Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

360. Bölüm Dustin'le Anlaşmak

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Oh, bunu duyduğuma çok sevindim.'' dedi Dustin, gülümseyerek. Zend'i otuz yıl boyunca krallığa bağlamış olmak kendisine acayip fayda sağlayacaktı, zaten onu krallığa bir şekilde bağlamak istiyordu, bu amacına bu şekilde ulaşmıştı. Zend'in on yedi yaşında bu kadar güçlenmesine bakarak, yaklaşık on ya da on beş yıl içerisinde muazzam bir güce ulaşacağını tahmin etmek zor değildi, bu yüzden onu otuz yıllığına krallığa bağlayarak, savaşlarda çağıracak kadar bile Pounz'da kalmasını sağlamak, Dustin'in acayip güçlenmesini sağlayacaktı. Ama Zend'in patlamak üzere olan bir büyü gibi olduğunu da biliyordu kendisi, ona karşıyken düzgün konuşmalı, hareket etmeliydi. Çünkü eğer yanlış bir hareket yaparsa, bir anda krallığın bir sürü şeyi kaybettiğini bile görebilirdi. Bunlara uğramak istemiyordu Dustin, o yüzden dikkatli ve güzelce atacaktı adımlarını... Şimdiden düşünmüştü hemen her şeyi. Plansız bir şekilde hareket etmezdi o asla, Zend gibiydi bu yönden. Zend ve Dustin, hiçbir zaman plan olmadan bir şeyler yapmazlardı. Zekilerdi çünkü, eğer doğaçlama hareket ederlerse hata yapma olasılıklarının son derece yüksek olduğunun farkındaydı ikisi de...

 

''Öyleyse Pounz Krallığı'na hoş geldin,'' dedi Dustin, elini uzatmıştı Zend'e, ayağa kalkarak. Zend de gülümseyerek aynı şekilde ayağa kalktı ve Dustin'in elini sıktı. ''artık resmi olarak beraberiz.''

 

''Evet, öyleyiz Kral Dustin. Bu benim için bir onurdur,'' Zend yüzünden gülümsemesini indirmeden, takdir edilecek bir şekilde konuşmaya devam etti. Saygısından ödün vermemişti. ''böylesine cömert bir teklifte bulunduğunuz için, asıl ben teşekkür ediyorum.''

 

''Rica ederim, ne demek...'' dedi Dustin, eliyle bir hareket yapmış, yanına bir Kraliyet Askeri'ni çağırmıştı. ''Zend'in başındaki her ödülün kaldırılması için acilen gerekenler yapılsın, yarın sabaha kadar o ödül orada kalmayacak. Gerekirse, direkt olarak kral müdahale edecek. O artık bir Kraliyet Askeri, Pounz Ordusu'nun en seçkin üyelerinden birisi. Onun başına ödül koymak isteyenler, Pounz Krallığı'nın hışmı ile karşılaşacak.''

 

''Emredersiniz Kral Dustin.'' dedi asker, geriye doğru çekilmişti hemen, Dustin'in sözlerini bitirmesinin ardından.  Daha sonra da, kalabalığın arasında kayboldu... Bir anda, etraftaki ses yükselmeye başlamıştı tabii...

 

İnsanlar gelip Zend ve Dustin'i tebrik etmeye başlamıştı. Zend gelen tebrikleri nazikçe kabul ediyor, sonra da karşılık veriyordu. Birkaç dakika boyunca bu böyle geçmişti, Zend'in olağanüstü yeteneğini duyan herkes zaten onu Dustin'in bir şekilde değerlendirmeye çalışacağını biliyordu, ancak şimdi bunun resmileştirilmiş olması, tebrik edilmesi gereken bir şeydi onlara göre...

 

Zend güler yüzlü bir şekilde kalmaya devam ederken, Dustin'in konuştuğunu duydu. ''Anlaşma büyüsünü halledelim hemen Zend, gel.''

