Elinize sağlık. Hadi bakalım bu tekniğı ogrendikten felan sonra silah da yaparlr bunu yalniz birakır ondan sonra heralde bakalım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
93. Bölüm Motivasyon
Hollis Zend'in söyledikleriyle, şaşkınlığa uğradı. ''Ne?''
''Hollis, Fun ile birlikte Beyaz Taç'a doğru yola çıkmadan önce, Maddle ile bu turnuvaya girmek istediğimi konuşmuştum. O da, geleceğine söz verdi ve ben söylediğim için, bu turnuvaya geldi. Her şey güzel gidiyordu. Yenmek istediğim biri olduğunu söylemiştim, onunla savaştığım maçta, Maddle de seyircilerin arasında beni izliyordu. Tam yenmek istediğim kişi ile dövüşü bitirecek saldırıyı yapacağımız zaman, bir anda büyülü yaratıklar görünmeye başladı. Her yerdeydiler, sayı olarak yirmiden fazlaydılar. Ayrıca en güçsüzleri de on beşinci seviyedeydi.'' Zend başını eğdi ve hüzünle konuşmaya başladı.
''Büyülü yaratıklar mı? Kaimei Şehri'nde yapılan bir turnuva değil miydi bu?'' Hollis hızlıca konuştu.
''Evet, turnuva Kaimei Şehri'nde yapıldı. Ancak tamamen ilginç bir şekilde, yaratıklar sakince yürüyerek hiçbir yere zarar vermeden turnuvaya girdi. İçeride seyircilere saldırdılar, tam yenmek istediğim kişi ile dövüşü bitirecek saldırı yapacağımız zaman, bir anda arenaya bir Yuathra Dev Kertenkelesi atladı. Etrafa dehşet saçmaya başladı.'' Zend, bunları hatırlamak onu ne kadar üzse de konuşmaya devam etti.
''Görünüşünden hemen fark ettim. O Yuathra Dev Kertenkelesi Kutsal Seviye'ye ulaşmıştı. Bu da yetmezmiş gibi, bir Zangamor Ejderhası da arenaya gelmişti. İnsanlar ölmeye devam etti, çığlıklar her yeri kapladı. Ben, bu kadar çok ölümü değil bir günde, tüm hayatım boyunca görmemiştim. Sonra, tüm büyülü yaratıklar bir şekilde yenildi. Sadece Zangamor Ejderhası ve Yuathra Dev Kertenkelesi kaldı. Ben arenada savaşıyor olduğum için, enerjim kalmamıştı ve arenanın ortasında kalakalmıştım. Savaş beni çok yormuştu. Hareket etmem bile çok zorlaşmıştı. Sonra Kral Modu'm, bana baskı yapmaya başladı. Onu artık kapatmam gerekiyordu, daha fazla açık tutamayacaktım. Normalde kapatmam için orada olan, büyülü sineklere baktım, ama Yuathra Dev Kertenkelesi tarafından öldürülmüşlerdi. Eğer biraz daha açık tutarsam büyük ihtimal Kral Modu kendi kendine kapanacaktı ve ölecektim. Arenada canlı kalan iki tane yaratık vardı ve birisi, yani Zangamor Ejderhası, Tou ile savaşıyordu. Ben de yapabileceğim tek şeyi yaptım. Elimde büyümü oluşturdum ve önümdeki Yuathra Dev Kertenkelesi'ne attım. O... Onu öldürmeyi başardım. Ancak... Ölen sadece o olmadı. Onun arkasında kalan arenanın neredeyse tamamı yok oldu. Ayrıca... Ayrıca... Yuathra Dev Kertenkelesi'nin arkasında kalan insanları kurtarmaya çalışan, Hinia'ya insanları uzatıp oradan çıkarmaya çalışan Maddle'nin... Maddle'nin de yarısı oldu. Yanına gittiğimde, sadece... Sadece birkaç dakika kadar hayata tutunabildi. Sadece birkaç dakika sonra...'' Zend, turnuvayı anlatırken gözlerinden süzülen yaşları hissetti. Bunları anlatırken, bir yandan da sanki yaşıyordu.
''Onu, ben öldürdüm.'' Zend kahrolmaya devam etti. ''Yaptığım bilinçsiz büyünün bedelini Maddle, ve en az yüz kişi ödedi. Onlar... Benim yüzümden öldüler. Ölmelerinin tek nedeni bendim.'' Zend bu kadar şeye dayanamazdı. Daha on yaşındaydı o, kaç kişi on yaşında bu kadar kişiyi ve en sevdiği arkadaşlarından birini öldürdüğü gerçeğini sırtlamak zorunda kalmıştı? ''Keşke... Keşke ölmek üzere olan insanlardan birini öldürseydim... O zaman sonuçlar çok daha farklı olurdu. Benim hatam yüzünden o kadar insanın gerekmezdi...''
