bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
64. Bölüm Biliyor Musun?
Zend afallamış bir şekilde arkasını döndü. Şu an elit bölgede olmalıydı, yapacağı bir hareket kötü bir şekilde karşılanabilirdi. Dikkatli davranmalıydı.
''Sana söylüyorum be çocuk!'' biraz önce şezlongda uzanmakta olan, şimdi hafifçe doğrulmuş olan küçük bir çocuk Zend'e seslendi. Zend'in gözlemlerine göre en fazla yedi yaşında gibiydi.
Zend biraz telaşlı bir şekilde ayağa kalktı ve birazcık yalpaladı. Sonra kendini düzelterek başındaki kumu boşalttı, düşünce birkaç takla atmıştı. ''Evet evet iyiyim, sadece bir şeyler deniyordum.'' Zend'e kızın sesi biraz önce çok tanıdık gelmişti, ama onu tanımıyordu. 'Sanki bir yerlerden onu tanıyorum gibi,' Zend hafızasını zorladı. 'Onu hatırlayamadım. Neyse, sanırım sadece seslerimiz benziyor.'
Kızın sesi gerçekten Zend'inkine benziyordu, ama daha inceydi. ''Hey! Burada ne yapıyorsun çocuk?! Leydi Yinza'yı rahatsız ediyorsun! Seni idam etmeden önce hemen kaybol!'' kızın yanında ayakta duran, elinde bir mızrak ve üzerinde kalın, zincir bir zırh olan iri yarı bir adam Zend'e bağırdı.
''A-Ah, özür dilerim efendim, hemen gidiyorum!'' Zend hızlıca konuştu ve hızlıca yürümeye başladı.
''Ongmar, onu böylece bırakacak mısın?! O leydimizi rahatsız etme cüretinde bulundu!'' adamın yanında duran, Zend gibi sekiz dokuz yaşlarında olan ve küçük bir zırh giyen bir çocuk vardı, Zend giderken arkasından bağırdı.
''Fazlasına gerek yok. Alt tarafı önüme düştü, ayrıca buraya düşmeyi de kendisi istemedi. Eminim sudan çıkmak için elinden geleni yaptı ve en yakın kara olarak burayı görebildi. İsteyerek yaptığı bir şey değildir.'' kız elini önemsiz bir şeyi anlatırmışcasına salladı ve tekrar şezlonguna yayıldı.
''Vay canına! Leydi Yinza çok merhametli! Tıpkı sizden beklendiği gibi efendim, önünüzde ancak eğilebiliyorum.'' çocuk bir anda yere kapandı ve kıza secde etti. Zend bu söylenenleri duymuştu ve giderken göz ucuyla şu anda secde etmekte olan çocuğa baktı. 'Ne kadar da aşağılık bir hareket. Bir başkasının önünde normal bir olayda bile, hatta olay bile olmayan bir şeyde bile secdeye kapanmak. Ne kadar da iğrenç, gereksiz bir şey! Kendi onurunu bir hiçmiş gibi ayaklar altına alıyor. Peki ne için? Büyük ihtimalle, karşısındaki sadece önemli birinin çocuğu olduğu için. Hastalıklı bir düşünce.'
Zend gözünün üstünü elleriyle kapattı ve kendini rahatsız eden güneşi engelledi, Beyaz Taç'tan birlikte geldikleri arkadaşlarından birini aramaya başladı. Arkasından biraz önce küçük kıza secde etmiş çocuğun sesi geldi, çocuk ona bakıyordu. Onun bakışlarını üzerinde hissetmişti.
''Zend! Buradayız, gel!'' Saga'nın sesini duydu Zend, sesin geldiği yere doğru kafasını çevirdi ve onların yanına gidip boşta olan bir şezlonga oturdu. Başında hala biraz, düşmenin ağrısı vardı.
Çocuğun hala o tarafa baktığını gören Yinza biraz doğruldu ve biraz önce düşmüş olan çocuğun orada oturduğunu gördü. ''Neden hala ona bakıyorsun? Bak yine gidip elit kısımdan bir yere oturdu, yani o da soylu biri ve eğer arkaplanı sağlam biriyse onu gücendirmek istemeyiz.'' konuştu, yine de biraz da olsa merakı vardı ve orada oturan insanların kimler olduğunu merak ettiği için oraya bir göz attı. Bir anda o adamı gördü. Biraz önce düşen çocuğu omuzlayıp denize atlamıştı.
''Zend, atla bakayım, yüzmeye gidiyoruz!'' Fun Zendi omuzlarına çıkardı ve bir koşuda denize atladı. Saga onlara seslendi. ''Hey, beni de beklesenize!''
