coolluğumuzdan ödün verimiyoruz elbette el sallamazsak olmaz zaten dimi :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
273. Bölüm Beklenmedik Baskın (5)
Zend yıllar önce yarım kalmış olan savaşına, küçük birkaç parça daha hamle eklemek için Yua'ya doğru hızlı bir şekilde ilerlemeye başlamıştı. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni şimdi kullanmayacaktı, Yua, onun bu koza sahip olduğunu düşünerek hep bir adım geride hareket edecekti çünkü. Zend'in O odadan çıkarken kullandığı tekniği, şimdi bir daha kullanacağını düşünüp, normalde saldırıp Zend'e zarar verebileceği bir yerde geri çekilmeyi tercih edecekti. Bu da Zend'in işine gelecekti tabii, çünkü Yua onun ne kadar hıza sahip olduğunu bilemiyordu. Örneğin bir durumda Zend normalde ona yetişemeyecek olsa bile, onun hızının sınırını bilemediği için ona yetişebilme ihtimalini de hesaba katmak zorunda olduğu için riske atmayıp, ona yetişebileceğini varsayacaktı. Bu da Zend'in tamamen çıkarınaydı elbette.
Zend ona doğru ilerlerken, Yua geriye doğru birkaç adım atmıştı doğal olarak. Karşısındaki kapüşonlu kişinin kendisine göre daha güçlü olduğunun bilincinde olduğu için, kafa kafaya çarpışmak onun zararına olurdu muhtemelen. Bu sırada da, etraftaki savaşçı ve büyücüler için adeta görsel bir şölen oluşmuştu burada. Kralın sağ kolu olan Tou ile iki güçlü varlık savaşıyordu, onun öğrencisi, henüz gencecikken Siyahlar'a girmeyi başarmış olan Yua'nın karşısında ise ne olduğu belli olmayan, ancak gerçekten de güçlü olduğu herkes tarafından bilinen o garip, maske ve kapüşon takıyor olan adam vardı. Bu savaşlar gerçekleşirken, tetikte ve dikkatli de olsalar, her şeyi bir kenara bırakıp izleme fırsatı bulan askerler için hava gerçekten hoştu...
Zend geriye çekilen Yua'ya iyice yaklaştı ve hançerini yavaşça salladı, sonra da geri çekildi ve arka tarafında olan Tou ile arasının fazla açılmamasına dikkat etti. Era ona geri gelmesi gereken zamandan on saniye önce haber vereceğini söylemiş olsa da, olurdu ya, bir aksilik meydana gelirdi ve Era haber vermeyi unuturdu. Zend böyle bir durumun gerçekleşebileceğini düşünerek, Tou'ya yakın durması gerektiğini düşünüyordu. Ancak çok yakın olmaması gerektiğinin de farkındaydı, eğer Tou'ya çok yaklaşırsa, Zend Yua'ya dikkat ederken Tou bir anda dönüp ona bir saldırı yaparak, Zendlerin planını onlara karşı kullanabilirdi. O zaman, Zend'in işi hakikaten de bitmiş olurdu...
Zend'in geri çekildiğini gören Yua, bu sefer atak yapma sırasının kendine geçtiğinin farkına varmıştı. Kılıcını kaldırdı ve küçük bir nefes alarak attığı bir savaş narasının ardından, Zend'e doğru dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladı. O odanın içerisinde, kapıya doğru ilerlerken kullandığı, ciddi anlamda hızlı olmasını sağlayan o teknik şu anda görünürde yoktu, belli ki onu kullanmamıştı ilk olarak. O kapüşonlu adamın güç ve hız sınırını bilmiyordu, evet, bu bir gerçekti. Ancak o adam da Yua'nın bu sınırlarından habersizdi, bunu sağlayabilmek için birkaç tekniğini kullanmamıştı genç kız, Yua, cebinde kullanmadı tekniklere sahipti o anda. Eğer o maskeli herif, Yua'ya kendi sınırlarını göstermek istemiyorsa, Yua da ona kendi sınırlarını göstermemeye çalışacaktı. Onun psikolojik savaşta gerçekten de Yua'ya üstün gelmiş olduğu da bir gerçekti tabii, Yua bunu da kabul ediyordu. Eğer o odanın içerisinde o kapüşonlu adamla birlikte yalnız olsaydı Yua, onun zihin üzerinden başlattığı savaşı kaybedip öldürülmüş olması işten bile değildi. Ayrıca etrafta Yua'nın tarafında olan askerler, dışarıda da Kraliyet Askerleri olmasına rağmen o adam ne yapıp edip, Yua'nın burnunun ucuna kadar gelmiş, elindeki kağıda bakmaya çalışmıştı ve Yua orada, ne yapacağını bilemeyerek hareketsiz kalmıştı. Ancak diğer askerler sayesinde o adam amacına ulaşamamış, Yua'nın elinde tuttuğu kağıtların üzerindeki herhangi bir şeyi görmeyi başaramamıştı. Eğer Yua orada ona destek çıkan askerlere sahip olmasaydı, sadece kağıtların üstündeki şeyleri göstermesinin iyi bir sonuç olduğunu düşünürdü... Çünkü bu sonucun içerisinde çok fazla şey kaybedilmemiş olurdu, o adama karşı.
