Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

67. Bölüm Hız tekniği

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend eline düşen taşa baktı. Diğer herkes gibi.

"Dünyada olduğu bile bilinmeyen bir taşı nasıl buldun sen usta?!" Zend afalladı, sonuçta kütüphanede okuduğu çok geniş kapsamlı bir kitapta bile taşın neslinin neredeyse tükendiği için tam olarak açıklaması yapılmamıştı.

"Üzümünü ye bağını sorma." Hollis kıkırdadı, diğerlerinin üzerinde bir göz gezdirdi. Hiç kimse böyle bir şeyi beklemiyordu, Fun hariç herkes inanmayan gözlerle taşa bakıyordu.

"Hollis! Son bir buçuk yılı bunu arayarak geçirdin değil mi?!" Saga biraz sinirli bir şekilde bağırdı. "Nereye gittin bunu bulmak için?!"

"Ya bilirsiniz işte tehlikeyi severim. Yani onsuz yapamıyorum yani anladınız mı ben, eşittir tehlike." Zend Hollis'in yine havalı olmaya çalıştığını düşündü. Hollis devam etti. "İşte çok bir şey değil ya gittim iki tane kutsal seviye ejderhanın yuvasını bastım falan, öyle şeyler."

"Vaaay!" Zend onun dediklerine inanmıştı, hemen taşı bırakıp ustasına tekrar sarıldı. "Hem de benim için mi? Teşekkür ederim usta!"

"Taşı niye bırakıyorsun çocuk?!" Oen, Zend taşı bırakınca ona bir göz atmak istemişti, heyecanlanmıştı, ilk kez böyle yüksek seviye bir taş görecekti. Tam elini uzattığında Hollis onun elime vurdu.

"Çek elini bakayım! Taşı mı çalacaktın? Ha? Öyle mi? Seni hiç sevmedim! Tam bir yılan gibisin, artık sana yılan diyeceğim! Git buradan yılan!" Hollis taşı göğsüne bastırıp iki elini üzerine sardı. "Tısssss." dedi ve geri çekildi. Kimse biraz önce taşı öylece atan Hollis'ten bu hareketi beklemiyordu. "Ne bakıyorsunuz?! Bu taşı almak için az daha kestaneyi çizdiriyordum ben!"

Oen ise Hollis'in bu tepkisi karşısında çok şaşırmıştı, onun böyle şeyler söyleyeceğini hiç düşünmüyordu. Ne dese bilemedi.

"Zend, yılanlarla sevgili olmamalısın! Yoksa seni sokup kaçarlar!" Hollis Zend'e baktı.

"Usta, o benim sevgilim değil! Nasıl olabilir ki?! Ben daha dokuz yaşındayım!" Zend ustasına sitem etti.

"Ben dokuz yaşında aynı anda üç kız götürüyordum oğlum, bana yetişemeyeceksin sanırım. Haha!" Hollis güldü ve taşı tekrar Zend'e bıraktı.

"Usta, ejderhalarla nasıl savaştın? Sen nasıl onlarla başa çıkabildin ki? Kutsal seviye, onuncu seviyenin çok çok üstünde." Zend meraklı gözlerle ustasına baktı.

"Zend, bariz yalan söylüyor." Saga Zend'e seslendi.

"Ne yalanı?! Senin ustan ne zaman yalan söyledi sana Zend?!" Hollis konuştu.

"Aslında birçok kez." Zend de ona karşılık verdi.

Hollis biraz düşündü. "Bunlar küçük ayrıntılar."

"Gerçekten, kimden aldın onu?" Fun konuştu.

"Dedim ya! İki tane kutsal seviye ejderhanın yuvasına girdim!" Hollis yine kahramanca anlatıyordu ki, Zend'den başka kimsenin ona inanmadığını fark etti. "Tamam ya, bir adamın izini sürdüm onu öldürdüm ondan aldım." Hollis nefes verdi, sıkılmış bir şekilde konuştu. "Dokuz ay izini sürdüm bunun." eliyle Zend'in elindeki taşı işaret etti.

