Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

309. Bölüm Tokat

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Evet Ranon.’’ Zend cevap verdi hızlıca, içinden ona seslenen kişiye. ‘’Hiç tanımadığın birinden gelen bir sevgi, seni gerçekten de çok mutlu ediyormuş.’’ dedi, keyifli bir şekilde. Bu çocuğun saf hisleri, onun tüm moralini bir anda en üst seviyeye çıkarmıştı.

 

‘’Vay vay, onu epey seviyormuşsun gibi görünüyor.’’ dedi, cebine tüm bir şekilde sokamadığı için katlamak zorunda kaldığı, Zend’in Siyahlar listesinden alınan resmine bakıyor olan küçük kıza.

 

Kız kafasını salladı. ‘’Evet, onu seviyorum çünkü o, biraz önce de dediğim gibi gücü elde etmeyi başarmasına rağmen, diğer insanlardan farklı bir yol kullanmış olan biri. Chibui Dağı’na gidip çalıştı yıllar boyunca, tek başınaydı, bu yüzden ona son derece hayranım. O kimsenin yapabileceği şeyleri yapabiliyor, Hırsız Çağı’nın ana kampına saldırdı yalnız başına, yanında bir dostu bile yoktu savaşırken… Hadi dostu geç, bir kılıca dahi sahip değildi. Bunu nasıl yaptı biliyor musun?’’ dedi ve büyük göz bebeklerini Zend’e doğru çevirdi çocuk. Resimdekine değil, gerçeğine…

 

‘’Hmm, nasıl yaptı?’’

 

‘’İnanarak.’’ Kız cevap verdi ve parmaklarını resimdeki Zend’in yüzüne götürdü. ‘’Yaşına bakılınca böyle bir şeyi yapması imkansız gibi görünüyordu, ileride birisi, onun yaşındayken bir yere saldıracağı zaman, ‘Zend nasıl yaptıysa ben de öyle yapabilirim!’ diyebilir, çünkü önünde bir örnek belirmişti çoktan. Ancak o, böyle bir örneğe sahip değildi, geçmişte kendi yaşındaki birinin öz suyu avcılarının oluşturduğu bir topluğa saldırıp da galip geldiğini duymamıştı, çünkü böyle bir şey olmamıştı. Ama bu onu pes ettirmek için yeterli miydi? Tabii ki hayır, değildi. Bu yüzden durmadı ve geçmişteki birisi gibi olacağına değil, ileride, kendi yaşında olup da onu örnek alabilecek kişilerin önünde olmak için savaştı! Yenebileceğine inandı ve başardı, bu bence bir güç meselesi değil, eğer kendini böyle bir şey için ikna edemeseydi, inanmasaydı, sonsuz bir güce sahip olsa da bunu başaramayacaktı. Onu tanımamın üzerinden çok zaman geçmedi, ama şu anda dünyada, benzeri gibi olmak istediğim birini düşlediğimde aklımda bu yüz beliriyor çoktan. Ben de… Ben de, Zend gibi olmak istiyorum! Diğerlerine örnek oluşturabilmek istiyorum, birinin yedinci seviyede de bu kadar güçlü olabileceğini göstermek istiyorum dünyaya!’’ dedi çocuk, henüz yuvarlak olan yüzünden kararlılık okunabiliyordu.

 

‘’Yedinci seviyede mi?’’ Zend iyice göğsünü kabartıyordu duyduklarıyla birlikte, ancak kızın son söylediği onu şaşırtmıştı.

 

‘’Evet, bilmiyor musun? Zend sadece yedinci seviyede, ama kendisinden çok daha yüksek olan Lurgus Nata’yı yenmeyi başardı! On beşinci seviyedeki altmış beşinciyi de yendi hem de aynı gün içerisinde, Lurgus Nata İmparator Seviye’ye ulaşmıştı, Zend’den tam on seviye yüksekteydi… Üstelik on beşinci seviyeyi aşmak da çok zordur! Buna rağmen o, kazanmayı başardı! Bu dünyada daha önce duyulmamış bir şeydi, yedinci seviye birinin bir İmparator Seviye’yi yenmesi de ne demekti? Bunu Zend’den önce kime söylesen inanmaz, hatta seninle dalga geçerdi, ancak o gelip tüm yargıları kırmayı başardı! Yedinci seviyedeki birinin de çok güçlü olabildiğini gösterdi.’’

 

‘’Oh…’’ Zend kızın söyledikleriyle iyice şaşırıyordu, çünkü kendisi aslında tam olarak böyle bir şey yapmak istememişti, durum onu buna zorlamıştı.

