Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm Tabii Ki Büyü Diye Bir Şey Olacaktı

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

Jason ekranı bir kez daha okudu.

-[Kudretli Hamster]'ı envanterinize katmak ister misiniz?

“Evet?”

 Ölü yaratığın bedeninden seri bir kimyasal reaksiyona uğruyormuşçasına bir vızıltı yayıldı. Beden hızla erimeye başladı; önce et, ardından iskelet derken yaratık bütünüyle gökkuşağı renkli bir dumana dönüştü. Tüm bunlar Jason’a hoş görünmüştü; ta ki peynir, yanık saç ve çürümüş et karışımı rezil bir koku burnuna doluncaya dek. O iğrenç kokudan kaçabilmek için ağır soluklar eşliğinde dört uzvunun üzerinde uzaklaştı. Öksürükleri son bulurken de yaratığın bedeninin hiç var olmamışçasına ortadan kayboluşuna tanık oldu. Beliren pencereyi görmezden gelerek kendisini yumuşak çimlerin üzerine bıraktı.

 “Bu durumdan nefret ediyorum,” dedi göğe doğru. “Çıplağım, kan akıtıyorum ve nerede olduğuma dair en ufak bir fikrim yok. Tüm bu yaşananlara kahrolasıca aklımı yitirmiş olduğumdan daha iyi bir açıklama getiremiyorum. En kötüsü de dış mekanlara pek maruz kalmayan yerlerimin güneşte yanıyor oluşu.”

 Diye sızlanırken oturur pozisyona geçerek kendisini bekleyen ekranda yazılanları okudu.

-          [Canavar Çekirdeği (Düşük Seviye)] envanterinize eklendi.

-          [Şifalı Merhem (Demir)] envanterinize eklendi.

-          10 [Düşük Seviye Ruh Parası] envanterinize eklendi.

 “Oh, doğruca envantere demek. Bir şeyleri belirtip kaybedebildiğim yere yani. Ben kesin kafayı yedim.”

 Artık ekranları açıp kapatmaya aşina olan Jason’ın tek düşüncesiyle envanter penceresi açıldı. Kırk yuvadan iki tanesi daha ufak simgelerle dolmuş, para sayacındaki altı sembolden ilkine 10 sayısı işlenmişti.

Jason, şifalı merhem olarak adlandırılan öğeyi çıkarttı. Ona ninesinin küçükken aldığı sıyrıkların üzerine sürdüğü leş kokulu kremi hatırlatan ufak, yuvarlak bir teneke kutuydu. Hiç değilse bu kutu, Jason kendisini bildi bileli ninesinin lavabosunun altında duran o tenekenin aksine paslı değildi. Bahsi geçen nine Jason’ın anneannesiyken babaannesi onun için kati bir şekilde büyükanne idi. Emekli bir kbb uzmanı olan kadının paslı merhem kutularıyla hiç işi olmazdı.

Jason, elindeki tenekeyi daha yakından incelemeye koyuldu.

---------------------------------------------------------

Öğe: [Şifalı Merhem (Demir)] (Demir kademesi, yaygın)

Lokal şifalı merhem. Yüzeysel yaralanmalar için ideal, ucuz karışım. (Tüketilebilir, iyileştirici).

Etki: İyileştirmek için doğrudan yaralara uygulayın. Bronz ve üzeri kademedeki kişilerdeki etkisi daha azdır.

Kalan kullanım: 5/5.

---------------------------------------------------------

Büyülü ekran, tabletin aksine merhem tenekesini tanımlamaktan yana herhangi bir sorun yaşamamıştı. Jason teneke kutunun kapağını açtı ve sahiden de ninesinin lavabosunun altındaki merhem gibi görünüp koktuğunu fark etti. Ölü yaratığın ardında bıraktığı kokuşmuşluğu bile aşabilen keskin, tıbbi bir kokusu vardı. İçeriğine gelince, kaynağı şüpheli malzemelerle yapılmış karamela sosuna benzeyen yağlı bir şeydi.

“Bir hamsterdan nasıl merhem elde edebildim ki? Ve nasıl elime teneke olarak ulaştı?” deyip durumu anlamak adına kafasındaki yarayı usulca dürttü. “Off.”

İriyarı hamster, dişlerini kafatasına saplamıştı. Alnından ve kafasının yanından hala kanlar damlıyordu.

“Denemekten zarar gelmez herhalde. Bana engel olacak saçlarım yok hiç değilse.”

Diyen Jason, merhemden biraz alarak dikkatlice yarasına sürdü ve kafası anında karıncalanmaya başladı.

-          [Şifalı Merhem (demir) kullandınız.]

-          Kalan kullanım: 4/5.

Karıncalanma hızla silinirken yaranın yol açtığı acı da onu takip etti. Jason hassasiyetle yaralı bölgeyi yokladı ama hala kan ve merhem yüzünden ıslak olsa da yaraya dair bir iz bulamadı.

