Bu annelerin didişmeleri gerçekten insan sıcak bir his yaşatıyor. Her şey kan bağı değildir.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
55. Bölüm 55
“Burada bu kadar yüksek sesle konuşmamalısın. Saygısızlık.”
Konuşan kadının ismi Hahn Aiin’di. Uzun saçlıydı ve heybetli bir hava yayıyordu. Hahn Aiin’in azarladığı kabarık küt saçlı kadının ismi ise Yoo Hweeyoung’tı.
“Ne olmuş yani? Burası zaten gürültülü. Ayrıca o kadar da yüksek sesle konuşmadım.”
“Yeterince yüksekti. Başkalarının da gürültücü olması senin de öyle olabileceğin anlamına gelmez.”
Birden tartışmaya başladılar. Jimin acı bir kahkaha patlattı.
‘İkisi de hiç değişmemiş.’
Birbirlerriyle didişiyorlardı ama bu, iki yakın arkadaşın eğlenceli şakalaşmasına benziyordu. İki kadın da zıt karakterlerde olmasına rağmen çatışmadılar. Birbirlerinin noksanlarını tamamlıyorlardı ve eskiden Jimin’in babası Jungbum’u çekip çevirirlerdi. Jimin için ideal annelerdi onlar. Gerçek annesinden çok farklıydılar. Karşısında duran iki üvey anneyi düşündü.
‘Onlar gerçek annelerim olsaydı…’
Çocukken hep düşündüğü bir şeydi bu ve yükselen gelgit gibi yeniden kendini gösterdi. O anda küçük bir el giysisini çekiştirdi.
“Ha?”
Jimin giysisinin çekiştirildiği yöne baktığında, Shinhae’nin Hweeyoung ve Aiin’e biraz utanarak baktığını gördü. Onlar da Shinhae’yi fark etmişlerdi ve ona bakıyorlardı.
“Sorun ne, Shinhae?”
“Unni.”
Shinhae iki kadını işaret etti.
“Bu aj…”
Birden Shinhae sustu, elini ağzına götürdü. Ona şaşkınlıkla bakan Jimin’e gözünü dikip düşüncelere daldı.
‘Unni ona ajumma dememden nefret etmişti.’
Bu ajummaların kim olduğunu sormak üzereydi ama Jimin’in bu sözden nefret ettiğini hatırladı. Shinhae yeniden iki kadına döndü. Biraz yaşlı görünüyorlardı ama çok tatlılardı. Ajumma veya unni diye seslenmenin sınırındaydılar ve bu Shinhae için karmaşık bir durumdu.
Ama kararını verdi.
“Bu unniler kim?”
Shinhae bu kelimeyi seçerek mümkün olan en iyi seçimi yaptı.
Hweeyoung ve Aiin şaşırmış gibiydi. Shinhae yanlış bir şey mi söyledim diye düşünürken biraz büzüldü. Çok geçmeden yeniden dik oturdu.
“Aaaaa! Neler oluyor ayol? Bana unni mi dedin sen?”
Hweeyoung aniden Shinhae’ye sarıldı. Shinhae’nin dudaklarının kenarlarındaki makarnaları bile umursamadan çocuğun yanağına yanağını koydu. Küçük çocuk neler olduğuna anlam veremedi. Çizgi film karakteri olsaydı gözleri dönüyor olurdu.
“Jimin! Bu çocuk kim? Her kimse, ebeveynleri çok iyi eğitim vermiş!”
Jimin yalnızca tuhaf bir kahkaha attı. Yaş, kadınlar için çok etkili bir konuydu. Özellikle de belli bir yaşa gelen kadınlara genç gösterdiklerinin söylenmesi onları mutlu ederdi. Hweeyoung ve Aiin yaşlarını hissetmeye başlamışlardı ve son günlerde yaşlandıkları hissiyatı güçleniyordu. Bu yüzden Shinhae’nin söyledikleri onlara baldan tatlı gelmişti.
‘Unni kelimesini pekiştirmemin bir sonucu bu.’