 

‘’Yargıları öyle kırdı ki, şimdi bile bazı insanlar onu kabul etmekte zorlanıyor, Lurgus Nata’yı birden fazla kişinin yendiğini ancak Zend’in öldürdüğünü söylüyorlar, korkak herifler! Zend’i çekemiyorlar, kıskanıyorlar! Bu yüzden de böyle davranıyorlar, onu rahatça öldürebileceğini söyleyen kişiler bile var şu an burada… Onlara, ben de güçlü bir savaşçı ya da büyücü olduğum zaman her şeyi ödeteceğim!’’

 

‘’Hmm, sen inanıyor musun Zend’in Lurgus Nata’yı tek başına öldürdüğüne?’’ Zend, gerçeği bildiği için içinin hafifçe sızlamasına engel olamazken sormuştu.

 

‘’Elbette inanıyorum!’’ Çocuğun yüzündeki gülümseme son derece büyümüştü. ‘’Siyahlar listesinde görmüştük, Lurgus Nata’nın kafasında herhangi bir saldırı izi yoktu, ağzından sızan bir kan damlası bile yoktu, yüzüne saldırıldığını gösteren hiçbir şey bulunmuyordu. Eğer Zend ile birlikte birkaç kişi saldırmış olsa, onun hala böyle kalabilmesi mucize olmaz mıydı? Eğer Zend’e hazırlanana kadar dayak yiyerek, güçten düşürüldüyse neden yüzünde hiç iz yok, bir yumruk bile yememiş mi, o kadar güçsüzleştirilmesine rağmen?’’ diyerek devam etti devamında da, cebinden bir fotoğraf daha çıkarmıştı.

 

‘’Zeki çocuk…’’ diye mırıldandı Zend. ‘’Demek bu şekilde düşünüyor… Aslında epey mantıklı. Tabii bilmiyor, o adamın Lurgus Nata’nın kafasını tek hamlede kopardığını… Ah, gerçekten de öyle! O Lurgus’a bir tokat atmıştı, bu neden belirmemiş ki resimde? Kafası direkt olarak koptuğu için falan mı?’’ diye düşünmeyi sürdürürken, aklından bir daha canlandırmıştı o olayı. ‘’Engellemiş olabilir mi bunu? Eh… O adamın yaptığı şeyleri anlamak çok güç.’’

 

‘’Aynı zamanda, Hırsız Çağı’nı yıllar önce tek başına yok edebilmiş birinin, Lurgus Nata’yı öldürmüş olması çok da garip değil. Neyse, olay da bu değil zaten.’’ dedi ve ellerini kaldırdı çocuk. ‘’Olay, Zend’in dünyaya haykırışıydı! Herkese umut vermesi, insanları çalışmaya teşvik etmesiydi! Düşük seviyede kaldığı için ezik olarak görülen, aşağılanan ve aptal yerine konulan insanlara elini uzatan kişi olmasıydı! Bir gün… Bir gün ben de, kesinlikle onun gibi olacağım!’’ diyordu küçük çocuk, heyecandan sesi bile titremişti, bunları gerçekten de tüm kalbiyle istiyormuş gibi görünüyordu… ‘’Bir de, bir de onunla görüşeceğim ben. Zend’i kendi gözlerimle de görmek istiyorum, onun… Onun öğrencisi olacağım ben büyüyünce!’’

 

Zend’in gözleri bile dolabilirdi o anda, çünkü yaptığı şeylerin bu minik çocukta böylesine etkiler bırakabileceğini hiç düşünmemişti… Zaten bunlardan dolayı da yapmamıştı, yani elbette amaçlarının arasında o küçüğün bahsettiği şeyler de vardı, ama yapmaya çalıştığı asıl şeyler daha farklıydı… Kendi amaçları için çalışıyordu o, insanları bu kadar etkileyebileceğinin farkında değildi. Ancak bunları duymak da… Onu iyice mutlu etmiş, neşelendirmişti. Zend bu çocuğun, kendisinin geçmişte yaptığı şeyleri duymasıyla birlikte bu kadar heyecanlandığını gördüğü zaman, adeta ona başka sebepler de vermek istemişti kendine daha fazla sevgi beslemesi için, onu daha fazla örnek alması için… Bundan hoşlanmıştı çünkü, birinin onu örnek olarak belirleyerek, Zend’in izinden gelmesi, sadece bunun düşüncesi bile genç adamı mutlu etmeye yetiyordu…

 

‘’Saçmalama çocuk,’’ Çocuğun konuşmasının tam arkasından, birisi daha konuşmuştu. ‘’bahsettiğin kişinin öğrencisi olmana imkan yok, çünkü o muhtemelen bir iki sene içerisinde öldürülecek, bunu sana kaç kere söylemem gerekiyor? Hehehehe… Hatta onu biz bile öldürebiliriz bak, ödülü görmüyor musun? Bunun için neler yapılır...’’

