bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
81. Bölüm Turnuva
Tou yüzündeki tokadın acısını yüzünde hissetmedi, ama o tokatı, ruhunda hissetti. Keşke o tokadın acısını yüzünde hissetseydi.
Biraz önce olduğu gibi, yine bir anda her şey değişti ve zamanın akışı normale döndü. Tou ise içindeki büyük pişmanlıkla baş başa kaldı.
Zaman yine durmuş gibi oldu. Genç bir erkeğin sesi duyuldu yine. "Hahaha, çocuk gerçekten sinirlenmiş." bu erkek konuştuktan sonra, yine genç olduğu belli olan ama farklı bir erkek sesi de konuştu. "Ama haketmişti."
***
Zend boş bir köşeye oturmuştu. yüzüğünü de çıkarmıştı, çünkü insanlar Zend'in üzgün bir şekilde oturduğunu görünce normalde ona hiç yaklaşmıyorlardı bile, ama Zend'in Beyaz Taç'tan geldiğini bildiklerinde hemen ona yaklaşmaya çalışıyorlardı. Zend normalde onun yanında olmayacak kişilerin, sırf Beyaz Taç'ın içinde olduğu için onun yanında olmalarını istemiyordu. Bu şekilde Zend'in yanında olmalarını hiç olmamalarına tercih ediyordu Zend.
''Neden Tou'ya öyle sert çıktım ki? Ben kim oluyorum da onun öğrencisinin kim olduğunu yargılayabiliyorum?" kendi kendine mırıldandı çocuk.
"Ama onun da suçu var. Sonuçta üç yıl önce bana beni eğiteceğini söylemişti." Zend dizlerini göğsüne kadar çekti ve ellerini onların etrafına sardı. Başını da boynuna kadar gelmiş olan diz kapağının üstüne koydu. "Yine de, beni eğitmek zorunda değildi. Benimle konuşmak zorunda bile değildi, Kralın Sağ Kolu o. Sinirlenip beni öldürse bile kimse bir şey yapamaz. Beyaz Taç benim için Krallık ile savaşamaz." Zend üzüntüyle söylendi. Zend biraz önce yalnız kalmak işlemişti, ama unuttuğu bir şey vardı ki, o hiçbir zaman yalnız değildi. İçinden babacan bir ses yükseldi.
"Zend, merak etme evladım. Senin ölmen demek, tüm krallığın da ölmesi, yani yok olması demek." Ranon'un sesi, son üç yılda bol bol olduğu gibi yine Zend'in kalbini rahatlattı. "Dustin piçini hayatta bırakmamın tek sebebi sensin." Tabii ki bunu Zend'in duyacağı bir şekilde söylemedi. Ranon'un biraz önce söylediği şey gerçek olamayacak olsa bile, Zend'in teselli edilmeye olan ihtiyacını giderebiliyorlardı.
"O nasıl olacak Ranon? Koskoca Pounz Krallığı'nı kim yok edecek?" Zend masumca sordu. Kim küçücük, henüz hiçbir işe yaramayan bir çocuk için Pounz gibi büyük ve güçlü bir krallığı yok etmeyi bırak, kim sadece ona meydan okurdu?
"Elbet birisi yok eder." Ranon kısaca geçiştirdi. Zend'in kendisini merak etmesini istemiyordu. Çünkü o merak etse de, henüz ona bir şey söyleyemezdi.
Zend: "..."
***
Turnuvanın ilk günüydü bugün. Sabahın çok erken saatlerinde başlamıştı turnuva, insanlar gün doğarken oraya gitmeye başlamışlardı bile. Gün, Kaimei için erken başlamıştı.
Yukarıya doğru genişleyerek ilerleyen bütün koltuklar dolmuştu. Sonuçta turnuvaya beş yüz çocuk katılıyordu ve her çocuğun ailesi, onu izlemeye geliyordu. Turnuvaya katılmış bir kişi demek, en az üç tane seyirci koltuğu demekti. Tabii Zend istisnaydı, Zend'in orada ailesi olarak görebileceği sadece Fun vardı. Başka kimsesi yoktu bu şehirde.
