Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

80. Bölüm Konuşma

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Ha, bir de ailen hakkında." Tou'nun söylediği bu cümle Zend'in aklında yankılandı. Bir an Zend'in düşünceleri tamamen boşaldı, sadece bu cümle dönüyordu onun kafasında.

"A-Ailem hakkında mı?" Zend güçlükle kekeledi. Ailesi ile ilgili bir şey öğreneceği düşüncesi onun beyninde bir fırtına oluşturmuştu. Ama Tou ailesi ile ilgili nasıl bir şey bilebilirdi? Sonuçta onu altı yaşına kadar, bir kere uzaktan görmesi dışında hiç görmemişti bile. Onun ailesini bilebilecek tek kişi, Yaşlı Dilenci olmalıydı ve o da, Zend'e onu sokakta bulduğunu söylemişti. Tou neden Zend'in ailesi hakkında bir bilgiye sahipti? Zend'in aklında iyi ve kötü düşünceler savaş vermeye başladı. Belki de bundan sonra soyadını bilecekti. Belki de babasına, annesine, varsa kardeşlerine kavuşacaktı. Belki de Tou, ailesinin bir şekilde öldüğünü ya da yok olduğunu, ya da onu aileden attıklarını ve bir daha geri dönmeyeceğini söyleyecekti. Zend Tou'nun söylediği tek bir cümleden bu kadar olasılık çıkarmamıştı, bunlar Zend'in bütün düşüncelerinin yüzde biri bile etmezdi.

"Evet. Hadi, yalnız kalacağımız bir yere gidelim." Tou arkasını hızlıca döndü ve hızlı adımlarla Zend'in yanından uzaklaşmaya başladı. Başka kimsenin onu fark etmesini istemiyor gibiydi. Zend de üzerindeki gerilmeyi yok etmeye çalıştı ve hızlı adımlarla Tou'yu takip etmeye başladı.

Tou, kalabalığın yuvarlak oluşturduğu ve kuranın çekildiği yerden bayağı uzaklaştı ve bir ara sokağa girdi. Zend de onu takip etti ve biraz nefes nefese kalsa da onu kaybetmedi. Tou gerçekten hızlı yürümüştü.

Tou durunca, Zend de onun arkasına geçti ve karanlık ara sokağın bir duvarına yaklaşıp beklemeye başladı. Bir şey söylemedi.

Tou hala yürümeyi kestiği pozisyondaydı, duvara doğru bakıyordu. Söyleyeceklerini kararlaştırdı ve hızlıca arkasını döndü, Zend'in gözlerinin içine baktı ve konuşmaya başladı.

"Zend, öncelikle senden özür dilemek istiyorum." Tou ellerini vücudunun yan kısımlarına yapıştırdı ve eğildi.

Tou'nun ani hareketi ile şaşıran Zend, ilk başta ne yapacağını bilemedi. Sonuçta Kralın Sağ Kolu ondan özür diliyordu, ona karşı yanlış bir şey söylemek istemezdi. Birkaç saniye tepkisiz bekleyen Zend, söyleyeceklerini belirledi ve Tou'yu cevap verdi. "Efendi Tou, ne için benden özür diliyorsunuz?"

Tou Zend'in konuşmasını duyunca vücudunu doğrulttu ve kararlı gözleriyle Zend'e baktı. "Üç yıl önce, başvurduğun bir okulun alım binasında sana, seni öğrencim olarak almak istediğimi söylemiştim." Tou konuşmaya başladı.

"Sonra da sen bu teklifi reddettin ve üç yıl sonra öğrencim olabileceğini söyledin." Tou konuşmasına devam etti.

Zend bu kısımda utandı. Çünkü Tou o gün olan olayı böyle söyleyince, Zend'in söylediği, Tou'nun üç yıl sonra öğrencisi olabileceği fikri utandırıcı bir hal almıştı. Zend o zamanlar dünyanın nasıl işlediğinden habersizdi ve Kralın Sağ Kolu'na resmen randevu vermişti. Şimdi o gün söylediği şeylerin ciddiyetinin farkına varmıştı. Tou'nun öğrencisi olmak bile br lütufken, Zend onu reddetmiş ve üstüne ona randevu vermişti. Tou iyi kalpli birisi olmasa çoktan onun boynunu vurmuştu. O gün, yedi yaşındaki bir çocuğun onu reddettiği anda, çocuğu öldürmesi bile normal olarak karşılanabilirdi. Asla bu aşağılamaya dayanmak zorunda değildi. Yargılanmayacaktı, sonuçta kral dahil herkes küçük bir çocuğun ölümünü umursayıp da Tou ile aralarını bozmak istemezdi. Yine de Tou onun teklifini kabul etmişti. Zend istemsizce konuştu. "Efendim, o gün size küstahlık yaparak üç yıl sonra öğrenciniz olabileceğimi söyledim. Kalabalığımı bağışlayın, o zamanlar bunun ne demek olduğunu bilmiyordum."