''Vay anasını be!'' Yinza hemen ayaklandı ve suya atlayan ikiliyi gördü, arkasından daha da şaşırdı. Saga Fungyuo! O Yinza'nın bir akrabasıydı, ama birkaç yıl önce ailesinden ayrılıp Beyaz Taç'a gitmişti! Hem de çok yakın arkadaşıymış gibi o çocuğa seslenmişti! O ikiliyi bir arada görmek Yinza'yı sarsmıştı! Fun Fuo on beşinci seviye bir savaşçıydı ve kral moduyla büyük çaplı bir dahiydi, Saga Fungyuo ise birkaç yıl önce aileden ayrıldığında bile on beşinci seviyedeydi, gelişimi göz önüne alınırsa şimdi çok daha yüksekti ve aynı şekilde kral moduna sahipti! Çocuğa kabaca bir şey söylemediğine ve kötü davranmadığına şükretti. Belliydi ki o da Beyaz Taç'ın içindeydi ve Beyaz Taç üyelerine çok önem verirdi, üstüne üstlük en güçlü loncaydı! Yapacağı en ufak bir saygısızlık bile aralarında bir savaş çıkmasına neden olabilirdi! Bunu hiç istemezlerdi. Çünkü herkes çok iyi bilirdi ki, Beyaz Taç'ın büyük on kardeşi bir araya gelirse, bir şehri kolayca yok edebilirlerdi! Fungyuo Ailesi çok zengin ve güçlüydü. Ama bu gücün çoğu nüfus çokluğundan geliyordu. Beyaz Taç ile kıyaslanırsa, insan bakımından onların en az on beş katı fazlalardı. Ama yapılacak bir savaşta kaybedebilirlerdi, çünkü o Beyaz Taç idi. Onlarla şaka olmuyordu, yok ediveriyorlardı ve savaşlarda az kişiyle çok şey başarıyorlardı.
''Fun, ben yüzmeyi bilmiyorum!'' Zend Fun'a yapışmıştı, çünkü biraz önce çok kötü anlar yaşamıştı ve şu an tekrar aynı şekilde kötü duruma düşmek istemiyordu. Suyun onu yutmasını hiç mi hiç istemiyordu!
''Zend, kendini rahat bırak ve denizle savaşma. Yüzmenin asıl noktası budur, kendini kasarsan dalgalar seni çeker. Onunla savaşırsan kaybedersin, ona uyum sağla ve akışına bırak!'' Fun onu rahatlatmaya çalıştı ve ondan yavaşça kendini bırakmasını sağladı.
Zend Fun'un dediklerinin, her zamanki gibi doğru olduğunu düşündü ve onu bırakarak kendini akışına bıraktı. Kafasını yukarı doğru kaldırdı, şu an suyun altına doğru ilerlemişti. Batacağını düşünerek panikledi ama sonradan sakinleşmesi gerektiğini düşünerek kendini durdurdu ve hareket etmedi. Oluyordu! Yavaşça suda yükselmeye başladı, su onu yavaşça gıdıklayarak yukarı taşıdı. 'İşte bu!'
Zend şu an yukarı bakacak şekilde yüzüyordu. Bir elini yukarı kaldırdı ve geriye doğru yolladı, sonra bunun zor olduğunu düşünerek tam ters şekilde döndü. Artık sırtı güneşle temas halindeydi ve göğsü suyun içindeydi, Fun ise bir sorun olmaması için onu izliyordu. Ama bir sorun olmadığını görünce, koyu yeşil gözlerinde tatminlik belirdi. Sivri sakalını okşadı ve Zend'in bir şeyi yine hızlıca kaptığını görüp içeri daldı.
Zend şimdi daha rahat hareket edebiliyordu, kolunu kaldırıp bir kulaç attı ve gerçekten suda ileri gitti. Bu çok güzel bir histi! En azından biraz önce neredeyse boğulurken hissettiği duyguları şimdi yaşamıyordu, şimdi mutlu ve huzurluydu. Suyun onu taşımasına izin verdiği zaman hafiflemişti ve sakinleşmişti, sanki denizle bir bütün olmuştu. Onu hissedebiliyordu.
Zend ellerini kontrol etmeyi başardı, ama yüzerken ayakların da kullanıldığını duymuştu. Ayaklarını da aşağı yukarı sallamaya başladı ve onlarla küçük çaplı bir motor oluşturdu. Yüzmek onu çok mutlu etmişti.
Akşam oldu.
