Elinize sağlık. Çocugu duygusuz yapıcaklar sonra psikopata baglatcaklar ha boyle giderse :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
94. Bölüm Devam Eden Eğitim
Zend, çarptığı duvarın kendine verdiği acıyla kendini hızla geri çekti ve uyuşmaya başlamış olan yüzünü refleks olarak elleriyle kavradı. ''Ah!''
Hollis'in tahmini doğru çıkmıştı. Zend, normalde birkaç ay bile alabilen hayali çizgi oluşturmayı, bugün öğrenmişti. Sadece birkaç saatte. Ama Zend, kendinden şaşmamış ve Hollis'i şaşırtmayı yine başarmıştı. Çizgi oluşturmak, Rüzgar Tanrısının Nefesi'nin sadece birinci kısmıydı. Onu öğrendikten sonra, onu sabitlemeyi, üstüne binmeyi, dengede kalmayı da öğrenmen gerekiyordu, ondan sonra da Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullabiliyordun. Yani oluşturduğun katılaşmış hava tabakasının üstüne çıkıp, onunla hareket etmeyi başarabiliyordun. Bunların tamamını yapmak ise, en azından birkaç yıl alırdı. Hollis, Zend'in olağanüstü bir öğrenme yeteneği olduğunu bildiği için, birkaç yıl yerine sadece bir yılda Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni öğrenebileceğini düşünmüştü. Bu yüzden ona birlikte bir yıl geçireceklerini, Chibui Dağı'nda ilk yılı ona bu tekniği öğretmekle geçireceğini söylemişti. Tam olarak böyle söylememişti, ancak bunun pek önemi yoktu. Ama Zend...
Bir yılda öğrenmesi gereken şeyi, birkaç saatte öğrenmişti!
Yine yapmıştı bunu, yine başarmıştı. Bu çocuk, bunu nasıl yapabiliyordu? Hollis Avcı Modu'nu kullanarak onun vücudunu izliyordu, duygularını izliyordu, onun enerjisini izliyordu. Her şeyini görebiliyordu Zend'in. Doğal olarak da, onun Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni nasıl başardığını görmüştü. Onun enerjisinin dalgalanışını, tekniği kabul edişini görmüştü. Bir anda, bir anda, tüm enerjisi değişmişti onun. Tüm enerjisi tamamen değişmiş, Rüzgar Tanrısının Nefesi'ne uyum sağlamış ve bir anda enerjisini, Rüzgar Tanrısının Nefesi'nin enerjisi ile bütünleştirmişti.
Hollis'in gözleri, daha önce böyle bir şeyi hiçbir zaman görmemişti. Zend'in enerjisi, normal bir enerji değildi. Bundan kesinlikle emindi, Zend'in olaylarda bir etkisi yoktu. Sadece öğrenmek istiyor ve öğreniyordu, tabii ki bu sadece Hollis'in gözlemiydi, Zend hakkındaki bir şeyin, kesin olup olmadığını tam olarak öğrenebileceğinden emin bile değildi. Tek emin olduğu şey, Zend'in normalden farklı bir vücuda sahip olduğuydu. Ama o vücudu öğrenebileceğinden emin değildi. Avcı Modu ile onun enerjisini izlediğinde, onun enerji akışının, enerjisinin farklılığından bile farklı olduğunu gördü. Onun ki havuzu tamamen siyahtı, enerji oradan çıkıp vücuduna yayılırken mavi oluyordu. O siyahlık vücudunun diğer bölgelerinde görünmüyordu ama, sanki gizli bir şekilde her yerde varlığını sürdürüyordu.
''Usta, başardım mı?'' Zend merakla sordu. Çizgiyi tam olarak görememişti ama, kendini karşı duvara yapıştırdığına göre tekniği de başarmış olmalıydı.
''Evet.'' Hollis kısaca cevap verdi. ''Birkaç saatte, benim bir buçuk yılda öğrendiğim şeyi öğrenmeyi başardın.'' yüzünü hafifçe astı. ''Şimdi, beş yüz kere tam olarak yere çök ve kalk.''
''Tamam usta. Bu da tekniğimi mi güçlendirecek?'' Zend merakla ve heyecanla sordu. Sonuçta ustası teknikten sonra direkt olarak bunu söylemişti; yapacağı şeylerin tekniğe güç veya dayanıklılık gibi şeyler katması gerektiğini düşünmüştü.