 “Tabii ya,” dedi. “Puf diye bir merhem ortaya çıkabiliyorsa neden büyülü bir gücü olmasın ki?”

Jason, teneke kutuyu envanterine koyarak diğer öğeyi çıkarttı. Bu defa elinde beliren şey, gözyaşı şeklinde kızıl-kahve, ufak bir cevherdi.

---------------------------------------------------------

Öğe: [Canavar Çekirdeği (Düşük Seviye)] (Demir kademesi, yaygın)

Düşük seviye bir canavarın büyülü çekirdeği (üretim materyali, büyülü çekirdek).

Etki: Büyü ritüelleri ve büyülü nesnelerin yaratımında kullanılan yaygın bir bileşen.

---------------------------------------------------------

“Oh, büyü ritüelleri için demek. Anlaşılan bir video oyununun içindeyim, e bu durumda büyü diye bir şey de olacaktı tabii ki.”

Jason iç çekerek canavar çekirdeğini envanterine geri koydu.

“Belki de bir anevrizma geçirmişimdir ve can çekişen beynim sistemi kapatmadan önce işleri yoluna koymaya çalışıyordur sadece.”

Bir süre bu ihtimali düşündü. Bu durumda cesedini bulan kişi ablası olurdu. Küçük kızı da Jason Dayısını görmek için peşi sıra gelirdi.

 “Oha. Tamam tamam, artık tüm bu korkunç deneyimin gerçek olmasını ummaya başlıyorum. Evet, aynen öyle Jason. Bu yanılsamaya uyum sağla.”

Jason, envanterindeki para sayacına baktı. “Parayı nasıl çekiyorum?”

Diyerek sayılara dokunmayı denedi.

-          10 [Düşük Seviye Ruh Parasına] sahipsiniz. Ne kadarını çekmek istiyorsunuz?

“Umm. Birini sanırım.”

 Böylece bir madeni para Jason’ın elinde belirdi. Soluk mavi renkteydi ve metalik bir ışıltıya sahipti ama dokununca daha ziyade camı andırıyordu.

---------------------------------------------------------

Öğe: [Düşük Seviye Ruh Parası] (demir kademesi, yaygın)

Ham büyünün katışık bir damıtımı. (Para birimi, üretim materyali).

Etki: Düşük seviye büyülü nesneleri beslemek için ya da ritüel bileşeni olarak kullanılır.

---------------------------------------------------------

Jason madeni paranın üzerindeki kabartmalı figüre baktı. Ve iyice yaklaştırınca üzerinde başparmağını kaldırdığı bir pozla bizzat kendisinin yer aldığını fark etti.

“Ne?! Benim çenem o kadar büyük değil bir kere.”

Ardından yazılı olan kısmı görmek için paranın arkasını çevirip baktı.

 JASON’IN ÜRÜNÜ, İYİ GÜNLER AHBAP!

Elini yüzüne götürdü. Bir şekilde paranın kendisi, öylece havada beliriyor olmasından daha saçmaydı. “Ben kesinlikle aklımı oynatmışım.”

***

Kaygan yaratık dişlerini uyluğuna geçirdiğinde Jason’dan panik ve acı dolu bir feryat yükseldi. Hala pantolonsuzdu ve o ısırık tehlikeli bölgeye fazlasıyla yakındı. O uzun, kaygan bedeni yakaladı, sımsıkı kavradı ve bacağından ayırdı. Beraberinde uyluğundan bir parçanın da kopuşuyla yeniden çığlığı bassa da tutuşunu gevşetmedi ve yaratığı dikenli çalılara doğru savurmaya başladı.

-          [Uçan Yılanbalığı]’nı mağlup ettiniz. Mağlup edilen düşük seviye canavar sayısı: 9/10.

Jason kendisini yere bıraktı, bir şifalı merhem tenekesi çıkarttı ve akan kanları görmezden gelerek yarasına sürmeye başladı.

“Bir yılanbalığı neden uçabilir ki?”

 Derken uyluğunun üst kısmındaki yaraya baktı. Yılanbalığı hatırı sayılır bir parçasını kopartmıştı, dolayısıyla yara usul usul kapansa da karıncalanma devam ediyordu. Her şeye rağmen bir yaranın kapanışına tanık olabilmek bir harikaydı. Jason, farklı yaratıklarla yaptığı dokuz karşılaşmanın sonucunda buna yönelik çokça fırsat bulmuş, hemen hemen üç teneke merhemi tüketmişti. Zaten hain kirpi denen bir şeyle karşılaşınca koca bir tenekeyi tek bir mücadelede harcamıştı.