Jimin Shinhae’nin ne düşündüğünü doğru tahmin etti. Ama karmaşık duygulara sahipti. Shinhae’den unni kelimesini duyabilmek için çok çabalamıştı ama şimdi onu bu kadınlarla aynı kefeye koyuyordu.
“Baksana! Çocuk çok tatlı değil mi?”
Hweeyoung, Shinhae’yi Aiin’e gösterdi. Hweeyoung onu oyuncak bebek gibi çeviriyordu ve Aiin çocuğun biraz bunaldığını görebiliyordu. İç çeken Aiin, Hweeyoung’ın eline hafifçe vurdu.
“Çocuğun canını sıkıyorsun.”
“Oh! Gerçekten mi?”
Sonunda Hweeyoung Shinhae’yi bıraktı. Shinhae kendine gelmek için birkaç kez başını sağa sola salladıktan sonra hemen sandalyesinden atladı ve Jimin’in yanına koştu. Jimin’in arkasına saklanarak temkinlice Hweeyoung’ı izledi.
“Ne yaptığına bak.”
Hweeyoung, Aiin’in ikazına cevap veremedi. Sadece ağzına vurdu.
“Biri yaşınla ilgili bir şey dediğinde kontrolü kaybediyorsun. Nasıl giysiler giyiyorsun? Yirmilerinde mi sanıyorsun kendini?”
Hweeyoung’ın giysileri daha çok genç neslin giydikleri türdendi. Ama Aiin’in dediği kadar da uygunsuz değillerdi. Canlı görünüyordu ama ucuz görünmüyordu. Nihayetinde ona uyan giysiler giyiyordu. Hala gençliğinin güzelliğini koruduğu için bu kıyafetler ona yakışıyordu.
“Bir kadının yaşı konusunda hassas olmasında ne sorun var? Ayrıca yaşlandıkça daha çok uğraşmak zorundasın. Yoksa daha hızlı yaşlanırsın. Senin gibi tekdüze giysiler giyseydim daha yaşlı görünürdüm.”
Hweeyoung yanağındaki makarna sosunu sildi ve Aiin’e çıkıştı.
İlk bakışta Aiin’in daha muhafazakar giyindiğini anlamak kolaydı. Giysileri sade ve mütevazıydı. Ancak bu o kadar da yavan oldukları anlamına gelmiyordu. Kişisel moda anlayışı muhafazakar giysiler giydiğinde kendini gösteriyordu. Zarif biri olduğu için bu tarz giysiler ona yakışıyordu.
Sonunda tartışma yeniden alevlendi. Jimin bunu sayısız kez deneyimlediği için onlara dikkat etmeyi kesti. Kedi gibi dövüşüyorlardı ama hep barışırlardı. Sonunda hiç tartışmamış gibi gülmeye başladılar. Bir kocayı paylaşıyorlardı, bu yüzden rakip olmaları beklenirdi ama bunu aşmışlardı. Yakın arkadaş olmuşlardı ve bu arkadaşlık zamanla daha da gelişmişti. Bir bakıma bu didişmeler aile sevgisinin bir tezahürüydü.
Jimin tartışmalarının sona ermesini beklerken Shinhae’yi sakinleştirmeye çalıştı. Shinhae’nin ağzının kenarındaki sosları silerek gülümsedi. Bu iki kadının korkunç insanlar olmadığını anlattı. Shinhae özellikle de Hweeyoung’tan çekinmişti ama Jimin’in açıklamalarına ikna olarak sandalyesine geçti.
“Bu çocuk kimin?”
Hweeyoung sinsice Shinhae’nin yanına oturdu; gözleri parlıyordu.
“Senin kızın değil, değil mi?”
Hweeyoung’ın gözlerinde şakacı bir bakış vardı. Bunun doğru olmadığını bilse de Jimin’e sataşacak bir bahane bulmuştu.
Aiin ona zavallısın, der gibi baktı. Jimin’le Hweeyoung’ın arasına oturdu ve sorgulayan gözlerle bakmaya başladı.