''Hayır, sadece seni kıskandım.'' Hollis konuştu.
***
Zend nefes nefese kalmıştı. ''S-Sonunda bitti.'' beş yüzüncü kalkışından sonra, yere yattı.
''Sen neden hala konuşabiliyorsun? Hemen yüz tane daha yap!'' Hollis öfkeyle konuştu.
''U-Usta... Ö-Öleceğim.'' Zend zorlanarak konuştu. Şu anda vücudunun her yeri ağrıyordu ve ona isyan ediyorlardı.
''Amacım zaten o!'' Hollis hafifçe bağırdı. ''Benim bir buçuk yılımın bedelini ödeyeceksin!''
''U-Usta.'' Zend ustasına döndü. ''Ö-Özür dilerim... Keşke öğrenmeseydim.'' Zend'in vücudu şu an vücudu o kadar ağırlaşmıştı ki, bir kere daha kalkabileceğini düşünmüyordu.
''Hmph.'' Hollis kaprisli bir şekilde ayağa kalktı. ''Şaka bir yana, keşke sana öğreteceğim daha fazla mükemmel tekniğim olsaydı. Zend, ileride sana yegane tavsiyem şudur; bulabildiğin kadar güçlü teknik bul ve hepsini öğren. Eğer böyle yaparsan, yenilmez olabilirsin. Güçlü klanlardan en güçlü tekniklerini çal. Kötü bir şey gibi görünebilir, ama o kadar da değil. Öğrendikten sonra geri vereceksin zaten. Çalmayı kendine yedirebileceğini sanmıyorum.'' Hollis kıkırdadı. ''Ya da teknikleri ödünç almayı deneyebilirsin, ama bir şekilde öğren. Bu yol ile, en güçlü kişi olabileceğini düşünüyorum.'' Hollis, Zend ile konuştuktan sonra düşündü. 'Sanırım Tanrı, bana sonunda büyük bir hediye verdi. Zend, bu hayatta karşılaştığım en iyi şey. Aslında onu hak eden bir usta olduğumu sanmıyorum. O, tekniği öğrenirken yaptığını büyük insanların önünde yapsaydı, hiç şüphesiz dünyanın dört bir yanından çağrılır, çeşitli ödüllerle birlikte krallıklara davetiye alır, çeşitli kadınlarla birlikte ailelere davet edilirdi. O, sadece öğrenme kabiliyetini göstererek bile, büyük ihtimalle Büyük Kılıç Klanı'nın, birinci nesil, safkan leydilerinden biriyle bile nişanlandırılabilirdi. O, Tanrı tarafından Hollis'e verilmiş bir lütuftu.
Ama çok saftı.
Kişiliği, tamamen başkalarına zarar vermeme üzerine kuruluydu. Hollis de bunu düşünerek onu buraya getirmişti. Zend buradan çıkınca, insanları öldürürken tereddüt etme, insanları zarar vermeyi istememe gibi zayıflıklarını kaybetmiş olacaktı. Hollis'e çok değerli bir mücevher verilmişti. Hollis de onu düzgün işlemeli, sivri yerlerini yontmalıydı. Bunu kendine borç biliyordu.
''Şimdi, sen bunu öğrendiğine göre...'' Hollis yerde yatan Zend'in yanına atladı. ''Bugün dinlen. Yarından itibaren, sana rakibin izini sürmeyi ve onu görmeyi öğreteceğim.''
***
''Zend, sıra sende. Üç aydır, senin gözlerinin önünde avlanıyorum. Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni sakın kullanma. Başka tekniklerini de kullanma, onu vücudunun hızıyla yakalamalısın.'' Hollis, eliyle, bir büyülü yaratığı gösterdi. Büyülü yaratık tavşan şeklindeydi. ''Bu senin ilk avın olacak. Ona ulaşmayı başardığında, elindeki bıçağı onun göğsüne sapla. Eğer bir saniye bile gecikirsen, bunun bedeli ağır olabilir. Gecikme, tereddüt etme, tek ve düzgün bir saldırı yap.'' Hollis, Zend'e yüzüğünden çıkardığı bir bıçağı verdi. Olabildiğince yavaş hareket ediyorlardı, üç aydır Zend'e sessiz olmayı, saklanmayı, varlığını gizlemeyi öğretiyordu. Tabii ki Zend, yine ilk günde onun öğreteceği şeyleri öğrenmişti. Hollis, üç aydır yaptıklarını tekrarlatıyordu Zend'e. Her gün, sanki ilk gösterişiymiş gibi, varlığını gizlemeyi,
saklanmayı tekrar tekrar Zend'e gösteriyordu. Ona sürekli yaptıklarını tekrarlatıyordu, ama sonucunu da alıyordu tabii. Artık Zend, neredeyse mükemmel bir avcı olmaya adım atmıştı. Fiziksel ve işlevsel koşulları sağlıyordu, şimdi, duygularını yenmesi kalmıştı.
