Bazi akrabalarim insana pek benzemiyor ;)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
14. Bölüm Ayrı Dünyalar
Jason odadaki merdivenlerin en alt basamağına otururken Farrah, Rufus ve Gary’nin boyunlarını saran tasmaları çıkarttı. Manasının son zerresiyle de pelerinini çağırıp odanın tepesinden aşağıya süzülen Jason’ın bedeninin her zerresi acılar içerisindeydi.
“Bana şunu açıklasanıza,” dedi Jason. “Madem bunu yapabiliyordunuz…” diyerek odanın lavla eritilmiş duvar ve zeminini işaret etti. “…en başta nasıl yakalandınız ki?”
“Pusuya düşürüldük,” dedi Rufus. “İkmal yapmamız ve yerel bir bağlantımızdan bilgi almamız gerekiyordu. Ama o bizi yakalamak için tuzak kurmuş.”
“O adamı bulacağız,” dedi Gary.
“Ve alev alev bir konuşma yapacağız,” diye ekledi Farrah.
“Ama önce,” dedi Rufus, “Vane Malikanesine dönmeliyiz. Anisa hala ellerinde ve Jason’ın oyuna getirdiği müritler konusunda da endişeliyim. İşlerin değiştiğini görüp kaçtıysalar malikaneye dönmüş olma ihtimalleri yüksek.”
“Anisa’dan rehine olarak faydalanacaklarını mı düşünüyorsun?” diye sordu Gary.
“Mümkün,” dedi Rufus. “Onu koz olarak kullanabilir ya da daha kötüsünü yapabilirler.”
Tasmaların çıkışıyla birlikte Rufus ve Gary ikilisi yeni uyanmış gibi esneyip gerinmeye başladı. Bu esnada Farrah, elini yere doğru uzatarak sessizce büyülü bir şeyler mırıldandı. Yalnızca birkaç kelimeden oluşan kısa bir büyüydü. İşi bittiğinde yerden koyu kahverengi taşlardan yapılma büyükçe bir sandık çıktı. Ama sandık zemini parçalamaktansa hayalet misali içinden geçerek yükseldi. Farrah, menteşeli, ağır kapağı açarak kendisi, Gary ve Rufus için yeni kıyafetler çıkarttı. Ve Jason’ın ya da birbirlerinin önünde iç çamaşırlarına dek soyunmaktan hiç çekinmeyerek üstlerini değişmeye başladılar.
Jason da çaktırmadan üçlüyü izledi. Rufus ve Farrah ikilisi, olimpiyat sporcularının fiziğine sahipti — yani esnekliğin gücüne sahip, kaslarla dolu, yağsız bedenlere. Gary ise öylesine iriydi ki vücut geliştiricileri daha yiyecek kırk fırın ekmekleri varmış gibi gösteriyordu. Vahşi yelesi ve aslansı hatları görkemli görünümünü tamamlıyordu. Jason, onun ırkı için yakışıklılık ne ifade ediyor bilemese de Gary’nin yakışıklılığın tanımı olduğunu düşünüyordu.
“Neden mükemmel görünmeyen tek kişi benim ki?”
Üzerine bir gömlek geçirmekte olan Rufus, “Ne?” diye sordu.
Jason güzeller güzeli Cressida Vane’i ve yanı başındaki sıradan görünümlü başrahip Darryl’ı düşünerek nahoş bir aydınlanma yaşadı.
“Ben Darryl’ım,” dedi acıklı bir şekilde. “Neden bahsediyorsun sen?” diye sordu Rufus.
“Önemi yok,” dedi Jason, omuzları kederle çökerek. “Kıyafetler iyi hoş da” dedi Farrah, “asıl teçhizatımızı geri almamız lazım.”
“Umarım buradan ayrılanlar malikaneye dönüp hepsini silip süpürmezler,” dedi Gary.
Diğerlerinin üstlerini değişişi Jason’a üst kıyafet ödüllü bir görevi tamamlamış olduğunu hatırlattı. Bu, iki kez kafeslenmesinden ve kafasına inen bir kürekten önceydi. Ayaklanarak envanterinden üstü çıkarttı ve makine dikişiyle tamamlanmış gibi görünen düz, beyaz bir tişört olduğunu gördü. Ve önüne tutarak üzerinde yazan metni okudu.