Tou biraz şaşırsa da belli etmedi. Zend'in aslında hala, o gün yaptığı şeyin büyük bir saygısızlık olduğunu bilmemesi lazımdı. Sonuçta o on yaşındaki bir çocuktu. "Merak etme, özür dilemene gerek yok. Kızdığım bir şey değildi." Tou elini kaldırdı ve birkaç kez önemli değil dermişcesine salladı. "Benim özür dilemememin sebebi ise, üç yıl önce sana söylediğim, üç yıl sonra öğrencim olacaksın sözünü tutamayacak olmam. Özür dilerim Zend, ama üç yıl önce sana ustan olacağımı söyledim, ama olamayacağım." Tou hüzünle konuştu. Çünkü o sözlerini daima tutan biriydi ve üç yıl önce düşünmeden konuşmuştu, sonra da bir sözünü tutmak için diğer sözünü tutamamıştı.

Tou'nun söyledikleri Zend'in hiç moralini bozmadı. Zaten geri kalan öğrencilik hayatını Hollis ile birlikte geçirmek istediği için, bu turnuvaya Tou'ya öğrencisi olmak istemediğini nazikçe söyleyecekti. Ama Tou ondan önce davranıp ona onu eğitemeyeceğini söylemişti. Zend aslında zaten ona daha fazla küstahlık yapmak istemiyordu, ona onun öğrencisi olmak istemediğini nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Tou'nun işi kolaylaştırmasından mutlu bile oldu.

"Efendi Tou, sözünüzü durduk yerde bozmayacağınızı tahmin edebiliyorum. Sözünüzü neden tutmadığınızı sormak haddime olmasa da, size sözünüzü neyin bozdurduğunu gerçekten merak ettim. Sorun olmazsa bana söyleyebilir misiniz?" Zend üzülmediğini belli etmeden konuştu. Şu an biraz önceki gerginliğinden eser yoktu, aile konusu aklından biraz olsun silinmişti.

"Zend, bunu duymak seni sinirlendirebilir ama, seni öğrenci olarak almamamın sebebi zaten bir öğrenciye sahip olmam. Üç yıldır Yua Tengo'nun özel ustasıyım." Tou utanarak konuştu. Büyük Qouen onu şimdi görse, kesinlikle yüzüne tükürür ve bu dünyaya bıraktığı mirasını bu şekilde mi koruduğunu ona sorardı.

"Ne?" Zend, kesinlikle Tou'nun onu eğitemeyecek olmasına üzülmemişti. Hatta sevinmişti. Ama önündeki kaslı adamın son söylediği... İşte o, Zend'in son derece şaşkın bir hale gelmesine ve donmasına neden oldu. Afallamıştı, ve biraz öncekinden fazla bile olacak şekilde gerilmişti. Şu dakikaya kadar Yua'yı yenebileceği hakkında hiç şüphesi yoktu. Ama Tou'nun son söylediği şey, Yua'yı yenip yenemeyeceğinden emin olamamasına yol açtı. Hatta belki Yua'ya ezilebilirdi bile. Kim bilir, kız Tou'nun üç yıllık özel eğitimiyle ne kadar tecrübe ve güç kazanmıştı.

"Zend, üzgünüm. Onu, sana layık bir rakip olarak yetiştirdim." Tou üzüntü içinde konuştu, Zend'i eğitmemekle kalmamış, onun sevmediğinden emin olduğu birini eğitmişti. Büyük Qouen, onu şu an görse kesinlikle utançtan ölürdü.

Zend birkaç adım geri çekildi. Şu anda, Tou'ya büyük bir öfke duyuyordu. 'Ben... Ben sana saygı duyuyordum!" içinden nefretle bağırdı.

Tou çocuğun öfkelendiğini fark etti. "İstersen bana vurabilirsin. Öfkeni atmanda yardımcı olur."