''Sen, ölmek üzere olan birini öldürseydin, kendini affedebilir miydin ki?'' Hollis de olayı anladı ve hüzünlü bir şekilde Zend'in yanına atladı. ''Yine için içini yiyecekti, aynı sonuç olacaktı Zend.'' Hollis konuştu.
''Zend, çok üzgünüm.'' Hollis, konuştuktan sonra sessizliğe gömüldü. ''Ben... Ben Maddle'nin bu dünyadan göçmüş olacağını hiç düşünmemiştim.'' onun da üzüldüğü belliydi, sessiz bir şekilde konuşuyordu. ''Hinia da yıkılmıştır şimdi.''
Hollis Zend'in omzuna elini attı. ''Zend, bu gerçekten çok kötü olmuş. Eminim, kimse böyle olmasını istemezdi.'' Hollis'in sesi oldukça yumuşamıştı. ''Ama kendini üzmen, hiçbir şeyi değiştirmez. İstediğin kadar üzülsen de, istediğin kadar bağırsan da, hiçbir şey değişmeyecek. Maddle senden hoşlanıyordu değil mi?'' Hollis Zend'in gözlerine baktı.
Zend başını salladı. ''Evet.'' soluk bir sesle konuştu.
''Senin üzülmeni ister miydi?'' Hollis Zend'in gözlerine kararlılıkla baktı. ''Senin üzüldüğünü görse eminim daha çok üzülürdü. Senin böyle üzüldüğünü görmek, üstüne bu üzgünlüğün sebebinin kendisi olduğunu bilmek, onu, şu an senin yaşadığın üzgünlükten çok daha büyük bir hüzne iterdi.'' Hollis biraz bekledi ve yüzünü daha ciddi bir ifade ile doldurdu. ''Zend, sana üzülmemeni, senin suçun olmadığını zaten Fun söylemiştir. Onun söylemediği hiçbir şeyi sana söyleyemem. Ancak, Senin yüzünden ölmüş olmaları düşüncesini aklından çıkar Zend. Eğer onlar ölmeselerdi, sen ölecektin. Eğer o gittiyse, sen, onun için de yaşamalısın. Eğer eskisi kadar normal yaşarsan, iki hayata yetecek heyecanı kazanamazsın. Onu öldürmenin sorumluluğunu kabul et. Onu da taşı, eğer öyle yapmazsan onun hayatının bedelini ödeyemezsin. Diğer dünyada ona hangi yüzle bakarsın?'' Hollis şu an son derece ciddileşmişti. O ciddi bir şekilde öğüt verse de, Zend hemen anladı. Bu kelimeler, Hollis'e arkadaşı öldüğünde ona söylenen kelimelerdi. Bu çok belli oluyordu, özellikle Zend gibi gözlem yeteneğine sahip biri için, bunu anlamak hiç zor olmuyordu. Yoğun bir hüznün içinde olsa da.
Hollis devam etti. ''Sen böyle birisin. Kafana göre insanları öldürüp hiçbir şey hissetmeyecek bir zihniyetin yok.''
''Umarım bunu kaybetmem.'' Zend konuştu. ''İnsanları öldürüp hiçbir şey hissetmezsem eğer, yaşamamın ne anlamı kalır ki? İnsan hayatını almak bence bu kadar kolay değil.'' Zend'in içinde müthiş bir hüzün onu sıkıştırsa da, ustasına düşüncelerini eksiksiz olarak söylemeye gayret etti.
