Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

66. Bölüm Ordu Satranç Formasyonu

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 Wang Chong’un zihninde sayısız gelişim tekniği vardı ama içlerinden biri bile ‘Tanrı ve İblis Yıkımı’yla aşık atamazdı! Bu sanat Yaşlı Mareşal Su Zhengchen tarafından yaratılmıştı!

 Wang Chong bu hayatında ‘Tanrı ve İblis Yıkımı’nı ele geçirmek istiyordu. Yıkım konusunda bir numara olan bu tekniği eski hayatında elde edememişti.

 Fakat bunu yapmak hiç de kolay değildi!

 Wang Chong Yaşlı Mareşal Su’nun onayını kazanmak için sayısız imtihandan geçmek zorundaydı. Davranış, ahlak, yetenek ve güç, bunlardan birinde bile eksik olamazdı. Üstelik bunlarda yeterli olsa dahi başarıya ulaşabileceği garanti değildi.

 Hatta, eski nesilde, eski imparator Su Zhengchen’in emrine onun öğrencisi olması için bir prens göndermişti. Prensin ‘Tanrı ve İblis Yıkımı’nı öğreneceğini umut eden imparator, Su Zhengchen tarafından reddedilince ne olduğunu bile anlamamıştı!

 İşin zorluğu ortadaydı. Bu adam için imparator olmanız bile önemli değildi!

 Üstelik Su Malikanesi’nin kapısı yıllardır açılmıyor, içeriye kimse giremiyordu.

 Yine de Wang Chong bir şansının olduğunu biliyordu ve muhtemelen bu şansı kullanamazsa tekniği ele geçiremeyecekti.

 Genç adam eski hayatında Wang Klanı çöküş yaşadıktan sonra Su Malikanesi’nin yaşlı efendisinden birkaç şey duymuştu.

 Görünüşe göre gerçek hiç kimsenin beklemediği gibiydi. Su Zhengchen bir öğrenci almak istemiyor değildi. Tam tersi, hayatının son yıllarında sürekli etrafı izliyor ve öğretilerine layık bir adam arıyordu.

 Eğer yaşlı hizmetkarın sözleri olmasaydı, muhtemelen başkentin batısında, bin yıllık Çin ağacının hemen altında beliren ve her gün Go Tahtası’yla oyun oynayan yaşlı adamın büyük mareşal Su Zhengchen olduğunu kimse öğrenemezdi.

 Su Zhengchen on yıl boyunca hiç aksatmadan bu ağacın altında belirmiş ama kimse onu fark edememişti. Onunla Go oynayanlar bile adamın kim olduğunu öğrenememişti.

 Wang Chong onunla yakınlaşmak istiyorsa bu fırsatı kullanmalıydı! Başka çaresi ve seçeneği yoktu!

 “Hayalet Ağacı Sokağı’na gideceğim!” Wang Chong bir araç çağırdı ve şehrin batısına doğru yola çıktı.

……..

 Şehrin batısındaki Hayalet Ağacı Bölgesi’nde çok sayıda insan yaşıyordu. Yaşlısından tutun gencine kadar insanlar geziyordu. Canlı bir meydandı.

 Wang Chong araçtan inerek eski Çin ağacına yöneldi.

 “Acaba hangisi Su Zhengchen..” diye düşündü.

 Meydanda satranç oynayan çok sayıda insan vardı ve kalabalığın içinde Su Zhengchen’in kim olduğunu tespit etmek neredeyse imkansızdı. Dahası, Wang Chong eski hayatında da onu hiç görmemişti.

 Kıyamet zamanında, yabancı süvarilerin başkente saldırısında bile genç adam uzakta olduğu için Su Zhengchen’i görememişti.

 “Neyse ki zamanında onunla ilgili başka sorular da sormuştum.” Wang Chong eski hayatında meraklı olduğu için mutluydu.

 Yaşlı mareşale büyük saygı duyduğu için yaşlı hizmetkardan ayrıntıları anlatmasını istemiş ve böylece Su Zhengchen’in Go Tahtası’nın diğerlerinden farklı olduğunu öğrenmişti. Adamın Go Tahtası altın varaklıydı ve bu bile onu bulmak için yeterliydi.

 Fakat Wang Chong meydanı dolaştıktan sonra şoke oldu.

 “… Burada değil!”

 Ardından, bin yıllık Çin ağacının doğusunda taştan bir masa gördü; masanın üstünde altından bir Go Tahtası vardı. Tahta oradaydı ama Su Zhengchen ortalıkta görünmüyordu. Onun yerine masanın yanında sıkıntıdan esneyen dört-beş yaşında bir çocuk vardı.

 “Küçük dostum, burada Go oynayan yaşlı adam nerede?”