 

‘’Kapa çeneni sen!’’ dedi çocuk, ona doğru dönerken. ‘’Göreceksin, o hepinizin ağzını tekrar açık bırakacak ve Siyahlar’ın içerisinde tırmanmaya devam edecek!’’

 

‘’Tabii tabii,’’ diyerek cevapladı tekrar aynı adam, elinde Zend’in öldürülmesiyle ilgili olan o kağıt bulunuyordu. Panodaki eşinin yanına asıyordu onu, bu sırada panonun biraz yanında kalan masada, heyecanlı bir şekilde konuşan kıza seslenmişti. ‘’kesin öyle olur, onun başındaki ödülü görmedin mi sen? Birileri onun ölmesini çok istiyor ve Beyaz Taç bile bu kişileri öğrenemedi, bu ne demek biliyor musun? Zend’in ölmesini isteyen kişiler son derece yüksek kademeli, yani Zend gibi biri, onların isteğine rağmen hayatta kalmayı kesinlikle başaramayacak… Muhtemelen bunun başına gelmesini de Siyahlar’da on beşinci olurken sağladı, aptal herif, ne düşünüyordu ki?’’ dedi ve güldü, biraz önce içi içine sığmayınca sandalyenin üstüne çıkıp kollarını iki yana açarak, Zend’in gelecekteki öğrencisi olacağını söylemiş olan çocuğa yaklaşırken. ‘’Eğer birazcık zeki olsaydı, Siyahlar’ın içerisinde gösteriş yapmayacağı bir yeri belirleyip oraya geçerdi. Böyle yüksek bir sırada başındaki ödül iyice yükselecek, bu da onu avlamak isteyenlerin sayısının iyice artmasına neden olacaktır, bunu tahmin edemedi mi? Sadece deneyimsizlik yapıp, muhtemelen bir tuzakla, alçakla yakaladı Lurgus Nata’yı. Beyaz Taç’tan destek almıştır, heh, yoksa onun gibi bir çocuğun böyle bir şeyi başarması mümkün mü? Kalıbımı basarım ki, o şu anda olduğu yerin bir zerresini bile hak etmiyor.’’ dedi, alaycı bir şekilde. ‘’Eh, korkak işte. Şimdi kandırıyor insanları, daha sonra da yüzünü falan kapatıp dışarı çıkıyor, gizli gizli hareket ediyor… Ancak ona cesareti yeter işte, saklanır durur, öyle yaşamaya çalışır… Ama bu çok uzun süre işine yaramayacak onun, bak bakalım onun kafası bir Ödül Binası’na ulaştığı zaman neler konuşulacak…’’

 

‘’Beyaz Taç kardeşleri buraya geldiği zaman böyle konuşamıyordun sen, Vankon!’’ Çocuk dudağını ısırmıştı adamı dinlerken, daha sonra da öfkeli bir şekilde arkasına dönmüş ve henüz kısa olan saçlarını arkaya doğru sallamışken, konuşmuştu tekrardan. ‘’Asıl korkak o değil, sensin! Burada Zend’in dostlarından biri varken konuşmayı beceremezsin, dizlerin titrer korkudan. Ama seni duyabilecek birisi yokken böyle arkadan atıp tutarsın işte, bu kadarsın sen! Zend’i kıskanıyorsun, o yüzden böyle davranıyorsun. O senden çok daha üstün, bunu biliyorsun! Zend düşmanlarına karşı yenilme riski olmasına rağmen diz çökmedi, savaştı! Onlu yaşlardayken girdiği Chibui’de yıllarca tek başına hayatta kalıp gelişti, günü geldiğinde de Hırsız Çağı’na saldırmaya bile cesaret etti! Tigrund Ailesi’ne yardım ettiği zaman yanında sadece bir kişi vardı, o gün bile Fozre Ailesi’nin onlarca askerine karşı ayakta durmak zorundaydı, gencecik yaşına rağmen! Senin tam aksine yani, sen ancak insanların arkasından konuşup, karşına geldikleri zaman sessiz kalarak zarar görmemeye çalışan aşağılık, ezik ve güçsüz birinin tekisin! Zend gibi birine hakaret ederek kendi korkaklığını kapatmaya çalışıyorsun, ama bu hiçbir işe yaramıyor!’’