''Tamam.'' Zend başını sallayıp konuşarak Dustin'i cevapladı hızlı bir şekilde. Yanına yaklaştı adamın, hemen yan taraftaki bir büyücü, Dustin'in yüzüğünden çıkarılmış olan bir parşömeni kullanarak, Zend'i resmi olarak Pounz'a dahil etmişti. ''Bu anlaşma, Kral Dustin ya da Lord Zend'den birisi ölene kadar devam edecek, otuz yıl bitmediği sürece.'' dedi büyücü hızlı bir şekilde, işini çabuk tutmuştu. Zaten bilerek buraya getirilmişti Dustin tarafından, böyle bir şeyi söyleyeceğini, Dustin baloyu teklif ettiğinden beri tahmin ediyordu. ''Bir de, seni biraz zorlamış gibi görünebilirim, bunun için kusura bakma.''  dedi adam, Zend'e bakarak, hafifçe ciddileşmişti, ortalıkta kopan alkıştan faydalanarak seslenmişti Zend'e. Normalde onu zorlamıştı krallığa katılması için, bunun karşılığında kötü bir şeyler yaşayabilirdi, ancak bir şekilde işi yine kendi lehine çevirmeyi başarmıştı bir kere daha... Eskiden olduğu gibi, yine son anda kurtarmıştı paçasını...

 

Zend Dustin'in söylediklerini duyunca, ''Yok yok, artık sorun değil zaten...'' diyerek arkasını döndü hızlı bir şekilde, vücudundaki her hücre, yorgunlukla bağırıyor olsa da herhangi bir şeyin belli olmaması için uğraşıyordu genç adam. Derin bir nefes almışken, güzel bir kıyafet giymiş olan Yuna'nın ona doğru yaklaştığını görmüştü. Onu bu akşam burada görmüştü ancak hiç yan yana gelememişlerdi, sadece uzaktan selamlaşmış, birbirlerine gülümsemeler yollamışlardı. Bir prenses olduğu için, epey meşgul oluyordu bu tip resmi balolarda Yuna. İnsanlar devamlı olarak yanına geliyordu, bir şeyler anlatıp gidiyorlardı daha sonra da... Prenses ya da prens olmak kesinlikle çok zordu, Zend bu kadar yoğunluğu sağ salim atlatabileceğini düşünmüyordu. Üstelik onların herhangi bir hata yapma lüksü de yoktu, yanlış bir şey söylerlerse, geri dönüşü yoktu. Laf ağızdan çıkıyordu bir kere... ''Beni çağırırsın, buralarda olurum muhtemelen zaten.'' diyerek Dustin'le konuşmaya devam etti, daha sonra da son derece neşeli bir şekilde kendisine bakan Pounz Krallığı'nın prensesine birkaç kelime yolladı. ''Oh, nasılsın Yuna?''

 

''Zend, seni tebrik ediyorum, krallığa gerçekten de bir Kraliyet Askeri olarak katılmış olduğun için son derece memnunum, gerçekten de dediğini yaptın, sana çok teşekkür ederim.'' dedi Yuna direkt olarak, Zend'in yan tarafındaki bir yere oturmuş, yavaşça eğilmişti. ''İstersen balkona çıkalım, sana bir şey sormak istiyorum.'' diyerek devam etti, neşesini belirten kelimeleri bitirdikten sonra. Ancak yüzü hala gülüyordu elbette.

 

''Tamam, tabii.'' dedi Zend, kafasını birkaç kere sallamıştı. Daha sonra da Yuna'nın peşine, balkona doğru ilerledi.

 

''Ne oldu?'' diye sordu, genel olarak bu şekilde gizli konuşmalarda kendisine iyi şeyler sorulmuyordu, ama Yuna ne sorabilirdi ki ona? Ne biliyordu yani o?

 

''Zend, öncelikle sonunda Pounz'a girdiğin için çok sevindiğimi bir kere daha söyleyeyim, sen krallığa girdiğin zaman, babamın seninle uğraşmayı bırakacağını daha önce söylemiştim. O seni rahat bırakmıyordu, çünkü senin krallığa katıldığını görmek istiyordu. Sonunda söylediğimi dinlemişsin, kabul etmeyeceğinden korkmuştum, daveti... Bir de, Fozre'ye saldırıya gittiğini falan düşünüyorum ben, sense gelip burada bir Kraliyet Askeri oluyorsun... Heh, kendimden utanmam gerekiyor galiba...'' dedi Yuna, etraftakilerin onları duyabileceğini o da biliyordu, bu yüzden de Zend'in omuzlarına ellerini atmış, ona doğru yaklaşmış, daha sonra da sessizce konuşmuştu. Yukarıdan gelen, gökyüzünden sızan loş ışığın altında bir çift gibi olmuşlardı. 

