Mc'nin şansını... yaşlı adam bize ne hediye vermiş öyle
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
37. Bölüm Vaftizler
Doris Süsen saf kan ve soylu bir elfti. Soluk teni, ipeksi altuni saçları ve yeşil gözleriyle enfes bir güzellikti. Tanrıların terk ettiği Azir diyarlarında, eski zamanlara dair her şey, efsanelerden kan hazinelerine kadar, çok değerli olarak görülürdü.
Antik devlerle aşağı yukarı aynı zamanlarda doğan Süsen Klanı, ormanlarda inzivada yaşayan elf klanlarının belki de en sıra dışı ve antik olanıydı. Ancak kendi soylarını her şeyin üstünde tuttuklarından klan dışı evliliklere hiçbir zaman yanaşmamış, klandaki erkek ve kadın oranını her daim sabit tutmuş ve tek eşliliğe bağlı kalmışlardı.
Bu yüzden klanın şu anda sadece yüz civarı üyesi vardı. Bir diğer deyişle, türleri tehlikedeydi.
Bu kriz yüzünden bir kez daha unuttukları değerlerini aramak adına ormanlardan çıkmış ve Walpurgis Gecesi’ne geri dönmüşlerdi.
Walpurgis Gecesi aynı zamanda ‘Hikmet Cümbüşü’ ve ‘Cadıların Ziyafeti’ olarak da bilinirdi. Eski efsanelere göre, şanlı elf krallığı elf prensi Candela’nın aklını yitirmesiyle ıssız ve çorak bir diyara dönüşüvermişti.
Bel bağlayacak başka kimse kalmayınca, efllerin ufak bir kısmı karanlık bir gecede güçlü cadı Walpurgis ile bir anlaşma yapmış ve yeni bir koruyucuya kavuşmuştu.
Takip eden bin yılda, cadıların yardımını arayan elfler dördüncü ayın son gecesinde toplanır, çevredeki tepelerde ateşler yakar ve şafağa dek süren bir ziyafet, bir cümbüş verirlerdi.
Dolayısıyla, avcıların ve büyücülerin gözünde, cadılardan yardım alan elfler ve ruhani varlıklar, aynı zamanda cadıların da kendileri ‘vaftiz edilmiş’ kimselerdi.
Ne yazık ki Süsen Klanı’na adını veren cadı, rüya diyarında derin bir uykuya dalmıştı. Bu yüzden, yardım isteyenlerin o yüce varlığın uyuduğu yere gitmesi gerekiyordu. Doris de klanın bu gayeyle görevlendirdiği bir üyeydi.
Bilgenin kehanetlerinde, antik kraliyet şehrinin kalıntıları üstüne kurulmuş büyük insan şehrinde – Norzin’de ipuçları ortaya çıkacaktı.
Metalden yapılmış, korkunç hava koşullarıyla lanetlenmiş bu diyar elfler için büyük bir bilmeceydi. Dahası, son zamanlarda yaşanan olaylar yüzünden Norzin’deki eter akışı ciddi ölçüde karmaşık hale gelmişti.
Doğuştan etere karşı hassas olan elfler için bu karmaşa bir işkence gibiydi. Bu diyara dair her şey Doris’in aklını karıştırıyordu. Ancak, hiç beklemediği bir şeyle karşılaşmıştı. Marketten birkaç şey aldıktan sonra dönüş yolunda, hiç tanımadığı ve kanlar içinde yatan birini görmüştü.
Şehirde henüz bir daire kiralamış olan ve daha ortama uyum sağlayamayan Doris, böyle bir durumda haliyle önce kendi güvenliğini düşünmüştü.
Ji Zhixiu, güç bela de olsa konuşmayı becerdi, “Beni sen mi kurtardın?”
“Ah… evet,” Doris güldü. “Zaten evime çok yakındı. Seni orada bıraksaydım peşindekiler sana kolayca yetişirdi ve kaldığım yeri de bulabilirlerdi. Gereksiz yere risk almak istemedim. Merak etme, elfler doğuştan avcılardır. İz saklamak gibi şeylerde üstüme yoktur. Bana teşekkür etmene gerek yok.”