Bugün herkes yorulmuştu, yüzmek ve dinlenmek herkese iyi gelse de bunlar yorucu eylemlerdi. Fun dışarı çıkıp deniz kenarında bir kamp ateşi yakarak arkadaşça şeyler yapmaları gerektiğini söyledi, herkes ona katıldı ve aşağı inip güzel bir ateş yaktılar. Bu büyülü bir ateşti, Zend kimseye fark ettirmeden onu bir sağa, bir sola oynatmıştı. Birkaç dakika sonra ateş normal ateşe dönüştü ve Zend onu tutamamaya başladı ve enerjisini ellerinde hissedemedi. Büyüler Zend'e göre bir halat gibiydi. Kimisi incecik, bozulabilirdi, kimisi çok güçlü ve kalındı, bozması çok zordu. Ama hepsi kontrol edilebilirdi.
''Merhaba değerli Beyaz Taç üyeleri.'' Zend'in sabah denizden çıkınca, daha doğrusu denizden fırlayıp düşünce duyduğu kızın sesi duyuldu. Henüz yaşı çok küçük olmasına rağmen çok eğitimli gibiydi ve saygılıydı. İyi eğitim aldığı ve daha çok küçük yaşlardan beri çalışmalar yaptığı belliydi, o tam bir hanımefendi gibiydi.
''Merhaba sayın asil, oturmak ister misiniz?'' Fun da nezaket çerçevesinde konuştu ve eliyle boş bir yeri gösterdi. Kız da teşekkür ederek oturdu, buraya Beyaz Taç ile kişisel de olsa iyi ilişkiler kurmak için geldiği belliydi.
''Ben Yinza Fungyuo.'' kız bacaklarını bir yana kırdı ve oturdu, gerçekten her hareketi zerafet doluydu.
''Ben de Fun Fuo, memnun oldum.'' Fun kibarca kendini tanıttı.
''Biliyorum, isminizi bilmeyen yoktur Bay Fun.'' Zend kıza hayran kaldı. Onun Zend'den küçük olduğu belliydi ama tek başına konuşurken bile, konuşmayı düzgün bir çizgide ilerletebiliyordu. Gözü yanında duran iki korumaya takıldı. İkisi de zırhlı ve mızraklıydı, onların arkasında duran, bugün kendisine seslenen çocuğu da fark etti. Boyu yaşı sebebiyle kısaydı ama Zend'in gözlerinden kaçamazdı.
''Siz niye oturmuyorsunuz?'' Zend ayakta duran korumalara seslendi. İkisi de tüm gün ayaktaydı, en azından şimdilik biraz rahatlamaları gerektiğini düşünüyordu, sonuçta şu anda o kıza zarar gelmesi küçük ihtimaldi.
''Gerek duymuyoruz efend--'' büyük olan tam konuşuyordu ki, arkadaki çocuk yine bağırarak konuşmaya girdi. Zend onun boyundan büyük işlere kalkıştığını düşündü, sinirine hakim olamıyordu. Bu büyük bir zaaftı.
''Ne kadar da küçük düşürücü! Bir kişisel korumaya oturmasını söylemek onun gereksiz olduğunu gösterir! O çocuk bizi aşağılıyor!''
Kısa bir sessizlik oldu.
Büyük olan koruma ilk olarak konuşan oldu. ''Tamar bu ne kabalık! Haddini bil ve çeneni kapa! Sadece o beyefendinin yaptığı sadece dostça bir tavsiyeydi! Boyundan büyük işlere kalkışma, şu an ona bağırdığın için o beyefendi seni bayıltana kadar dövmeli! Yapmıyorsa onun nezaketindendir!''
''Ama abi o biz--'' çocuk konuşmaya yeltendi, ama bu sefer küçük kız ona engel oldu.
''Yeter bu kadar! Beyaz Taç'tan gelen dostlarımıza saygısızlık yapıyorsun!'' sesi baskıcıydı, küçüklüğünden beri emir vermeye de alışkın olduğu belliydi.
Küçük çocuğun içinde kötü duygular oluştu. O çocuk resmen onlara hakaret etmişti! Nasıl olur da onu durdurmazdı? ''Ama önce onun bize saygısızlık yaptığı çok açık! Normalde bu durumun bir düelloyla temizlenmesi gerekmez midir?!''
Bu sefer Fun alttan aldı. ''Hey hey, böyle şeylere gerek yok, kardeşim, inan bana Zend sizi aşağılamak istemedi. Neden böyle bir şey yapsın ki? O bu olayları anlamayacak kadar saftır.''