 

''Vosu Fozre öldürülmüş!''

 

Tam Zend ağzını aralamış, Yuna'ya cevap verecekken, bir bağırış yankılanmıştı insanların arasında. Tabii bunu, katın balkonunda olan ikili de duymuştu. Bu bağırış aynı zamanda, Zend'in bir Kraliyet Askeri olmasıyla birlikte etrafta neşeyle koşuşturan insanların tamamının bir anda susmasına neden olmuştu, Vosu'nun kim olduğunu, herkes pek iyi biliyordu...

 

Vosu, krallığın en güçlü kişilerinden birisiydi ve Dustin'in çok yakın bir arkadaşıydı, daha çok kısa bir süre öncesine kadar buradaydı! O, nasıl öldürülmüş olabilirdi ki? Bunu yapacak kadar çılgın, aynı zamanda güçlü olan da kimdi?

 

''Oğlu Ovaur gibi, resmen ezilerek öldürülmüş! Bulunduğu yerde bir kan gölü oluşmuş, kemikleri etrafa saçılmış ve vücudu resmen incelmiş... Kılıcın parçaları da yüzüne gömülmüş,  onu öldürenin Ovaur'u öldüren kişiyle aynı kişi olduğu söyleniyor! Fozre Ailesi'nin malikanesinin yakınında olmuş olay, bunu ilk görmüş olan, o sırada bir başkasıyla savaşıyor olan Kraliyet Askeri Line Nata'nın anlattığına göre, bunu yapan, koyu renkli bir kapüşon ve kumaş maske giyen bir adammış, uzun boylu ve yapılı bir vücuda sahip olduğunu söyledi, bir savaşçı olması muhtemelmiş. Başka bir bilgi yok...'' dedi, biraz önce bağırarak insanları susturmuş olan kişi. ''Pardon, pardon... Bir bilgi daha var. Vosu Fozre'nin kanıyla, onun cesedinin hemen yanına birkaç şey yazılmış... Tam olarak şöyle yazıyor,''

 

''Zorlamanın sonu... Kendi sorunlarımı çözebileceğimi söylemiştim.''

 

''...''

 

Yine sessizlik hakim olmuştu birkaç saniye boyunca baloya. İnsanlar paniklemişti, etrafa yayılan bağırışı duymuşlardı, ne yapılacak, pek bir bilgileri yoktu bu konuda... Vosu Fozre nasıl öldürülmüştü ki? O kapüşonlu adam bu kadar güçlü müydü?!

 

''Bir ölüm meleği var...'' dedi, kalabalığın içinden bir genç... ''Fozre Ailesi'ne musallat olmuş... Önce Ovaur'u, sonra Ankoa'yı öldürdü ve Fozre Ailesi'nin, genç nesillerindeki iki dahiyi öldürdü ve isimlerinin, önümüzdeki yirmi ya da otuz yıl içerisinde yayılmasını engelledi, Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na girmek için yeterince gelişmiş bir gence sahip değil Fozre, sadece geri çekilebilecekler, göz önünden kaybolarak af dileyebilecekler... Gençler yetmezmiş gibi, bir de ailenin lideri öldürüldü... Üstelik sadece öldürülmedi, resmen yok edildi. Ovaur gibi olduysa o da... Bu, ölüm meleğinin aşırı derecede güçlü olduğunu kanıtlıyor. Vosu Fozre'nin ne kadar güçlü olduğunu hepimiz biliyoruz, nasıl öyle ezilmiş olabilir ki? Onlar, bir şekilde o ölüm meleğini kızdırmışlar... Cezasını çekecekler, aynısını bizim de yapmamamız gerekiyor en azından.''