 

‘’Ne?!’’ Adam, küçük çocuğa doğru ilerlemişti birkaç adım. ‘’Velet, seni geçen sefer affettim ama bu sefer aynısının olmasına izin vermeyeceğim, sen kim oluyorsun da bana hakaret etmeye cesaret edebiliyorsun?!’’ dedi, elini yumruk yapmış ve ona göstermişti. ‘’Birkaç kelime daha et de, seni zar zor nefes alabileceğin bir hale getireyim! Çocuklara vurmak istemiyorum, ancak eğer beni zorlayacaksan hiç sorun yok, seve seve yaparım!’’ demesinin ardından, belinden bir kılıç çıkarmıştı bile. ‘’Hatta eğer istersen, yüzünde birkaç kesik izi oluşmasını bile sağlarım!

 

‘’...’’ Çocuk dişlerini sıksa da, adama karşı bir şey söyleyememişti. Sessiz kalmayı tercih etmişti bu yüzden, içinden, onun yüzüne bağırmak, gerçekleri söylemek geliyordu ancak şu an, o kendisinden daha güçlü olduğu için sessiz kalmak zorundaydı. ‘Gelecekte… Gelecekte sana Zend’e hakaret etmenin bedelini ödeteceğim!’ diye geçirdi içinden, ellerini sıkıyordu ama ona saldıramıyordu… Çaresizlik böyle bir şeydi.

 

‘’Heh!’’ Adam bir sırıtışı yerleştirdi yüzüne. Etraftakiler sessizleşmiş, gerilmiş olan bu ortamda ne olacağını merak ediyordu, bu çocuğun Zend’e olan sevgisini biliyorlardı ancak kimse, karışmaya yeltenemiyordu. Vankon buranın en güçlülerinden biriydi çünkü, her seferinde birilerini yenmeyi başarırdı, klasik mücadelelerde. Ek olarak arkasında bir sürü kişi vardı, burada bile onun dostu olan kişilerin sayısı çok fazlaydı, sırf birkaç masa, onun arkadaşlarıyla doluydu. Bu yüzden ona saldırmaya cesaret edemiyorlardı, o, bu küçük çocuğun önünde onun kahramanını aşağılamış olsa bile...

 

Kendine örnek olarak gösterdiğin, sevdiğin ve onun gibi olmak istediğin birinin, gözlerinin önünde aşağılanması kadar kötü bir şey olamazdı. O minik çocuk bunu yaşıyordu şu anda, ancak ne yazık ki elinden bir şey gelmiyordu… Bir şey söylerse kendisi zarar görecekti, ne yapabilirdi ki?

 

‘’Onun gibi bir korkağın adını alma artık burada, yoksa sana cezanı bizzat ben vereceğim, çocuk!’’ dedi ve bir kahkaha attı adam.

 

‘’O… O bir korkak değil, Zend…’’ diyerek mırıldanmıştı küçük çocuk, gözleri dolmuştu, öfkeliydi ama tek yapabildiği dişini sıkmaktı…

 

‘’Ha?’’ dedi adam, gülmeye devam ederken, alaylı bir şekilde. Kafasını yaklaştırdı çocuğa doğru. ‘’Sesli konuş sesli, seni duyamıyorum. Onun aşağılık bir korkak olduğunu kabul ettin mi yoksa?’’ dedi, bir kahkaha daha patlatmıştı hızlıca.

 

Gözlerinin etrafından, kahramanının aşağılanmış olmasından dolayı bir damla yaş akmaya başlamışken, sağ eline hakim olamayarak, kendine doğru yaklaşmış olan Vankon’un yanağına tokadı patlatıvermişti! ‘’Zend bir kahraman!’’ kelimeleri de fırlamıştı ağzından, aynı zamanda. Rahatlamıştı ona vurduğu zaman…

 

Adam, küçük kızın tokadıyla birlikte birazcık kenara doğru ilerlemiş olan yanağını tuttu. ‘’Seni küçük şerefsiz…’’ dedi hızlıca, öfkeli bir şekilde. Diğer masalardan kalkan arkadaşları onu sakinleştirmek için yürümeye başlamış, ona seslenmişlerdi ancak hiçbirini umursamadı. ‘’Zend bir kahramanmış… O zaman, gelsin de kurtarsın benim elimden seni, o güçlü kahramanın!’’ dedi, daha sonra da yumruğunu ona doğru yolladı.

 

Ancak elinin önüne, beklenmedik bir şey çıkmıştı.

 

‘’Era, planları değiştirdik.’’ dedi Zend hızlıca, şu anda elleri, öfkesiyle birlikte titremeye başlamıştı bile, üstelik bu öfkeyi bastırmak bile istemiyordu.

 

‘’Oh, ne zaman değiştirdik?’’ diye sordu Era, Zend’in bunu ne zaman yaptığı belliydi zaten… Sadece sormak istemişti.

 

‘’Hemen şimdi.’’ diyerek devam etti Zend. ‘’Dustin falan umrumda değil…’’

 

***

 

1837