çeviri için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm Yıl sonu yarışmaları (2)
"Neden kafana göre insanlara fırlatıyorsun hapı? Bana sor önce de, ne yapacağını söyleyim. Zaten düşük bir enerjim var, kendimi zorlayarak görünüşünü manipule etmek zorunda kaldım. O enerjileri düzenleek ne kadar zor biliyor musun?!" Ranon Zend'e sitem etti.
"Manipüle mi? Neden ettin ki?" Zend Fun'un yanına doğru yürümeye başladı.
"O hapı kendin vermemen gerektiğini anlıyorsun, ama yine onu kendin verdin. Ha Karkan'a vermişsin, ha başkasına. Sonuçta hepsi kimin verdiğini Karkan'a söyleyebilecek." Ranon bilgece konuştu. Zend elini başına vurdu. "Doğru ya!"
Hap yapma odasında.
"Bir çocuk bu hapı bana fırlattı ve gitti usta, yemin ederim böyle oldu." Yina çok korktu, ustasının ona böyle kızmasına mı şaşırsın, yoksa o çocuğun ona imparator seviyesindeki bir hapı vermesine mi şaşırsın, bilemedi.
"Nasıl yani? Bu hap nasıl bir çocuğun eline geçebilir?! Bari düzgün bir yalan söyle!" kadın hala sinirliydi.
Kız telaşlandı, ustası haklıydı. Nasıl olur da bir çocuk ona imparator seviyesindeki bir hapı atıp da kaçardı? Hem de ücretsiz! Böyle bir şey masallarda bile görülmezdi. "U-Usta, yemin ederim bir çocuk bunu bana fırlatıp kaçtı! On yaşlarında gibiydi, bilmiyorum, onu tanımıyorum."
"Hemen onu çiz bana! Acele et!" Ylis hemen bir kağıt ve bir kalemi kızın önüne bıraktı, onu izlemeye başladı. Çok aceleciydi.
Kız hemen eline kalemi aldı, kendine hapı atan çocuğun yüzünü aklında canlandırmaya başladı. Ama bir sorun vardı. Çocuğun yüzünü hiç hatırlayamıyordu! Defalarca aklında canlandırdı, ama her seferinde çocuğun yüzü karanlıktı. Sesini olsun, yüzünü olsun, hiçbir şeyini aklına getiremiyordu onun! Ustası ona kesinlikle inanmayacaktı.
"Usta..." ellerindeki kalemi bıraktı, ellerini başına götürdü ve iki eliyle başını tuttu. "Hatırlayamıyorum! Çocuğun hiçbir şeyi aklımda canlanmıyor, sanki büyü yapılmış gibiyim."
Ylis tam bağırıp çağırmaya başlayacakken, Kyuk konuşmaya başladı. "Kızım, böyle şeyler uydurmana gerek yok. Onu kendinin yaptığını söyleyebilirsin."
Yina ellerini başından çekti. "Hayır... Ben sadece..."
Kyuk kızın daha çok konuşmasına olanak vermedi. "Sadece ona yardım etmek mi istedin? Utanmana gerek yok, bu olağanüstü bir yetenek! Tarihte birkaç kişi haricinde daha on beş yaşında imparator seviyesinde hap yapmayı başaran kimse olmadı! Seni çok iyi değerlendirebiliriz. Hayatını şan ve şöhret içinde yaşayabilirsin, sadece bu yeteneğinle beş büyük tarikat dahil tüm topluluklar ve tarikatlar seni almak isteyeceklerdir! Hayır, Pounz'u geç, Kutsal Ülkeler bile seninle görüşmek için elçiler göndereceklerdir! Ve sen bizim içimizden çıkacaksın, ben en fazla sekizinci seviye bir hap yapabiliyorum, ama sen daha beşinci seviye bir büyücüsün ve imparator seviyesinde hap yapabiliyorsun! Böyle bir yetenekle konuşabildiğim için mutluyum!"
"Gözlerini aç Kyuk! Bu açıkça imkansız!" Ylis tekrar konuştu.
"Başka bir açıklaman var mı Ylis? Sen de biliyorsun ki, en mantıklısı bu!"
Ylis cevap vermedi. Belli ki Kyuk'un açıklamasından daha mantıklı bir açıklaması yoktu.
