Yazık lan kıza duygularıyla oynuyor gelecekte evlenme olayında ciddi miydi acaba başta dalga geçiyordu ama ben onun şu yıldırım ailesinin kızıyla evlenir sanıyordum
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
371. Bölüm Yua'nın Yakınlığı
Zend'in konuşmasının ardından Yua'nın söyleyecek bir şeyi kalmamıştı anlaşılacağı üzere, çünkü Zend'in gözlerine oldukça yakından bakarak söylediği kelimelerin ardından saniyeler birbirini kovalamıştı, ancak ortada bir ses yoktu. ''O halde...'' diyerek kendisini konuşmaya zorladı Yua. Biraz önceki utangaçlığı bir anda yerini öfkeye bırakmıştı, daha sonra da Zend'in söylediği birkaç kelime bu durumu bir kere daha tersine çevirmiş ve genç kızın, gözlerini Zend'den kaçırarak utancın içerisine tekrardan kaçmasına neden olmuştu. ''Ben de ileride bu teklifi bir kere daha değerlendireceğim,'' dedi, cesaretini toplayarak bakışlarını Zend'e çevirmişti. ''eğer geçerli olmaya devam ederse tabii.''
''Pekâlâ, zaten kabul ediyordun ama neyse...'' Zend Yua'nın belini bıraktı ve bir kolu kafasının arkasından dolaşarak diğer dirseğine ulaşmışken, öteki kolunu yukarıya doğru kaldırdı ve gerildi, bugün kaçıncı olmuştu bu, bilmiyordu. Ancak gerilmeyi seviyordu, ne diyebilirdi ki?
''Hayır, hiç de etmiyordum!'' Yua durumu toparlamaya çalışırmışçasına konuşmaya devam etti, görünüşe göre, biraz önce ''Kabul ediyorum.'' demek üzere olduğunu Zend çoktan fark etmişti... Bunun arada kaynadığını, anlaşılmamış olduğunu düşünmüştü umutla genç kız, ama gerçeklerin çok daha farklı olduğunu görünce çaresizce kendisini savunmaya başlamıştı. Aslında Zend'in evlilik teklifini kabul etmemesi tam bir aptallıktı, Zend'in bilerek onun bunu kabul ettiğini söylemesini engellemişti muhtemelen, çünkü bu olursa iş işten geçmiş olabilirdi, sözünün devamını getirmesi gerekirdi ve Yua'yla evlenmek zorunda kalırdı, şimdiden bunu istemediğini ise açıkça söylemişti zaten. Ancak genç kız, bu fırsatı elden kaçırmıştı. Son derece utanmıştı çünkü, bir anda vücudunu alevler basmış, kafası düzgün çalışmamaya başlamıştı. Ne dediğini anlamamıştı o an, eğer aklı başında olsaydı, kesin direkt olarak kabul ederdi bunu... Ailesine danışmak mı? Bu sadece bir şaka olabilirdi, Zend'in evlilik teklifini almayı başardığı için tebrik bile edilirdi muhtemelen, bunu onlara söylediği zaman. Zaten danışsa da, kesinlikle anında olumlu yanıt alırdı... Çünkü Zend güce sahipti ve Tengo Ailesi gibi bir soylu aile ise güce saygı duyar, onu isterdi. Yua'yı Siyahlar'da on beşinci olan, yaşlarının yakın olduğu birisiyle birleştirmek ise onlar için hiçbir sorun olmazdı. Üstelik Yua da bunu istiyorsa, bir saniye bile beklemezlerdi...
Siyahlar'ın içerisindeki on beşinci kişi olması bir yana, Zend'in bir ismi vardı şu anda. Pounz'un her köşesine, hatta dünyanın büyük bir bölümüne yayılmıştı ismi. Onun büyük bir dahi olduğunu Pounz'daki herkes kabul ediyordu artık, üstelik geçen seferki baloda yaptıkları, yüzü aşkın soylu tarafından izlenmişti. Onun ne kadar güçlü olduğu konusunda kimse bir soru işaretine sahip değildi son günlerden itibaren... Üstüne üstlük, onu Pounz'un gelmiş geçmiş en büyük dahisi olarak bile gösteriyorlardı. Öyle birisini ailesine almayı kim istemezdi ki? Üstelik Tengo Ailesi, Pounz Krallığı'nın destekçilerinden birisiydi. Yani Zend bir de Kraliyet Askeri olduğu için onlar için muazzam bir damat olurdu, herhangi bir şekilde ondan iyisi bulunamazdı büyük ihtimalle, bunu anında değerlendirirlerdi. Ancak Yua'nın birkaç saniyeliğine panik yapması, onları Zend gibi bir dahiden etmişti...