 

''Kesinlikle...''

 

''Evet, evet... Sakın onun dikkatini çekmeyin, yoksa sizin sonunuz da öyle olacak...''

 

''Eğer bu kadar güçlüyse, gelip istediği kişiyi öldürebilir o... Belki de Fozre Ailesi'nin daha önce iletişim kurduğu herkesi de öldürmeye karar verir, eğer öyle olursa benim Konrar Aile'm de sorun yaşar, hemen liderimizi korumaya almalıyız... Pounz Krallığı, bize destek sağlayacak mı, Kral Dustin, bir şeyler söyleyin!''

 

İnsanlar, bir anda kalabalığın arasında dolaşmaya başlamış olan konuşmalara inanmaya başlamıştı bile. Zend'in Tanrı tarafından yollanmış bir cezalandırıcı olduğunu iddia etmeye başlamış olanlar dahi vardı burada, insan şaşırıyordu gerçekten de... İnsanoğlu, kulağına gelen bir bilgiyi kat kat değiştirip geliştirebilme potansiyeline ciddi anlamda sahipti.

 

Kral Dustin, son derece öfkeli gibi görünüyordu o anda. Yüzündeki birkaç damar ortaya çıkmıştı ve yumruklarını sıkıyordu, aynı zamanda tam anlamıyla kızarmaya başlamıştı yavaşça. 'Zend'in yaptığı buymuş demek...' diye geçirdi içinden. 'SENİ ŞEREFSİZ! Ben de, acaba ne yaptı diye düşünüyorum, aşağılık herif, gidip Vosu'yu öldürmüş!' diye düşünürken Zend'e küfürlerini sıralıyordu, yavaşça ayağa kalkmıştı aynı zamanda. Özellikle Zend'in ona bırakmış olduğu not, son derece canını sıkmış olmalıydı, tek bir kelime bile etmemişti çünkü yürürken. Yürüyüşü bile yavaş ve garipti. Kimse ona bir şey söylemeye cesaret edememişti, çünkü kral şu anda kendisine seslenen birisini öldürmek için hazırmış gibiydi...

 

''Hahahaha...'' Zend de bir kahkaha patlattı kimseye fark ettirmeden, çünkü arkasından gelen haberi duymuştu. Yuna kendisine inançsızlık dolu gözlerle bakıyordu, biraz önceki neşesi tamamen kaybolmuş gibiydi. Sanki karşısında bir şeytan vardı onun, Zend'in omzunda olan ellerini yavaşça sıktı, Vosu'ya babası kadar kendisi de yakındı çünkü... Aslında Ovaur'u değişik etkinliklerine çağırmasının bir nedeni de buydu, Vosu ona sürekli olarak sıcak ve iyi davranıyordu, Yuna da bu yüzden ona sempati duyuyor, aralarının iyi olmasından hoşlanıyordu...

 

Ancak şimdi öldürülmüştü o... Üstelik, kim tarafından öldürüldüğü de apaçık ortadaydı. O maske ve kapüşon takıyor olan savaşçının Zend olduğunu başından beri biliyordu Yuna, söz verdiği gibi kimseye söylememişti, ancak şu anda ne yapacağını bilemiyordu ne yazık ki. Kelimeleri boğazına düğümlenmiş gibiydi, çünkü karşısındaki şeytan, Yuna'nın kararsız gözlerine bakarak gülmüştü birkaç saniye boyunca...

 

''Zend...'' dedi yavaşça, ''Sen ne yaptın?.. Her şey yoluna giriyordu, sen neden Vosu'yu öldürdün?..'' diye sordu, gözünden bir damla yaş süzülmüştü o anda.

 

Zend, o anda Dustin'in de içeriden kendisine baktığını görmüştü kapının camının arkasından. Adamın gözlerinde açık bir kin ve nefret vardı, Zend'i öldürmek istiyordu kesin. Ama böyle bir şey yapamayacaktı, çünkü Zend'i, tamamen kendi isteğiyle koruması altına almıştı, artık çoktan anlaşmayı yapmışlardı... Geri dönüş yoktu...

 

***

 

1615