Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

18. Bölüm Tek Çare

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

“Kahretsin! Bu nasıl olur?!”

Yağmurun altında koşarken, kara kedinin suratında insanlara özgü bir şaşkınlık ve korku ifadesi vardı.

Uzunca bir süre koştuktan sonra yorulmuş olacak ki aniden dengesini kaybetti ve biraz yuvarlandı. Sonra hemen ayağa kalktı ve birkaç adım daha atarak bir köşedeki küçük ara sokağa saklandı.

“Haa haa… Haa haa…”

Silkelenerek üstündeki su damlalarından kurtulduktan sonra etrafını süzdü ve kimseyi görmeyince rahat bir nefes aldı.

Kaskatı kesildi ve yere oturdu.

“Dönüşüm Tekniği – Bozul!”

Ağzını açtığı sırada nefes alışverişi yavaş yavaş düzeldi ve ağzından, ergenliğe girmiş genç bir adamın sesi çıktı.

Vücudunu saran eterde bir dalgalanma yaşandığında, kara kedinin vücudu büyüdü ve on altı yaşlarında bir gence dönüştü.

Yüzü sivilcelerle kaplı, kahverengi saçlı bu çocuk, Morrison Grey, kediye dönüşebiliyordu.

Morrison Saklı Ayin Kulesi’nin istihbarat kolunun araştırma ekibinde çalışan genç bir adamdı ve işe başlayalı daha bir yıl geçmişti. Epey gençti ama dönüşüm konusunda oldukça yetenekliydi ve kendi başına göreve çıkabilecek yetkinliğe sahipti.

Ancak, bu kez durum farklıydı.

Greg bir süredir ofiste boş boş oturuyordu ve hiç göreve çıkmamıştı. Ancak, eski Parlayan Şövalye Joseph’in tek başına bir soruşturmaya çıktığını ve Wilde’ın yarattığı tehdit yüzünden yanına kimseyi almadığını duymuştu.

İstihbarat koluna sırf Joseph’i kendine idol olarak gördüğü için katılmış bir genç olan Grey, Parlayan Şövalye Joseph ve kara büyücü Wilde ikilisinin mazisine çok aşinaydı.

Hem meraktan hem de idolü için endişelendiğinden, dikkatle Joseph’i bu kitapçı dükkanına kadar takip etmişti.

Bunu yaparken özel yeteneğini kullandığından ve arada güvenli bir mesafe bıraktığından söz etmeye gerek yoktu. Birilerinin onu fark etmesi imkansızdı.

En azından, birkaç dakika öncesine dek, Grey böyle olduğuna inanıyordu.

Dükkanın dışında tam olarak on dakika bekledikten sonra tam içeride neler olup bittiğine bakmaya kalkmıştı ki, korkunç bir manzarayla karşılaşmıştı!

Yıkım-seviye bir Parlayan Şövalye, Yılmaz Kutsal Ateş, metalle desteklenmiş insan kılığındaki bir yaratık olan Joseph, acı içinde kasılarak bir anda yere düşmüştü!

Grey o kedi gözleriyle her şeyi gördüğüne yemin edebilirdi.

Olaydan biraz önce, Joseph sıradan ve sevecen görünen dükkan sahibiyle konuşuyordu ama bir an sonra, yere yığılmıştı.

Ardından, dükkan sahibi tezgahtan atlayarak şövalyenin başına dikilmiş ve bileğine dokunarak garip hareketler sergilemişti. Grey, o adamın bir çeşit kötücül büyü yaptığına adı kadar emindi!

Sonrasında, dükkan sahibi kıpırdamadan yatan şövalyeyi ufak bir aracın üstüne çıkarmış ve buz gibi ifadesiyle ona alaycı sözler bile söylemişti.

Sert adamlar bile rüyalarında masal görebilir, öyle mi?

Sör Joseph’in düşman bölgesine tek başına gelerek bir çocuk kadar saf davrandığını mı söylemeye çalışıyordu?

Yoksa Saklı Ayin Kulesi’nin karanlığı temizlemek adına çıktığı bu büyük yolcuğun bir masaldan ibaret olduğunu mu ima ediyordu?

“Kahretsin! İyi uykular bile dedi. Yılmaz Kutsal Ateş’in sonsuza dek uykudan uyanamayacağını mı söylüyordu yani?!” Greg titredi.

Korkunçtu! Ve daha da kötüsü, bütün bunlar gerçekti…

“Neler oluyor burada? Kim o genç adam? Sör Joseph’i nasıl bir anda bayılttı?” diye mırıldandı Grey. Yüzü bembeyazdı ve vücudu kontrolsüzce titriyordu; ölümün pençelerinden kıl payı kurtulmuş bir adam gibi dehşet içindeydi.

