bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
66. Bölüm Buluşma
"Zend, hislerime göre bunları asla unutmayacaksın. Korkmana gerek yok." Saga şefkatli bir şekilde Zend'in başını okşadı. Ona göre Zend, sevgi gösterilmesi gereken küçük bir erkek kardeş gibiydi. Zend ona cevap vermedi. "Zend?" Saga birazcık doğruldu ve Zend'e baktı, ama Zend çoktan uykuya dalmıştı. Bugün fazlasıyla rahatlamıştı, bu onun ruhunu dinlendirse de bedenini yormuştu ve enerjisi kalmamıştı.
"Bu çocuğun yanımda uykuya dalmayı kesmesi gerek." Saga söylendi, ama bu kötü bir söylenme değildi. Saga, kendisinin de uykusunun geldiğini anladı ve ayaklandı. Zend'i bir büyüyle kaldırdı ve onunla beraber kendi odalarından birine gitti, uyku sersemi bir şekilde Zend'i yatağa yatırdı ve üstünü örttü. Yavaşça odadan ayrıldı. Odanın kimin olduğuna bakmamıştı ama bunun bir önemi yoktu, sonuçta odalar sadece geçiciydi ve oraya ilk olarak gelmiş olan biri Zend'i rahatsız etmemek için nezaketen başka bir odaya geçebilirdi. Zaten çoğu oda aynıydı.
Zend gözlerini yavaşça araladı, güneş ışığının uyuduğu odanın pencerelerinden içeri daldığını fark etti. Hafifçe doğruldu ve gerildi, esneyerek ayağa kalktı ve gözlerini ovaladı. En son Saga'yla konuştuğunu hatırlıyordu, tahminine göre uyuya kalmıştı ve Saga onu yatağına götürmüştü. Gözüne ince bir siluet erişti. Koltukta uzanmakta olan küçük bir vücut vardı! Hem de Zend'in odasında!
Zend onun kim olduğunu fark etti. O dün yanına düştüğü Fungyuo'lu kızdı! Ama burada ne arıyordu?
Zend tam olarak görebilmek için yavaşça onun yanına yaklaştı. Uyurken çok daha farklı görünüyordu, Zend daha önce onu inceleme fırsatı bulamamıştı ama şimdi onu gayet yakından görebiliyordu.
Kızıl, ama koyu renkli saçları vardı, her zaman parlıyorlardı ve hep temiz gibi görünüyorlardı. Yüzü yaşına oranla biraz ufaktı, gözleri aşırı olmasa da düzenlenmiş gibi büyüklerdi ve burnu onların yanında küçük kalmıştı. Cildi beyaz ve narindi, yüzünde bir tane bile ben yoktu. Esmer olan Zend'in tamamen aksi gibiydi. 'Tanrı onu yaratırken çok uğraşmış gibi.'
Küçük kız gözlerini açtı. Sağ elinin üzerine yatmıştı ve gözünü açtığında direkt karşısında kendini izleyen bir çift siyah göz ile karşılaştı. "Günaydın." kız hemen doğruldu ve Zend'in vereceği cevabı beklemeye başladı.
"Ee... Günaydın." Zend ilk başta ne diyeceğini bilemedi, sonuçta o tam onu izlerken uyanmıştı ce bu Zend'in kötü hissetmesine neden olmuştu. Kendini şu an kimsenin sevmediği, sapık adını taktıkları biri gibi hissediyordu.
"Nasılsınız?" kız sohbeti devam ettirdi.
Zend de mecburen ona cevap verdi. Durumu hiç anlamasa da ona cevap vermemek büyük kabalık olacaktı. "İyiyim, siz nasılsınız?"
"Ben de iyiyim, ilginiz için teşekkürler." kız bir hayli resmiydi. Bu Zend'in alışık olduğu beit şey değildi ve onu şaşırttı, Zend henüz görgü kurallarını tam olarak öğrenememişti. Sessizlik oldu. Kız Zend'in konuşmasını bekliyordu, ama Zend ne diyeceğinden emin değildi.
"Şey... Acaba neden buradasınız?" Zend kelimeleri bir araya getirmeyi başardı ve konuştu.