Ji Zhixiu dilinin ucundaki ‘teşekkür ederim’ sözcüklerini yuttu. Girdiği mücadelede yaşananları anımsarken zar zor doğrultu. Derin bir nefes aldıktan sonra sordu, “Ne zamandır baygınım?”
Nasıl bir durumda olduğunu bilmiyordu. Kaiyi ve Marcus ikilisi ne haldeydi? Lidersiz kalınca takipçileri karmaşaya sürüklenmiş miydi?
Normalde, Büyülü Yumurta Aynası’nın yumurtadan çıkması bir ay sürecekti. Şimdi, bir aydan da az zaman kalmıştı ama hala Heris’in aynayı nereye sakladığını bulabilmiş değillerdi.
İşler hiç iyi görünmüyordu. Yumurtadan herhangi bir rüya yaratığı çıkarsa durum korkunç bir hal alabilirdi.
Doris Ji Zhixiu’nun kalkmasına yardım etti. Biraz düşündükten sonra cevapladı. “5 saat civarı. Yaralarını ve vücudundan akan kanları düşünürsek, evimin önüne düşmenin üstünden en fazla 6 saat geçmiştir.”
Altı saat. Bu demek oluyordu ki Ji Zhixiu’nun şansı fena değildi. Sema Kurdu uzay-zamanda sıçrayabiliyordu ama Ji Zhixiu sıçrayış esnasında bayılmıştı. Nereye zıpladığını ya da boşlukta ne kadar kaldığını bilmiyordu.
Ancak görünüşe göre şansı yaver gitmişti. Ya da daha doğrusu… kitap dükkanının sahibinin lütfu üstündeydi.
Hala işlerini tersine çevirmek mümkündü. Ji Zhixiu rahat bir nefes aldı ve etrafındaki odaya bakarken konuştu. “Adım Ji Zhixiu. Bir elf olmalısın… Norzin’de ne işin var? Elfler böyle karanlık yerlere pek uğramaz sanıyordum.”
Ufak ve basit oda aşağı yukarı on metrekareydi. Şehir dışından gelenlerin tuttuğu küçük apartman dairelerinden biriydi. Ancak oldukça temizdi ve havada kemik suyu çorbasının enfes kokusu dolanıyordu. Önündeki elf bir önlük giydiğine göre çorbayı o yapmış olsa gerekti.
Ji Zhixiu çorbanın kokusunu alınca iyice rahatladı. Yine de, bir avcı olarak temkini elden bırakmaması gerekiyordu. Elini kolunu kaldırdığında vücudunu daha iyi kontrol edebildiğini fark etti.
Elf yaralarını ustalıkla tedavi etmiş ve bandajlamıştı. Yaraların çoğu şimdiye iyileştiği için Ji Zhixiu sadece belli belirsiz bir acı hissediyordu. Vücudunda kaynayan kan da eski sakin haline dönmüştü.
“Çok çabuk iyileşiyorsun. Sanırım sıradan bir avcı değilsin,” dedi elf, gülümseyerek. Etrafında naif eter dalgaları süzülüyordu ve bunlar insana huzur veriyordu. “Buraya Süsen Klanı’nın yitirdiği şanını aramaya geldim.”
Süsen Klanı mı?, Ji Zhixiu’nun gözleri kısıldı. En antik ve bütün elf klanlarından ayrı yaşayan şu elf klanı mı? İyi de onlar çok önceleri çökmemiş miydi? Yüz yıllardır Süsen Klanı’nın hiçbir üyesi görülmemişti. Şimdiyse…
Ji Zhixiu bir tahmin yürüttü. “Sizinle anlaşma imzalayan cadıyı bulmaya mı çalışıyorsunuz?”
“Evet,” dedi Doris, ciddiyetle başını salladı. “Dört Kadim Cadı’dan biridir, antik zamanların bir gizemi. Gerçek yüzünü hiç kimse görmemiştir ve efsanelere göre, rüya diyarında, süsen çiçekleriyle kaplı karlı bir tepede uyur. Baş ucunda antik bir ejderhanın cesedinden doğmuş, göklere uzanan bir ağaç vardır.
“Adı Gümüş’tür.”
Magnec