 “Bilmiyorum. Bana sadece yaklaşanlara bu taşı vermemi söyledi. Testi geçen olmazsa buraya gelmeyecekmiş.”

 Küçük çocuk hafif tombuldu ve çok tatlıydı. Birinin Go Tahtası ile ilgili soru sorduğunu duyunca gözlerini açtı. Konuşurken tombul eliyle siyah bir taş uzattı. Taş küçük çocuğun teriyle kaplıydı.

 Wang Chong şaşırmıştı. Çok geçmeden neler olduğunu anladı. Bu bir imtihandı ve imtihan Go ile ilgiliydi.

 Tek bir taş olduğuna göre Wang Chong da tek bir hamle yapabilirdi.

 Doğru hamleyi yaparsa Yaşlı Mareşal ortaya çıkacaktı. Fakat yanlış oynarsa elenecekti. Doğal olarak Yaşlı Mareşali de göremeyecekti.

 “Küçük dostum, bu gümüş külçeyi al.” Wang Chong çocuğun eline gümüş bir külçe verdikten sonra dikkatini Go Tahtası’na çevirdi. Tahtadaki taş sayısı çok değildi ama buna rağmen ilginç ve kafa karıştırıcı bir şekilde yerleştirilmişlerdi.

 Siyah ve beyaz taşlar her köşedeydi; uzaktan bakıldığında adeta tepeyi ele geçirmeye çalışıyorlardı.

 “Görünüşe göre iki taraf arasında bir savaş var.” Wang Chong gülmeden edemedi. Bu gördüğü şey klasik bir ‘ordu satranç formasyonu’ydu. Yaşlı Mareşal bu taşlarla karşı tarafın bir orduyu yönetip yönetemeyeceğini görmek istiyordu.

 Büyük Tang güçlü birine değil, orduları yönetebilen bilge bir generale ihtiyaç duyuyordu. Büyük Tang’ın efsanevi mareşallerinden biri olan Su Zhengchen de öğrencisinin savaş sanatlarında yetkin biri olmasını istiyordu.

 Belki de ölümünün yaklaştığını hissediyor ya da nihai sanatının onunla birlikte yitip gideceğinden korkuyordu ama Su Zhengchen zor bir imtihan oluşturmamıştı.

 Bu formasyonda siyah renkli oyuncunun yapması gereken tek şey taşı kuzeybatıdaki pozisyona koymaktı. Böylece işler biraz uzayınca siyah kazanacaktı. Dolayısıyla Wang Chong imtihanı direkt geçebilirdi.

 Fakat genç adam farklı düşünüyordu.

 Wang Chong eski hayatında Büyük Tang’ın Büyük Mareşali olmuştu. Fakat bunun asıl sebebi üstatlardan aldığı güçlü savaş sanatları değildi. Tam tersine, Wang Chong geç yaşında çalışmaya başladığı için gelişimin ideal dönemini kaçırmıştı. Yani genç adamın en az etkileyici olan yanı gelişim seviyesiydi.

 Peki o halde nasıl Büyük Mareşal olmuştu? Çünkü genç adam savaş konusunda çok yetenekliydi. Gösterdiği performans ile bunu herkese kanıtlamıştı. Büyük Tang’ın büyük ordularını yönetmiş ve böylece Büyük Tang hiç öldürmediği kadar fazla yabancı süvari öldürmeyi başarmıştı. Bu yüzden ona Merkezi Ovalar’ın Savaş Stratesti ve Savaş Tanrısı demeye başlamışlardı.

 Eğer Su Zhengchen onu bu satranç formasyonuyla sınayabileceğini sanıyorsa yanılıyordu. Pes etmek ve ölümü beklemek Wang Chong’un tarzı değildi.

 Karşı tarafa insiyatifi vermek ve savunmaya çekilmek ise asla yapmayacağı şeylerdi!

 Da!

 Siyah parça beklendiği gibi kuzeybatı köşesine değil, tamamen beklenmedik bir yere koyuldu.

 Ardından genç adam sokağı terk ederek evine döndü. Eğitimine devam edecekti ve birkaç gün sonra büyükbabasının doğum günü vardı.

 Wang Klanı bilginlerin ve generallerin klanıydı; muhtemelen Wang Chong’un gelişim seviyesi de incelenecekti. Bu yüzden genç adam tembel tembel gezemezdi.

 Kaşla göz arasında akşam çöktü. Wang Chong Takımyıldızı Adımları’nı kullanırken bir ses duydu.

 “Kardeşim, neden buradasın?” Ön taraftan şaşkın bir ses duyuldu. Ses Wang Chong’un annesine aitti.

