Tahmin etmiştim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
33. Bölüm Baba Kız
Lin Jie’nin dudakları belli belirsiz titredi. Kendini tutmuyor olsaydı, yaşadığı şaşkınlık yüzüne yansıyabilirdi.
Son üç yılda kitapçıya türlü türlü, birbirinden renkli insanlar gelmişti ama ilk defa bir müşteri bilek güreşi yapmak istiyordu. Bırakın bu dünyayı, Lin Jie eski dünyasında üniversite okurken bile böyle bir istekle karşılaşmamıştı.
Normal bir insan, ona sunulan ‘Kitap satın al’, ‘Ödünç al’ ya da ‘Oku’ seçeneklerinden birini seçerdi. Kim bilek güreşi yapmak isterdi ki?
Hiç uygun değil.
Bir yaşam koçunun içgüdülerine sahip olan Lin Jie, bu işte bir bit yeniği olduğunu hissedebiliyordu. Keskin gözlerini genç kadına dikti.
Makyajsızdı ama cildi neredeyse kusursuzdu. Kıyafetleri ince işçiliğin eseriydi ve şapkası ünlü bir markanın ürünüydü. Botlarında biraz çamur olsa da, yerde bıraktığı ayak izleri temizdi. Muhtemelen içeri girmeden botlarını su birikintisinde temizlemişti.
Bu ince işaretler, genç kadının alelade bir insan olmadığını gösteriyordu.
Göze en çarpan özelliği ise sımsıkı bağladığı kızıl saçlarıydı. Kürk kadar yumuşak göründüklerine göre onlara iyi bakıyor olmalıydı.
Uzun lafın kısası, bu genç kadın büyük ihtimalle hali vakti yerinde bir ailenin çocuğuydu. İçeri girer girmez yüz ifadesinde yaşanan değişim, hayal kırıklığı ve kaygı içinde olduğunu gösteriyordu.
Lin Jie genç kadının buraya Ji Zhixiu gibi yağmurdan korunmak için değil de kendi isteğiyle geldiğini görebiliyordu. Eğer öyleyse, neden zengin bir aileden çıkmış bu genç kadın bir kitap dükkanına gelip… bilek güreşi yapmak istiyordu?
Mevcut durumda, Lin Jie kitap dükkanının sırf onu ziyaret etmek için insanların yağmura dahi göğüs gerekecek kadar özel olduğunu düşünmüyordu.
Hayır, dur biraz. Yoksa bunun sebebi son zamanlarda artan yeni müşteriler mi? Haber kulaktan kulağa yayılıyor olabilir.
Ji Zhixiu, Joseph… Joseph?
Lin Jie kollarını göğsünde birleştirdi ve genç kadına yakından baktı. Pek belli olmuyorsa da Joseph ile arasında – bilhassa gözleri - bazı benzerlikler vardı. Kulağa garip gelebilirdi ama… Joseph yaşlı ve sert bir adama benziyor olmasına rağmen bu genç kadının yüz hatları onu andırıyordu.
Dolayısıyla, genç kadının Joseph’in gençliğine epey benzediğini söylemek abartı kaçmazdı.
Bu durumda, Lin Jie’nin güdüleri ona bu genç kadının Joseph’in akrabası olduğunu söylüyordu. Lin Jie istemeden de olsa, neredeyse bir dakika boyunca gözlerini genç kadından ayırmadığını fark etmemişti.
Dükkanı saran sessizlik ve dükkan sahibinin keskin gözleri Melissa’yı geriyordu. Bir süre o gözlere maruz kaldıktan sonra, normalde pek bir başına buyruk olan Melissa, tezgaha koyduğu ellerini yavaş yavaş çekti ve onları dizlerine koyarken bir suçluymuş gibi mırıldandı. “Ne… ne oldu? Bilek güreşi yapmak abartı kaçmaz, değil mi?”
Sıradan görünüyor ama nedense bir gariplik var gibi. Niyeyse… Babam yanlış bir şey yaptığım zaman beni azarladığında aynı böyle hissediyordum.
Genç kadın kaygılıydı.
Lin Jie kendine geldi ve nezaketsizlik ettiğinin farkına vardı. Boğazını temizleyerek, “Hiç problem değil ama önce iki soru sormak istiyorum. Sakıncası var mı?” dedi.
Melissa başını salladı. “Buyurun.”
Lin Jie bir parmağını kaldırdı. “Birinci soru. Buraya Joseph yüzünden geldin, değil mi?”
Aslında bu bir tahmindi ama Lin Jie kendinden gayet emin görünüyordu.
Melissa’nın kalbi tekledi. Dükkan sahibinin ansızın Joseph’ten bahsetmesini beklemiyordu. Gözleri şaşkınlıkla aralandı ve içindeki kötü his iyiden iyiye kuvvetlendi.