***
Zend olayla bir alakası olmasın diye hemen Fun'a uykusunun geldiğini söyleyip uzaklaştı. Herkes diğer tarikatlara ve topluluklara büyülerle mesaj gönderiyorlardı. Tehlikeli bir yılanın ve saldırganların şehrin içinde dolaştığını, acilen yakalanıp idam edilmeleri gerektiğini söylüyorlardı. Hemen odasına koştu ve yatağa girdi. Ama kulağı hala yan binadaydı. Malesef, yan binanın içindeki şifa odasının içinde yaşananları duyamadı. Zaten dikkatini Karkan'a vermişti, başka bir şeyi dinlemiyordu. Bir anda Kyuk'un sesini duydu. "Bunu ona verin!" Zend kıkırdadı, Kyuk'un bahsettiği şeyin kendi verdiği hap olduğu açıktı.
Karkan Kyuk'un elindeki hapı aldı. Eline aldığı anda, öyle bir ferahlama ve serinlik hissetti ki, stresten dolayı duyduğu tüm ter yok olmuştu. Hem de sadece onu tutmasıyla!
"Yok artık, gerçekten level atlamışsınız! Bu açıkça imparator seviye bir iyileştirme hapı!" Karkan elinde tuttuğu şeyle beraber güldü, gerçekten mutlu oldu. Ama güldükten sonra, dediği şeyin mantıksızlığını fark etti. "Bir dakika, sen Ylis ile bir araya gelsen bile, bu hapın yarısını bile yapamazsın. Kim yaptı bunu?" Karkan sordu, aceleyle hapı yaralının ağzına attı. Adamın nefes alış verişleri açıkça düzeldi! Gözlerini açtı, hem de bu en fazla on saniye sonra oldu! Kanlanmış gözlerindeki kanlar vücuduna doğru çekildi, kalp atışları düzeldi ve bir anda kustu. Kustuğu şey ise, yılanın zehriydi.
Zehir tamamen vücuttan çıkınca yavaşça ağzını açtı, ağzının kuruduğunu hissetti. Daha yeni ağzından zehir çıkmasına rağmen ağzı son derece kuruydu, zehir böylesine tehlikeli bir zehirdi. Resmen suyu yok etmişti. Diğerleri de bunu tahmin edip ona su uzatmışlardı, o da kardeşlerinden birinin uzattığı suyu içti. "Vay, hayattayım." mırıldandı.
"Tabii hayattasın kardeşim! Ne olacaktı, ölecek miydin yoksa?! Haha!" onunla beraber saldırıya uğrayan adam ona sarıldı.
"Dediğim gibi, kim yaptı bunu? Sizin yapabileceğiniz bir şey değil bu hap." Karkan Kyuk ve yanında gelen Ylis'e baktı.
"Yina yaptı. Ylis'in yardımcısı." Kyuk konuştu, eliyle Ylis'in arkasından duran kızı gösterdi.
"Nasıl yaptı peki? Ylis'in yapamayacağı bir şeyi yardımcısı nasıl yapabilir? O hap imparator seviyesinde!"
"Doğuştan gelen yetenek işte Karkan." Kyuk yine konuştu, imparator kelimesini duyunca herkes şaşırmıştı ve susmuştu. Dünya seviyesine ulaşmış tıp ustaları bile zor imparator seviyesinde bir hap yaparlardı. O küçük kız nasıl yapmıştı?
"Hayır... Ben yapmadım onu, on yaşlarındaki bir çocuk bana onu atıp kaçtı." kız durumu anlatmaya çalıştı ama yararsızdı. Kimse kızın bahsettiği çocuğun aslında Zend olduğunun tahmin edemezdi.
"On yaşında bir çocuk mu? Haha, bu olasılık bu hapı senin yapmış olma olasılığından bile düşük." Karkan konuştu.
"Ama gerçek bu, yemin ederim..." kız yine konuştu. Yüzünde garip bir ifade vardı, endişeli gibiydi.
"Öyleyse, Kyuk'un dediği gibi yapmış olman daha olası. Belki bu yetenekten dolayı kaçırılacağından falan endişeleniyor olabilirsin, ama bunlara gerek yok. Enerjini topladığın zaman bu haptan bir tane daha yapacaksın. Sonra da akın akın para gelmeye başlayacak sana bu hap yüz milyon altından daha değerli."
İyileşen adam bir anda şaşırdı. "Beni kurtardığın için çok teşekkür ederim! Sana borçlandım. Bir gün bunu ödeyeceğim!"
Bu önemli bir şeydi, her zaman bir Beyaz Taç Kardeşi'nin size borçlu kaldığını göremezdiniz.