''Hadi, harekete geç!'' Hollis Zend'e fısıldadı. ''Zend, sakın unutma. Gecikmek yok!''
Zend kafa salladı ve yapması gerekenleri hatırladı. Üzerindeki giysiler, tamamen siyahtı. Yani gölgelerin arasında onu gizleyebiliyorlardı. Ancak gizlenme, Hollis'in söylediğine göre sadece gözden gizlenmek değildi. Tüm vücüttan gizlenmekti. Yani, enerjini de gizleyebilmeliydin.
Zend kendi varlığını şu an çekebildiği kadar kendini belli etmeyecek seviyeye çekmişti. Zend yanındaki küçük ağaçtan birkaç tane yaprak kopardı, yaprakları tüm eliyle sıktı ve yaprakların nemi, içlerindeki sıvı, Zend'in eline bulaştı. Hızlıca ellerini bıçağının etrafında gezdirdi ve ıslaklığı, bıçağına da bulaştırdı. Çok hızlı bir şekilde elindeki bıçağı toprağa soktu, bıçağı tekrar çıkardığında amacını elde etmişti. Artık bıçağı güneşte parlamıyordu. Üzerine küçük toprak tanecikleri yapışmıştı ve görünüşünü tamamen mat bir hale getirmişlerdi. Şu an, Zend'in tüm zihni boşalmıştı. Düşünmek için, çaba bile harcamıyordu. Sanki düşünmüyordu bile, aklı o kadar boş ve temizdi ki, beyni kendi kendine düşünüyormuş gibiydi.
Zend gözlerini hedefinde odakladı. Yaptığı her şeyi, olabildikleri en hızlı hal ile yapmalıydı. Rakibini ve onun etrafını süzdü. Ondan başka kimse yoktu. Tehlike yoktu. Hemen önünde, büyülü yaratığa giden toprak alanının görünüşüne baktı. Genellikle çim ve yapraklardan oluşuyordu toprak, birkaç yeri içine çökmüş, birkaç yeri de hafifçe yukarı kabarmıştı. Aslında bunlar en fazla bir santim çökmüş ya da yerden yükselmişlerdi. Ama Zend için fark etmezdi. Oralarda bir gariplik, bir tuzak olma ihtimali vardı. Hemen bulunduğu yerden, düzlüklere basarak büyülü yaratığın yanına gidebildiği bir yol çizdi kafasında. Ona giderken bu yolu izleyecekti. Büyülü yaratıkla arasında yaklaşık on metre vardı. Hollis'in tavsiyesine göre, bacak kaslarını geliştirmeliydi. Hareket ederken en çok onlara ihtiyaç duyuyordu, kolları Vuruş Süngeri gibi bir eğitim aracıyla çalışmasından dolayı zaten yeterince güçlüydü.
Fiziksel olarak çalışmak fazla bir fark yaratmıyordu. Sadece biraz hızını ve gücünü artırabiliyordu Zend, bunu Hollis'e söylemişti. Neden fiziksel olarak çalışarak kendini yorması gerekiyordu? Tekniklerle gelişmek en etkilisi değil miydi? Hollis'e bunu sorduğunda, Hollis ona şu şekilde cevap vermişti. ''Zend, tekniklerle herkes hızlanabilir, ya da güçlenebilir. Gücü geç, zaten bir savaşta güç o kadar önemli değildir. Ancak hız, en önemli faktörlerden biridir. Bir teknik, iki tarafa da aynı hızı verir. Tekniklerden gelen hız aynı olduğunda, önemli olan tek bir şey vardır; vücudun üstünlüğü. Eğer vücudun ondan üstünse, vücudunun oluşturduğu küçük fark, onu öldürmeni ve hayatına devam etmeni sağlar. En önemli etkenlerden birisi de, vücudunun oluşturduğu küçük farklardır. Bunu bana ustam anlatmıştı.''