“Sanırım haklıyım,” dedi Lin Jie. Akraba olduklarına göre muhtemelen aralarındaki bağ epey güçlüydü.
Lin Jie bir parmağını salladı ve gülümsedi. “Bana öyle bakma. Birbirinize çok benziyorsunuz.”
Melissa gözlerini devirdi, yanaklarını şişirdi ve ofladı, “Kim benziyormuş ona!”
Lin Jie’nin keskin gözleri bu detayı kaçıramazdı. Görünen o ki bu isyankar genç kadın Joseph’in kızıydı.
Ne hikmetse son zamanlarda böyle insanlara çok rastlıyordu.
Önce, alçağın teki tarafından aldatılan genç bir hanımefendi dükkana gelmişti, şimdi de babasıyla geçinemediği için evden kaçmış bir genç kadınla karşı karşıyaydı.
Lin Jie’nin yaşam koçluğuna ihtiyaç duyan ne çok insan vardı!
O anda, Melissa buraya geldiğine pişman olmuştu. Artık babasının bir hata yaptığını düşünmüyor, bilakis kendi kararları ve merakı yüzünden kendini hiç bilmediği bir dükkanda bulduğunu fark ediyordu.
Elbette tehlikede değildi ama bu adam Joseph ile arasındaki ilişkiyi çabucak kavradığına göre onu gammazlayabilirdi.
Gerçekten de S-seviye bir bölgeye, ‘dost canlısı’ olsa bile tek başına gelmek büyük ahmaklıktı. Neyse ki belgeye düşülen ‘dost canlısı’ notu gerçekmiş gibi görünüyordu.
Lin Jie ikinci parmağını uzattı. “İkinci soruya gelirsek, neden benimle bilek güreşi yapmak istiyorsun?”
Bu teklifi bir başka müşteri yapsaydı, Lin Jie meseleyi çok üstelemezdi. Ne var ki önünde yepyeni, karşı cinsiyetten genç bir müşteri vardı ve bilek güreşi ‘yakın temas’ gerektiriyordu.
Kendi itibarı ve masumiyeti adına, Lin Jie’nin bu konuda çekingen davranması kaçınılmazdı.
Fiziksel taciz kadınlara özgü değildi. Erkeklerin de kendini koruması gerekiyordu! Üstelik, karşı tarafın niyetini daha derinden anlayabilirse ona nasıl şifa vereceğini de çözebilirdi.
Melissa doğruldu ve başını kaldırdı. “Joseph hep der ki birine ya da bir şeye kızdıysan ama hiçbir şey yapamıyorsan, en iyisi bilek güreşi yapacak birini bul.”
Ha?, afallayan Lin Jie şüpheyle sordu, “Neden ben?”
Dur biraz, yoksa Joseph ile anlaşamadığı için mi canı sıkkın? Ve… öfkesini atmak adına beni mi kullanıyor? Tanrım, velede bak sen!
Melissa istifini bozmadan yanıtladı, “Olayla alakası olan kişiyi bulmak en mantıklısı. Böylece, karşı tarafın canını sıkabilirim.
“Ayrıca, diyelim ki rakip korkaklık edip teklifi geri çevirdi, o zaman zorla onu ikna edebilirim ve sinirlenecek olursa bu da bana onu dövebilmem için bir neden olur.”
Hah????
Lin Jie bu cümleleri anlamakta zorlanıyordu. Joseph nasıl bir babaydı da böyle bir kız çocuğu yetiştirmişti?
PTSD’den muzdarip bir askerin doğru düzgün bir çocuk yetiştireceğini niye düşündüm ki?
“Pekala, nasıl yapacağız?” Lin Jie’nin başı ağrımak üzereydi.
Ancak Melissa sadece hüsranını atmak istiyordu ve Lin Jie buna izin vermeye kararlıydı. En nihayetinde cılız mı cılız genç bir kadındı, muhtemelen çok güçsüzdü. Yine de, Lin Jie bu velede dersini verecekti.
“İki kere yenen kazanır,” dedi Melissa, temkinle. Dükkan sahibi sıradan biri değil, muhtemelen bir bilgin ya da bir büyücüydü. Bu S-seviye adam eter konusunda yetkin olabilirdi ama fiziksel açıdan göze oldukça zayıf görünüyordu.
Birlikte tezgahın iki yanına oturdular ve ellerini birleştirdiklerinde ortama bir gerginlik çöktü. Adam rahat görünüyordu ama Melissa onun yalnızca sıradan bir erkek kadar güçlü olduğunu hemen anlamıştı.
Derin bir nefes alan Melissa, mırıldandı, “Üç.”
“İki.
“Bir.
“Başla!”
Baam!
Karşılaşma sona erdi.
Melissa, tezgaha mıhlanmış eline bakarken gözlerine inanamıyordu.
Nasıl?!
…….
Magnec