Ama üzülmemişti Yua. Çünkü Zend'in, ona gelecekte bu teklifi bir kere daha söyleyebileceğini duymuştu biraz önce, hem de bunu söyleyen direkt olarak Zend'in kendisiydi... Üstelik, bunu söylerken gelecekte sanki bunu kesin söyleyecekmiş gibi bakmıştı Yua'ya. Yani onun, hayran olduğu bu kişi ile hayatını birleştirme imkanı hala vardı... Bunun için uğraşacaktı genç kız. Henüz birleşmeden onunla birlikte olmak gibi onursuzca bir şeyi yaparak Zend'i kendisine mecbur bırakmak gibi onursuzca bir şeyi yapmayacaktı asla, ancak Zend'in ona bir kere daha evlilik teklif etmesi için elinden geleni yapacaktı! İstiyordu onu! Hem Zend, onu çok güzel bulmuştu... Şimdi bunu düşünerek iyice yumuşamıştı aslında, içinde herhangi bir inatçılık ve öfke kalmamıştı, gururlanmış ve güzelliğinden dolayı Tanrılara şükretmeye başlamıştı, Zend'e karşı bunu kullanması mümkündü. Bunu kazanacaktı!
''Tamam tamam, kesin öyledir...'' Zend elini salladı yavaşça. ''Bu arada, buraya niye gelmiştin?'' diyerek normal bir şekilde devam etti, birkaç kelimesiyle birlikte Yua'yı ciddi anlamda bir duygu değişikliğine uğrattığını biliyordu, bundan memnundu da. İnsanların üzerinde böylesine etkiler bırakabilmek hoşuna gidiyordu.
Yua, kendisini toparlayarak derin bir nefes aldı. Zend sonunda ona acımış ve konuyu değiştirmeye karar vermişti, öteki halde Yua da kendisinin bu durumdan kurtulmasının pek olasılıklı olmadığını biliyordu. Genç adamın söylediği şeyler her zaman tam yerinde oluyordu, bu da Yua'nın, her seferinde çaresiz kalmasını sağlıyordu, ne kadar kendisini savunmaya çalışsa da bir şekilde kaybediyordu, Zend ile bir laf yarışına girmek adeta bir bataklığa dalmak demekti, o istediği sürece, ne kadar uğraştığının önemi yoktu. Bir şekilde dibe doğru batmaya başlıyordun, genç kız bunu deneyimlemişti birkaç kere. Elbette eski Zend de böyle değildi, sonuçta eski Zend saf bir çocuktu, Chibui'de ne yaşadığını bilmiyordu Yua, ancak biliyordu ki kişiliğinin baştan sona değişmesine yol açacak kadar önemli şeyler yaşanmıştı orada, Zend, gerçek dünyayı öğrenmiş ve tamamen farklı birisi haline gelmişti. Yua'nın da bundan şikayetçi olduğu söylenemezdi elbette, Zend'in zihinsel gelişimini takdir ediyordu zaten. Dünyanın gerçek yüzünü görmek her zaman avantajlı bir şeydi, eğer saf bir şekilde gitseydi, pek fazla yaşayamayacaktı genç adam, büyük ihtimalle. Ancak Zend, öyle kolay ölecek birisi de değildi. Bunu, içindeki saflığı tam anlamıyla yok edip hayatta kalarak göstermişti diğer insanlara. Tıpkı ondan beklendiği gibi olmuştu bu... Yua, o turnuvadan sonra Zend'in değerini epey anlamıştı. Onun büyüsü bile işi baştan sona değiştiriyordu, Yua şimdiye kadar ona bu konu hakkında bir soru soramamıştı, çünkü biraz çekinmişti. Ancak ileride bunu bir şekilde soracaktı... Hatta belki bu, bugün bile olabilirdi.
