Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

43. Bölüm İyilik Yap Denize At

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

“Buna sevindim. İnanıyorum ki bu meseleyi uygun şekilde halledeceksin,” dedi Lin Jie ve iç geçirdi. “Oğlun olduğu için biraz zorlanacağının farkındayım. Ancak şimdi yapmazsan, ileride daha da pişman olacaksın.”

Ne yazık ki acıydı gerçekler ama paragöz Charles’in foyasının erkenden meydana çıkması hem İhtiyar Wil hem de toplum için iyi bir gelişme olacaktı.

Wilde yaşlıydı ve sevgiden yoksundu, bu yüzden kandırılmasına şaşırmamak lazımdı. Ancak Lin Jie, bir arkadaş olarak böyle zamanlarda doğruyu söyleyip Wilde’ı kendine getirmek zorundaydı.

Konfüçyüs’ün dediği gibi insanın hayatına avantaj katan üç arkadaş tipi vardı. Erdemli, samimi ve bilgin.

Lin Jie bu üç özelliğin hepsine sahip olduğunu düşünmüyordu ama yine de böyle bir duruma tanık olduktan sonra Wilde’a rehberliğinden bir tutam vermekten kendini alamamıştı.

“O adama müsamaha ediyorsun ve bu sadece seni üzmekle kalmıyor, aynı zamanda zihninde yer etmiş Charles’ın hatıralarına da zarar veriyor. Korkarım ki bu yolda seni hatalardan başka bir şey beklemiyorum. Onu tamamen yok etmek mi istiyorsun? Çok geç olmadan neden o güzelim hatıranın kırıntılarına tutunmaya çalışmıyorsun?”

Evet, geri dönen Charles… iç boş bir kabuktan ibaretti. Gerçek Charles öleli çok oluyordu. Wilde nasıl kendini kandırıp önündeki cesede Charles gibi davranabilirdi!? Bu, öğrencisinin hatırasına büyük saygısızlıktı!

O esnada, Wilde kendinden utanıyordu ama ani bir farkındalıkla gözleri buz kesildi. Bir süre sonra mırıldandı, “Haklısınız. Doğru düzgün düşünemedim. Bir an önce bu meseleyi halledeceğim.”

Halledeceğim derken Charles’ı değil, onu kullanarak duygularıyla oynayan insanları kastetmişti. Wilde aptal bir adam değildi. Sadece öğrencisinin hatıralarına tutunduğu için bilerek ona inanmayı seçmişti. Bu inanca biraz tutunduktan sonra öldürülmesi gerekenleri zaten öldürecekti.

Ne var ki kör gözlerle böylesi bir durumun içine girmek ve aklını bulandırmak, onu ciddi bir riske sokabilirdi. Eğer bulanık aklını temizlemek için kitap dükkanına gelmemiş olsaydı, yaşadığı suçluluktan sebep ‘Charles’’a büyülerini öğretmeye devam edecekti ve gölgelerden Charles’in iplreini çekenlerin ne yapmak istedikleri açıktı.

Bu, özünde bir suikast girişimiydi ve neredeyse başarıya ulaşıyordu. Neyse ki Bay Lin’in kuzeyli rahiplerin keskin çığlıklarını andıran sözleri onu hemen kendine getirmişti.

Başını salladı Lin Jie, “Yarım yamalak yaparsan olmaz, bu işi kökünden çözmelisin. Böyle insanlara karşı biraz acımasız davranmazsan acısını çekersin.”

Modern toplumda böyle gençler serserilerden farksızdı. Onlara karşı sağlam bir duruş sergilemediğiniz sürece sizi rahatsız etmeye devam ederlerdi.

Wilde zayıf zayıf gülümsedi. “Merak etmeyin. Ona bir şans daha vermeyeceğim.”

Yılanın başını koparmak. Wilde bu yöntemi çok iyi bilirdi. Şu anda, gölgelerden Charles’ı kontrol edenler gülüyor olmalıydı. Hiç beklemedikleri anda onlara saldırmanın tam sırasıydı.

Tesadüfe bakın ki Wilde Bay Lin’in kitabını okurken cesetlere ve ölüme dair yeni bir aydınlanma yaşamıştı. Büyülerine dair ustalığı hafife alınmayacak bir ölçüde gelişmişti ve deney yapma fırsatını kaçırmak istemiyordu.

Çayından bir yudum alan Lin Jie, tatminkar bir ifadeyle konuştu, “İşte tanıdığım İhtiyar Wil! Kapıdan girerken halini görünce iki yıl önce tanıştığımız vakit geldi aklıma. Doğrusu, biraz hayal kırıklığına uğradım. Biliyorsun kitap okumaya devam etmeni ve geçmişinden kurtulmanı umuyorum.”

İhtiyar Wil gibi yuvası boş bir adamın manevi açılardan eksiklik çektiği ve dolayısıyla duygusal anlamda ciddi ihtiyaçları olduğu aşikardı. Ancak, mevcut durum bu ihtiyaçlarını gidermek için uygun değildi.

Dolayısıyla Lin Jie arada sırada böyle şeylerle daha iyi başa çıkması için onu cesaretlendirmeye çalışıyordu.

Hayal kırıklığı mı? Sıkıntı!

