küçük pisicikler hemen yüzükleri geri verin yoksa kan durmayacak
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
366. Bölüm Verilen Zaman Doldu
''Kıyamet mi?'' Tofu, hızlı bir şekilde konuştu. Sesinin bir anda yükseldiğinin farkına bile varmamıştı o anda, okuduğu kelimenin anlamını biliyordu çünkü...
Kıyamet.
Çağlardır anlatılan bir efsaneydi bu. Gerçek olduğuna bazıları inanır, bazıları inanmazdı. Tanrıların da içinde bulunacağı, insanların, Yarı Tanrıların, savaşçı ve büyücülerin dahil olacağı bir savaş gelecekti günün birinde... Hem de çok büyük olacaktı, sadece tek tarafı değil, herkesi etkileyecek ve topluca zarar verecekti. Herkes, bundan zarar payını alacaktı... Bu savaş geldiği zaman Tanrıların mutlak otoritesinin yıkılma ihtimali de vardı, söylentilere biraz bakarsanız, bu Kıyamet denen şeyde Tanrılara karşı gelenlerin ortaya çıkacağını, onlara savaş açacağını anlayabilirdiniz... Tabii bazı söylentilere göre de Tanrılar başkalarına savaş açacaktı, bu konuda kimse kesin bir şey söyleyemiyordu ne yazık ki. Her şey söylentilerden ibaretti. Net bir şeyler öğrenebileceğini hisseden Tofu, merakına yenik düşmesinin hemen ardından okumaya devam etti ona bırakılmış mektubu.
''Bu daha önce olmuştu bir kere... Tabii, sen bunu bilmiyorsundur. Uzun, çok uzun zaman önce herkesin içinde olduğu bir savaş yaşanmıştı. Daha doğrusu, herkes tek bir gruba karşıydı... Bu grubun içerisinde ben de vardım, savaştık; ancak gücümüz yetmedi, buna o zamanın Kıyamet'i diyorlardı. Üstelik, öyle her tarafın arasında da bir savaş olmamıştı... Olan, sadece aklına gelecek her tarafın bir gruba karşı birleşmesiydi... Acı verici zamanlardı, çok zorlandık. Sonunda ne olduğunu yazmayacağım, o yüzden hiç merak etme bence... Neyse, Kıyamet'in gerçekleşmesinin ardından pek çok şey oldu ancak hayat devam etti, içinde olduğum grupta ise bu olanlar, farklılık yarattı. Büyük farklılıklar hem de... Bu farklılıkların bizi ayırdığı da oldu. Örneğin ben, diğer arkadaşlarımdan ayrı düştüm...'' diyerek devam ediyordu mektup. Bu sırada Tofu, biraz önce okuduklarını anlamlandırmak için kafasını birkaç saniyeliğine yukarı kaldırmış ve aklından geçen şeyleri tekrarlamaya başlamıştı, amaçlarının arasında, bunları mantıklı bir hale getirmek de vardı...
''Aklıma gelen tüm güçler, sadece bir gruba mı karşıydı?'' diye sordu kendi kendisine bir kere, alt dudağını dişlemişti yumuşakça. ''Bu güçlere, Tanrılar ve Yarı Tanrılar da dahil mi? Hatta Şeytanlar bile... Bir saniye, bunların tamamı sadece ''grup'' olarak nitelendirilebilecek sayıdaki bir topluluğa karşıydı, haksız mıyım? Öyle yazıyor... Ama bu basitçe imkansız! Eğer gerçekten de böyle bir şey olmuşsa, ''grup'' diye adlandırılmış olan tarafın direkt olarak kaybetmesi gerekirdi... Sonuç bu olmadıysa, işin içinde muazzam derecede güçlü kişiler vardır... Gerçi doğru, o adamdan bahsediyoruz. Enerjisinin neredeyse tamamen solduğunu fark etmemek için aptal olmak gerekiyordu, bu kadar düşük bir enerjiyle bile Kara Yaprak'ın eski liderini, tek hamlede öldürmeyi başarmıştı. O grupta o da varsa, üstelik tam gücündeyse, onun kadar güçlü olan kişiler de vardır... O grubu gerçekten de görmek isterdim, içinde nasıl canavarlar vardır acaba?!'' dedi genç, aklında neler neler vardı şu anda... O gruptaki kişilerin gücünü tahmin etmesi bile mümkün olmuyordu.