***
"İlk maçın B Sınıfı'ndan bir çocukla olacak Zend. İsmi Zani Wunag. Genellikle ağır saldırı ve güç üzerine oynuyor, güçlü, ama yavaş yumrukları var. Üçüncü seviye bir savaşçı. Daha doğrusu bir olasılık daha var, C Sınıfı'ndan katılan bir çocuk daha var, Zani ile savaşacak. Ama hiç güçlü değil, çoğu kişi Zani'nin kazanacağını düşünüyor. Halledebilirsin, sana güveniyorum." Zend'in sınıf arkadaşlarından biri onun omzuna elini attı. Zend'in maçına bir saat kalmıştı. "Şimdi Zani bir maça daha girecek, hadi gel, onun nasıl savaştığını görürsün."
Zend'in Liga ile savaştığı yere geldiler. Bu sefer yanlarındaki koltuklar tamamen doluydu ve herkesin elinde yiyecek bir şey vardı. Keyifle maçları izliyorlardı.
"Şimdi yarışma, bir Bire Bir maçı. B Sınıfı'ndan Zani Wunag ve C Sınıfı'ndan Eska Nion yarışacak. İki tarafa da başarılar diliyorum. Kuralları biliyorsunuz." yuvarlak alanın ortasında duran, büyük sınıflardan bir öğrenci maçı sunacaktı. Zend tribünlerde gördüğü Fun'a ve beş arkadaşına selam çaktı, yanındaki arkadaşıyla konuşmaya başladı. "Hey, üst sınıfların yarışmaları ne zaman olacak?"
Çocuk cevap verdi. "Onların yarışmaları bizimkiler bitince sırayla başlayacak."
Zend başını salladı ve maça baktı. Şu an başlamıştı, etraftan Zani için tezahüratlar yükseliyordu, bu karşıdakinin moralini bozmak için yeterliydi.
"Dostum, beni yenemezsin, biliyorsun değil mi? Pes et ve kardeş kardeş maçı bitirelim. Boşuna yorulmayalım." Zani karşısındaki çocuğa seslendi.
"Teşekkürler, ama gerek yok. Yenilenirsem bu onurumla olmalı. Eğer pes edersem arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım?"
"Tamam o zaman, hadi gel."
Çocuk Zani'ye doğru koşmaya başladı. Elinde bir kılıç vardı. Yaralanmalar pek önemli olmuyordu, çünkü her zaman şifa ekipleri maçın kenarında durup tehlike anını bekliyorlardı.
Çocuk bir savaş narası atarak kılıcı rakibinin koluna yöneltti, ama rakibi geri çekilerek onu savuşturdu. Çocuk da hemen geri çekildi, rakibinin güç teknikleri üzerinde çalıştığını biliyordu.
Bir kere daha ona karşı saldırıya geçti, bu sefer bacağını hedeflemişti. Kılıcı aşağıya doğru tutarak koştu, ama Zani bu sefer de kılıcın etkisi içinde değildi. Zıpladı ve hızlı bir şekilde çocuğun kılıcının üzerine bastı. "Ayağa saldırmak, büyük bir hata."
Ayağının altında olan kılıcın çekilmesine izin vermedi, çocuk kılıcı bırakıp Zani'nin yumruğundan kaçmak zorunda kaldı.
Bu sefer Zani atağa geçti. Kalıplıydı ve güçlüydü, çocuğun hatasını yakaladığı anda onu indirecekti. Sağdan ve soldan, sürekli yumruklarını salladı.
Çocuk sürekli yumruklardan kaçıyordu, ama nefesi düzensizleşmeye başlamıştı bile. Bir yumruğu savuşturduğu anda kendisi de bir yumruk salladı, Zani de yumrukta kaçtı. Bir dakika kadar, sürekli birbirlerine vurmaya çalıştılar. Çocuk sonunda Zani'nin göğsüne düzgün bir yumruk gönderdi, ama yumruğu rakibinin göğsüne varamadan rakibinin eliyle tutuldu.
Zani gülümsedi ve çocuğun elini kaçamaması için sıktı. Maç ona göre bitmişti.
Yumruğunu, her vuruşunun gücünü üçe katlayan tekniği ile güçlendirdi ve son hızıyla çocuğun yüzüne gömdü. Çocuk geriye fırladı, yere düştü. "Sanırım bayıldı." elini yavaşça aşağı indirdi. Yerde yatan çocukla karşılaştırıldığı zaman ondan en az beş yaş daha büyük gibiydi, vücudu büyüktü.
Çocuk on saniye boyunca yerden kalkamayınca, hakem, yani sunucu Zani'nin elini kaldırdı ve, "Kazanan!" diye bağırdı. Ona sesinin çok çıkması için bir büyü yapılmıştı. Bağırışı kolayca arenayı inletti.
"Zani!" "Zani!" "Zani!" izleyici çocuğun tek vuruşta yenildiğini görünce coştu.