Zend de geç kalıp da maçını kaçırmamak için erkenden gitmişti oraya. Ama önce asıl rakibini görmek istedi. Arenanın üstüne tırmandı ve kimseye fark ettirmeden, öne doğru kıvrılan, insanları yağmurdan koruması ve güzel bir görünüm vermesi için yapılan yere sindi.
Çok fazla beklemedi, birkaç dakika sonra Yua bir at arabasından indi. O indiğinde de Zend, bir dizini yere koydu ve diğer dizini dik tuttu, ellerini dik tuttuğu dizinin üstünde birleştirdi. Rüzgar, eskisine göre uzamış saçlarını hafifçe yalarken, Yua'nın gözlerinin içine baktı Zend. Gözlerini ona kenetledi. Yua'nın gözleri de fark etti Zend'in gözlerini, onlar da Zend'e bakmaya başladılar. Zend ifadesizce onu izliyordu, ama Yua Zend'in aksine hafifçe sırıtıyordu. Bu turnuvada öldürmenin serbest olduğunu biliyordu Zend. Kral, çocukların yaşı daha küçükken öldürmeye alışabilsinler diye, bu gibi turnuvalarda öldürmenin yasal olduğunu ilan etmişti.
Zend Tou'yu da gördü. Yua'nın arkasından yürüyordu siyah saçlı adam, arkasında en azından kendi boyu uzunluğunda olan kılıç asılıydı yine. Zend birden dün ona o kadar sert çıktığı için utandı. Daha sonra gidip ondan özür dilemeliydi. Sonuçta her ne yaparsa yapsın, kesinlikle mantıklı bir sebebi olmalıydı. Belki de zor durumda kalmıştı, mecburen Yua'nın ustası olmuştu, ya da belki de isteyerek eğitiyorsu onu. Bilemezdi Zend.
Biraz daha Yua'yı süzdükten sonra, Yua gözlerini onun üzerinden çekti ve arenanın seyirci kısmına doğru yürümeye başladı. Zend de içeri kıvrılmış metalin ucundan tuttu, kendini koltukların bittiği ve son koltuk katı ile duvarın arasında olan, üç insan genişliğindeki yola doğru salladı. Zend oraya indiğinde, boş bir koltuk gördü ve gözüne kestirdi, kendi maçı başlayana kadar burada oturacaktı. Belki de başka bir yere gitmesi gerekiyordu, belki de müsabakalara girecek yarışmacılar başka nir yerde toplanıp, isimleri okununca dışarı çıkıyorlardı. Ama Zend'in umrunda değildi. Şu an tüm maçları dikkatlice izlemesi gerektiğini düşünüyordu. İleride olacak turlarda karşısına gelme ihtimali olan insanlar savaşacaktı sonuçta. Onları erkenden izleyip fikir kapmak iyi bir fikirdi. Hatta belki de Yua, Maddle ve Tofu'yu izleyebilirdi.
Etrafına göz attı Zend. Arena aşırı doluydu. Artık neredeyse başka yer kalmamıştı. Ama yanındaki koltuk hala boştu. Zend koltukları doldurmuş olan, heyecanla maçların başlamasını bekleyen insanlara baktı ve insanlıktan bir kere daha iğrendi. Küçük çocukların birbirlerini kesmelerini, hatta öldürmelerini izlemek bu kadar ilginç ve heyecan verici miydi?
Zend'in yanına bir adam oturdu, koltuklar bitişikti ve Zend, adam biraz iri olduğundan dolayı zaten küçük yer kaplayan vücudunu biraz daha kenara kaydırmak zorunda kaldı. O fark etmedi ama, hala yüzüğünü takmamıştı. Dün çıkarıp cebine atmıştı onu, sonra da bir daha aklına gelmemişti.