Wilde kaskatı kesildi. Bay Lin ona kitabını, bunu insanlara duyurması ümidiyle vermişti. Böylece… inancının şanını geri kazanacak ya da yeni bir inanç yaratacaktı. Hangisi doğru olursa olsun, ona verilen kitap aslında görünmez bir görevdi. Ne var ki Wilde bırakın ilerleme katetmeyi, kendi başını belaya sokmuştu. Böyle olmazdı.

Ve şimdi, bu sözler onun için bir uyarı olduğu kadar bir hatırlatmaydı da – Düsturu yaymalısın! Bırak oyalanmayı! Benim için çalışıyor olman gerekirdi!

“Beklentilerinizin ve kitabı bana vererek ne kadar büyük bir yardımda bulunduğunuzun farkındayım. Hatamı bağışlayın. Bu mesele sona erdiğinde bir daha sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.”

Lin Jie bu önemli bir şey değilmiş gibi elini salladı ve güldü, “Bu kadar ciddi olmana lüzum yok. Sadece daha sık uğra ve insanlara dükkandan bahset. Senden tek istediğim şey bu.”

Bencillikten uzak ve cömert bu dükkan sahibinin gerçekten de tek amacı öğretilerini yaymaktı.

“Anladım. Yakında bir toplantı yapılacak. O vakit, sizden bahsedeceğim.”

“Oh? Merakla bekliyorum.”

Wilde oturdu ve Lin Jie’yle biraz daha sohbet ettikten sonra çayını bitirip kalktı. Kapıdan çıkarken çok daha iyi görünüyordu.

…..

Kapıyı açan Charles, dışarıdaki yaşlı adamı görünce sımsıcak bir gülümseme takındı. “Ahh, Öğretmenim! Dönmüşsünüz.”

Yakışıklı genç adam takdirle ve saygıyla öğretmenine baktı. Şemsiyesini almak için uzandıktan sonra tökezleyerek içeri girdi. Bir rüya diyarı yarığından sağ salim dönmüş olması zaten mümkün değildi. Bir bacağını yitirmiş olmak, yaşadığı acıların bir temsiliydi.

Yüzünde acı dolu bir ifade, Wilde öğrencisini izliyordu. Ancak derin bir nefes alarak sakinleşmeyi başardı. “Charles, bana tören bıçağımı getir. Nerede olduğunu biliyorsun.”

Böyle kusursuz bir diriliş tekniğini yapan her kimse muhtemelen onunla aynı seviyedeydi. Yani Charles’ın arkasında bir Yıkım-seviye kara büyücü vardı.

Charles başını salladı ve şemsiyeyi kaldırdı. “Büyü mü deneyeceksiniz?”

Wilde sakince yanıtladı, “Mm, denemem gereken mühim bir büyü var ve bazı hazırlıklara başlamalıyım. Çabuk ol hadi, birazdan yardımına ihtiyacım olacak.”

“Elimden geleni yapacağım,” dedi Charles ve bıçağı almaya gitti. Öğretmeninin en sık kullandığı büyü aracının bu tören bıçağı olduğunu bildiği için Wilde’ın isteğinde bir gariplik görmüyordu.

Büyü araçlarının olduğu odadan döndüğü sırada görevini bitirmenin ne kadar zaman alacağını düşünüyordu. Ardından bıçağı Wilde’a verdi ve nazikçe gülümseyen yaşlı adam elini uzattı.

Çat!

Siyah, obsidyen bıçak Charles’in tenini kolayca deldi. Gözleri şaşkınlıkla açılan genç adamın gördüğü son şey simsiyah eter dalgalarının dikenlerden bir halı gibi gözlerini sardığı andı.

“Huzur içinde yat, çocuğum. Ölüm sükunetlidir.”

Dikenlerden battaniye cesedi sardı ve cesedin üstünde, kukla iplerine benzeyen kızıl iplikler teker teker koptu. “Ebedi Uyku’nun Tabutu… Demek sendin, Morphey!”

Elinde bıçak, Wilde cesedi sahibiyle bağlayan bütün eter ipliklerini parçaladı.

…….

Kızıl Tarikat’ın merkez üssü, gizli dua odası.

Kasvetlin sunağın önüne oturmuş ‘Duayen’ Morphey’in yüzüne mum ateşleri yansıyordu. Sunağın etrafını saran mumdan bir dairenin merkezindeki çentiğin içi kanla doluydu. Farklı yerlerdeki deliklerden kanlar sızıyor, damlayarak sütunlara dönüşüyorlardı ve yerde karmaşık bir lanet formasyonu oluşturuyorlardı.

Aniden mumlar söndü ve kandan sütunlar kurudu. Gözleri şak diye açılan Morphey şaşkınlıkla geri çekildi. “Wilde, nasıl olur?!”

Tam işini bitirmek üzereyken lanetten tepen korkunç gücün gazabına uğramıştı.

Krakk…

Sunak yarıldı, parçalandı ve küllere dönüşerek çöktü. İçinden çıkan yoğun eter enerjisi dengesizleşerek dalgalar halinde yayıldı.

Binlerce atlının saldırısından nasibini almış gibi Morphey havaya fırladı ve duvara çakıldı. Gizli dua odası boydan boya çöküyordu.

Alelacele içeri gelen Kızıl Tarikat’ın kara büyücüleri korkunç bir yıkım manzarasıyla karşılaştılar. Ortada, örümcek ağı gibi dört bir yana yayılan bir krater vardı; buna yoğun eter dalgaları sebep olmuştu.

Ve taş parçalarının altında, kan kusan Morphey debeleniyordu.

….