Sanırım gerçekten büyük yanlış anlaşılmalar söz konusu :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
4. Bölüm Yalnız İhtiyar
Yaşlı adam ona yaklaşırken, Ji Zhixun yağan yağmurun altında hiç hareket etmeden duruyordu. Bunu istemediğinden değil ama hareket edemiyordu ve yaşlı adam yanından geçip giderken bastonun tuşuna basmayı bile becerememişti.
Görünmez bir güç yüzünden vücudu kaskatıydı ve sırtından soğuk terler akıyordu.
Yaşlı adam eski usül batı tarzı bir takım giymiş, başına melon bir şapka takmıştı. Yanından geçerken gözleri Ji Zhixun’un tuttuğu kitaba kaydı.
“Bu kitap demek. Şanslısın küçük hanım,” diye mırıldandı boğuk, hırıltılı sesiyle.
Şemsiyenin altından, Ji Zhixun adamın yüzünü saran antik, simsiyah demir maskeyi zar zor görebiliyordu. O maske yalnızca adamın yılan misali boncuk boncuk gözlerini saklayamıyordu ve gözler, jilet kadar keskin, ona bakıyordu. Bu centilmen figürüne hiç uymuyorlardı.
Ji Zhixun, yaşlı adam yanından geçerken tuttuğu kitabın kapağını son anda gördü – Boşluğun Bertarafı.
Bütün tüyleri diken diken oldu.
“Haah…”
Yaşlı adam gözden kaybolunca ağır ağır bir nefes verdi ve başını kitapçıya çevirdi. Yavaşça kapanan kapının ardından boğuk sesler geliyordu.
“Hoş geldiniz… Ahh? İhtiyar Wil, demek sen geldin! Kitabı mı vereceksin?”
“…Bu lakabın dostluğumuzu simgelediğini söylemiştin ama yine de kulağa garip geliyor. Bay Lin, bana adımla seslenseniz olmaz mı?”
“Hay hay, Bay Wilde.”
“Eh… Rahatladım. Yeni bir müşteri mi geldi yoksa?”
“Aynen öyle, İhtiyar Wil.”
“Ama ismim… Neyse, unutun gitsin. Genç hanıma elinizden düşürmediğiniz şu kitabı vermişsiniz. Ondan hoşlanmış gibisiniz. Bana gelince, dediğiniz gibi kitabı getirmeye geldim.”
“Özel bir anlamı yoktu, sadece o kitap ona hitap ediyordu, o kadar. Yanlış hatırlamıyorsam 30 günlük bir bahse girmiştik. Sen gideli daha 20 gün bile olmadığına göre iddiayı ben kazandım. Kitabın yaşlı insanlar için biraz karmaşık olduğunu söyleyince bana inanmamıştın.”
“…Sözlerinizden şüphe ettiğim için üzgünüm, gerçekten de haklı çıktınız. Kitap çok derin. Mistik ve büyülü bilinmeyenlerle dolu, uzayın, yaşamın, zamanın, ölümün ve hayatın sınırlarını aşan devasa bir dünya adeta. Aciz şahsım böyle muhteşem bir eseri kimin yazdığına akıl sır erdiremiyor.”
“Pek tabii! Kendisi eskilerin bir deviydi.”
“Bir devdi demek? O halde şaşırmamak lazım…” İhtiyar Wil’in sesi boğuklaştı.
….
Ji Zhixun elindeki kitaba ve şemsiyeye baktı. Kitap dükkanının sahibi ve müdavimi arasındaki sohbet epey rahat geçiyordu; aralarındaki ilişki yılların eşliğinde kurulmuş bir dostluğa benziyordu.
Ne var ki Ji Zhixun, o yaşlı adamla karşılaştığı anı hatırlayınca kaskatı kesildi ve titremeye başladı.
‘Yüzsüz Kara Pullu adam’, Frank Wilde, Yıkım-seviye bir kara büyücü.
O koyu yeşil yılan gözleri, yarı-yılanadam kanından kaynaklanıyordu ve taktığı kara demir maske ona özgü bir imza niteliği taşıyordu. Nazik görünüyor olabilirdi ama bu adamın itibarı kelimenin tam anlamıyla korkunçtu. Binlerce insanın kanıyla kirlenmişti elleri ve ünlü bir katil olarak namını duymayan kalmamıştı.
Bir seferinde, Saklı Ayin Kulesi’nin On Büyük Parlayan Şövalyesi’nden biriyle savaşmış, aralarındaki mücadele binlerce kilometreye yayılmıştı. O savaştan beri yaşlı adam Yıkım-seviye bir kara büyücü olarak kendini kanıtlamıştı.
İlginçtir ki, o hadiseden sonra, gözden kaybolmuştu.
Gerçeğin Birliği’nin 1788 yılında öne sürdüğü regülasyonlara göre, olağanüstü varlıklar, ‘APDS Sınıflandırma Kanunu’’nun altında dört kademeye ayrılmıştı. O günden bu yana Gerçeğin Birliği her yıl olağanüstü varlıkların yer aldığı bir kayıt yayınlar, bu kayda tabi olan varlıkların kademelerini güncellerdi.