Zend çoktan onu gözlemlemişti, hatalarını gözünde tekrar tekrar canlandırıyordu. "Sanırım biraz zor olacak." Zend'in yanındaki çocuk konuştu, ama Zend onu duymayacak kadar çok odaklanmıştı. Bir sonraki maçta karşılacağı rakibini iyice süzüyordu.
"Bir sonraki Bire Bir, yarım saat sonra B Sınıfı'ndan Zani Wunag ve aslında A Sınıfı'nda olup E Sınıfı için maça girecek Zend arasında olacak. Şimdi ise Hız!"
Zend hız maçını da izledi. Bu kısımda, iki kişi birbirine karşı savaşmıyordu. Hızları savaşıyordu. Kendilerine aniden atılan kılıç, bıçak ve balta gibi kesici şeylerden, bazen de büyülerden kaçıp sıyrılmaya çalışıyorlardı.
Bu atılan silahlar, büyüler gittikçe hızlanıyordu ve ilk vurulan kaybediyordu. Zend'in tanımadığı iki çocuk yarıştılar. Aslında hızları hemen hemen eşitti, ama bir çocuğun ayağı kaydı ve bu yere düşmesine neden oldu. Böylece kolunu bir bıçak sıyırdı, kaybetti.
Birkaç dakikalık aradan sonra Zend'in maçı başlamak üzereydi.
Şans dileyen insanlara teşekkür ederek ortadaki yuvarlağa girdi. Etrafta bir sürü insan olunca, Zend biraz utandı. Gözlerini tribünlerde gezdirirken sözünü hatırladı. "Bu yılın sonunda ona dediklerini yutturacağım." böyle demişti kıza, kalabalığın içinde onu aradı ve buldu. Birkaç saniye boyunca gözünün içine baktı, önüne döndü. Sahi, onu ismi neydi?
Zani ona küçümseyen bir bakışla baktı. Hakem gerekenleri söyledi ve maçı başlattı. İki rakip de hareket etmedi.
"Gökten düşer gibi en iyi sınıfa giden sensin, değil mi?"
"Evet." Zend onun kışkırtmalarına gelmeyecekti.
"Şimdi görelim yeteneklerini, haksızlık yapıp en iyi sınıfa geçmeyi sana göstereceğim." Zend daha önce sınıf yükselmeyi duymuştu. En kötü sınıftan başlayıp seviye atlaya atlaya, güçlenerek ileri doğru gidiyordun. Zend bir anda en iyi sınıfa girdiği için kendini kötü hissetti. Bu düpedüz haksızlıktı!
"Gel de yumruğumun tadına bak. Bence seni de bir vuruşta yenerim ben, ne dersin? N'oldu? Niye cevap vermiyorsun? Seni nasıl döveceğimi mi düşünüyorsun?" Zani sürekli konuşmaya devam etti. İki tarafta da henüz bir hareket yoktu.
"Aslında ağzını ne zaman kapatıp maça başlayacağını düşünüyordum. Bir de akşam ne yiyeceğimi. Madem bekliyorsun vakit boşa gitmesin." Zend dürüstçe konuştu.
"Al bunu o zaman, seni ezik!" Zani bağırarak konuştu.
"Neyi? Havayı mı?" Zend onunla biraz uğraşmak istedi.
"Benimle dalga geçmeye cüret ediyorsun! Ölümüne mi susadın?!" çocuk yine bağırdı ve bu sefer Zend'e doğru koşmaya başladı.
Kendine doğru gelen yumruğu fark etti, ama yumruğun geleceği yer o kadar barizdi ki Zend ona karşı tekniklerini kullanmaya bile ihtiyaç duymadı. Sadece kenara çekildi.
"Lanet olası!" çocuk yine bağırdı ve boşluğa giden yumruğunu tekrar düzenledi.
"Ah, şimdi düşündüm de seni ellerim cebimdeyken yenebilirim." Zend ustasının kafesteyken bir elini çıkarmadan rakibini nasıl yendiğini hatırladı, onun gibi yapmak istedi.
"Sen gerçekten ölmek istiyorsun!" çocuk çok sinirlendi ve bildiği en büyük tekniği kullanmaya başladı. "Senin işini hemen en güçlü tekniğimle bitireceğim. Onun adı Sarsılmaz Kol, her yumruğumun gücünü tam on beş kat arttırıyor. Bir dördüncü seviye savaşçı tekniği! Dördüncü seviye savaşçıların kol güçleri otuz kilodur. Yani dört yüz elli kiloluk yumruklar seni bekliyor! Şimdi gözlerini kapatacaksın!"
"Vay canına! Kazanan belli oldu!"