BÜYÜLÜ BİR ALTERNATİF EVRENE GİTTİM VE ELİME GEÇEN TEK ŞEY MUAZZAM BİR KOZMİK GÜÇ OLDU.
Jason kafasını salladı.
“Aklını oynatmak böyle bir şey olmalı.”
“Ne yazıyor orada?” diye soran Gary, tişörtü incelemek için iyice yaklaştı. “Okuyamıyor musun?”
“Benim bildiğim bir dilde değil.”
“Muhtemelen böylesi daha iyi,” diyen Jason, tişörtü üzerine geçirdi.
- [Başlangıç Teçhizatı] kıyafetinizi giyindiniz. Kıyafet sekmesi envanterinize eklendi.
“Kıyafet sekmesi mi?” “Ne?” diye sordu Gary.
“Yok bir şey, boş ver.” diye yanıtladı Jason.
Ardından envanterini kontrol etti ve artık en üstte ‘kıyafetler’ olarak etiketlenmiş ikinci bir ekrana erişebildiğini gördü. Artık tek bir düşüncesiyle ekranları yönetmeye alışan Jason, yeni sekmeyi açtı. Karşısına çoğu boş olan çeşitli ekipman yuvalarıyla dolu bir siluet çıktı. Sol tarafta da iki girdi dışında boş bir sütun vardı. İlkinde ‘başlangıç teçhizatı’, ikincisinde ‘yeni kıyafet’ yazıyordu.
“Bu nasıl çalışıyor ki?” diye mırıldandı kendi kendine.
---------------------------------------------------------
Yardım: Kıyafetler.
Teçhizat setlerini kıyafet olarak atayarak aralarında hızlı bir şekilde geçiş yapabilirsiniz. Kıyafetler, öğe yuvalarına ekleme yapılarak ya da yuvalardan öğe çıkartılarak değiştirilebilir. Bir kıyafet yalnızca o kıyafete dahil olan tüm öğeler envanterde ya da üzerinizde olduğu takdirde kuşanılabilir.
---------------------------------------------------------
“Hah.”
Jason, diğerlerinin uzaklara bakıp kendi kendine mırıldanışını izlediklerini fark etti.
“Sen iyi misin, Jason?” diye sordu Gary.
“Tabii ki,” dedi Jason. “Aslında, şimdi sen söyleyince fark ettim de…”
Jason o ana dek güçlü bir panik ve adrenalin karışımıyla ilerlemişti ama artık ani tehdit ortadan kalkmış ve Jason da dağılmaya başlamıştı. Baş dönmesi geri geliyor, gözleri kararıyor ve görüşü bulanıklaşıyordu. Öne doğru sendeledi, boş midesi daha da boşalmaya çalışırken elleri ve dizlerinin üzerine çöktü. Ardından yüzüne bir şeylerin çarpıldığı hissiyle kendine geldi.
Birileri tüküre tüküre uyanan Jason’ın oturmasına yardım ederken eline cam bir şişe uzatıldı.
“İç şunu,” dedi Farrah. “Yalnızca su. En az birkaç saat herhangi bir iksir içemezsin.”
Jason suyunu yavaşça yudumlarken görüş alanının sınırlarındaki simgelere baktı. Sağlık silueti her noktada endişe uyandırıcı bir sarıya bürünmüş, baş ve gövde civarındaysa iyice uğursuz bir turuncuya dönmüştü. İksir geri sayımı hala ekrandaydı ama tamamıyla grileşmişti. Bir de altında iki saati aşkın bir süre görünen mana toksini simgesi vardı.
Jason acınası şartlarını sindirirken diğerleri de büyü sandıklarından çıkan canlılık iksirleriyle toparlanmaktaydı. Kendi iksirini içen Rufus, suratını ekşitti.
“Öf, iğrençti. Diğer iksirlere ne oldu?” “Seçimi Gary yaptı,” dedi Farrah.
