En mantıklısinj yaptın aslanı serbest birak onları yesin.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
10. Bölüm Uğursuz Kötülük Çukuru
Jason, vücudunun daha fazla kusmuğu dışarı atışıyla, sarsılarak bilincine kavuştu. Boş midesi orada olmayan şeyleri dışarıya atmaya çalıştıkça boğazı dağlanıyor, öğürüyordu. Başı bıçaklar saplanıyormuş gibi ağrıyordu ve gözlerini açtığında her yer sualtındaymışçasına bulanıktı. Net olan tek şey sağlığını gösteren küçük silüetti ve baş kısmı aşikar şekilde kırmızıydı. Düşünceleri hamamböceği misali oradan oraya savruluyor, tam yakalayacağım derken ulaşamayacağı yerlere kaçışıyordu.
Yavaş yavaş duyularını andıran bir şeye kavuştu. İleride bir ışık kaynağı vardı ama yaydığı ışık kan kırmızısıydı. Tünel o ışık haricinde karanlık olsa da Jason’ın yeni gücü, içeriyi görebilmesine imkan tanıyordu. Yine kafese tıkılmıştı ama bu seferki daha büyüktü. Bu kez aslan adamın tutulduğuna benzer ağır, barları kalın bir kafesteydi. Anlaşılan bir kez daha kapıyı kırıp çıkmasını istememişlerdi.
Kafesi, bir tür hareketli platform üzerinde geniş, taş bir tünelden aşağı yuvarlanıyordu. Kemerli çatısı ve düz zeminiyle mağaradan ziyade tren tünelini andırıyordu. Hatta maden arabalarına yönelik bir rayı bile vardı ve Jason da platformuyla birlikte o raylarda ilerletiliyordu. Biri önünde, ikisi arkasında olmak üzere iki kafes daha aynı şekilde itiliyordu.
Kafesleri iten kişiler, parlak kırmızı cüppeler giyiyor ve çirkin iblis maskeleri takıyordu. Daha fazlası da ellerinde o uğursuz kırmızı ışıkları yayan vitraylı fenerlerle önden ilerleyip yolu gösteriyordu.
Jason ne yapacağına pek kafa yoramıyor, daha ziyade çaresizce başındaki acının dinmesini umuyordu. Aldığı nefeslere odaklandığı esnada önünde bir ekran belirdi.
---------------------------------------------------------
Görev: [Kaçış!]
Tamamlanamayan Amaç: Yakalanmadan Vane Mülkü sınırlarından uzaklaşın.
Görev başarısızlıkla sonuçlandı.
---------------------------------------------------------
---------------------------------------------------------
Yeni Görev: [Kan Şöleni]
Hapsedildiniz ve bir kan tarikatı tarafından kurban edileceksiniz. Kurban edilmekten kaçınmanız gerekiyor.
Amaç: Kurban edilmekten kurtulun. 0/1.
Ödül: Öz.
Opsiyonel Amaç: Diğer seçilmiş kurbanları kurtarın. 0/3.
Ödül: Uyanış taşı
---------------------------------------------------------
Uzun tünel, bir tür yamyamlık alemini tasvir eden etkileyici ama tuhaf çizimlerin yer aldığı ikili, devasa bir taş kapıyla sonlanıyordu. Dört mürit öne çıkarken ikisi kapıya yöneldi, onlar çekilirken kulplarını tuttukları kapı ağır bir şekilde savrularak açıldı. O saniyede tünele inanılmaz bir ısı ve acı bir kokunun eşlik ettiği kırmızı bir ışık akın etti. Işık kapıları aşıp bir dalga gibi grubun üzerinden geçerken ardında dillerine yapışıp kalan bakırımsı bir tat bıraktı.
“Çok fazla tehlike işareti var,” dedi Jason.
O saniyede kafesine sağlam bir yumruk indi. “Sessiz ol,” diye gürledi kaba bir ses.
Kapının ardında koca bir kayadan oyulmuş büyük bir silindiri andıran geniş, dairesel bir oda vardı. Yaklaşık yirmi beş metre genişliğinde ve en az iki katı yükseklikte olan bu oda, dayak sarhoşu haline rağmen Jason’ı afallatmaya yetmişti. Duvarlar uzun süredir uykuda olan bir magma odacığı gibi karaydı ama doğal bir mağarayı bile bu hale getirmek muazzam bir işçilik gerektirirdi. Aynı siyah taştan oyulmuş yassı taş levhalar duvarlara çivi gibi çakılmıştı. Ve birlikte odanın yüksek kısımlarına ulaşan, dikliğiyle ceza gibi gelen bir merdiven oluşturmuşlardı.