"Vay canına, bir kere de ben bakabilir miyim?" Oen her zaman yaptığı gibi tatlı yüzünü ortaya çıkardı, ellerini birleştirdi ve kafasını yana eğerek Hollis'e seslendi.

"Hayır." Hollis gözlerini kısarak ona baktı.

"Ama lütfen." Oen lütfen kelimesini uzatarak konuştu, alt dudağını, biraz dışarı çıkardı ve Zend'e doğru bir adım attı.

"Yaklaşma yılan!" Hollis'in elinde bir kılıç belirdi, ama bu kılıç hala kınındaydı. Kınından çıkarmadan
onu Oen'e doğru tutup kızın omzunu dürttü, onu birazcık ittirdi.

"Ne yaptım ki ben sana?" Oen yine masum gözlerle Hollis'e baktı, ağlamaklı bir konuşma yaptı.

"Sus yılan!" Hollis yine gözlerini kısarak ona baktı. "Zend, onu yüzüğüne koy ve ben söyleyene kadar çıkarma. Onunla sana bir kılıç yapacağız." Zend'in omzuna vurdu ve kendi kılıcını tekrar yüzüğüne soktu.

"Tamam usta." Zend ustasını dinledi ve onun dediğini yaptı.

"Hey! Sen kime yılan dediğini sanıyorsun?!" Sante fırsattan yararlanıp Oen'in kalbini kazanmak istedi. Daha at arabasından yeni inmişti.

"Ona diyorum işte, bunu da mı ben söyleyeyim? Görmedin mi?" Hollis biraz kamburlaştı ve sakin bir şekilde konuştu.

"Dediğini geri al ve hemen özür dileyip dizlerinin üzerine çök! Yoksa benim prensesim olan Oen'e böyle kötü şeyler söylemenin bedelini ödersin!" Sante yüzüğünden kılıcını çıkardı, elindeki çok büyük olmasa da bir metrelik, otuz santim genişliğinde bir kılıçtı.

"Birini yılan olarak görürsem ona yılan derim. Bence bunda bir sakınca ya da özür dilenecek bir durum yok, ama sana bir abi tavsiyesi vereyim, o tam bir yılan. Birileri gibi sokar kaçar sonra." Hollis son cümlesini söylerken, Saga'ya baktı. Zend buna anlam veremedi ama, Saga'nın da "Hmph." dediğini ve kollarını birleştirdiğini gördü.

"Hahaha." Fun kendini tutamadı ve kahkahayı bastı.

"Sen kim olduğunu sanıyorsun be adam!" Sante bir kez gaza gelmişti, zaten Zend'i de sevmiyordu ve onun ustasını dövmek çok cazipti. Saldırmadan önce arkadaşlarına bir işaret yaptı, eğer yenilirse hemen onlar da saldıracaklardı.

Bir savaş narasıyla beraber kılıcını Hollis'e salladı, ama Hollis hiç çekilmedi ya da kaçmadı. Ama bir anda derisi gümüşi bir renkle parladı ve deriden olan zırhı ortaya çıktı.

Sante'nin elleri titredi, çünkü kılıcını son hızla savurmuştu. Normalde olsa ve karşıdakinin saldırıyı direkt omzuyla karşılayacağını biliyor olsaydı, tüm gücüyle vurmazdı. Çünkü birini öldürmek istemezdi. Ama biraz önce kılıcını son gücüyle savurmuştu, yine de kılıcı adamın omzunda takılıp kalmıştı. Normalde olsa, bu güç birinin omzundan ciğerine kadar bir yarık açardı. Adamın yüzüne baktı, bir anda korkuya kapıldı. Onun yüzü bir insan yüzü değildi! Adam sırıtıyordu ve dişleri belli oluyordu. Dişleri bir insanınkine göre iki kat uzundu ve dili ince, uzun bir dildi. Dişlerinin arasından bir aşağı bir yukarı hareket ediyordu. Gözlerinin akı yok olmuştu, onların yerine mavi iki yuvarlak vardı. Burnu aynıydı, sadece üstünde gümüş rengi vardı.