“Benim hoşuma gitti,” dedi Gary, savunmaya geçerek.
“Benim de,” dedi Farrah. “Rufus sadece acı şeylerden hoşlanıyor.”
Gary, bir müddet dinlenmesine müsaade ettikten sonra Jason’ı kolaylıkla ayağa kaldırdı. Ve olduğu yerde sallanan Jason’ı baş dönmesi geçinceye dek ayakta tuttu.
“Teşekkürler,” dedi Jason. “Bugünkü… üçüncü bayılışım mıydı? Yoksa dördüncü mü? Artık beyin kanaması geçiriyor olabilirim.”
“Sana yakın zamanda iksir içiremeyiz,” dedi Farrah, “ama Anisa’yı bulduğumuzda seni iyileştirebilir.”
“E neyi bekliyoruz öyleyse?” dedi Jason.
Böylece grup, büyük taş kapıları kullanarak odadan ayrıldı. Jason o kapılardan birinin ardına, daha önce saklanmış olduğu noktaya baktı. Taştan oyulan tünel, şaşırtıcı bir şekilde uzundu.
“Bu tüneli kim yapmış?” diye sordu. “Zor bir iş olmalı.” “O kadar da zor olmamıştır,” dedi Farrah. “İnşa büyüleri süreci kolay hale getiriyor.”
Ardından tünelin uzunluğuna şöyle bir baktı. Ve “Biraz zaman almış olabilir tabii,” diye onayladı.
Grup, uzaktan doğal bir yarığı andıran bir delikten geçti. Yükseldikçe sivrilen bir dağın alt kısımlarında, hafif eğimli bir noktadaydılar. Üst kısımlar koyu ve cansızdı, alt kısımlardaysa sarı taşlar ve kırmızı topraklar üzerinde kuru, sarı çimenler uzanıyordu. Tünelin dışında, yokuştan inmesini engellemek için tekerleklerine takoz yerleştirilmiş bir yük arabası vardı. Hayvanlar için bir boyunduruğu da vardı ama koşum takımı kesilmiş, hayvanlar gitmişti.
“Arabayı kullanamayalım diye atları serbest mi bırakmışlar?” diye sordu Jason. “At da neyin nesi?” diye sordu Gary.
“Daha önce hiç at kelimesini duymadınız mı?” sorusu karşısında üçü de kafa salladı.
“Öyleyse bu araçları ne çekiyor?” diye sordu Jason. “Heideller,” dedi Gary.
“Heidel de ne?”
“Her yerde rastlanabilecek cinsten bir yük hayvanı,” dedi Gary. “Araçları çekerler, yük taşırlar. Üzerlerine de binebilirsin. Ben de binebiliyorum ama tahmin edebileceğin üzere bundan pek hoşlanmıyorlar.”
“Belki de yalnızca ismi farklıdır,” dedi Jason. “Dört bacaklı, toynaklı mı?” “Öyle,” dedi Farrah.
“Bedeni uzun,” diye devam etti, “kafası da.” “Kafaları,” diye düzeltti Gary.
“Kafaları mı?” dedi Jason. “Birden fazla mı yani?” “Aynen, iki kafalı, pullu, boynuzlu…”
“Kulağa korkunç geliyor,” dedi Jason. “Kesinlikle aynı hayvandan bahsetmiyoruz.”
“Burada olmadıkları sürece hayvanların bir önemi yok,” dedi Rufus. “Bu da demek oluyor ki tabana kuvvet.”
Jason yokuştan aşağıya bakarak panoramik manzarayı izledi. Kurumuş çimenler ya da dikenli çalılarla noktalanan kum sarısı ve mat kırmızılardan oluşan düz, kuru bir araziydi. Seyrek yaprakları olan tek tük bodur ağaçlar isteksizce çorak topraklardan yükseliyordu. Güneş her şeyin üzerine acımasızca vuruyordu ama kurban odasının mide bulandırıcı neminden sonra böylesi bir kuraklık neredeyse hoş geliyordu.