Yua'nın kılıcı, Zend'in boynunun hafifçe önünden geçmişti. Tabii buna izin veren Zend idi, eğer isteseydi Yua'nın o kılıcı onun yakınına yaklaştıramamasını sağlardı, ancak buna gerek görmemişti. Ayrıca bu kılıca karşı dikkatli olması gerektiğinin de farkındaydı elbette, eğer o kılıç kendisini keserse, kesilen bölge belirli bir süre boyunca felçli kalıyordu, hareket ettirilemiyordu. Bu kılıcı Maddle'yi kaybettikleri turnuvadan hatırlıyordu genç adam, o kılıçla kesilen kollarını, bir süreliğine hareket ettirmesi mümkün olmamıştı. O zamanki ile aynı değildi tabii bu kılıç, ancak üzerindeki işlemelerin benzerliğine bile bakıldığında, bu kılıcın o zamankinin bir gelişmişi olduğunun farkına varılması zor olmuyordu. Muhtemelen o kılıç bir demirci tarafından geliştirilmiş, iyice işlenmiş ve daha nitelikli hale getirilmişti, böylece de şu anki kılıç oluşmuştu. Bu konuyu düşündüğü zaman, Zend o kılıca iyice dikkat etmesi gerektiğini düşünmüştü zaten. Çünkü eğer o aklındaki, bir yerlerinin kesilmesiyle birlikte o bölgenin felç geçirmesini sağlayan kılıç geliştirilmişse şu anda daha fazla özelliğe sahip olurdu, bu yüzden sadece kestiği yeri felç ettiğini düşünmemeliydi genç adam, örnek olarak. Başka yetenekleri de olabilirdi bu kılıcın.
Zend'in elindeki küçük hançer ise, pek bir özelliğe sahip değildi. Tek olayı hançer olmasıydı... Zend onu sadece normal bir satıcıdan almıştı, ne olabilirdi ki üzerinde, özellik olarak?
Zend'in, kılıcın boğazının önünden geçmesine izin verdiğini gören Yua, hızlı bir şekilde ona seslenmişti, kılıcının ucunu kaldırıp ona doğru tutarken. ''Kendi silahını kullanmayı düşünmüyor musun, Ben senin için o kadar değerli bir rakip değil miyim? Yoksa, sadece gerçek silahının görülmesini mi istemiyorsun?''
Zend Üstün'ün yine onun yerine konuşmasını sağlarken, hızlıca doğrulmuştu tekrardan. ''Yok canım, seni sadece bu hançerle halledebilirim de o yüzden kılıçlarımı çıkarmaya gerek duymuyorum.'' diye konuştu kibirli bir şekilde, aslında onu bu hançerle, bire bir yaptıkları bir savaşta öldürmesi epey şansa bağlıydı. Ancak kendine bol bol güveniyor olduğu izlenimini vermesi gerekiyordu karşısındaki genç kıza, eğer böyle yaparsa Yua ona saldırırken iyice çekinecekti çünkü. Ayrıca onun bir teknik aktifleştirmediğini gördüğü zamanda da, onun aslında bir teknik aktifleştirdiğini, ama kendisinin göremediğini düşünecek ve şüpheye kapılacaktı, daha sonra da bir açık verecekti ve Zend, rahat bir şekilde bu açığı kullanarak kazanacaktı. Fazla uğraşması bile gerekmeyecekti bu şekilde, Yua kendi mağlubiyetini sağlamış olacaktı... Buna, savaşta düşmanı fiziksel bir darbe kullanmadan yenmek denebilirdi aslında, rakibi psikolojik olarak yenmek... Gerçekten korkutucu bir şeydi, Zend'in bu gücü uzun zaman önce keşfettiği söylenemezdi, ancak bulduktan sonra da, kolay kolay kullanmayı bırakamadığı bir şey haline gelmişti psikolojik savaş. Rakibin kendi düşünceleri ile mücadele etmesi, bir şey yapmana gerek kalmadan kendini yenmesi, gerçekten keyif verici bir şeydi.
''Gerçekten kendini beğenmiş birisin, ha?'' Yua gözlerini birazcık kısarak Zend'e bakmaya devam etti. ''Senin gibiler genellikle kendi kibri yüzünden ölüyor, yolun sonunda. Bunu bırakmanı tavsiye ederim, yoksa kendi kendini öldürmüş olacaksın.'' diye konuştu ve ciddiyetle, rakibini izlemeye devam etti. Bir gözü de düşmanının hemen arkasında olan ustasının savaşındaydı.
