Kesin gene tanrısal falan filan bir kitap verdi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
34. Bölüm Ah Şu Ebeveynler
Melissa, tezgaha mıhlanmış eline bakarken gözlerine inanamıyordu.
Nasıl?!
Başını kaldırdığında, dükkan sahibinin ‘Başka ne olacaktı ki?’ dermiş gibi bakan gözleriyle karşılaştı.
Lin Jie tek kaşını kaldırdı ve kendini beğenmiş bir edayla gülümserken Melissa’nın elini bıraktı. Adeta, ‘Bilek güreşinden biraz anlarım’ diyordu.
Ancak… Melissa biraz önce bu adamın sadece sıradan bir adam kadar güçlü olduğunu görmüştü! Altı yaşındayken Melissa tek başına on yetişkin erkeği alt edebiliyordu. Şimdi on altı yaşındaydı, bir bilek güreşi mücadelesini kaybetmiş olamazdı!
Sadece Anormal-seviye bir savaşçıydı ama aslında yeteneği Kasırga- seviyesindeydi; sadece henüz Gerçeğin Birliği bu yılki kademe listesini yayınlamadığı için insanlar bunu bilmiyordu.
Peki o halde, nasıl bu mücadeleyi kaybetmişti?
Kendinden şüphe etmeye başladı.
Eter falan mı kullandı yoksa?
Dükkan sahibi Melissa’nın ona baktığını fark etti ve sanki zihnini okuyabiliyormuş gibi, gülümseyerek şu sözleri söyledi, “Hile yapmadım. Zaten dip dibe duruyoruz, hile yapsam hemen anlardın.”
Doğru söylüyordu. Aralarında birkaç santim varken eterdeki ufacık bir değişim bile Melissa’nın duyularından kaçmazdı. Ancak bu gerçek, niyeyse Melissa’nın canını daha çok sıktı.
Lin Jie genç kadının başını eğmiş, omuzları titreyen kederli figürünü görünce kendini kötü hissetti ve onu teselli etmeye çalıştı, “Genç hanım, gücünüz etkileyiciydi. Aslında, epey zorlandım. Başta neredeyse eliniz kıpırdamadı.”
Doğruyu söylüyordu ve özür mahiyetinde konuşuyordu.
Hadi oradan be, epey zorlanmışmış. Kusmak istiyorum! Melissa yumruklarını sıktı. Sadece bir şövalye adayı olabilirdi ama onun da gururu ve şerefi vardı.
En başında, buraya dükkan sahibini kışkırtmak için gelmişti. Ancak şimdi, kibirli davranışlarının onu hataya düştüğünü görebiliyordu… ama bunu hala kabul etmek istemiyordu.
“İki olan kazanır demiştik!” diye ısrar etti, gözlerini ona dikerken.
Bu ısrarcı karakteri Lin Jie’yi etkiledi. Bir veletten öte değildi ama hemen pes etmemesi takdire layıktı.
Bir çocuğa zorbalık yapıyormuş gibi hissetse de, Lin Jie bilek güreşinin ilk saniyelerinde epey şaşırmıştı. Cılız mı cılız görünen bu genç kadın gerçekten de beklemediği kadar güçlüydü.
“Pekala, hadi bakalım,” dedi Lin Jie, başını sallayarak.
Kollarını uzattılar ve ellerini birleştirdiler. Sakin görünen Lin Jie’nin aksine Melissa dikkat kesilmişti.
“Üç, iki, bir, başla!”
Eller titredi…
Dişlerini sıkarken Melissa var gücüyle yüklendi ve gözlerini elinden ayırmadı. İnce kolundaki bütün damarlar, alnındaki kalın damarlar gibi şişti.
Lin Jie bunu görünce gözlerini açıp kapadı.
Babasına bak, kızını al…
Yine de, vücudu ona engel oluyor.
Lin Jie yanlışlıkla gücünü biraz artırdı ve denge anında bozulunca gülmeden edemedi.
Baam!
İkinci tur sona erdi.
Melissa taburede oturmuş, boş boş masadaki eline bakıyordu. Yüzü bembeyazdı, ağlamak istiyordu ama gözlerinden yaş gelmiyordu.
“Böyle olacağını bilmem gerekirdi…”
Lin Jie gülümsedi, “Pekala, alt tarafı bilek güreşi işte. Kazanmak ya da kaybetmek bu kadar önemli mi?”
Lin Jie’ye kalırsa bu ders genç kadına iyi gelecekti. Aksi halde, bu ısrarcı ve inatçı karakteriyle günün birinde hiç olmayacak kişileri kızdırabilirdi.