''Doğal olarak, verdiğimiz kayıplar da oldu. Ancak benim gibi bazı kişiler de var, dünyanın çeşitli bölgelerine gönderilen... Aslında bunların çoğu da güneyde, bu yüzden ben de güneye gideceğim. Güney sınırının ötesine doğru yani... Biraz uğraşacağım, ama yapılmayacak şey değil. Eski gücümün onda birine bile ancak ulaşabiliyorum, bu yüzden işlerim güçleşiyor. Her neyse, bu da konumuz değil...'' Mektubu okumaya devam ederken, Tofu'nun devamlı olarak nefesi kesiliyordu. Güney sınırına mı gidecekti o?! Gerçekten, bu mektubun satırlarında yazanlar inanılacak gibi değildi...
Merakını engelleyemeyen genç adam, okumaya devam ediyordu. ''Sende potansiyelin olduğunu gördüm, Tofu. Bu yüzden sana bu görevi veriyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi, güç elde etmeni sağlayacağıma dair bir söz vermiştim sana. Eğer mavi renkle işaretlenmiş olan yere gidersen, gücümün ayırdığım bir kısmını miras olarak alabilirsin, senden istediğim ise bu yaptığımın karşılığında, haritada siyahla işaretlediğim yerlere giderek gereken şeyleri yapman. Bunlar orada yazıyor, o alanlar seni bir yere götürecek, orada da daha önceden arkadaşlarımla birlikte yerleştirdiğimiz bir şey var... Onu alıp, gereken kişiye vereceksin. Sana bıraktığım gücü almak için ise, haritanın da arkasında kalan parşömende yazanları yapman yeterli...'' Mektup, bir anda sonlanmıştı. Tofu'nun öğrenmek istediği daha fazla şey vardı tabii, ama görünüşe göre, Kara Yaprak'ın eski lideri onun ancak bu kadarını öğrenebileceğini düşünmüştü... Daha fazla geçmişle ilgili bir şey yazmamıştı çünkü burada. Tofu böyle düşünürken tam, aşağıya doğru inmişti. Sayfanın en altında, bırakılmış birkaç kelime daha vardı ona... Bir not gibiydi bu.
''Ayrıca, bıraktığım güç eğer ki benim istediklerim yerine getirilmediği sürece kullanılmaya devam edilirse, kişiyi öldürecektir. Eğer ki istediğimi yapamayacaksan, bu gücü almayı deneme bile. Mektupla birlikte bırak harita ve parşömeni, zaten birbirlerine mühürlüler. Onları ayırman mümkün değil, birisinin işi bitince gözden kaybolup diğerlerinin arkasına geçecektir. Daha sonra da, bırakmış olduğun mektubu Kara Yaprak'ın en güçlülerinden birine ver, genç olmak zorunda değil. Mektup ona göre değişim geçirecek, bir değişim büyüsüyle işaretlendi yazıldıktan hemen sonra, eğer bunu yapmayacak ya da yapamayacaksan, direkt olarak başkasına ver ve vakit kaybetmemizi sağlama.''
''Bir dakika, daha söylenecek bir sürü şey vardı! Buralarda neler var, ne yapacağım, gereken kişi kim, bu noktaların beni götüreceği yer neresi, orada ne var?!'' Aklında birçok soru varken, öfkeli bir şekilde kapatmıştı mektubu. Çünkü yapması gereken şeyler vardı, sondaki notu pek umursamamıştı çünkü elbette bu gücü alacaktı, o adamın gücünün bir kısmını almak bile kendisinin acayip güçlenmesine neden olurdu. Bu reddedilemeyecek kadar cazip bir teklifti, en fazla birkaç senesini onun istediği şeyler için harcardı, ancak bu gücü elde edebilmek için minimum elli, hatta yüz yıl harcardı normal durumlarda. Bu son derece kârlı bir anlaşmaydı... Tofu da dünyadaki güç oranlarını, güçlenme zamanını oldukça iyi bildiği için, böylesine iyi bir anlaşmayı reddedemezdi. Bu kadar akılsız değildi o...
''Bunu yapacağım, ama en azından bir şeyler daha söyleseydi. Nereden bileyim ben bunların ayrıntısını, kahin falan değilim, geleceği görme büyülerim yok... Karanlık Stili büyücüsüyüz ama her şeyi de yapamıyoruz, şunu bir halkın kafasına sokun artık, gına geldi değişik değişik şeylerin benden istenmesinden...'' diyerek bir sitem etti, genel olarak bu tip şeylerle çok fazla karşılaşıyordu; o adamın Karanlık Stili'ni inceliklerine kadar bildiğini ve doğal olarak da, Tofu'dan yapamayacağı bir şeyi istemeyeceğini biliyordu kendisi, bu sitemi ona değil, ondan pek çok farklı, alakasız şeyi isteyen insanlaraydı.