''Beyaz Taç'lı dostlarımız bizi böyle onurlandırıyorlar, ama sen onlara bağırıyorsun çocuk! Hemen onu buradan götür!'' Yinza bu sefer çok sert konuştu ve kesindi. Ama Fun Fuo konuştuğunda aklına birkaç olay geldi. O Zend mi demişti? Tabii ki bu olamazdı, isim benzerliği dünyanın her yerinde vardı sonuçta.
''Neden ben suçlu oluyorum?!'' Tamar kendini savunmak istiyordu, babası bir korumanın oturmasının orada artık ona ihtiyaç olmadığının bir kanıtı olduğunu söylerdi, kesinlikle haklıydı. ''Eğer gereksiz olduğumu düşünüyorsa benimle bir düello yapabilir!''
Yinza bu sefer kendini tutamadı ve hızlıca ona döndü. Bournaz, Pindlack ve Yun kıkırdadılar ve gülmeye başladılar. Çocuk çok ciddiydi. ''Niye gülüyorsunuz siz?!''
Yinza'nın dudakları titredi. Çocuk her şeyi berbat ediyordu, Fun Fuo ile birkaç iyi ilişki kurma ihtimali vardı ama o çocuk... Her şeyi mahfediyordu! Yinza konuşamadı bile, çok sinirlenmişti.
Bournaz ayaklandı. ''Hey, Zend'in kendini senin için yormasına gerek yok. Ben seninle biraz oynayabilirim, düello istiyorsan hadi gel, ben buradayım.''
''Kardeşim, lütfen bana bırak, bugün çok rahatladım ve biraz kendime gelmem gerek.'' Yun da ayağa kalktı.
''Ben ikinizle de tek başıma düello yapabilirim, hadi gelin korkmayın zarar görmeyeceğim, ben üçüncü seviye bir savaşçıyım!'' çocuk gururlu bir şekilde elini yumruk yaptı ve zırhını çıkardı, onlara baktı.
Yinza bu sefer titrek bir sesle konuşmaya başladı. ''Çocuk, anlamadığın bir şey var. Beyaz Taç'a katılanlar normal insanların ölçüldükleri seviye sistemiyle ölçülmezler, bunu kimse sana söylemedi mi?'' çocuğun gözlerinin içine baktı, son derece aşağılayıcıydı ve korkunçtu. ''Onların özel bir okulu var, ortalamaları bile senin yaşıtlarından kat kat yüksek. Benim kaçıncı seviye olduğumu biliyor musun?''
Tamar önce şaşırdı, ama son derece ilerlemişti ve artık geri dönemezdi. ''T-Tabii ki biliyorum! Siz yedi yaşınızda olmanıza rağmen altıncı seviye bir büyücü olan eşsiz, nadir ve büyük bir dehasınız Leydi Yinza! Eşiniz benzeriniz yok!''
Korumalar hemen eğildiler. ''B-Biz onu biraz deneyim kazanması için yanımızda getirmiştik, ama kendine hakim olamayacağını tahmin edememiştik! Suç bizim, Leydi Yinza, cezayı lütfen bize verin!''
Yinza onları dinlemedi. ''Evet, hadi onlara kaçıncı seviye olduklarını sor.''
Yun cevap verdi. ''Sormana gerek yok, ben beşinci seviye bir savaşçıyım ve dokuz yaşındayım, arkadaşlarımın en düşüğü ise dördüncü seviye.''
Tamar'ın gözleri açıldı, şaşkınlıktan ölmek üzereydi. Fungyuo Ailesi'nde bile sadece en iyiler dokuz yaşında beş ya da altıncı seviye olabilirlerdi. Bunlar da, onda bir gibi bir oranla görülebilirlerdi. Her zaman büyük saygı görürlerdi ve kimse onlarla konuşamazdı. Kendilerini üstün gören, asillerin içinde bile asil kısımda olanlardı.
''Ama şaşırman gereken şey bu değil. Düşen Gök'ün liderinin kardeşi olan Walof'un deha olan bir oğlu var, biliyorsun değil mi? Düşen Gök'ün en büyük dahisi olarak anılıyordu, ama bir anda bir sakatlık geçirdi ve birden düşüş yaşadı. Liderin çocuğundan bile üstündü, sekizinci seviyeydi, üstelik çok büyük bir yaşı da yoktu. Ama sakat bırakıldı. Kim tarafından, biliyor musun?'' Yun sırıttı ve konuştu, eliyle Zend'i işaret etti. Zend o an bir ayağını uzatmış yanan alevleri inceliyordu.
***
1857
Magnec