''Belki de öyleyimdir.'' Zend Üstün aracılığıyla konuşmasına devam etti. ''Beni öldürecekse kibrim öldürsün, heh, bunu dert etmem.'' diye konuştu ve Yua'nın duyabileceği bir şekilde yavaşça güldü.
''Senin gibi birinin ölmesi yazık olur ama, değil mi?'' Yua, rakibini konuşarak oyalamasının da biraz mümkün olduğunu gördüğü gibi, konuşmasını sürdürerek hafifçe gülümsemiş, Zend'in karanlık gözlerine bakmaya devam etmişti. Saat de geç olduğu için, Zend'in göz bebeklerinin yukarıdaki gökyüzü ile hemen hemen aynı olduğu bir zamandalardı şu anda. ''Sonuçta sen bir ustasın, bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok. Ayrıca norma bir usta değil, hem suikastçiliği, hem de savaşçılığı sonuna kadar kavramayı başarmış olan bir ustasın. Fozre Ailesi ile ne derdin var ki? Onları bırakıp da krallık için çalışabilirsin, emin ol, seni kabul edeceklerdir. Birinin seni reddetmesi için aptal olması gerekir, yanlış mıyım? Eğer Kral Dustin ciddi bir deha olmasaydı, şu anda Fozre Ailesi'ni bitirmiş bile olabilirdin. Birkaç saat içerisinde, Fozre Ailesi'nin bu malikanesinde yaşayan insanların hiçbirinde yaşam belirtisi kalmazdı, bundan eminim.''
''Belki de öyle olurdu.'' Zend, kesin olmayan konuşmalarına devam etti. Bu şekilde kendisi hakkında bir bilgi vermekten kaçınıyordu rakibine, Yua'nın, onun nasıl biri olduğunu tahmin etmesi pek hoş bir durum olmazdı. Sonuçta o, Zend'in daha sonradan kendi yüzünü kullanarak konuşacağı kişilerden biriydi muhtemelen, Zend'i böyle bir katile benzetmesi gerçekten keyif kaçırıcı olurdu. ''Buraya gelmenizi Kral Dustin mi söylemişti?'' diye sordu hızlıca, daha sonra da cevap beklemeye başladı. Şu anda burada savaşıp savaşmaması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti, çünkü onun asıl görevi işaret verildiği zaman, Tou'ya arkadan saldırmaktı. O zamana kadar savaşmıştı ya da savaşmamıştı, değişen hiçbir şey olmayacaktı. Bu yüzden biraz vakit harcamakta şu an sorun yoktu...
''Evet, o gerçekten de çok ileri görüşlü biri...'' Yua hayran hayran Dustin'i düşünürken, konuşmaya devam etmişti. Elbette, Zend'in ona saldırmasından endişe ettiği için de tetikteydi bir yandan. ''Bu gece buraya bir baskın yapılacağını söyledi, ikinci kattaki şu odanın içine Fozre Ailesi ile ilgili bilgilerin koyulduğunu, kapıda aslında enerjiden başka bir şeyi engellemek için yapılmış bir bariyerin olmadığını, ancak baskına gelen kişilerin bu odayı bariyerli sandığını söyledi. Ayrıca güçlü kişilerle mücadele edeceğimizi, bu yüzden de yanımıza Kraliyet Askerleri'nden almamız gerektiğini de söyledi. Söylediği her şey bire bir çıktı, bir eksik bile olmadan... Gerçekten, onun sayesinde şu an bir sürü şeyi başardık, senin kim olduğunu öğrenecek ve Ovaur Fozre'nin bedelini ödemeni sağlayacağız. Ancak söylediğim gibi, eğer niyetin varsa, ustam Tou'ya söyle. Senin bir şekilde bu bedeli parayla ödeyebilmeni sağlayabilir o, krallık için birkaç görev yaparsın ve borca dönüştürülmüş olan cezanın sonu gelmiş olur, sonra da senin gibi güçlü birini kazanmış oluruz.'' diyerek konuşmasını sürdürdü ve Zend'e bakarak, ciddi ve sakin bir şekilde konuşmaya devam etti. O gerçekten pek değişmemiş gibi görünüyordu, konuşması, tavırları, bakışları ve hemen her şeyi, eski, Zend'in hatırladığı Yua gibiydi.