''Senin Kadim Kaplan'a girdiğini duydum, onların seçkin bir üyesini öldürmüşsün, üstüne bir de herifin kafasını Kadim Kaplan'ın girişine koymuş, onun çürüyene kadar orada kalmasını söylemiş, iki günden önce kafanın oradan kaldırılmasının sonucunun da, bunu yapanın öldürülmesi olacağını eklemişsin. Bu iyi bir şey değil; Kadim Kaplan bunu hoş karşılamayacaktır. Onlar dünya çapında bir topluluk ve bir üyelerini kaybetmeleri öfkelenmelerine neden olur, üstelik bu topluluğun genellikle suikastçilerden oluştuğunu da biliyorsun, yani şu an seni öldürmek için birkaç şey yapmaya başlamış bile olabilirler. Gidip birilerini öldürüp duruyorsun ama bundan sonrasını düşünmüyorsun, ya Pounz için bu kadar önemli olan bir kişiye, yani sana bir zarar gelirse? Her neyse... Ben aslında sana korumalık yapmayı düşünüyordum, kral da beni bunun için görevlendirdi. Tabii ben yakın korumayım, senin güvenliğini sağlamayı uzaktan yapıyor olan askerler de var, şu an çevrende ondan fazla asker var. Merak etme, bizi duyamıyorlar. Yanımda bir engelleyici büyü taşı var, senin bundan rahatsız olacağını söyleyip onları bir şekilde ikna etmeyi başardım.'' dedi Yua, boynundan göğsüne doğru ilerleyen düğmelerden iki tanesini açmış ve Zend'e, boynundan aşağıya doğru ilerleyen bir kolyenin uç kısmını göstermişti. ''Bak, burada işte. Kaliteli bir şey hem de...''
''Hmm, kısaca Dustin benim ne yaptığımı bilmek istiyor, öyle mi?'' diye sordu Zend hızlıca, kendisini yorup enerjisini etrafa yollamamıştı bile, muhtemelen onu izleyenler enerji alanının dışında bekliyordu. Hatta Era'nın enerji çemberine bile girmemiş olabilirlerdi, Dustin muhtemelen bunu dikkate almıştı.
''Öyle deme...'' dedi Yua, başını eğmişti yavaşça. ''Kral senin güvenliğinden emin olmak istiyor sadece.''
''Hahahahaha, bu dediğine kendin inanıyor musun Yua?'' Zend alaycı bir şekilde konuştu, Yua'nın gözlerine gülerek bakmıştı, bir kahkaha patlatmasının ardından.
''Evet.'' dedi Yua. ''Kadim Kaplan'dan birisini öldürüp, öyle bir şey yapmanın bedeli nedir biliyor musun? Ölümdür, daha yeni başından ödül kaldırıldı, yine ölüm riskini taşımanı istemiyoruz. Ancak bunu, yani Kral Dustin'in isteği konusunu seninle tartışmayacağım, merak etme. Seninle bu konuları tartışmak hayatımda yaptığım en büyük hatalar oluyor genellikle...''
''Yua, istedikleri gibi gelebilirler, hepsini öldürür ve sahiplerine geri gönderirim, bu konuda endişelenmene gerek yok.'' dedi Zend, Yua'nın son söylediğinden dolayı bu konuyu uzatmamaya karar vermişti. ''Neyse, zaten bir Kraliyet Askeri olduğum zaman böyle bir şeyin olacağını tahmin etmiştim, Dustin beni kontrol etmeden duramaz artık...'' diyerek devam etti, Yua'nın arabasına doğru ilerledi. Yua'nın kendisini koruyamayacağını söylemeye gerek duymamıştı, yoksa, Yua gerçekten ciddi bir rakibe karşı pek işe yarayacak kadar güçlü değildi. Ancak bunu dile getirip de onu kırmaya gerek yoktu, böyle iyiydi durum. Daha doğrusu, kötünün iyisiydi. Takip edilecekti madem, bu böyle olabilirdi.
