Noluyo lan.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
29. Bölüm Süsenler
Başını kaldırıp baktığında, Lin Jie devasa ağacın dallarında altuni ışıkların parladığını gördü. Yoğun yapraklar ve iç içe geçmiş dallar yüzünden onları bu ana kadar fark edememişti. Ayrıca başından beri dikkati yağan kar tanelerinin ve güzeller güzeli süsenlerin üstündeydi.
Gümüş’ün ona verdiği seçenekler şunlardı: Ağaç, meyve, çiçek ve öz.
Biraz düşününce önce ağacı eledi. Ağacı alıp götüremezdi ve doğrusu, ağacın ne işe yarayacağını bilmiyordu. Çiçekler için de aynısı geçerliydi. Süs olmak dışında başka işlevlerinin olduğunu düşünmüyordu. Ayrıca, biraz önce bir çiçek koparıp Gümüş’ün kulağına koymuştu. O çiçeği geri istemek garip olurdu.
Dolayısıyla elde sadece iki seçenek kalıyordu: Meyve ve çiçek özü.
Buna biraz kafa yorduktan sonra ağaçta saklı duran altuni meyvelere baktı. “Bunlar yeniyor mu?”
Çiçek özü ilgisini çekmediğinden, bir rüya ağacının meyvesini tatmayı düşünüyordu. Bu kesinlikle özel bir tecrübe olacaktı.
“Tabii ki,” Gümüş gülümseyerek yanıtladı.
Çıt.
Gümüş konuştuğunda, elmaya benzer bir meyve koptu ağaçtan ve Lin Jie uzanıp onu kolayca yakaladı. Altuni elma sıradan olamazdı. Her bir hattı, elle çizilmiş gibi kusursuzdu.
Yine, sadece rüyalarda görebileceğim bir şey.
Ancak meyveyi yiyeceği için Lin Jie bunu çok önemsemiyordu.
“Ham, hum.”
Ufak meyveyi üç ısırıkta mideye indirdi. Tatlıydı, suluydu ve çekirdeği olmamasının dışında bir elmadan farkı yoktu. Görünüşe göre bu rüyadaki tat algısı gerçekliğe dayanıyordu. Dünya dışı bir lezzet tadacağını düşündüğü için hayal kırıklığına uğramıştı.
O anda, aniden dünyası dönmeye başladı. Muhtemelen uyanmak üzereydi.
“Ne çabuk…”
Burada zamanın farklı aktığına kanaat getirdi. Bazen insan, rüyasında çok şey görmüş olmasına rağmen henüz beş dakika boyunca bile gözlerini kapatmamışken buluyordu kendini. Ve bazen, bir rüya kısa görünse de, bütün gece sürebiliyordu.
Biraz üzülmüşse de, uykusundan ne zaman uyanacağının kontrolü elinde değildi.
“Gitmem gerekiyor,” dedi, doğrulmadan önce ve Gümüş’e elini uzattı.
Gümüş gülümseyerek elini tuttu ve ayağa kalkarak Lin Jie’ye hafifçe sarılırken kulağına fısıldadı. “Umarım, bir sonraki gece de bir rüyada buluşabiliriz.”
……
Kasırga-seviye kara büyücü ve ‘Yüzsüz Kara-pullu Adam’ Wilde’ın öğrencisi, Uri.
Kara büyücü topluluğu Yıkım-seviye Wilde’ın bir zamanlar yanına iki öğrenci aldığını bilirdi. Bunu anlatırken ‘bir zamanlar’ sözcüklerinin kullanılmasının sebebi şuydu: Biri çoktan ölmüştü ve diğeri de Wilde’a ihanet etmişti.
Ölen adamın adı Charles, ihanet edeninki Uri’ydi.
Şu anda ‘Ateşin Elçisi’ Uri Heris’in ortağı ve aynı zamanda ‘Kızıl Tarikat’ olarak bilinen kara büyücü organizasyonunun üyelerinden biriydi.
“Belki bu kez Heris’i seçerek hata ettim ama diğerlerini seçmem söz konusu bile değildi,” diye mırıldandı Uri, bir sigara yakarken. Elinde bir şemsiye tutuyordu ve giydiği takım elbise berbat durumdaydı.
Çok genç görünüyordu. Bir başkası, onu yirmi yaşında genç bir adam sanabilirdi. Saçları soluk bir sarıydı ve keskin, cılız suratı sivilcelerle doluydu. Bir yanağında siyah bir dövme bulunuyordu ve kollarından biri, avucuna kadar bandajlar içindeydi.
Ji Zhixiu’nun ani saldırısı bunlara mal olmuştu.