APDS sınıflandırmaları Anormal, Kasırga, Yıkım ve Nihai olarak dörde ayrılırdı. Wilde’ın kayıtlardaki ismi artık ‘yeri bilinmiyor’ ve ‘Saklı Ayin Kulesi hakkında bilgi verenlere ödül sunuyor’ metinleriyle süslenmiş olsa da, Yıkım-kademesindeki konumu hiç değişmemişti.
Bilinmelidir ki Başkent Norzin’in üst katmanlarındaki Yıkım-kademe varlıkların sayısı iki elin parmaklarını bile geçmiyordu; hatta, koca Azir’de toplamda yüz tane bile yoktu!
Uzun zamandır ortalıkta görünmeyen böyle acımasız bir kara büyücünün burada ne işi var?! Üstelik, o genç adamla epey yakın görünüyorlar!
Ji Zhixiu derin bir nefes aldıktan sonra alelacele uzaklaştı.
Dükkanın sahibi gerçekten de güçlü ve gizemli bir büyücü olmalı! Belki, Wilde gibi o da bir Yıkım- kademedir! Görünüşe göre bu kez kendime sağlam bir destek buldum…
….
Lin Jie, Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabı aldıktan sonra raflara koydu. “İhtiyar Wil, bugün seni pek iyi görmedim.”
Wilde dükkanın müdavimlerinden biri sayılırdı. Lin Jie’nin ufak dükkanına nadiren müşteri geliyordu ve müdavimlerin sayısı çok azdı. Yine de, Lin Jie alışkanlık gerğei her müşteriyle derin bir bağ kurmaya, onları sık sık dükkana gelmeye ikna etmeye çalışıyordu.
Wilde buraya ilk kez iki yıl önce adım atmıştı ve o zamandan beri toplamda beş kez yeni kitap almak için gelmişti. İlk bakışta buraya pek sık gelmiyor gibi görünebilirdi ama Wilde normalde bir kitabı 30 gün sonra getirirdi. Diğer bir deyişle, 24 aylık sürenin 4 ayını, yani zamanının altıda birini buraya gelmek için ayırmıştı!
İşte samimiyet diye buna derlerdi!
Lin Jie’nin üç yıldır başında olduğu bu dükkan, ilk başta neredeyse hiç iş yapmıyordu. Dolayısıyla, Wilde bu mütevazı dükkanın demirbaş müşterilerinden biri sayılırdı. Aynı zamanda Lin Hoca, ona sık sık rehberlik ederdi.
Haaah. Yaşlı insanlar, bilhassa yalnız olanlar zihinsel ve psikolojik sorunlarla çok sık cebelleşiyor.
İhtiyar Wil’in de öyle bir insan olduğuna şüphe yoktu.
Anlattıklarına göre, bu adamın ondan ayrı yaşayan iki çocuğu ve bir de göçüp gitmiş bir sevdiceği vardı. Yoldaşları ondan uzak duruyor, insanlar görünüşü yüzünden ondan korkuyordu. Bu yüzden, Norzin adlı bu büyük şehirde tek başına, yapayalnız yaşıyordu.
Yiyecek, içecek ya da giyim kuşam gibi bir derdi yoktu ama ruhunda derin bir boşluk vardı.
Bu boşluğun sebebi yalnızca dostlardan ve aileden yoksun olması değildi; belki de en büyük sebep, akranlarının ondan esirgediği onay ve takdirdi.
İhtiyar Wil türlü türlü nadir dili araştırmaya kendini adamış bir dil üstadı, bir akademisyendi. Bu alanda çalışanlar genelde yalnızlığı kucaklardı ama insanların anlayışı ve takdiri olmadan yaşamak hiç kolay değildi.
Dolayısıyla, Lin Jie ona nasıl yaklaşacağını hemen bulmuştu!
İlk görüştüklerinde Lin Jie gözlerini İhtiyar Wil’den hiç ayırmamış ve iyi bir bağ kurmak için ona saygıda kusur etmemişti. İhtiyar Wil’in satmak için getirdiği kitaplara bakarak ona dair epey şey öğrenmişti.
Ve nihayetinde, ona Wenzhounesse adlı kitabı önermişti.
‘Şeytan’ın Dili’ olarak da bilinen Wenzhounese, Çin’in en zor dillerinden biri olarak görülüyordu. Wenzhou vilayetinde, bu dilin 12 farklı türü konuşuluyordu. Üstelik, savaş zamanı, Wenzhounese düşmanlara karşı bir önlem olması adına gizli bir kod olarak da kullanılıyordu.
İlk başta hiç ilgi göstermeyen İhtiyar Wil, kitabı görünce önce şüpheye düşmüş, sonra dehşete kapılmış ve en nihayetinde heyecanın doruklarına çıkarak şu sözleri söylemişti, “Şeytanın işi bu, şeytanın ta kendisinin!” o zamanı hatırladıkça Lin Jie ruhsal şifanın ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar anlardı.
Bir yaşam üstadının mutlu olmak için bundan başka bir şeye ihtiyacı yoktu.
Ancak Azir adlı bu diyarda ne Çin ne de Wenzhou diye bir vilayet olduğundan, Lin Jie kitabı ona verirken kullanılan dilin ‘kaybolmuş eski bir zaman ve mekanın ürünü’ olduğunu söylemişti.
…..
Magnec