"Burası benim odam olduğu için buradayım." kız hızlı ve seri bir şekilde konuştu. Zend'in, son söylediğinden habersiz olduğunu onun yüz ifadesinden rahatça anlamıştı. Konuşabildiği zamandan beri yüz ifadelerinden insanları anlamak için eğitim almıştı, yüz ifadelerini hiç gizleyemeyen Zend'in ne düşündüğünü anlamak onun için çocuk oyuncağıydı.
Zend durumu aşağı yukarı kavradı. Saga onu yanlışlıkla buraya getirmiş olmalıydı, Zend de uykuda olduğu için bir tepki verip odanın kimin olduğunu düşünecek fırsatı yakalayamamıştı. Kendini sakinleştirdi. "Ah, özür dilerim. Uyku sersemi bir şekilde odanızı kendi odamla karıştırmış olmalıyım. Kusura bakmayın, sizi koltukta uyumak zorunda bıraktım. Keşke beni uyandırsaydınız, hemen buradan ayrılıp sizi rahat bırakırdım."
"Uyandırmayı düşündüm, ama ben uyurken uyandırılmaktan nefret ederim ve size nefret ettiğim bir şeyi yapmak istemedim." Yinza konuştu.
"Neden başka bir odaya gitmediniz? Maddi sıkıntıda olduğunuzu ya da başka boş bir odanın olmadığı ihtimalleri sanki çok küçük, değil mi?" Zend onun başka bir odaya gidip rahatça uyumak yerine, neden bu odada kötü koşullarda uyuduğunu merak etti.
"Sabah erkenden size teşekkür edebilmek için burada kalmaya karar verdim." Yinza dürüstçe konuştu. "Ne kadar burada kalacağınızı bilmiyorum sonuçta."
"Bana ne için teşekkür edeceksiniz ki? İstemsizce teşekkür gerektiren bir şey mi yaptım?" Zend, o kızın kendine teşekkür etmesi için ne yaptığını düşündü. Dün sabahki olay olamazdı, orada teşekkür etmesi gereken Zend idi ve zaten etmişti de.
"Dün akşam, korumalarımdan biri olan Tamar'a nazik davrandığın ve onu aşağılamadığın için teşekkür etmek istedim sana. Alttan alarak durumu güç kullanmadan düzeltmek tam da bir beyefendiye yakışan bir davranıştı. Bundan gerçekten etkilendiğimi belirtmeliyim." Yinza ayağa kalkmıştı ve başını hafifçe eğdi. Onu arkasında kalan duvarın üzerinde parlayan birkaç değerli taşı bulunduran, son derece ince büyülü yaratık işlemelere sahip büyük ihtimalle çok pahalı olan ve bu odanın, en iyi oda olduğunu belirten halı benzeri kilimle birlikte görmek, etkileyici bir görüntüydü. Büyülü yaratıkların tamamı çirkin ve kötü yaratıklar değildi, aralarında son derece güzel, tatlı ve şirin olanları da vardı.
"O mu? Yok canım, teşekküre gerek olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta o da ben de daha çocuğuz, gelecekte ne olacağımız belli değil. Kim bilir, belki de o birkaç yıl sonra benimle konuşurken alttan alır." Zend yaptığı davranışın ucunda sanki bir çıkar varmış gibi konuştu. Oysa sadece o çocuğu kırmak istemediği için onunla kavga etmemişti. Ama bu davranıştaki iyi kalpliliğini kızın bilmesini istemedi, sonuçta o bir asilzadeydi ve onlara güven olmazdı. Karşısındaki normal bir asil olsa belki de Zend'in söylediklerine kanabilirdi. Ama Yinza onun gerçek niyetlerini ilk görüşte fark etmişti. Gözlemlerine göre çocuk böyle çıkar gözetebilecek biri değildi, son derece saf ve dürüsttü. Ama biraz önce söylediklerini duyunca onun da yalan söyleyebileceğini öğrenmiş oldu.
Zend aslında hiç yalan söyleyemezdi. Ama konular böyle ciddi olunca, kendine en mantıklı gelen şeyleri doğru olmasalar da söyleyebilirdi. Tabii ki sonradan bunun için pişman olurdu ve vicdan azabı çekerdi. Yalanlar onun saf kalbi için çok ağırdı.
"Genç Efendi Kuan'ı tek yumrukta sakatladığınızı düşününce, bu olasılık pek gerçekçi gelmedi bana." Yinza Zend'in gözlerine bakarak söyledi.