Adam oturduktan sonra Zend ile bir saniyeliğine göz göze geldiler. Adam, gerçekten şaşırdı. O çocuğu tekrar görmüştü. Ama çocuk, onu en son gördüğü zamanki gibi değildi. Resmen görünüşü sonuna kadar değişmişti. En başta yüzü temizlenmişti, eskisi gibi pislik içinde değildi. Saçları dalgalanabilecek kadar uzatmıştı ve asil bir duruşu vardı. Üstündekiler temizdi ve satıcı olan adam, onların pahalı giysiler olduğunu hemen anlamıştı.
"Eğer kızım kurtulusa ve bu çocuk normal bir adam olursa, Tanrı'ya yemin olsun ki bu çocuğu kızımla evlendireceğim." bir anda nefes alması güçleşmeye başladı. Adam o gün bu şekilde adak adamıştı çünkü, kızının yaşaması çok zordu. İyileşmesini bir ihtimal bile sağlayacak olan haplar son derece pahalılardı, ama kızı bu çocuğun parasıyla alınan haplardan içtikten sonra, birden iyileşmişti ve sadece iyileşmekle kalmamış, büyük bir büyücü olma yolunda ilerlemeye başlamıştı. Ama o zaman bunların olacağını bilemezdi, o gün çaresizce, kızının durumuna etki edip etmeyeceğini hiçbir şekilde bilmese de adam adamıştı. 'Ondan aldığım fazla paranın üç, dört, hatta beş katını geri vereceğim ona! Prensesimi verebileceğimi sanmıyorum...' adam düşündü. 'Hem zaten vermeme gerek yok, yeterli miktarda para verebilirim ona.' aslında buna bile gerek olmayabilirdi, çocuk onu büyük ihtimalle tanımamış ve normal bir şekilde önüne dönüp arenayı izlemeye başlamıştı. Ama ona hiçbir şey vermezse kendisi rahat edemezdi.
Onun artık para sıkıntısı yoktu. Büyük okulların müdürlerinden biri, kızındaki geleceği görmüş ve gelecekte birkaç sene boyunca okulda öğretmen olarak çalışması karşılığında, ona öğrenciyken para vermeyi teklif etmişti. Okul da küçük bir okul değildi, hatta epey büyük denilebilirdi. Kızının yaş grubundan olan bir çocuk Kara Yaprak'a katılmıştı bile, kızı da bu çocuğa hayrandı ve hatta bu turnuvaya, sırf o çocuk da katılıyor diye katılmıştı. Onunla bir kere bile olsa savaşmak istiyordu. Sonuçta bu yıl, üstün insanlar katılmıştı yarışmaya. "Tafu Sweng." adam mırıldadı, bu kişi Kara Yaprak'tan bu turnuvaya katılarak bu turnuvanın onurunu yükseltmişti. Kimse başka bir sürpriz beklemiyordu, ama bundan daha büyük bir sürpriz ile karşılaştılar. "Beyaz Taç'tan gelen Zend." adam hayranlıkla fısıldadı. Onun ismini bile hemen ezberlemişti, onun ismi bile, adamın hayallere dalmasına, kızının gelecekte o çocukla evlendiğini düşünmesine neden oluyordu. Onun gibi aşırı parlak gelecekli insanlar dururken, neden bu çocuk gibi daha üç yıl önce sokak çocuğu olan biriyle kızını evlendirirdi ki?
"İsmi neydi ki?" adam söylendi. Ona kendini hatırlayıp hatırlamadığını soracaktı, belki de onu hiç hatırlamazdı ve ona durduk yerde para yardımı yapan biri gibi gösterebilirdi kendini. Bu çocuk üç yıl önce sokak çocuğuydu, sağda solda horoz dövüşünde oynayıp dururdu. Üç yılda ne kadar değişebilirdi ki? Onu kızıyla evlendirmesi hem dünya için bir israf, hem gereksiz bir bedeldi.