“Bıçak kullansaydık şimdiye ölmüştün. Gerçek savaşlar farklıdır,” diye ders verdi Lin Jie, uzattığı parmağıyla Melissa’nın alnına dokunurken.
Joseph gibi kas kafalı bir adamla olacak iş değil bu. En iyisi benim gibi nazik bir adamın olaya müdahale etmesi. Bu çocuğun ona rehber olacak bir ışığa ihtiyacı var. Yoksa bu gidişle okulda gerçek bir zorba olabilir.
Yılanın başını küçükken ezeceksin derler. Rastgele insanlara meydan okumaya bir son vermesi lazım!, diye düşündü Lin Jie.
Melissa yanaklarını şişirdi ve zorbalığa uğramış bir çocuk gibi Lin Jie’ye baktı.
Parmağını çeken Lin Jie, konuşmaya devam etti, “Pekala, isteğini yerine getirdim. Şimdi, söyle bakalım buraya neden geldin?”
Melissa uslu uslu yanıt verdi, “Kitap almak istiyordum.”
“Haah, niye en bşaında söylemedin? Hangi kitabı almak istiyorsun?” dedi Lin Jie.
Melissa sakinleşti ve mırıldandı, “Babamın ödünç aldığı kitabın bir kısmını gizli gizli okudum ama sona gelemeden önce neredeyse yakalanıyordum… Burada başka kopyası var mı?”
Melissa dükkan sahibinin, dükkana ilk girdiğinde ona sergilediği sert muamelenin karşılığını vermek istediğini hissediyordu.
Ne aciz bir adamdı! Melissa artık bu adamın sıradan biri olmadığına emindi. Önünde, mantığın ötesinde bir yaratık, bir ucube duruyordu!
Üstelik, Joseph çoğu zaman zeki bir insanın durumu iyi okuduğunu söylerdi. Olağanüstü bir şövalyenin ne zaman nasıl davranacağını bilmesi ve gerekirse kendinden taviz vermesi gerekirdi.
Lin Jie başını salladı. Görünen o ki bu gerçekten de baba-kız arasında bir sorundu ve gayet sıradandı. Ebeveynlerle çocukları arasında, bazen en ufak meseleler yüzünden bile kavgalar yaşanıyordu. Böyle durumlarda, ebeveynlerin baskıcı tavırları çocukların isyankar doğalarıyla birleşerek kavgayı topyekun bir savaşa çevirebiliyordu.
Lin Jie gülümsedi, “Elbette, başka baskıları bile var. Ama… neden Joseph ile konuşmak yerine buraya geldin?”
Melissa ellerini çenesine attı ve iç geçirdi, “Öyle bir kitap okuduğunu bildiğimi anlarsa kesin ortalığı dağıtır. Kitabı ondan istediğimi düşünemiyorum bile.”
“Utandığı için mi?” diye sordu Lin Jie. “Ben tam tersini düşünüyorum. Ona onu anladığını gösterirsen sözlerine daha dikkat edecektir. Aslında, bir ebeveyn ve çocuk arasında aşılması imkansız bir boşluk hiçbir zaman yoktur. Tek gereken, tarafların birbirine biraz güvenmesidir.”
Lin Jie’nin açıklaması Melissa’yı şaşırtmışsa da, genç kadın çabucak başını çevirdi. “Daha önce beni hiç anlamadı ve zaten işi başından aşkın. Okuldaki sınavların sonuçlarını ne zaman göstersem yeterince iyi olmadığım için beni azarlıyor ve eskiden nasıl biri olduğunu anlatıp duruyor.”
Ah… demek klasik sorun bu. Tatmin olmayan ebeveyn.
Joseph hep işle meşgul ve muhtemelen her gün yalnızca genç kadının sınav sonuçlarına bakacak kadar zamanı oluyor. Kızını ihmal ettiği için sınav notlarının düşük olması gayet normal.
Kendini doğru düzgün ifade edemeyen emekli bir subay olduğundan, kızını ancak onu azarlayarak ve kendinden örnek vererek eğitebileceğine inanıyor. Halbuki bunu yaparak kızını kendinden uzaklaştırdığını fark etmiş değil.
Lin Jie’ye aniden bir ilham geldi.
Haah… Ah şu ebeveynler.
“Madem öyle, neden önce seni fark etmesini sağlayacak standartlara ulaşmayı denemiyorsun?” Lin Jie gülümsedi ve arkasındaki raftan ‘Beş-Üç’ adlı kitabı aldı.
Kitabın tam ismi Beş Yıllık *Gaokao, Üç Yıllık Pratik idi.
…
Magnec