''Anlıyorum...'' diye devam etti Zend, Üstün'ün üzerinden. ''Bilgiler için teşekkür ederim, bunları gerçekten de merak ediyordum. Şimdi, seni hızlıca yenmem gerekiyor. Kısa bir süre önce iki tane Kraliyet Askeri'nin buraya gelmesini istedin, değil mi? Şu büyülü eşya üzerinden seslendiğin kişiden. Onlar aşağıdaki katları kontrol ederek iniyor olmalı, bu yüzden yaklaşık kırk beş saniyelik bir süremizin daha olduğunu düşünüyorum. Bu vakit sonlanmadan, savaşı sonlandırmak gerek...'' diye konuştu daha sonra da, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak kendisine bir yol çizdi ve Yua'nın önüne gitti aniden.
''Zend, on saniye sonra gel!'' Aynı anda, Eralkavender de ona seslenmişti. Zend bu seslenmeyi aklına kazıdığı gibi, saldırısının devamını getirmişti hemen. Artık harcayabileceği bir vakit yoktu!
Yua şaşkın bir şekilde geriye çekilmeye çalıştı ve başardı da, son anda aktifleştirdiği bir hız tekniği onun kurtulmasını sağlayan şey olmuştu... Şimdi sıra, ona oldukça yaklaşmış olan bu maskeli adamın saldırılarını savuşturmaktaydı. Onun sol elindeki hançere dikkat ederek, kendine doğru gelen yumruğun hafifçe kenara çekilmesinin ardından boşa gitmesini sağladı genç kız. Daha sonra da kılıcını, Zend'e doğru göndermiş ve hedefi vuramadığını görünce geri çekmişti...
Zend saldırılarını onun gövdesine yolluyordu, Yua'nın ölmesini istemediği için hayati olmayan bölgelere doğru saldırıyordu ve ona ciddi bir zarar vermemeye çalışıyordu. Ancak Yua'nın, kısa mesafeli saldırıları savuşturmakta oldukça iyi olduğu da bir gerçekti... Muhtemelen bir teknikten dolayı, Zend'in kullanması muhtemel olan, yumruk ve saldırı yollarını görüyor veya hissediyordu şu anda, buna göre hareket ediyordu.
Zend bir iki saniye daha yumruklarını yolladı ancak bunlardan bir yarar gelmeyeceğini fark etti anında, bu yüzden de bir tekmesini kullanmak istemişti. Birazcık geriye gitti ve ayağının tam altının Yua'ya ulaşması için bir yer kolladı, bu sırada Yua'yı, şu ana kadar aktifleştirmemiş olduğu teknikleri hiç aktifleştirememesi için baskı altında bırakıyordu. O kız eğer bir tekniğe odaklanacak olursa, ona saldırısını yollayacak ve direkt olarak canını yakacaktı, bu düşüncenin sürekli olarak onun aklında olmasını sağlıyordu genç adam.
Ama maalesef, Yua onun tekmesini de savuşturmuştu... Ona vurmak için yeterince hızlı değildi yumruk ve tekmeleri, hareket hızı onunkine göre daha fazla olsa da yakın savaşta, Yua ondan birazcık daha önde gibi görünüyordu.
Ancak Zend'in aklında olan bir plan daha vardı...
Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi çok işlevli bir teknikti, nasıl dönmek için kullanılıyorsa, bir ayağın altındaki hava dalgasını hızlandırarak tekmenin daha hızlı gitmesini de sağlayabilirdi!
Bunu Chibui'de keşfetmişti Zend birkaç yıl kadar önce. Tam bu gibi yerlerde onun işine yarayacak bir kullanım yoluydu bu, tekmesini kaldırdı ve onun altındaki havanın hızlandığını hayal etti, hemen ardından da tekmeyi serbest bıraktı ve ayağının, göz açıp kapayıncaya kadar, tekmeyi yedikten sonra şaşkınlık içerisinde gözleri açılacak olan Yua'nın vücuduna ulaşmasını sağladı... Zend o an bir yandan da onun kılıcını yakalamıştı iki parmağıyla, kılıcın demirini sıkıştırmıştı parmaklarının arasında ve Yua'nın, tekmesinin gücüyle ileriye doğru sürüklenmesini sağlamıştı. Normalde bu tekmenin tam güçteki versiyonunu yiyen kişi muazzam bir hasar alırdı, ancak Zend Yua'ya zarar vermeden onu saf dışı bırakmanın bir yolunu düşünmüştü çoktan... Yua'nın bir anlık şaşkınlıkla elinden bıraktığı kılıcını alan genç, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni tekrar kullanarak genç kız daha sürüklenmesini bitirmemişken onun yanına gitti ve kılıcın ucuyla, onun ayak ince, oldukça narin gibi görünen ayak bileklerine, sadece birkaç damla kan sızacak şekilde kesikler attı ve gözlerinin içi gülümserken, şansın ona bu sefer yardım ettiğini düşünürken tüm gücüyle atacağı bir yumruğu hazırlayıp, Tou'nun arkasına doğru ilerlemeye başlamıştı bile... Yua'ya bir el salladıktan sonra tabii...
***
1969
Magnec