki metal havalandırma borusuydu. Jason’ın o derin, yankılı bir tınısı olan sesin bir tıslama olduğunu anlaması biraz vakit aldı. Ses artık delikten geliyordu.
Jason, odaklayamadığı, afallamış haldeki gözlerini deliğe dikti. Aklı hala bıçakta, dalgınca bakakaldı. Yere düştüğü andan çok sonra bile hissedebilmişti. Büyücünün boynundan sıçrayan kanların sıcaklığını alabilmişti. Tavandaki delikten bir şeyin çıkışıyla bakışları keskinleşti. O şey, delikten zar zor geçebilecek boyutta bir kafaya sahip, devasa, kapkara bir yılandı.
Jason ve yılan bir an için göz göze geldi ve her ikisi de donakaldı. Jason, yaratığın gözlerindeki zekayı algılayabiliyordu, tabii ona öyle gelmiş de olabilirdi. Derken yılan Jason’a doğru tısladı ve havalandırma boşluğundan inmeyi sürdürerek bedenini tavandan aşağı sarkıttı. Jason ise lambasını kaptığı gibi mağaraya açılan kapıya doğru koşmaya başladı.
---------------------------------------------------------
Yeni Görev: [Kaçma Zamanı]
Kurucu Müridinin yoldaşı, efendisinin öldüğünü hissetti ve incelemeye geldi.
Amaç: [Umbral Dağ Yılanı]’ndan kurtulun. 0/1.
Ödül: Demir kademe (nadir) büyülü hançer.
---------------------------------------------------------
Jason pencerenin açılışıyla az kalsın tökezleyecekti, kapanmasını isteyerek çılgınlar gibi elini kolunu salladı. Metal kapıdan dışarı fırladı, lambayı yere bıraktı, çarklı kolu kavradığı gibi adrenalinin verdiği güçle çevirmeye başladı. Paslı menteşeler gıcırdayarak kapandı ve Jason kapıyı kilitlemek için çarka asıldı. Evet, diğer tarafta ikinci bir çark vardı ama yılanların kilit açacak başparmakları olmazdı.
Jason, tuttuğunun farkına bile varmadığı nefesini bıraktı ve lambayı almak için uzandı. Kuyudan yukarı çıkması gerekecekti ama devasa bir yılanla savaşmaktansa yamyamlardan kaçmayı yeğlerdi. Hiç olmazsa bu tehlike onu bir adamı öldürmenin yarattığı sersemlikten kurtarmıştı. Yolda ilerlerken arkasından metal gıcırtılarını işitti ve o anda aklına korkunç bir düşünce geldi:
Ya canavarlaşmış yılanların başparmakları varsa?
Bu düşünceyle koşturmaya başladı ve temkinlilikten vazgeçmenin bir hata olduğu anlaşıldı. Ayağındaki sandaletlerin kaygan bir kalasın üzerinde kayışıyla dengesini kaybetti. Yürüyüş yoluna sert bir iniş yaptı, kum kaplamalar çıplak gövdesini çizdi. Lambayı hala sımsıkı tutar halde acısını görmezden gelerek ayaklandı, koşmaya devam etti. Cesaret edebildiğince hızlı ilerleyerek yürüyüş yolunun sonuna ulaştığındaysa ilerleyişini yavaşlatacak olan lambayı geride bırakarak dosdoğru tünele daldı.
Elleri ve dizleri dar geçidin sert yüzeyine, omuzları ve başıysa yan ve tepe noktalarına çarpıyordu. Yine de bunun onu yavaşlatmasına izin vermeyerek, kuyunun dibindeki loş ışığı görünceye dek hızla ilerledi. Dışarıya doğru süründü, dosdoğru kenardaki basamaklara yöneldi. Elini uzatıp kendisini yukarıya çekti. Kuyunun içinde yeterli bir yüksekliğe ulaştığındaysa nihayet durup arkasına bakabildi. Yılan oraya tırmanamıyor olmalıydı ki daha en başta kapıyı da açamamalıydı.
Ama tam da tırmanmaya geri dönecekken aşağıdan gelen tıslama sesini işitti. Yılan tünelin başında belirdi, Jason’a bakmak için duraksadıktan sonra da bedeninin büyük bir kısmını kuyunun dibindeki boşluğa kaydırdı. Jason, yılanın bir vidanın yivi gibi döne döne kuyuya tırmanışını dehşet içerisinde izledi. Yılan, kuyunun ıslak ve kaygan yüzeyine rağmen yanlara yapışmışçasına hızla ilerliyordu.
Jason, hiç olmadığı kadar enerjik bir şekilde tırmanmaya koyuldu. Evet, yılan hızlıydı ama kenarlardan izlediği dairesel yol uzundu. Jason olabildiğince hızlı tırmansa da hissettiği panik yüzünden eli ayağına dolanıyor ve zırt pırt ayağı kayıyor, basamakları ıskalıyordu. Kendisini yukarı itiyor, tutunup adımladığı her basamakta çıkışa biraz daha yaklaşıyordu.
Son basamak zeminin üzerindeki tuğlaya yerleştirilmişti fakat Jason, ona tutunduğu saniyede ayağına bir şeyin dolandığını hissetti. Yılan Jason’ın uyluğuyla aynı kalınlıktaydı ve Jason henüz boyunun ne kadar olduğunu görememişti bile. Yılanın ağırlığı yükselmesini engelliyor ve daha da kötüsü yılan şimdi de gövdesine dolanıyordu.
Jason’ın bu saatten sonra kendini yukarı çekmesi mümkün değildi ama en üst basamağa tutunmayı sürdürüyordu. Elleri terliyor, hızla yorgun düşüyor, parmakları her an pes edebilirmiş gibi görünüyordu. Fakat en sonunda pes eden Jason’ın parmakları olmadı. Tuğlalardaki harç pes edip un ufak oldu ve kuyunun bir tarafı tamamen çöktü. Böylece Jason, yılan ve bir taş yığını, karanlığa doğru alçalmaya başladı.
Magnec