''Bu dağdan çıktığında, bu zayıflığına veda edeceksin.'' Hollis tekrar konuştu. ''Sen bir savaşçısın Zend. Eğer öldürmek istemiyorsan, buradan gitmeyi bekleyelim ve kapılar açıldığında direkt olarak çıkalım. Bir savaşçının yolu, insanların sürekli öldüğü bir yoldur. Bir savaşçı, düşmanlarını acımasızca öldürme yeteneğine sahip olmalıdır. Yanlış anlama, dostunu öldürmek buna dahil değil. Maddle'yi severdim, onu uzun zamandır tanıyordum ve ölmesi beni de yıktı. Ancak benim ayakta kalmam gerekli. Hayatta kalmam için, ayakta kalmam gerekli. Bu, bir sene sonra senin için de geçerli olacak.'' Hollis, gözlerini kaçıran Zend'in kafasını tuttu ve gözlerini, onun gözlerine sabitledi. ''Zend, eğer geçmişte olan şeyleri zihninde tutmaya devam edersen, sadece güçlenmeni güçleştirirsin. Tamam, yap. Yas tut. Bu normal ve gerekli bir şeydir. Ancak, bunu yerinde bırakman gerekli.'' Hollis şu an, Zend'in daha önce gördüğü her halinden daha ciddi bir haldeydi. Ayrıca üzerinde büyük bir kararlılık vardı. ''Onları unutma, ölen her dostunu hatırla. Ancak, hiçbirinin sana engel olmasına izin de verme. Beni acımasız olarak görme Zend. Ben öyle biri değilim. Ben, sadece hayatta kalmayı öğrenmiş biriyim. İstediğim şeyler için hayatımı bile feda ederim, üzülmem. Ayaklarımın yere sağlam basması için, her şeyi yerinde bırakmasını bilmeliyim. Sen de bilmelisin. Sana öğreteceğim en iyi şey, hayatta kalmaktır.'' Hollis ayağa kalktı ve mağaranın uç kısmına zıpladı.
''Eğer yükselmek istiyorsan, seni tutan ağırlıkları bırakmalısın.'' Hollis konuştu. Zend'e karşı acımasızca konuşuyordu, çünkü ancak bu, onu yeterince olgunlaştırırdı. Dünya acımasız bir yerdi, Zend eğer öldürmekten korkarsa, sonu sadece ölüm olacaktı. Ona acımak, Hollis'in Zend'e yapacağı en kötü şey olurdu. ''Maddle için çalış. Şimdi dediklerimi yapmaya ve çizgiyi oluşturmaya çalış, aklındakileri yok et. Onların, ayağına takılmasına izin verme. Biliyorum, sen güçlü bir çocuksun. Ancak söyleyeyim, çizgi oluşturmak, Rüzgar Tanrısının Nefesi'nin en kolay ve en az vakit alan kısmıdır, normalde bir saat kadar sürer. Sen çok vakit harcadın. Eğer biraz daha yapamazsan, sanırım sana sadece hayatta kalmayı öğretmeyi düşünmeye başlayacağım.'' Hollis, Zend'i motive etmeye çalıştı. Tarol biraz önce Zend'e bu tekniğin kolay öğrenilmeyeceğini söylemişti, ama Hollis Zend'i tanıyordu, büyük ihtimal Tarol'un söylediklerini unutmuştu bile.
Zend gözlerini sildi, ustası biraz acımasız bir şekilde konuşsa da söylediği her şey tamamen doğruydu. Ustasının söylediği gibi, yapması gereken şey kendini Maddle için de geliştirmekti. Üzgündü, bu doğruydu, ama üzülmesi hiçbir şeye etki etmiyordu. Ayrıca, o geç kalıyordu. Normalde bir saatte öğrenilmesi gereken şeyi, ayağına takılan hüzün yüzünden iki saattir öğrenemiyordu. Zend, yas tutmayı seviyordu. Yas tuttukça, Maddle'nin hayatının borcunu ödediğini düşünüyordu.
Ama Hollis haklıydı. Yas tutmak onu geride bırakıyordu. Bunun yerine daha fazla ve dikkatli çalışarak, hem Maddle'ye olan borcunu ödeyip, hem de kendini geliştirebilirdi.
Hüznünü üzerinden atabildiği kadar atmıştı, ama hala hüzünlüydü. Yine de, eskisi kadar değildi. Ama bunu yapmalıydı. Bunu yapabilmeliydi, Maddle'ye olan borcunu ödemek, bu tekniği öğrenmekten geçiyordu.
Ayağa kalktı, ustasına döndü ve ona teşekkür etti. Ustasının konuşması, onu teselli etmişti. Gözlerini önünde odakladı. Odaklanmaya çalıştı, ayağının altında oluşan bir çizgi hayal etti, bu çizgi, onu ileriye taşıyacak kadar sağlam, ama onu hızlandırabilecek kadar da hafif olmalıydı.
Alnından akan ter dalmasını hissetti Zend. Sonra bir şey daha hissetti, ama bu sefer his, tüm vücudundaydı. Vücudunun her yerinde, sıcak, sert duvarı hissediyordu.
***
1277
Magnec