İlk maç başladı. Orta durumlu aileden gelen bir çocuk ile, başka bir orta durumlu bir ailenin çocuğu savaşıyorlardı. İkisinin de kılıcı yoktu, bu yaş grubundaki çocuklar daha silah kullanmıyorlardı.
Maç birkaç dakika sürdü. Sarışın olan çocuk, dördüncü seviye bir savaşçıydı ve üçüncü seviye olan rakibine karşı üstün geldi.
İkinci maç başlayacakken, adam Zend'e seslenme ihtiyacı duydu. Ona bu şekilde seslenmesi belki de ona üç yıl önceyi hatırlatacak ve durduk yerde ona para vermek zorunda kalacaktı. Ama her türlü ona para vermeyi düşündüğü için bir sorun göremedi.
"Merhaba genç adam." adam tanınmamak için yüzünü iyice geri çekti ve omuzlarını çocuğun kendini düzgün bir şekilde görmemesi için kaldırdı.
Maçı ilgiyle izleyen Zend, maç bitince geriye doğru yaslanıp dikkatlice izleme pozisyonundan çıktı ve sırtını kütletti. Sonra biraz önce oturması için kaydığı adam ona seslendi ve Zend de, onu tanımasa da ve adam düşüncesizlik yapıp birkaç saniye boyu Zend'in duyduğu halde cevap vermediğini görmesine rağmen ona ismini söylemedi. Zend de nezaketen ona cevap verdi. "Buyrun efendim."
"Nasılsın?" adam Zend'in gözlerini tarttı. Hiç de kendini tanımış gibi görünmüyordu çocuk.
"İyiyim, siz nasılsınız?" Zend adamın amacının ne olduğunu merak etti, adam onun gözlerinin içine garip bir şekilde bakıyordu. Sol omzunun altında olan Zend onun yüzünü görmesin diye omuzlarını normalden farklı bir şekile sokmuş gibiydi.
"Ben de iyiyim, teşekkürler. Böyle büyücülerin, savaşçıların dövüşlerini izlemeyi seviyor musun?" adam yine konuştu.
Zend onu biraz garipsedi. Ona neydi ki? "Aslında pek sevmiyorum." mırıldanırcasına söyledi, çünkü dikkatini o an bir başkası çekmişti. Turnuvayı sunan adam, 'Tafu Sweng' diye bağırmıştı. Zend Tofu'nun ismini duyunca heyecanlandı ve hemen ona dikkatini verdi. Adam da bunu anlamıştı, ya da Tofu'nun ismi onun da ilgisini çekmişti ki, sustu ve üstelemedi.
Tofu maça çıktı. Karşısında dördüncü seviye bir toprak büyücüsü vardı, ama dizleri titriyordu. Ölmek istemiyordu, belliydi, ama hiç savaşmadan pes etmek de istemiyordu. Maç başladı, ama ikisi de hareket etmedi. Çocuk düşüncesizce saldırarak Kara Yaprak'tan gelmiş birini sinirlendirmek istemiyordu, Tofu da kendisinin üstün olduğunu bildiği için ilk hamleyi onun yapmasını ve hevesini almasını istiyordu.
Adam kıkırdadı. "İşte bu güç." güce sahip olan kişi ise, kızının hayran olduğu kişiydi. Doğal olarak, kızı kendinden güçlü birine hayrandı. Zaten o da Tofu'nun, kızından kat kat güçlü olduğunun farkındaydı.
Zend'in sol tarafından bir kıpırdanma geldi. Zend kıpırdanmaya başlayan kişiye istemsizce baktı. Yanında siyah kapüşonlu, siyah saçları kapüşonundan sarkan birini gördü. Geriye doğru yaslanmıştı, kapüşonunu da yüzünün yarısını kapatacak şekikde örtmüştü. Ellerinde eldivenler vardı. Yirmi yaşlarında gibi görünüyordu. Onun yanında ise aynı şekilde siyah kapüşonlu, ama kapüşonu kafasından yarıya kadar kaldırmış kızıl saçlı bir kız vardı. Ela gözleri, Zend'e bakarak ışıldıyordu yüzünde çok tatlı bir gülümseme vardı. Ama kızıl saçlı kız, Zend'in onu gördüğünü anlayınca hemen geri çekildi ve arkasına yaslandı.