Hayır, bir ‘adam gibi’ değildi. Gerçekten ölümün pençelerinden kurtulmuştu. Greg, bir anda kalbi tekleyince yanındaki çöpe çarptığı anlarda zihnine dolan duyguları ömrü boyunca hiç unutmayacaktı.

Dükkan sahibi isteseydi onu yakalayabilirdi ama kapıda durmayı seçmişti.

Ne var ki Grey, adamın kedi kılığını fark ettiğini biliyordu.

Dışarısı tehlikeli mi?

Evet, gerçek tehlike Greg’in gözlerinin önündeydi.

Ve ‘çabuk eve git’ sözlerinin tek bir anlamı olabilirdi…

Dükkan sahibi geri dönüp bu yaşananları anlatabilsin diye onu bilerek öldürmemişti!

Belki bu bir uyarıydı, belki de bir kışkırtma ya da bir alaydı.

Ancak, şu anda başka çaresi yoktu…

Joseph ona kurban gitmişti!

Şimdi, yapabileceği tek şey olanları Saklı Ayin Kulesi’ne bildirmekti.

Morrison Greg, çok önemli bir görevi üstlendiğinin farkındaydı. Vücudunu saran öfkeden kurtulmaya çalışırken dişlerini sıktı ve bir kez daha kediye dönüşerek Saklı Ayin Kulesi’nin yolunu tuttu.

…..

Joseph halüsinasyonlara dalmıştı.

Önünde, gözün alabildiğine uzanan bir gökyüzü ve koca bir hiçlik vardı. Türlü türlü boya ve şekle sahip yıldızlar, bulanık gökyüzü boyunca parlayıp duruyordu.

Milyonlarca ışık yılı ötede, göksel varlıklar yıkım ve varoluşun sonsuz döngüsünde çark gibi işlerken, zaman algısı yavaş yavaş kayboluyordu.

Yıldızlı boşlukta, süzülen sayısız devasa gölge vardı.

Çoğu zaman, bu devasa gölgeler bu garip diyardan gerçekliğe sızar, garip ama güzeller güzeli resimler çizerek Joseph’in gerçeği ve rüyayı birbirinden ayırt etmesini imkansız kılardı.

Koca bir balinanın şehirde yüzdüğünü görmek şaşırtıcıydı ama çoğu zaman, bu şaşkınlık acı vericiydi.

Çünkü onları ne zaman görse Joseph bilinmezliğin derin çukurunda buluyordu kendini ve korkudan titriyordu.

Dahası, iblis kılıcı Candela milenyumların ötesinden yankılanan acı dolu sesiyle bu yıldızlı boşluğu inletirdi.

Joseph’e kalırsa bu, anne özlemi çeken bir çocuğa çok benziyordu.

Doğrusu, Joseph için iblis kılıcı Candela, yaramaz bir çocuk gibiydi. Joseph bu çocuğun duygularını kontrol etmekte zorlanıyordu ve yaşlandıkça, bu zorluk daha da katlanılamaz bir hal alıyordu.

Ancak bu kez işler farklıydı. Elinde bir kitap vardı. Ne büyük ne de kalındı.

“Vhoosh…”

Kitabın sayfaları hızla aralandı ve anlatmaya kelimelerin kifayetsiz kalacağı yasaklı bir dilin sözcükleri yansıdı gözlerine.

“Çukura bakıyorsa kişi, çukur da ona bakıyordur ve böylece, çukur onu tanımış ve kabullenmiş demektir…”

“D-dur biraz… Kahretsin! Bir tuzak! Aaargghhh!”

Ansızın zihnine dolan bilgiler yüzünden başına sert bir acı saplanınca Joseph kendine geldi. Çılgına dönmüş iblis kılıcında ise bir keyif, bir mutluluk hissediyordu.

Neden bu kadar mutlu? Kitap yüzünden mi? Çocuk masalı… bu gerçekten de çocuklar için!

Joseph’in gözleri şak diye açıldı. Tanımadığı tavana bakarken kıpırdamaya çalıştı ama bunu yapamadı. Başını eğip baktığında ‘çocuk masalı’’nı hala tuttuğunu gördü.

Demek bu masal ‘o tarz’ çocuklar için…

“Ehh? Amca, uyandın mı?”

Joseph o tanıdık genç sesi duydu. Başını çevirdiğinde genç adamın ona gülümsediğini gördü.

Başındaki ağrı çoktan geçmişti. Kafasını sallarken kolunu uzattı ve doğruldu.

“Teşekkür ederim,” diye mırıldandı.

…..