"Hey, canım yanıyormuş gibi rol yapmamı ister misin?" Hollis kıkırdadı, kendine kılıcını savuran çocuğun yüzünün solmaya başladığını gördü. "Tarol, onu donundan binanın bir yerine asar mısın? Uğraşmak istemiyorum."

"S-Sen insan değilsin!" Sante korkuyla bağırdı ve elini hemen geri çekti. Ama tam o anda bir böcek, onu yakasından tutup fırlattı. Evet fırlattı! Tam ana binaya çarpacakken, tekrar durdu ve ikinci katın lambalarından birine, külodundan asıldı. Konuşacak zamanı olmamıştı.

***

Zend ve Hollis, birlikte zaman geçirmek için diğerlerinden ayrıldılar ve usta öğrenci konuşmaya başladılar.

"Zend, benim kullandığım tekniği biliyor musun? Ana tekniğimi." Hollis yolda yürürken birer simit aldı ve birini Zend'e verdi, diğerinden bir ısırık aldı.

"Hayır usta, söylemediniz." Zend dürüstçe cevap verdi. Ustasının aslında bir ana tekniğe sahip olduğunu düşünmüyordu, çünkü ustası çok güçlü biriydi ve bu gücün birçok teknikten geldiğini düşünüyordu.

"Ben bir hız tekniği kullanıyorum. SS, aynı zamanda Ejderha Seviye bir teknik." Hollis yavaşça konuştu. "Bana ustamdan kaldı. Bu arada Ejderha Seviyesi ne demek biliyor musun?"

"Ee..." Zend hafızasını yokladı ama hatırlayamadı. Öyle bir seviye olduğunu biliyordu, ama nerede olduğunu hatırlayamıyordu. "Hatırlayamadım usta."

"İyi dinle. Seviyeler imparatora kadar hem büyücülerde, hem savaşçılarda, hem de büyülü yaratıklarda aynı şekilde ilerler. İmparator seviyesini geçince, büyülü yaratıklar ve büyücüler kutsal seviyesine ulaşırlar, savaşçılar ise ejderha seviyesine. Her savaşçı bir ejderha olmak ister, ejderhalar genellikle büyü güçleriyle anılsa da, biz savaşçı tekniklerimizi ilk başta ejderhalardan öğrendik. Bu yüzden ejderha, bir savaşçı için en yüksek hedeflerin ikincisidir. Kutsal seviye, bir büyülü yaratık için gelinebilecek seviyedir, ama kutsal seviye, bir büyücü için son değildir. Son ve en üst seviye, ilah seviyesidir. Ancak bu seviyeye sadece büyücüler ve savaşçılar gelebilir, büyülü yaratıkların enerjileri buraya geçmeye çalıştıkları zaman vücutlarına sığmaz ve patlarlar. İlah seviyesi, aşırı yüksek bir seviyedir, o kadar yüksektir ki, genellikle insanlar seviyelerden bahsederken ilah seviyesinde olan son derece az insan olduğu için onu söylemezler bile." Hollis uzun uzun konuştu.

"Vay canına." Zend, dünya seviyesinde olan Karkan'ı bile çok yüksek görüyordu. Ama şöyle bir düşününce, aslında dünyada çok daha güçlü insanlar olduğunu fark etti. Onlara yetişmesi için önünde zorlu ve sabır gerektiren bir yol vardı.

"İşte ben de, ailemden kalan ejderha seviye tekniği kullanıyorum. Ejderha seviye teknikler, aşırı nadir bulunurlar. Normal bir savaşçı, ejderha seviyesinde olan tekniği öğrenemeyebilir bile. Zaten satın alması ayrı, öğrenmesi ayrı zordur. Tabii ki sen onu satın almayacaksın. Ben sana vereceğim."

***

1215