''Bunu biliyorum, ancak sen riske atılabilecek kadar değersiz birisi değilsin Zend, bunun farkında ol.'' Yua Zend'i takip ederek arabanın içerisine ilerledi. Kızıl saçları havada dalgalanırken, kendisini hızlıca arabanın içine doğru göndemrişti.
''O zaman Avcı Bıçağı'na gidelim bir, ustamın yanına uğrayacağım.'' Zend gidecekleri yeri hızlıca söyledi, gerisi Yua'daydı...
***
Avcı Bıçağı'nın önü.
Zend, Avcı Bıçağı'na gelip Gri Engerek ile konuşmuştu bugün, orada aynı zamanda Hollis'in nerede olduğunu da sormuştu. Maızk ona onun burada olduğunu söylemişti, şimdi rahatsız edilmemesi gerektiğini de eklemişti. Söylediğine göre Hollis büyük bir savaştan çıkmıştı ve yorgundu, yalnız başına dinlenmesi en iyisi olurdu. Zend, bunun üzerinden birkaç saat geçmiş olduğu için Avcı Bıçağı'na bir kere daha uğrayıp ustasının durumunu öğrenmek istemişti şimdi, bu yüzden hızlı bir şekilde seyahat etmeye devam etmiş, buraya varmışlardı.
''Yua, sen beni her yerde takip mi edeceksin?'' diye sormuştu o sırada. Zend zaten sürekli olarak onu takip eden bir korumadan kurtulmak istediği için Sanzirna'nın peşinden ayrılmasına, gerek olduğunda çağrılmasına karar vermişti. Şimdi bir de yakın takipçisi Yua olmazdı herhalde... Çünkü öyle olursa, gerçekten de öfkelendirdi. Devamlı olarak peşinde birisinin olmasından hiç mi hiç haz etmiyordu genç adam.
''Hayır, güvenli yerlerin sınırına girdiğin zaman istediğin takdirde ayrılacağım. Onun dışında yanında olmam gerekiyor, sana yakın mesafeden saldıran suikastçiler de olabilir, riske atamayız. Yani ben sürekli olarak tetikte olup seni koruyacağım, sen Beyaz Taç gibi yerlerin dışındayken. Bir sorun var mı? Benden rahatsız oluyorsan anlarım, başka birisini verebiliriz.''
''Hayır, seninle alakalı bir şey yok...'' Zend kafasını salladı iki yana. ''Hatta, yanıma seni verdiği için Dustin'e minnettarım, diğerlerini öldürmek zorunda kalabilirdim. Üstelik sen benimle ilgili özel şeyleri bilen birisisin, gerektiği zaman beni serbest bırakacağından eminim... Aynı zamanda o kolyeyi alman da son derece güzel, teşekkür ederim, beni özgürleştiriyorsun.'' dedi, bir Kraliyet Askeri olduğu anda sınırlandırıp, özgürlüğünün kısıtlanacağını anlamıştı ancak bunun ne kadar ağır olduğunu bilmiyordu. Demek bu kadar ağır olmuştu... Öyleyse sorun yoktu, bu Zend'i çok da zorlamazdı zaten. Hem istediği zaman bırakabilirdi Yua'yı, sorun olmazdı.
''Evet, çeşitli şeyleri benimle paylaşabilirsin. Zaten Kral Dustin de, seni rahatlatmak için böyle yaptı. Seni anlayabilecek, arkadaşın olan birisini yanına yolladı. Anlıyorsun, değil mi? Onun asıl amacı seni sıkmak değil, daha rahat etmeni ve güvende kalmanı sağlamak.''
''Tabii tabii, ne demezsin...'' dedi Zend, Avcı Bıçağı'nın binasına doğru ilerlemişti. ''Neyse, önemli değil. Diğerleri çok yakına girmedikçe sıkıntı yok. Zaten önümüzdeki, turnuvaya kadar olan süreçte genellikle eğitim yapacağım muhtemelen, planım o yönde. Tabii bir yerlere de gideceğim, bu bir yılı, hem güçlenmek hem de tanımak için kullanmam gerekiyor... Eğer gerekirse birlikte bile antrenman yapabiliriz, sorun olacağını sanmıyorum...'' dedi, aklından, yapacağı şeyleri geçirmişti bir kere daha.
***
1668
Magnec