Zend birkaç saniye bekleyip, adımını atacağı yerleri ölçtüğü zaman, harekete geçti. Tavşana doğru, belirlediği yerlere basarak, tehlike olmayan yerlerden geçerek, birkaç saniye içinde büyülü yaratığın yanına gitmeyi başardı. Zavallı yaratık, kendine doğru ölümcül bir aura yayarak gelen korkunç insanı fark ettiğinde, ağzındaki çimeni bırakıp, ona dönmeye fırsat bulabildi. Zend, tüm varlığını gizlediği için, yaratık onun biraz önce beklediği yeri süzmüş, ama onu fark edememişti. Oradan bir tehlikenin gelmeyeceğini düşünüp, diğer büyük tehlikelerin gelebileceği açıklık alana, yani tam ters tarafa doğru dönüp yerdeki çimenlerle afiyetle bir ziyafet çekmeye koyulmuştu. Arkasından bir saldırı gelmesini hiç beklemiyordu. Zend'e döndüğü anda, Zend'in bıçağı onun göğsüne değmişti bile.
Zend, elindeki bıçağı onun göğsüne soktu, küçük hayvancağız biraz titredi, minik elleriyle Zend'in bıçağına uzandı, ama birkaç saniye içinde ellerini hafifçe bıçaktan geriye çekerek kasılmaya başladı. İşte o an, Zend'in kalbi sızlamaya başladı. Zend onu öldüreceği halde, o Zend'e öfkeli bir şekilde bakmıyordu bile. Birkaç saniye sonra, bir titreme dalgasıyla daha, hareketsiz kaldı. Bir daha hareket etmemek üzere. Boncuk gibi yeşil gözleri yavaşça kapandı, küçük ve tüylü elleri, Zend'in bıçağından yavaşça aşağıya kaydı. Onun ruhu solarken, Zend, sanki içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Kusma ihtiyacı duydu, daha doğrusu, başka bir şey hissetti. Bu şey, normal bir his değildi. Zend, onu bildiği hislere benzetmeye çalıştığında en yakın his, kusma hissi olmuştu. Bu his... Bu his iğrençti.
Zend, böylesine masum bir cana kıymıştı. O öldükten sonra, Zend'i daha da fazla üzüntü sarmaya başladı. Elindeki sevimli tavşanın kanları, onun kar beyazı kürkünü kırmızıya boyuyordu.
Hollis bir anda yanına geldi. ''İşte bu! Çok iyiydin Zend!''
Zend, gizlenirken onu öldürmenin çok kolay olacağını düşünmüştü. Olmuştu da, ancak içinde bir suçluluk duygusu vardı. Bu duygu, onu gerçekten boğuyordu. ''Usta, neden sakince otları yiyen bir büyülü yaratığı öldürdüm? Ne gereği vardı ki? Kime, ne zararı vardı onun?'' Zend daha önce kuduz bir köpek öldürmüştü, ama o kuduz köpeğin halka bir zararı vardı. Bu tavşancığın ise, kimseye bir zararı yoktu.
Hollis, Zend'in bu soruları sormakta gecikmiş olduğunu düşündü. Zaten onun ilk avcılığında böyle şeyler soracağını tahmin etmişti. Hollis de bu soruları ustasına sormuştu. Suçluları öldürmek hiç sorun değildi, ama masum bir cana kıymak... Gerçekten zordu. Ama, gerekliydi. Bazen gerçekten gerekli olabiliyordu.
''Zend, bazen, masumların da ölmesi gerekir.'' Hollis, öğrencisinin kalbinin suçluluk duygusuyla dolduğunu hissetti. ''Masumlar, bazen çok farklı olabiliyorlar.'' Hollis ona moral vermeye çalıştı. ''Mesela o büyülü yaratık. Sen onun masum olduğunu düşünüyorsun. Ama onun masum olduğundan emin misin?''
Zend, tavşanın aşağı düşmüş beyaz ellerinden çıkmış, uzun, kana bulanmış, kırmızı renkte olan pençelerini gördü. Ama bu kan, onun kanı değildi. O, artık kurumuş bir kandı.
Hollis gülerek öğrencisinin kafasını okşadı. ''Eğer birini masum olarak görüp onu öldürmekten vazgeçersen, onun masum olmadığını öğrendiğinde, vazgeçecek bir şeyin kalmamış olabilir.''
***
1637
Magnec