 “Shu Hua, Chong-er döndü mü? Onunla görüşmek için geldim.”

 “Chong-er mi? Arka tarafta çalışıyor.” Diye cevapladı Madam Wang, Wang Chong’un amcasının bu ani ziyareti onu şaşırtmıştı.

 “Amcam geldi!” Wang Chong sakinleşti. Heyecanlı sesin büyük halasının kocası olan Li Lin’e ait olduğunu anlamıştı.

 Amcası nadiren buraya gelirdi ve üstelik ne zaman gelse yanında Büyük Halası Wang Ru Shuang’ı da getirirdi.

 Fakat Wang Chong halasının sesini duymuyordu. İlk defa böyle bir durumla karşılaşmıştı.

 “Bir bakmam lazım!” Wang Chong sesin geldiği yöne doğru ilerledi.

……

 Malikanenin salonunda amcası Li Lin ile görüştü.

 “Chong-er, Dünya’nın Bir Numaralı Kılıcı ya da ona benzer bir şey… Senin mi?”

 Li Lin onu görür görmez hemen konuya daldı. Sesi normalden daha yüksekti ve suratı kıpkırmızıydı. Bu konu onu çok heyecanlandırıyordu.

 “Amca, yanına birileri mi geldi?” Wang Chong durumu şak diye kavramıştı.

 “Nereden bildin?” Li Lin ise şaşkındı. Fakat Wang Chong’un son zamanlarda yaptığı şeyleri anımsayınca kendine geldi.

 “Chong-er, bahse varım kim olduğunu bilmiyorsundur! General Zhao Fengchen ve Komutan Sun!” Li Lin her şeyi başından itibaren anlattı. Görünüşe göre şafak vaktinde, Li Lin henüz odasındayken Zhao Fengchen yanına gelmişti.

 Zhao Fengchen’in yanında ise İmparatorluk Ordusu’nun komutanlarından biri olan Shen Huai vardı.

 Zhao Fengchen’in gelmesi normal karşılanabilirdi ama Shen Huai Li Lin’in komutanıydı. Li Lin orduda geçirdiği yıllar boyunca ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordu. Bir komutan bir astın odasına geliyordu!

 Shen Huai önce Li Lin’e bakmış ve son zamanlarda gösterdiği performansı övmüştü. Ardından onu Batı Kapısı’na göndermeyi düşündüğünü söylemişti.

 Daha sonrasında ise konuyu aniden değiştirerek Li Lin’den o kılıcı 42.000 altına almasını söylemişlerdi. Fakat Li Lin’i asıl şaşırtan şey kılıcın sahibiydi: Wang Chong!

 O esnada Li Lin çıldırmanın eşiğindeydi. Ne tür bir kılıç 42.000 altın ederdi? Ayrıca kılıcın sahibi kendi yeğeni, Wang Chong’du!

 Afallamadan edemedi. Durumu anlayamıyordu ve verdiği ilk tepki her şeyin bir saçmalıktan ibaret olduğunu düşünmekti. Sonuçta Wang Chong sadece on beş yaşında olan bir çocuktu; kırk bin altın değerindeki bir kılıca nasıl sahip olabilirdi?

“Chong-er, bana neler olup bittiğini anlat. Söyledikleri doğru mu?” Li Ling genç adamın omuzlarını kavrayarak kaygıyla sordu.

 “Evet!” Öte yandan Wang Chong gayet sakindi.

 “Sss!” Li Lin ellerini bıraktı, sandalyeye döndü ve derin bir nefes çekti. Gerçek gibi değildi! İnanamayan gözleriyle Wang Chong’a bakıyor, adeta onu yeniden değerlendiriyordu.

 Wang Chong da düşünceliydi. Zhao Fengchen’in kılıç için Amcası Li Lin’den yardım isteyeceğini düşünmemişti.

 Wang Chong Zhao Fengchen’in bizzat geleceğini düşünmüştü.

 Fakat böylesi daha iyiydi. Zhao Fengchen inisiyatifi aldığına göre, bazı şeyler yapmaya da razı olabilirdi.

 “Amca, mareşal olmak istiyor musun?” diye aniden soruverdi.

 “Ne?” Li Lin şoke oldu. Hemen ellerini sallayarak cevapladı, “Saçmalama Chong-er, mareşal olmak kolay mı sanıyorsun?”

 Wang Chong ise gülüyordu. “Peki ya bir general?”

 “Bu… Yeterince yetenekli değilim!” dedi Amca Li Lin.

 Bu sözleri duyan Wang Chong yine gülümsedi. Amcası hırslı bir adamdı; hırsı gözlerinden okunuyordu. Aksi halde Zhao Fengchen’in istediği üzerine buraya gelmezdi.

…………..