Avcı Heris’in sahip olduğu menfur kan, yaralarının çabucak iyileşmesine ve hatta kopan bir uzvu bile yeniden yaratmaya imkan sağlıyordu. Öte yandan Uri gibi bir kara büyücünün vücut yapısı sıradan insanlardan pek de farklı sayılmazdı.
Vücudu güçlü saldırılara karşı dayanıklı değildi ve kendini hızlı iyileştiremiyordu. Dahası, böyle bir yara safi büyülerle iyileştirilemezdi ve bunlarla başa çıkmanın en iyi yolu, Kubbe’nin Kilisesi’nden yardım istemekti.
Ne var ki üç yıl önce, Norzin’deki Kubbe’nin Kilisesi bir daha kara büyücüleri tedavi etmeyeceğini açık açık söylemişti. Sorun, aradaki görüş farklılığı değildi. Kubbe’nin Klisesi sadece tedaviden sorumluydu ve insanlara inanç aşılamak gibi bir arzuları yoktu. Gelin görün ki kara büyücülerin çoğu, bilhassa düşük seviyeli olanlar… çok fakirdi.
“Ji Zhixiu ve öğret… Wilde sanırım 23. Sokak’taki şu kitap dükkanıyla bir iş çeviriyorlar. Aralarındaki kader… orada bağlanmış gibi,” diye mırıldandı Uri.
Wilde’ın iki yıl önceki mücadelede ne kadar ağır yaralandığını biliyordu. O yaralardan sağ çıkmışsa da, Uri o adamın gururuna yediremeyeceği için bir daha ortalıkta görünmeyeceğine inanıyordu. Haliyle Wilde’ın ansızın ortaya çıkması ve eskisinden de güçlü görünmesi onu çok şaşırtmıştı.
“Umarım istihbarat raporunda bir yanlışlık vardır.”
Uri başını çevirip yanında duran orta yaşlı, kara büyücü Johann’a baktı. “Görevini hatırlıyorsun, değil mi?”
“Evet,” dedi kara büyücü ve başını salladı, “Kitap dükkanını ve sahibini araştıracağım. Şahsın seviyesini, dış görünüşünü ve dükkanın iç kısımlarını detaylıca öğreneceğim.”
“E hadi o zaman, iyi haberlerini bekliyorum,” Uri emretti.
Johann’ın vücudu kaşla göz arasında bir gölgeye dönüşerek karanlığa karıştı.
Gölge Dönüşüm Tekniği!
Bu, Johann’ın ustalaştığı bir teknikti ve gizli casusluk için müthiş bir yöntemdi. Gece vakti, uzun binaların gölgelerine sığınarak ilerleyen Johann, göz açıp kapayıncaya dek soluğu 23. Sokak, No:412’de aldı.
Yavaşladı ve dükkanın etrafına dikkatlice baktı. Temkinli olduğu kadar şüpheliydi de.
…Havadaki eter gayet normal. İlk bakışta burası gayet sıradan görünüyor ama üstlerin bu kadar önem verdiği bir görev basit olamaz.
Ardından Johann dükkanın ilk katını inceledi ve bir kez daha anormal bir şey bulamadı. Ardı sıra dizilmiş raflar, raflara yerleştirilmiş kitaplar…
İkinci kata geçti. Burası daha basit, sıradan bir eve benziyordu. Her noktayı şöyle bir inceledi ve nihayetinde geriye sadece dükkan sahibinin yatak odası kaldı.
Dükkanda yaşama dair tek iz o odadan geliyordu ama odadan yayılan aura olağanüstü bir varlığa aitmiş gibi görünmüyordu. Dükkanın sahibi, içeride mışıl mışıl uyuyor olmalıydı.
Johann yatak odasına meylederken düşündü. Belki hazır gelmişken bu herifin işini bitirebilirim. Böylece herkesin o kadar dert ettiği insanın sıradan bir tip olduğu ortaya çıkar.
Normal formuna bürünürken gülümsemeden edemedi ve kapının kulpunu çevirdi.
Yavaşça açılan kapının aralığından içeri baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı.
Odanın her bir noktası kalp gibi atan damarlarla ve yatak başlığından çıkarak duvara, zemine uzanan et parçalarıyla kaplıydı. Yatağın ucunda, belli belirsiz parlayan süsenlerden yayılan ışıklar, tatlı bir rüya görüyormuş gibi gülümseyen genç adamın yüzünü aydınlatıyordu.
Johann bir an için duran ve ansızın ona yaklaşmaya başlayan damarları görünce nasıl tepki vereceğini bile bilemedi.
……
Magnec