Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Aşk Bir Savaş Alanıdır

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

“Başaramadın demek?” dedi dükkan sahibi, doğrulurken ve Ji Zhixiu’ye baktı.

Ji Zhixiu derin bir nefes alarak başını salladı ve öfkeyle, biraz da hayal kırıklığıyla mırıldandı. “Evet, başaramadım… Kaçtı ve şu anda nerede olduğunu bilmiyorum. Peşinden adam yolladım ama henüz bir ipucu bulamadılar.”

Durum ciddi gibi, diye düşündü Lin Jie, yüzü ekşidi.

Son günlerde Ji Bonong ve Yeraltı Kaynakları Geliştirme Şirketi’ne dair çevrimiçi bir arama yapmıştı. Daha önce hakkında birkaç şey duyduğu bu şirketin, Norzin’in alt kademe bölgelerindeki kaynakların tekeline sahip olduğunu ve kuyumculuk, kozmetik ve gıda sektörlerinde ciddi yatırımlar yaptığını biliyordu.

Araştırmanın ardından şirketin Norzin’in idaresiyle de yakından bağlantılı olduğunu öğrendi. Şirket sadece alt kademenin kaynaklarını tekeline almakla kalmamış, alt kademede yaşayan insanları işe alabilecek ‘yegane’ şirket olmayı bile başarmıştı.

Bu şirket dışında başka şirketlerin alt tabakada yaşayan insanlara teklif götürmesi yasaktı. Yasağın çiğnenmesi hapis cezasına, hatta Taun’un Klisesi’nin müritleri olmak üzere sürgün edilmeye bile yol açabiliyordu.

Ve Bonong’un tek kızı olan Ji Zhixiu, kesinlikle ağzında altın kaşıkla doğmuş bir kadındı ve kendini beğenmişti. Peşinde kim bilir kaç erkeğin koştuğu böyle zengin bir kadının alçağın teki tarafından aldatılması olacak iş değildi. Dahası, Ji Zhixiu hiç de zayıf birine benzemiyordu. Bu yüzden, Lin Jie onu aldatan kişinin de sıradan olmadığına kanaat getirmişti. Ji Zhixiu’nun onu bulamaması ve dolayısıyla intikamını alamamasına yol açan suç ortakları olabilirdi.

Bu işte bir bityeniği olduğu belliydi!

Lin Jie’ye kalırsa bir kadının duygularını ve servetini alaşağı etmeye niyetlenen bu alçak, sıradan bir dolandırıcı olamazdı!

İnsana güven veren bir gülümseme takındıktan sonra üstünde buharlar tüten çay bardağını Ji Zhixiu’ya uzattı. “Sakin ol ve merak etme. Anlat bakalım, son günlerde ona neler yaptın?”

Belli ki bu genç hanımın canı sıkkındı ve kendine dair şüpheleri vardı. Lin Jie, böyle bir durumda ona katı sözlerle yüklenmemesi gerektiğini biliyordu.

İlk görüşmelerinde ‘ikna edici’ sözlerle Ji Zhixiu’nun intikam arzusunu körüklemişti. Ancak şimdi, yapılacak en mantıklı şey önce kadını sakinleştirmekti.

O şerefsiz kaçtığına göre Ji Zhixiu’nun intikam girişimi bir açıdan başarılı olmuştu ama adamın sırra kadem basması Ji Zhixiu’nun iradesini sarsmıştı.

Yine de, bu büyük bir sıkıntı sayılmazdı. Ji Zhixiu’nun arkasında öyle devasa bir aile varken, o şerefsizi bulmaları sadece bir zaman meselesiydi.

Görünen o ki Ji Zhixiu rehberlik için Lin Jie’ye gelerek aslında olmayacak bir duaya amin demeye çalışıyordu. Ancak bu farklı bir açıdan, olumlu bir gelişme sayılırdı.

Bu demek oluyordu ki kadın Lin Jie’nin yaşam koçluğuna bağımlı hale gelmeye başlamıştı. Lin Jie biraz çabayla müşterinin zihnindeki fırtınayı dindirebilirdi!

Şimdi kullanacağı strateji şuydu: Ji Zhixiu’ya intikam adına yaptığı her şeyi hatırlatacak ve böylece yaşadığı stresi adım adım azaltarak yeniden kendine inanmasını sağlayacaktı.

Dükkan sahibinin kaşlarını çattığını görünce Ji Zhixiu’nun kalbi tekledi.