Tou konuştuktan sonra, Zend birkaç adım daha geri çekildi, sırtı duvara değmişti. "Benim ustan olmamanızı kabul edebilirim. Ancak üç yıl önce yaptıklarını gördüğünüz halde, onu yenmeyi çok istediğimi bildiğiniz halde Yua'yı eğitmenizi... Kabul edemiyorum!" Zend öfkeyle konuştu. Sinirden küplere binmişti ve saygısını bile korumakta zorlandı. Ona karşı küstahlık yaptığının farkındaydı, ama düşündüklerini söylememektense ölmek, ona göre daha iyiydi.

"Üzgünüm." Tou da başını eğdi ve hafifçe geri çekilen çocuğu izledi. "Ama seni koruyup kollayacağım, yemin ederim, Büyük Qouen'e söylediğim gibi, üstün yerlerde eğitim almanı sağlayacağım. Dur, Zend, bekle!" Tou Zend'e yakınlaşmaya çalıştı, ama Zend öfkeyle dolmuş kalbinin içinde kopan fırtınayı bastırmak istiyordu, arkasını döndü ve koşarak uzaklaştı. Tou ise sadece elini kaldırıp ona seslenmişti, o da üzgündü.

Zend ara sokağın öteki ucundan çıktı ve gözündeki öfkeden birikmiş birkaç damlayı sildi, koşarak yalnız kalabileceği bir yer aramaya başladı. Sokaklar insanlarla doluydu. "Lanet olsun sana Tou!" Zend her zaman Tou'nun istediği gibi ustası olmaması ihtimalini göz önünde bulundurmuştu. Ama şu ana kadar hiçbir zaman Tou'nun, gerçekten yenmek istediği tek kişiyi eğiteceğini düşünmemişti. İçinde dolup taşan bir öfke vardı. Tou'nun söylediği, aile meselesini bile aklından söküp almıştı öfke. O, öfke, en zararlı şeydi. Öyle ki Zend, Tou'nun söylediği 'Büyük Qouen' adlı kişinin kim olduğuna bile dikkat etmedi. Hatta onu duymadı bile.

"Lanet olsun." Tou hüzünle karışık bir öfkeyle kendine kızdı Büyük Qouen onu böyle görse, artık ne yapardı kendisi bile bilmiyordu. Gerçekten, ne yapardı? Ona vurur muydu? Tou her hata yaptığında yaptığı gibi onunla konuşur muydu? Yine babacan mı davranırdı? Yoksa huysuz bir şekilde sızlanır mıydı? "Babalık, acaba bu sefer yaptığım hatadan dolayı bana ne söylerdin?" kendi kendine konuştu Tou. Zend'e çok büyük bir kötülük yapmıştı. "Keşke gelip beni azarlasan, beni dövsen de, cezamı çektiğimi düşünüp rahatlayabilsem."

Bir anda etraftan gelen uğultu şeklindeki insan konuşmaları durdu. Havada uçan kuş, uçmayı bıraktı ve havada asılı kaldı. Karşısında, tıpkı kuşlar gibi havada asılı kalan bir insan gördü.

Gözleri açık kaldı Tou'nun. Ağzı da açıktı ama, farkında değildi. Karşısında, sol gözünde büyük bir yara olan, her zamanki gibi bir gözü diğerinden daha çok açık olan bir adam Tou'nun önündeydi. Ama bu sefer, Tou'nun tüm hayatı boyunca gördüğü gibi ona gülümseyerek bakmıyordu. Yüzünde sevecen bir ifade yoktu.

"B-B-Büyük-" Tou konuşmaya çalıştı ama dili tutulmuştu. Şu an, görmeyi en son beklediği kişi karşısındaydı. Ama aynı zamanda, çok rahatlamıştı. 'Hatamın bedelini ver lütfen.' Tou hızlıca düşündü. Büyük Qouen onu yine hırpalasaydı, ya da azarlasaydı, vicdanını rahatlatabilecekti.

Ama beklediğinin aksine, karşısındaki kişi hiç konuşmadı. Birkaç saniye hareketsiz kaldı ve arkasında bağladığı ellerinden sağ elini kaldırdı, elinin arka tarafıyla Tou'nun sol yanağına küçücük bir tokat attı.

Ama bu tokat, Tou'nun beklediği en ağır ceza oldu. O küçük tokat, adamın dediklerini çok güzel yansıttı Tou'ya. Çok mükemmel bir şekilde ifade etti. Öyle ki, Tou o tokatla sanki hem kelimeleri, hem adamın hislerini anladı. Adamın ona söylemek istediği şeyleri gayet iyi anladı. "Hayal kırıklığı."

***

1362