Yanındaki çocuğa bir şeyler fısıldadı, Zend nedensiz bir şekilde ne dediğini merak etti. Arenada Tofu ve rakibi hala hareket etmemişti. Zend sadece birkaç saniyeliğine dikkatini arenadan ayıracağını kendine söyledi ve yanındakileri duymak için odaklandı.
Kızın söylediği son iki kelimeyi duyabildi. "... Gerçekten şirinmiş."
Siyah saçlı erkek onu ters bir şekilde dürttü. "Sus! Bizi duyabileceğini gelirken söyledim ya!"
Zend onları dinlemeye decan edecekti ama, yanında oturan ve biraz önce Zend'e seslenen adam tekrar konuştu. Bu da Zend'in odaklanmasını bozdu.
"Evlat, o çocuk neden saldırmıyor biliyor musun?"
Zend yanındaki iki kişinin konuşmasının devamını duymaması nedeniyle hafifçe öfkelendi. "Hayır efendim. Nedir?"
Adam aptalca güldü. Etrafa tükürükler saçmıştı. "O çocuk Kara Yaprak'tan gelen bir karanlık büyücüsü ve karşısındakinden güçlü olduğunu çok iyi biliyor. Ona bir şans vermek istiyor, çok asilce bir hareket bu."
Adam konuştuktan sonra birkaç saniye bekledi. "Kara Yaprak'ı biliyorsun değil mi? Senin benim gibi insanların giremeyeceği, çok üstün bir loncadır o." adam Zend'in başına elini attı. "Ama benim merak ettiğim şey bu değil. Diyorlar ki bu sene, turnuvaya Beyaz Taç'tan biri katılmış."
Adam Zend'e dikkatle baktı. "Evet evet, doğru duydun. Beyaz Taç." Zend'in tepki vermediğini görünce biraz bozuldu.
Zend arenaya baktığında, adamı öldürmek istedi. Çünkü büyüler hızlıca yapılmış ve bitirilmişti, maç çoktan bitmişti. Çocuk Tofu'nun elini sıkıyordu, kaybettiği belliydi. Ama Zend maçı kaçırmıştı! Maçı kaçırmıştı! Tofu'nun maçını kaçırmıştı! Öfkeyle adama baktı. O anda adam dondu kaldı, Zend de aşırı büyük bir aura dalgası hissetti. Ama bu aura dalgası adama çarpınca durmuş gibiydi, adamın diğer tarafındaki kimse bunu hissetmemiş gibiydi. Ama Zend, o aura dalgasının, herkes tarafından fark edileceğinden kesinlikle emindi. Zend'in yanındaki adam bir anda donmuş gibi yere düştü. Zend'in gözleri açılmıştı. O adam tamamen normalken bayılmıştı. Tam da Zend'in aura dalgasını hissettiği sırada! O adam, sadece bir aura dalgasıyla bayılmıştı!
Ama şaşırdığı tek şey bu değildi. Zend'in. Aura dalgası, Zend'in arkasından gelmişti ve Zend, o aura dalgasında sadece sevgi ve şefkat hissetmişti. Aura dalgası Zend'e yöneltilmemişti, Zend bunu kolayca söyleyebilirdi. Eğer o adama giden aura dalgasının içindekileri Zend karşılasaydı, kesinlikle bayılacaktı. O aura Zend'e karşı ne kadar sevgi ve şefkat doluysa, adama karşı o kadar öfke doluydu. Zend bunu hissetti.
Bir anda arkasına döndü Zend. Gördüğü tek şey ise, siyah kapüşonlu adamın kapüşonunu eliyle yüzüne doğru indirmesi ve hafifçe sırıtması oldu.
***
2049
Magnec