Buranın iklimi Jason’ın çalı labirentinde deneyimlediği ılıman hava ve gür yeşilliklerden çok farklıydı. Oranın sıcaklığı bile bir başkaydı; bu acımasız çöl havasından çok daha hoş bir ılıklığı vardı. Jason, bazı hatalara rağmen aşina olduğu küreden tamamıyla farklı olmayan dünya haritasını anımsadı. O haritada Kalahari Çölünde olduğu görünüyordu ki bu da şu anda içerisinde bulunduğu ortamla örtüşüyordu.
Gary’nin başı çektiği grup, yokuştan aşağı inmeye başladı. Gary, hava akışı sağlayan bol kıyafetler giyiyor, kendisini güneşten koruyan bir başlık takıyordu. Diğerlerinin kıyafetleriyse daha dardı ama herhangi bir şikayetleri varmış gibi görünmüyordu.
“Bizi buraya ben baygınken getirdiler, değil mi?” diye sordu Jason. “Evet, öyle,” dedi Rufus.
“Ne kadar süre baygındım peki? Burası daha önce bulunduğumuz yerden bayağı farklı da.”
Hepsi de meraklı gözlerle Jason’a döndü.
“Vane Malikanesinde iklim büyüsü kullanılır,” dedi Farrah. “Oraya ilk gidişinde fark etmedin mi?”
“O değil de sen tüm bu yaşananlara nasıl dahil oldun ki?” diye sordu Rufus. “Artık bunu konuşacak zamanımız var.”
“Umm, sanırım çağrılmış olabilirim,” dedi Jason. “Kasten değil tabii ki. Yani beni kim niye çağırsın ki? Ben, bildiğim kadarıyla, dün gece yatağa girdim, sonra da Vane Hanesinin çalı labirentinin ortasında uyandım. Biraz dolanıp durduktan sonra oranın sakinlerinden birine denk geldim ve anladığım kadarıyla o kişi bir şeyleri çağırmaya çalışırken beni çağırdığıyla kalmış. Bana kulağa spesifik gelen bir şey söyledi. Tam olarak hatırlamıyorum gerçi. ‘Diğer dünyalı’ mıydı neydi?”
Rufus, “Dış dünyalı mı?” diye tahmin yürüttü.
“Hah, öyleydi galiba,” dedi Jason. “Hakikaten söylendiği gibi mi? Burası bambaşka bir dünya mı yani?”
“Biz kendimizi bildik bileli bu dünyadayız,” dedi Rufus. “Geldiğin yerden ne kadar farklı olduğunu sen söylemelisin.”
Jason, uçan yılanbalıklarını, sülük canavarlarını, büyülü zincirler fırlatan insanları ve fışkıran lavları düşündü. Daha önce hiç görmediği dillerde okuduklarını, iyileşme iksirlerini. Kendisi için kullandığı büyülü güçleri… Tüm bunlar imkansız olmalıydı.
“Kesinlikle yeterince farklı,” dedi Jason. “Benim dünyam da gariplikten nasibini almıştır ama burası gariplik konusunda bambaşka düzeyde. Bazı şeyler ilginç bir şekilde aynı gerçi. Mesela çalı labirentleri ve Gary isimli kişiler. Kuzenimin de adı Gary. Tabii senin kadar uzun değil Gary ama o da epey kıllıdır.”
“O da mı aslangil?” diye sordu Gary.
“Onunki genetik bir sorun galiba. Bizim dünyamızda aslangil yok.”
“Astral büyü konusunda pek bilgili değilim,” dedi Farrah. “Dış dünyalıları duymuştum ama uzmanlık alanımın dışında maalesef.”
“Alternatif bir gerçekliktir belki,” dedi Jason. “Bazı şeyler aynı, bazılarıysa farklı. Eğer öyleyse bu dünya çok uzun bir zaman önce benimkinden ayrılmış demektir. Kıtalar farklı ama tamamen değil. Buradaki temel fizik yasalarının bazı ilginç eklentileri var. Benim dünyamda büyü diye bir şey yok. İkinci bir ay da. Burada ikinci bir ay görmüştüm, haksız mıyım?”
“Senin dünyanda tek bir ay mı var?” diye sordu Gary. “Tuhafmış.”
Magnec