"Bu gerçekten çok güçlü bir teknik! Zend'in hiç şansı yok!" tribünden sesler yükseldi.
Zend o konuşurken uzunca bir esnedi. Biraz stresliydi ama belli etmiyordu. "Gözlerimi kapatacak mıyım? Yoksa sen de mi böyle giderse uyuyacağımı düşündün? Haklısın, gece biraz uyuyamadım da." Zend konuştu ve bir şeyi fark etmiş gibi bir elini yumruk yapıp diğer elinin üstüne vurdu. "Ah, yoksa sen aslında benim uykumu düşündüğün için mi böyle ezikçe davranıyordun? Ne kadar da düşüncelisin, vay be."
Zani çileden çıktı. Son derece fazla dalga geçilmişti ve bu tüm okulun önünde oluyordu. Onu tüm okulun önünde böyle aşağılamak affedilemezdi! "Seni lanet cüce! Şimdi gelip gözlerini bir ay boyunca açamamak üzre kapatacağım!"
Zend gözlemlediği üzere, onun çabuk öfkelenen aptal biri olduğunu kestirmişti. Sakin kalamıyordu. "Yok ya, çok düşünceli olduğunu anladım ama o kadar uykuya ihtiyacım yok." elleri hala cebindeydi.
"SENİ ÖLDÜRECEĞİM!" çocuk bu sefer dayanamadı ve Zend'in üstüne öfkeli bir kaplan gibi koşmaya başladı. Zend'in önüne geldiğinde ona onlarca yumruk savurdu, ama hiçbir yumruk rakibine isabet etmiyordu. Çocuk sürekli vurduğu yerin aksine kaçıyor, yumruklar hiç yakınına bile gelmiyordu.
Zend teknikleri sayesinde sürekli yumrukladı tahmin ediyor ve onlar kendine değmeden kenara çekiliyordu. Bu çok kolay bir şeydi.
"Zani Kardeş gerçekten çok düşünceli. Hala uykulu olduğum için bana gücünün yarısıyla bile saldırmıyor!" Zend bağırdı, tribünlerden bir kahkaha dalgası geldi. Herkesin ona gülmesi onun sinirlerini daha da zıplatmıştı. "Lanet olsun!" birkaç küfür savurdu ve vurmaya çalışmaya devam etti. Artık kolları uzun süre boyunca Sarsılmaz Kol'u kullandığı için yorulmaya başladı, uyuştular. Zani artık onları hissetmiyordu.
"Hareketleri yavaşladı." Zend düşündü. "Haha, tam bir salak. Kışkırtmalarıma gelip en güçlü tekniğini kullandı, iki dakika bile dayanamadı. Akşama kadar buna devam edebilirdim."
Zani'nin hareketleri o kadar yavaşladı ki, artık kollarını kaldırıp, ellerini yumruk haline getirmek ona çok zor geliyordu. İki saniyede bir ancak bir yumruk savuruyordu. Sarsılmaz Kol ise, çoktan kapanmıştı.
"Sanırım artık yeter." Zend üç saniyede bir gelen yumrukları, çocuğun terden açılmayan gözlerini görünce artık bitirme zamanının geleceğini düşündü. Bir yıl boyu sürekli çalıştığı için teknikleri ile büyük uyum içindeydi. Bir ter damlası bile yoktu.
Zani düşündü. "Lanet olsun. Onu hafife aldım. Daha terlemedi bile, baskı altında bile değil." Zani'nin yumruklarının rakibe baskı yapması gerekiyordu. Ama aksine, sürekli yumrukları boşa gittiği için baskıyı kendisi hissetmeye başladı. Onu devam etmeye iten tek şey bir yumruk atarsa kazanacağı düşüncesiydi.
Zend son derece yavaşlayan rakibi bir yumruğu boşa sallayınca hemen arkada kalan ayağına çelme taktı ve çocuğun anında sırtüstü yere düşmesine neden oldu. O çok yorulmuştu. Artık Zend müdahale etmese bile ayağa kalkamayabilirdi, ama Zend garantiye almak için onun sırtına bastı. Herkes resmen çıldırdı, çoğu kişi yine Zani'nin kazanacağını düşünüyordu. Ama Zend elini cebinden çıkarmadan. onu perişan etmişti.
"Kalk!" Zani kendi kendine konuştu. Ama kalkamıyordu, vücudu onu dinlemiyordu. Sırtında sanki tonlarca ağırlıktaki bir büyülü yaratık vardı.
On saniye geçti.
"Kazanan!" hakem Zend'in elini kaldırdı. Zend elini daha yeni cebinden çıkarmıştı.
***
2311
Magnec