''Ama herhalde bir şekilde öğrenirim, nasıl yapacağımı.'' diyerek devam etti ve ayağa kalkarak gerildi. Aklında bir sürü merak ettiği şey vardı, ama ne yazık ki bunların cevabını alma imkanı yoktu, adam kesmişti bir anda mektubu. ''Her neyse, hadi başlayayım o halde hızlıca.'' diyerek, biraz önce girmiş olduğu odadan dışarıya doğru ilerleyerek derin bir nefes aldı.
***
Zend, uzun uzun uyumasının ardından gözlerini aralayınca, kendi odasının tavanına doğru gözlerini dikmiş olduğunu fark etti. Vücudunun her yeri uyuşmuştu artık, görünüşe göre gerçekten de uzun bir süredir uyumaktaydı. Bu hissi tanıyordu, çünkü ne zaman zor ve epey emek, uğraş gerektiren bir iş yapmış olsa ardından uyurdu, uyandığında da bu his vücudunun her yerine yayılmış olurdu... Yavaşça örtüsünü üzerinden attı ve doğrularak, yatakta oturur pozisyonda beklemeye başladı. Henüz yeni uyanmış olduğu için kafasını toparlayamamıştı daha. Bir süre boyunca böyle beklemesi en iyisiydi...
Sessizce esnedi.
Birkaç dakika boyunca hiçbir şey düşünmeden öylece oturmasının ardından ayağa kalktı ve gerildi. Ayağa kalkmasıyla birlikte yatağındaki tozlar, pencereden sızan güneş ışığının karşısında karşılıklı olarak dans etmeye başlamıştı, bir süre boyunca bunları izlemesinin ardından, kıyafetlerini hızlı bir şekilde değiştirdi ve daha sonra da dışarı ilerledi. Ustası ne yapmıştı acaba? Onun Siyahlar'ın içinde kendisini geçmek için çalışacağını öğrendiği zaman bu konu üzerinde düşünmek için pek fazla zaman bulamamıştı, ancak şimdi boş vakti olduğu için, aklı direkt olarak ustasına kaymıştı. ''Ustamın iyi olup olmadığını gerçekten de epey merak ediyorum... Gideyim de Gri Engerek'e sorayım bari...'' dedi, kafasını penceresinden birazcık çıkardı ve kafasını yana doğru çevirdi, Beyaz Taç'ın ana, kahverengi binasında kendi resmi vardı hâlâ. Bu onun için utanç verici bir şeydi ama önüne geçemiyordu, daha önceden Karkan'a bunun zorunlu olmadığını söylemişti ancak Karkan, bunu yapmazsa rahat edemeyeceğini belirtmiş, Zend ile ne kadar gurur duydukların ifade etmeleri için bunu da yapmalarının gerekli olduğunu anlatmıştı genç adama. Zend de daha üstelememişti.
Pencereden kafasını çıkarmasının ardından, temiz havayı içine çekti iyice. Daha sonra da penceresini odasının havadar olması için açık bırakıp, hızlıca dışarı çıktı ve kahverengi binaya doğru ilerlemeye başladı. Karkan'a, Fun'a ya da Hollis'e bir selam verip uyandığını söyleyecek, sonra da Avcı Bıçağı'na doğru ilerlemeye başlayacaktı. Sonuçta ustası Avcı Bıçağı'nın gerçekten de seçkin olan üyelerinden birisiydi, orada onun ne yaptığını biliyor olan birileri olmak zorundaydı.
Odasından çıkarak, Sanzirna'nın odasına doğru ilerledi. Sanzirna Vosu'nun öldürülmesine epey katkı sağlamış, daha sonra da güze bir şekilde geri çekilerek izini kaybettirmişti Kraliyet Askerleri'ne. Yine, Zend'in söylediğini başarıyla tamamlamayı başarmıştı.
Hızlı bir şekilde, ana binaya girmişti genç adam. Karkan'ın odasına doğru ilerlemek istemişken, karşısına bir sürü kişi çıkmıştı, aralarından sıyrılıp geçemeyeceği... Beyaz Taç'ta epey popülerdi, bunu biliyordu. Üstelik insanların onu görme fırsatı pek olmuyordu, çünkü Zend genellikle Beyaz Taç'ın ana binasında olmuyordu, hatta zaten Beyaz Taç'a nadiren uğruyordu. Chibui'den dönüşünden sonra, Beyaz Taç'a girmez olmuştu neredeyse. Arada bir uyumaya geliyordu, o kadar. Onun ana binaya bu saatlerde girdiğini gören Beyaz Taç üyeleri de, haliyle genç adamın etrafında tur atmaya başlamıştı... Vosu'yu onun öldürüp öldürmediğini soranlar, Kraliyet Askeri olmasının nedenini merak edenler, onunla bir süre konuşmak isteyenler her yerdeydi...