Odaya hakim olan şey, neredeyse tüm zemini kaplayan, kaynayan ve köpüren sıvılardan oluşan kırmızı bir havuzdu. Isının, ışığın ve kanın bakırımsı kokusunun kaynağı oydu. Havuzun ortası, kaynama noktasına ulaşmışçasına çalkalanıyordu. Ve çalkalanan, yoğun sıvının sesi tüm odada yankılanıyordu. Kırmızı ışık havuzun derinliklerinden beri ışıldıyor, her şeyi kana bularmışçasına odayı kırmızıya boyuyordu.
“İyi görünmüyor.” Jason, kafese atılan diğer kişilerden birinin sesini işitti. Konuşan kişi, ona ruh paralarını nasıl kullanacağını öğreten Rufus’tu. Aslan adam kendi büyük kafesindeydi, iki kadından biri de öyle. Ama diğer kadın ortalıkta yoktu. Cüppeli müritlerden biri, Rufus’un kafesine vurdu.
“Sessiz olun dedim.”
“Olmazsak ne olur?” diye homurdandı aslan adam. “Bizi tüyler ürpertici ritüel havuzunuza mı kurban edersiniz?”
Diğer mahkumlar da kirli ve bitap haldeydi ama hiçbiri Jason’la yarışamazdı. Jason üstsüzdü, keldi ve her zerresine kan ve eskimiş şifalı merhem bulaşmıştı. Yüzü kırılan burnu yüzünden kanla kaplanmış, kusmukla lekelenmiş, bir de gözleri şişip kararmıştı.
Kafesleri platform üzerinde taşıyan raylar tünel kapısında son buluyordu. Bu sebeple müritler kafesleri sırtlandı; küçük kafese iki, büyük kafeslere dörder kişi geçti. Ve çaba sarf ettikleri seslerinden anlaşılacak kadar zorlanarak kafesleri dik basamaklardan taşımaya başladılar. Dört kişi tarafından taşınmasına rağmen içlerinde en zoru, aslan adamın kafesiydi. Merdivenler dairesel bir hatta yükselirken grup, çeyrek turun sonunda duraksadı. Merdivenler gibi duvara gömülü ama onlardan çok daha büyük bir platforma ulaşmışlardı. Platform aşağıdaki kan havuzuna dek uzanıyordu.
“Önce iri olanı bırakın,” dedi müritlerden biri. “En ağırını zirveye dek taşımanın bir anlamı yok.”
Jason, konuşanın baygın numarası yaparken mahzende dinlediği kadın olduğunu fark etti.
“Teşekkürler hanımım,” dedi başka bir mürit, minnetle. Ve Jason onun da kadının Dougall diye hitap ettiği kürekli adam olduğunu anladı.
İri adamı taşıyan kafes duvara yaslandı. Ve Dougall ile ikinci bir mürit platformun kıyısına ilerleyerek yüzleri aşağıdaki havuza dönük şekilde bekleme pozisyonuna geçtiler. Geri kalanlarsa ilerlemeye devam etti. Merdivenler platformun ötesinden yukarı doğru kıvrılırken bir çeyrek turun daha sonlanışıyla ikinci platforma ulaşıldı.
“Öbür büyük kafesi bırakın,” dedi kadın.
“Onun içinde genç efendiyi öldüren kişi yok mu?” dedi müritlerden biri. “Onu sona saklamak istemez misiniz?”
“Kendi tatminim için sizi o şeyi yukarı kadar taşımak zorunda bırakmayacağım.”
“Teşekkür ederiz, hanımım.”
Böylece dört mürit Jason’ın kafesini kabaca duvara yasladı. Tıpkı ilk platformda olduğu gibi iki mürit platformun kıyısında pozisyon alırken diğer müritler kalan iki kafesle birlikte yeniden tırmanışa geçti. Jason da yeni bir çeyrek turla göz önünden kaybolacakları üçüncü platforma ulaşıncaya dek arkalarından baktı.
Ardından etrafa bakındı. Hala bulanık görüyordu, bir başkasının gözlüğünü takmış gibiydi ama yavaş yavaş düzeliyordu. Üzerinde bulunduğu platform, kabaca yontulmuş bir obsidyene benziyordu, koyu renk ve ışıltılıydı. O devasa taş platformun nasıl olup da altı tonluk bir çivi misali duvara sabitlendiğine dairse en ufak bir fikri yoktu.
Kafesini incelediği kadarıyla bundaki barlar, eski kafesine nazaran çok daha kalındı. Daha yakından bakan Jason, üzerlerinde belli belirsiz büyülü oyma izleri olduğunu fark etti. Ve tuhaf bir şekilde onların güçlendirme büyüsü olduğunu anladı. Bunu anlamasını sağlayan şey, yetenek kitabındaki bilgilerdi. Hiç öğrenmediği bir şeyi hatırlamak tuhaf bir hissiyattı. Bu kez gümüş ruh parası kullanmakla kurtulamayacağından emindi ve anahtarlığıyla kilide ulaşması da mümkün değildi.