"Biraz şanslıydım. Güzel bir dövüştü." Zend omuz silkti ve gitmek için kapıya doğru yöneldi.
"Lord Zend, biraz kabalık olacak ama kaçıncı seviye bir savaşçısınız?" Yinza elini arkasını dönmüş olan Zend'in omzuna attı.
"Beşinci seviye bir savaşçıyım. Bir sorun mu var?" Zend yavaşça arkasını döndü.
"Beşinci seviye bir savaşçının sekizinci seviye güçlü bir S seviye tekniğini hem tek yumrukta geri püskürtüp, hem de karşıdakini sakatlaması için şanstan fazlası gereklidir. Bunu nasıl yaptınız? Özel değilse benimle paylaşır mısınız?" Yinza yine resmi bir şekilde konuştu ve Zend kendine döndüğü için onun omzunu bıraktı.
"Sanırım çok çalıştım. Özel bir sebebi yok." Zend bu sefer hızlıca arkasını döndü ve kapının önüne geldi. Tekrar kıza doğru döndü, "İzninizle." dedi ve kapıyı açtı.
"Lord Zend, ilerde çok karşılaşacakmışız gibi hissediyorum. Ayrıca ben, hislerimde yanılmam." Yinza omzunun üzerinden kafasını yana çevirerek kendine bakan çocuğa seslendi.
Zend bu sefer bir şey demeden oradan çıktı.
***
Bir haftalık tatil bitti. Zend ve diğerleri azaltılmış da olsa yaz tatili çalışma programlarına devam etmek için Beyaz Taç'a geri dönüyorlardı.
"Evim evim güzel evim." Fun Beyaz Taç'ın büyük, kahverengi binasına baktı. "Gerçekten, Beyaz Taç gibisi yok."
Zend de binaya özlemle bakarken, bir anda duvarın önünde oturan sarı bir silüet gördü. At arabası yaklaştıkça görüşü netleşiyordu. Zend onun kim olduğunu anladı ve heyecanla bağırdı. "Usta!"
Hollis kendine bağıran öğrencisini gördü ve içinde bir kıpırdanma oluştu. O çocuğu gerçekten seviyordu. "Haha, nasılsın Zend?" at arabası kapıya yaklaşınca Zend aşağı atladı ve ustasının yanına gidip ona sarıldı. O, bu dünyada güvendiği yegâne kişiydi. Çok güçlüydü ve sarsılmaz bir kaya gibiydi. Aynı zamanda Zend ona güvenle yaslanabiliyordu. Çünkü biliyordu ki, o asla yıkılmayacaktı.
"Haha, iyiyim usta. Sen nasılsın?" Zend kıkırdadı, içinde ustasını tekrar görmesinin sıcaklığı vardı.
"İnanır mısın, senin için o kadar uğraştım ki anlatsam anlamazsın." Hollis de güldü ve öğrencisinin başını okşadı. "Bir yıldır görüşemiyoruz, nasıl, alıştın mı Beyaz Taç'a?"
"Benim için çok mu uğraştın? Tabii tabii, kadınlarla birlikte benim için eminim çok uğraşmışsındır. Haha, aram herkesle çok iyi benim. Ayrıca bak, beşinci seviye bir savaşçı oldum!" Zend gururla konuştu.
"Ne kadını çocuk?! Yine başlama. Beşinci seviye mi oldun? Seni bıraktığımda zaten üçüncü seviyeydin, bana bir yılda sadece iki seviye atladığını mı söylüyorsun? Seni rezil!" Hollis alayla karışık bir şekilde konuştu.
Diğerleri de arabadan inmişlerdi ve Hollis'in yanına toplandılar. Hollis ve Zend arasında geçen konuşma onları gerçekten şaşırtmıştı. Bir yılda iki seviye, herkes için bir nimet gibiydi. Üçüncü seviyeden beşinci seviyeye geçmek, normal insanlar için en az beş sene alırdı. Altıncı seviye için, Beyaz Taç'ın dahi kardeşleri için bile en azından iki ya da üç yıl daha, normal insanlar için ise bir beş yıl daha demekti. Ama Hollis resmen bundan memnun kalmamıştı.
"Ama usta öyle değil, ben çok çalıştım. Gerçekten, çok çalıştım. Sürekli Vuruş Süngeri ile çalıştım hem de, çok zordu."