“Değil. şirketimde çalışan birinin kızı.”
“Şirket?”
Hweeyoung biraz gerildi, Aiin’in gözlerindeki ışıltı da biraz söndü.
“Hala bu işi yapıyor musun?”
“Evet.”
Jimin Aiin’in sorusunu uzaklara bakarak cevapladı.
Bu kadınlara gerçekten saygı duyuyordu ama bu konuyu onlarla konuşmaktan hoşlanmıyordu. İki kadın da onun Jungbum’u bulmak için şirket kurması planına karşıydı.
Başlarda Jimin inanamamıştı. Onları anne gibi görüyordu ve babasıyla para için mi evlendiler diye sorgulamaya bile başlamıştı. Ama zamanla şirketi umduğu kadar iyi gitmedi. Ama bu kadınlarla kan bağı olmamasına rağmen, ikisi de onu sevmekten vazgeçmedi. Bu da yanıldığını fark etmesini sağladı.
Gerçekten onun için endişe ediyorlardı.
“Sorun yok. Bu sonuncu.”
Jimin onların endişe etmesini istemiyordu.
“Sonuncu?”
Hweeyoung şaşkınlıkla bunu sordu.
“Evet. İşimin işe yaramadığı sonucuna vardım, param da tükeniyor.”
Sonunda…
Uzun zamandır kabul edemediği şeyleri zar zor söylemeyi başardı.
Hweeyoung ve Aiin, Jimin’in gözlerine baktılar. Sanki ruhunu görmek istiyorlardı. Jimin’in sırtı hafifçe kamburlaştı. Çocukken yanlış bir şey yaptığı zamanlar gibiydi. Onu bu şekilde azarladıklarını hatırlıyordu. Kaç yaşında olduğu önemli değildi; çoğu çocuk annesi ona böyle inceler gibi baktığında gerilirdi.
“Pekala. Kararın bu yöndeyse sevindim.”
Hweeyoung artık onu incelemeyi kesmişti ama bu karara ikna olmuşa benzemiyordu. Nitekim etraflarında çok ağır bir hava vardı.
“Gerçekten istediğin bu mu?”
Bu kez soru başka bir taraftan geldi. Aiin Jimin’e sakin gözlerle bakıyordu ama kızı susmuştu. Sessizlik bir müddet daha sürdü.
“Unni’ye kaba davranmayın!”
Sessizliği çok tatlı bir ses böldü. Üç çift göz birden Shinhae’ye döndü. Shinhae ellerini yumruk yapmış Hweeyoung ve Aiin’e bakıyordu. Beş yaşındaki çocuk onlara dik dik bakıyordu ve bu korkunç olmaktan ziyade çok tatlıydı.
“Amanın! Jimin’in koruması gerçekten korkutucu.”
Gülmeye başlayan Hweeyoung’ın omuzları sarsılıyordu ve Aiin de küçük bir kahkaha attı.
Jimin sessizce Shinhae’nin ellerini tuttu. Küçük eli her zamankinden sıcaktı.
“Ben iyiyim Shinhae.”
Shinhae iri gözleriyle ona baktı.
“İyi misin? Bu ajummalar unniye kabalık etmiyorlar mı?”
“A... ajum!..”
Hweeyoung’ın ağzı bir karış açık kaldı. Bir anda unni’den ajumma’ya geçiş yapmıştı. Hweeyoung çocuğun beden dilini okuyordu ve Shinhae’nin onlara asla unni demeyeceğinin sinyallerini aldı.
“Ölümünü gerçekten kabul edemiyorsan çalışmana devam edebilirsin. Paran yoksa biz sana destek oluruz.”
Jimin Aiin’e baktı. Bunlar çok beklenmedik sözlerdi. Ama yanlış duymamıştı ve Hweeyoung da başıyla onaylıyordu.
“İkiniz de bu işe karşı çıkmıyor muydunuz?”
“Karşıydık.”
Hweeyoung konuştu.
“Çok zorluk çekeceğin belliydi.”