Altın paralarından birini çıkarttıktan sonra elinde döndürdü. Yağmaladığı canavarlardan aldıklarının aksine bu paranın bir yüzünde kasvetli bir adamın profili, diğer yüzündeyse bir arma ile ‘Yeşiltaş’ ismi kazılıydı. Jason’ın umudu, altın paranın yeterli güçte olmasıydı.
Platformun kıyısında dikilen iki adama baktı. Başlıklı cüppeleri yüzünden kız mı erkek mi olduklarını anlayamasa da her ikisi de Jason’ı izlemiyordu. Aksine köşeden aşağıya bakıyorlardı. Yani kafesten yeterince hızlı çıkabilirse hiç değilse birini aşağıya atma şansı vardı.
Derin bir nefes alarak elindeki paraya odaklandı. Diline yerleştirdi. Gümüş paranın içini güçle dolduruşunu düşündü ama gümüşle yaşadıkları, altına kıyasla bir hiçti. Bu defa içinde fırtınalar kopuyordu ve bu güçle, kafes kapısını açmak için yeterli geleceğini umarak bir tekme attı.
Kapı, açılmak yerine bir top tarafından ateşlenmişçesine menteşelerinden ayrıldı, metal gıcırtıları eşliğinde ön taraf bütünüyle büküldü. Kapı neredeyse gözle görülemez bir hızla hareket ederken neredeyse hiç yön değiştirmeden müritlerden birini platformdan aşağı savurdu. Müridin çığlık atma şansı bile olmadı, kafesin kapısı bedeninin üst yarısına indiği saniyede can verdi.
- [Kan Müridi]'ni mağlup ettiniz.
Afallayan Jason, parçalanan kafesten sürünür halde çıkarak ayağa kalktı. Diğer mürit hızlı bir tepkiyle dönerek Jason’a doğru hücum etti. Paranın gücü hızla siliniyordu ve Jason, geride kalan son gücüyle yumruğunu savurdu. Ve dehşet verici bir şekilde yumruğu müridin göğüs boşluğuna gömüldü. Mürit ağzından yükselen bir ses eşliğinde Jason’ın yumruğundan sıyrılıp can verirken paranın gücü son buldu. Jason, hayretler içerisinde kanlı yumruğuna bakakaldı.
- [Kan Müridi]'ni mağlup ettiniz.
Paranın gücünün sonlanışıyla Jason’ı terk eden tek şey yeni kavuştuğu gücü değildi. Paranın gücünün yarattığı gerginlik Jason’ın bitkin düşmesine, ayakta zor duracak hale gelmesine yol açtı. Gözleri kapanmak istiyor, bedeni onu uzanıp uyumaya teşvik ediyordu. Ancak güçlü bir sesin kükreyişiyle sarsılarak kendine geldi.
“SANA DOĞRU GELİYORLAR!”
Jason, kafasını topladığı gibi merdivenlerden aşağı doğru koşturan birkaç müridi gördü. Etrafına bakınınca aşağıdan da iki müridin geldiğini fark etti. Şöyle bir kenardan baktığındaysa kan rengi havuzun ötesindeki kapıyı gözüne kestirdi. Aklına korkunç bir fikir gelmişti.
“Büyü gücü, işe yarasan iyi edersin.”
Deyip gerileyişiyle yıldız ışığı pelerini vücudunun etrafında şekillendi, onu ışık zerreleriyle dolu bir karanlıkla sarmaladı. Sağlam bir nefes alan Jason, platformun kıyısına doğru koştu ve pelerinin gücüyle ağırlığını azaltarak sıçradı. O havada süzüldükçe gölgeden pelerini yıldızlardan oluşan bir iz misali arkasından uzanıyordu. Kanlı havuzun üzerinden süzülen Jason, hala açık olan devasa taş kapıların önüne mükemmel bir iniş gerçekleştirdi.
“Korkutucu şekilde iyi gitti.”
Deyip merdivenlere doğru baktı, hızla peşinden koşuşturan müritleri gördü. Kapıdan içeri koştu, tünele daldı, derken bir anda durdu.
“Kaçsana işte,” dedi kendi kendine. “Onları kurtaramazsın, her konuda berbatsın. Kaç gitsin.”
Ama kaçmak yerine muazzam ağırlığı yüzünden müritlerin tamamıyla açamadığı ağır kapılardan birinin arkasına saklandı. Duvarla kapı arasına tünedi ve beklemeye başladı. Pelerini kararıp onu yıldızların parlaklığından sıyırıp gölgelere karıştırırken sessizce kendini azarladı.
“Aferin, ahmak. Şimdi yamyamlar tarafından kan havuzuna atılacak ve muhtemelen yem olacaksın. İyi işti.”
Derken müritler koca tören cüppelerinin izin verdiği ölçüde koşturarak kapılardan tünele geçtiler. Hiçbiri Jason’ın gizlenme noktasına dönüp bakmadı bile. Jason da kılını kımıldatmadı ve yeni müritler geçerken kapının arkasında gizlenmeye devam etti.
Magnec