Olamaz, benim yüzümden mi? Yoksa yerime başkasını mı seçecek?, kaygı dolu düşünceler zihnine doldukça paniklemeye başladı. Heris kaçtığında bile kendini bu kadar kötü hissetmemişti.

Neyse ki, çok geçmeden Lin Jie o gülümsemesini yeniden takındı ve her zamanki gibi çay dolu bardağı ona uzattı.

Bunu görmek Ji Zhixiu’yu epey rahatlattı.

Ah, umarım bu beni bağışladığını ve davranışlarıma onay verdiğini gösteren bir harekettir! Muhtemelen benden bir rapor isteyecek ve yaptığım şeylerin üstünden geçmemi isteyecek.

Ji Zhixiu çayı kabul etti. Kahverengi sıvıya bakarken mırıldandı, “Üç gün boyunca onunla savaştık. Benden üstündü ama rehberliğiniz gücüme güç kattığı için onu geri çekilmeye zorladım.

“Dün, büyük bir bedel ödedikten ve beş saat boyunca devam eden saldırılardan sonra, üssünü bertaraf etmeyi başardım…

“Ancak son anda farkına vardım ki adam benim dengim olmadığını anlamış ve astlarını terk edip tek başına kaçmıştı. Şimdi onu ne kadar hafife aldığımı görebiliyorum. Zaten başından beri her şey çok düzgün gidiyordu; er ya da geç bir sorun çıkacağını tahmin etmem gerekirdi.”

Başını pişmanlıkla kaldırdı. “Üzgünüm Bay Lin, kendime fazla güvendim.”

“Hayır, sıkıntı yok. Senin hatan değildi,” dedi Lin Jie, gülümseyerek. Ancak dudaklarındaki titremeyi saklamak için çayından bir yudum aldı.

Nedense… bir gariplik var gibi?! Haah… ama aşk bir iştir derler ve iş, çoğu zaman bir savaş alanından farksızdır. Yani basit bir mantıkla, aşkın savaşın ta kendisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu genç hanım ailesi yüzünden iş terimlerine çok alıştığı için kendini ifade ederken biraz… garip sözler seçti herhalde.

Ha, hahahaha.

Ayrıca şu Ruen denen adam demin ona ‘patron’ demişti sanki? Görünüşe göre bu genç hanım gizli bir topluluktaymış gibi rol yapmaya çalışıyor. Güçlü ailelerin çocuklarında sık sık görülen bir davranış.

Mm… evet, böylesi daha mantıklı. O şerefsizle üç gün boyunca savaştık derken, bir aşıklar dalaşından, belki kendi içinde bir kargaşadan bahsediyor olmalı. Daha kanlı ve hiddetli bir kavga bile çıkmış olabilir.

Ve alçak herif yalnız değil; yanında en yakın yaveri, belki bir metresi bile olabilir. Hepsi Ji Zhixiu’nun ateşine yakalanmış.

Ancak Ji Zhixiu bu kurnaz alçağın en başından kendine bir kaçış rotası hazırladığını, sırf bunun için gözünü bile kırpmadan yoldaşlarını feda edebileceğini çok geç olana kadar fark etmemiş!

Durum böyle demek…

Lin Jie başını salladı ve boğazını temizledi, “Seni çok iyi anlıyorum.”

Ji Zhixiu bunu duyunca keyiflendi ama duygularını dizginleyerek, dikkatlice sordu, “Bir tavsiyeniz var mı?”

Onlar konuşurken bir yanda, Ruen boş boş duruyordu. Alışkanlık gereği gözünün ucuyla dükkanı süzdü.

Bu alışkanlığı bir bilgi seyyarı olarak çalıştığı yıllarda kazanmıştı. Avcı olup da Beyaz Kurtlar’a katıldığında, Heris’in altında çalışırken görevi bilgi toplamaktı.

Savaş konusunda bir uzman değilse de, mesele istihbarat olduğunda kimse eline su dökemezdi. Öyle ki Gerçeğin Birliği’nde bile bağlantıları ve gözleri vardı!

Gücünü bir kenara bırakıp ‘boyun eğmiş’ olabilirdi ama içten içe, kendi gururunu hiçbir zaman unutmamıştı.

Koca Norzin Şehri’nde neredeyse bilmediği hiçbir şey yoktu.

Hatta bir avuç insanın bildiği son istihbarat raporuna bile ulaşmıştı. Yani, ‘Yüzsüz Kara-pullu Adam’ Wilde’ın şu anda Norzin Şehri’nde olduğunu biliyordu!

…..