"Vuruş Süngeri mi? Sen onlarla nasıl çalışacaksın çocuğum, onlar aşırı emek ister. Güçlenmenin daha kolay yolları vardır, yoksa kimse sana söylemedi mi? Garibanım benim, ben olmayınca kimse sana bakmadı tabii." Hollis gözlerini esprili bir şekilde kıstı, ağlıyormuş gibi yaptı.
Fun Hollis'in yanına geldi ve önce el sıkışıp, sonra sarıldı. "İyi misin dostum?" Fun doğal olarak Hollis'in nereye ve niçin gittiğini biliyordu. Sonuçta ikisi de Zend'in öğretmeniydi ve birbirlerinden Zend hakkındaki bir şeyi gizlemiyorlardı. "Bu arada, malesef onun bir Vuruş Süngeri ile çalıştığını fark ettiğimizde çoktan on iki tanesini patlatmıştı, bir şey söyleyemedik."
Fun'un söyledikleri ortamda şok etkisi oluşturdu. Kimse bunu bilmiyordu, herkesin eli ağzına gitmişti.
"On iki tane mi?" Hollis Zend'in yanına eğildi. "Yuh! Evlat, hiç mi yorulmadın? Bir yılda on iki tane demek... Dudak uçuklatıcı." Hollis konuştu ve güldü. "Ama benim öğrencimden de daha azı beklenmezdi."
Etraftaki herkes daha şaşkınlığını dindirememişken, bir şok daha geldi. "Aslında altı ay." Zend sırıttı, bu sefer sesli şaşırmalar başlamıştı, Zend Yun'un yere yattığını bile görmüştü.
"Haha, işte tam da benim öğrencimden bu beklenirdi." Hollis de gülümsedi ve yanına gelen Saga'ya selam verip ona sarıldı, sonra Zend'e geri döndü.
"Zend, Siyah Gökyüzü nedir biliyor musun?"
"Bir taş. Eski zamanlarda silah yapmak için kullanlıyormuş. Ama dünya üzerinde artık kalmadığı için onunla silah yapılamıyor ve ders kitabımızda bile çok bilgisi yok. Bir de, ismi renginden geliyor. Siyah Gökyüzü kullanılarak yapılan bir kılıç simsiyah olurmuş ve geceleri havaya kaldırıldığında düşman onun nerede olduğunu bile seçemezmiş. Tıpkı gece gibiymiş, bu yüzden ona Siyah Gökyüzü demişler. Ama yıldızları da üzerine alamadığı için gece diyememişler." Zend o taşla ilgili okuduğu her şeyi hatırlamıştı, hepsini Hollis'e anlattı.
"Aynen öyle, birileri derslerine çalışıyor anlaşılan. Tam olarak ne işe yaradığını biliyor musun?" Hollis gülümsedi ve sordu.
Zend onun silah yapmakta kullanıldığını biliyordu, ama ayrıntıları hatırlayamadı. "Tam olarak hatırlayamadım."
Bu sefer Oen konuştu. "Tam olarak, her türlü kılıcı zahmetsiz bir şekilde yapmaya yarar. Malzemeyle birleştiği anda her şekli alabilir, hem de fiziksel temas bile gerektirmez. Çok değerli bir şeydi, artık dünya üzerinde kalmaması çok yazık."
Hollis Oen'e baktı. "Manita da mı yaptın?" kıkırdadı. "Aslında tam olarak nesli tükenmedi." Yüzüğüne dokundu ve elinde siyah bir taş belirdi. Onu Zend'in eline bıraktı. "Ben bir tane buldum."
***
1715
***
Arkadaşlar, biliyorsunuz Uragos ile yarışmaya başladık. Seni geçicem falan diyor bir garip artık anlamadım. Yani sen kim beni geçmek kim sen hayırdır? :D Şaka bir yana, bence onun yazdığı Nirvana, benimkinden daha güzel (değil akdndk). Uzun lafın kısası eğer benim okuyucularımdan Nirvana'yı okumayan varsa, acilen okusun. Şiddetle tavsiye ediyorum, eminim bana yetişecek. (Okuyun beğenin falan da ağlamasın ezik benden çok okuyucun var ondan geçemiyorum triplerine de girmesin :D)
Magnec