Neyse ki, kısa bir süre içerisinde Zend, havaya zıplamasının ardından ilgi için teşekkür etti, daha sonra da Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile kalabalıktan çıkıp, iç tarafa doğru ilerleyen koridorun bir tarafında bulunan Karkan'ın odasına girdi.
Karkan oradaydı, Zend'i Vosu'yu öldürmeyi başardığı için tebrik etmişti. Genç adamın başına Fozre Ailesi'nin ödül koyduğu, daha sonradan Zend'in başındaki bir milyonluk altın sekiz yüze indirildiği zaman ortaya çıkmıştı. Sonuçta ödülün birileri tarafından indirilmiş olduğu, Ödül Sistemi'nin gizlemesinin gerekmediği bir şeydi, anlaşma böyleydi. Ödül geri çekilince de Fozre Ailesi'nin ismi yayılmıştı yani her yere... Tabii, bunun hemen ardından da Zend'in bulunduğu bir balodan ayrılan Vosu'nun öldürülmesi, üstelik katilinin bilinmemesi insanlar tarafından şüpheyle karşılanmış, Zend'in katil olduğu düşüncesi halkın arasında yayılmaya başlamıştı. Hemen herkese mantıklı gelen şey buydu, üstelik Vosu'nun öldürüldüğü zamanlarda Zend'i bir kişi bile görmemişti baloda, bu da onun katil olduğunu iyice doğrular gibiydi.
Ancak bir kanıt olmadığı için, kimse net bir şey söyleyemiyordu.
Zend, Karkan'la birkaç dakika boyunca konuşmasının ardından dışarı çıkarak, arka kapıdan fırladı. Yunlarla konuşma imkanı olmamıştı, onları özlemişti ancak görünürde hiçbiri yoktu.
Bu yüzden, hızlıca Avcı Bıçağı'na doğru ilerledi. Şansına, Gri Engerek de buradaydı bu anda. Görünüşe göre, günlerdir uyuyordu...
''Zend, iyi uyudun. Herhalde bayağı yorulmuştun, ha?'' dedi yaşlı adam, Zend'in kafasına atmıştı elini.
''Evet.'' Zend cevap verdi hızlı bir şekilde. ''Sonunda ödül kaldırılmış. Artık kapüşon ve maskeyle dolaşmam gerekmiyor, hahahahaha...'' Keyifli bir şekilde güldü.
''Evet, ancak bu epey bir zaman aldı Zend.'' Gri Engerek konuşmaya devam ederken, kaşlarını birazcık kaldırmıştı. ''Kadim Kaplan'dan sana bir şey getirecek olan birisi vardı, hatırlıyorsun değil mi? Ona verdiğin sürenin bitmesine epey az kaldı, sürekli olarak bir yerlerde zaman harcadığın için vaktinin nasıl geçtiğini anlamıyorsun ama şu eleman sana hala getirmesi gereken şeyleri getirmedi, değil mi? Ne yapacaktın?''
''Oh, doğru!'' Zend'in kafası yavaşça yukarı kalkmıştı. ''Padolf'u az daha unutuyordum... Kadim Kaplan'ı bir kere daha ziyaret edelim en iyisi, eğer ki bana yüzüklerimi geri getiremezse, onu öldürüp kafasını Kadim Kaplan'ın girişine asacağım, herkes anlasın, onun yaptığını yapmanın sonunda ne olacağını.''
''Gerçekten mi?'' Gri Engerek hafifçe şaşırmıştı. ''Gerçekten de onu öldürecek misin? Kadim Kaplan ile kötü ilişkilere sahip olabilirsin ama, haberin olsun...''
''O çok da önemli değil.'' dedi Zend, hızlıca. Ustasını sormayı unutmuştu şu anda, hızlı bir şekilde dışarı çıktı. Artık Beyaz Taç'tan bir destek almasına gerek yoktu, şu an eğer isterse ona yardıma gelecek onlarca kişi bulabilirdi orada, ama buna ihtiyacı olduğunu sanmıyordu... Artık bir kısıtlama tekniğine sahipti çünkü! ''Bakalım, Padolf bulabilmiş mi benden aldıklarını?''
***
1852
Magnec