Bu çetrefilli bir yoldu. Ay canavar kaynıyordu, o yüzden orada kaybolan birini bulmak kolay değildi.
“O zamanlar onun öldüğünü kabul etmedin, biz de onu aradığımıza dair bir belirti vermedik. Sana göre soğuk davranmış bile olabiliriz. Ama baban bu işteki olağanüstü riski kabul ediyordu. Bir daha bize geri dönemeyebileceğini anlıyorduk ve buna hazırdık. Bize uzun zaman dönmezse onu öldü saymamızı söylemişti.”
Jimin Hweeyoung’ın sözlerindeki kederi hissediyordu.
“Küçük kardeşlerin Bağlayıcı. Bağlayıcı olarak tehlike ne demek biliyorlar. Bunu iliklerine kadar hissediyorlar. Bu yüzden babanın ölümünü kabullendiler. Bu yüzden hepimiz seni durdurmayı denedik. Onun ölümünün gölgesi altında yaşamanı istemedik. Bunun seni mahvetmesini istemedik.”
“… öyleyse neden bu kadar zaman sonra para teklif ediyorsunuz?”
Jimin annelerinin, kardeşlerinin hislerini şimdi anlıyordu. Ama bunu engelleyemezdi. Ses tonunda biraz da olsa husumet vardı.
“Bunca zaman boyunca onu arayacağını beklemiyorduk.”
Cevap veren Aiin oldu.
“İnatçıydın ve son yıllarda onu aramayı hiç bırakmadın. İronik gelebilir ama bu yüzden sana minnet duyuyorduk. Çabalarını hoşnutsuzlukla izlediğimizi zannettiysen yanıldın.”
Aiin nazikçe gülümseyerek konuşuyordu.
“Kocamızdan bir iz bulmak için bu kadar debelenen bir çocuktan nefret edebilmemiz olanaksız.”
O anda Aiin’in yüzünde kocasına duyduğu sevginin izleri belirdi ve Jimin’e duyduğu sevgi doldu taştı. Aynısı Hweeyoung için de geçerliydi. Aiin’in söylediklerini duyunca kalbinde beliren az biraz nefret de eridi gitti.
“Bu yüzden ne zaman ihtiyacın olursa bizden destek isteyebilirsin. Her şeye sermaye ayıramayız ama bir noktaya kadar yardımcı olabiliriz. Tatmin oluncaya kadar çalışmana devam etmelisin.”
“… Çok teşekkürler, anne.”
İlgilerine ve şefkatlerine minnet duyuyordu. İstemsizce başını eğdi.
“Ama ben iyiyim. Para sorun yaratıyor ama aslında yoruldum. Bunu hayatım boyunca sürdüremem.”
“Öyle mi?”
İkili bir şey demedi. Ne onu övdüler ne de yerdiler. Hiçbir şey yapmadılar. Sessizce Jimin’in konuşmasını dinlediler.
“Gördün mü, Jimin unni’yle barıştık. Bana yine unni der misin?”
Hweeyoung Shinhae ile konuşarak ortamı yumuşatmaya çalışır gibiydi. Endişeli olan Aiin, Hweeyoung’ın tuhaflıkları yüzünden utançla yüzünü eliyle kapadı. Jimin acı bir kahkaha attı.
Shinhae bir Jimin’e, bir de Hweeyoung’a baktı.
“Barıştınız mı?”
“Evet. Barıştık! Barıştık!”
“Unniye yine kabalık etmeyeceksiniz değil mi?”
“Hayır hayır!”
Shinhae yine Jimin’e baktı. Jimin başını hafifçe salladı.
“Peki. Tamam unni.”
“Yaaaaaa!”
Unni diye seslenilen Hweeyoung hemen çocuğa sarıldı. Shinhae’nin küçük vücudu bu sarılmayla bez bebek gibi sallandı.
“Dur artık! Beni utandırıyorsun!”
Sonunda Aiin, Hweeyoung’ın sırtına şaplak attı.
Magnec