 Bu süreçte keşfettiği hoş bir şey varsa o da canavarları envantere atarken yayılan o leş gibi kokuya katlanmak zorunda olmayışıydı. Onlara bir kez dokunduktan sonra envanter teklifini kabul etmeden önce geri çekilebiliyordu. Çözünen yaratıkların uzağında olsa da ganimetleri envanterine giriyordu. Tek sorun, üzerine bulaşan yaratık kanlarının da çözünmesi ve Jason’ın o leş kokudan nasibini fazlasıyla almasıydı.

Envantere attığı her yaratıktan bir düşük seviye canavar çekirdeği ve tam 10ar ruh parası toplamıştı. Çoğundan fazladan, anlamsız ödüller de almıştı. Şükür ki şifalı merhem tenekeleri yaygındı ama aldığı ödüller genellikle hayvan uzuvlarıydı. E yaratıkları öldürdüğü düşünülünce anlaşılabilir bir durumdu ama envanterine kesilip paketlenmiş halde ulaşıyorlardı. Mesela hain kirpiden aldığı omurga iple bağlanmış, gaddar sülünün etiyse şarküteri kağıdına özenle sarılmış halde gelmişti. Tüm hayvan parçaları üretim materyali olarak listelenirken bir kısmı pişirilmeye uygun görünüyordu. Ama Jason yeni tatlar denemekten ne kadar keyif alsa da henüz tabağına canavar eti koymaya pek hazır değildi.

Aldığı son yaranın iyileşmesini bekleyen Jason, bir kez daha haritayı kontrol etti. Artık çalı labirentinin yeterli bir kısmını haritalamıştı ama labirent oldukça genişti ve Jason çok sayıda çıkmaz yolla karşılaşmıştı. Kendisine yeni bir rota belirleyerek yeniden yola koyuldu.

İşte orada, yolun ortasında büyüyen yaklaşık yarım metre boyunda bir çiçekle karşılaştı. Kalın, boğumlu bir gövdesi ve parmak eklemleriyle dolu bir yumruğu andıran goncasında çirkin, kahverengi taçyaprakları vardı. Jason o ana dek gezdiği her bölgede tek tip çalı çitler ve titizlikle biçilmiş çimlerle karşılaşmıştı. Çiçeği güvenli bir mesafeden izlese de gözlemleyebildiği kadarıyla yalnızca bir bitkiden ibaretti. Temkinli bir şekilde ilerlemeye başlayan Jason, gözlerini çiçekten ayırmıyordu. Olabildiğince geniş bir yay çiziyor, çiçekle arasında en az bir metrelik mesafe bırakıyordu. Ancak tam da sorunsuzca atlattım galiba diye düşünürken çiçek seğirdi ve Jason’ın her yerine sporlarını saçtı.

Sersemleyen Jason yere yığıldı, ardından bacağına bir ağırlık çöktü. Çiçeğin kök civarından başı soğanlı bir asma çıkmıştı ve şimdi de Jason’ın bacağına dolanıyordu. Jason o asmayı tekmelemeye çalışsa da başı dönüyor, etkisizce sallanmaktan öteye gidemiyordu. Bu sırada asma büyüyerek bedenine tırmanıyordu. Derken asmanın soğanlı başı açıldı, bir bufa balığı gibi Jason’ın kafasına kenetlendi.

Jason dişlerini sıktı, bu belirsizliğin içerisinde öfkeyle mücadele etti. Her iki eliyle uzanarak asmayı kavradı ve çekiştirmeye başladı. Çiçeğin altındaki zemin kabardı, topraklar saçılırken altından tuhaf bir şekil çıktı. Bir kök sebzeye benzese de boyut ve şekil olarak bebeği andırıyordu. Asma göbek bağı misali köke bağlanmış, çiçekse kafa kısmından beri büyümüştü. Jason asmayı bırakıp ana bedene doğru ilerleyerek bitkiyi her iki eliyle kavradı. Havaya kaldırdı, sonra da dizinin üzerine çekerek çarptıkça çarptı.

 “İnsanlar. Bitkileri. Yerler,” diye bağırdı sıkılı dişlerinin ardından. Ve her bir kelimede diziyle bir darbe indirdi. “Sebzeler. İnsanları. Değil!”

Son bir bağırışla yaratığı tüm gücüyle dizine indirdi. Bitki canavarı da bir binadan düşüp betona çarpan patates misali paramparça oldu.

--------------------------------------------------------

[Etobur Adamotu]’nu mağlup ettiniz.

Görev: [Üst Yok, Ayakkabı Yok, Hizmet Yok]

Bonus amaç tamamlandı: On düşük seviye canavar mağlup edildi. 10/10. [Basit Ayakkabı] envanterinize eklendi.

Birincil görev amacı hala gerçekleştirilebilir.

---------------------------------------------------------

Ödülünü envanterden çıkartan Jason, bir çift sandalet olduğunu gördü. Ve ayaklarının altındaki yoğun çimenler keyif verse de sandaletlerini giyindi. Artık bir çift sandalet haricinde çırılçıplaktı.

“Sanırım buradan nefret edeceğim.”