Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

271. Bölüm Beklenmedik Baskın (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Senin tek başınayken birden fazla rakiple mücadele etmek konusunda çok iyi olmadığının farkındayım, ama en azından bana biraz daha vakit kazandırırsın diyordum. Üstelik o kapıda güçlü engelleme büyüleri yok muydu? Nasıl girdiler içeri o kadar çabuk, daha sen savaşacağını söyleyerek katın girişine yeni gitmiştin, bir anda içeri Yua ve diğerleri daldı.'' Zend küçük bir sitem daha göndermişti Era'ya. Diğer kağıtları almaya fırsatı olmadığı için epey canı sıkkındı şu anda, cebindeki kağıtta ne yazdığını merak etse de, diğerlerini de alması gerektiğini hissediyordu.

''Heh...'' Era bir nefes verdi, malikanenin ön tarafındaki bahçeye doğru ilerlemeye devam ederken, Zend ile birlikte. Daha sonra da konuşmaya devam etti: ''Ben tüm gücümü kullansam bile, aynı anda en fazla beş kişiye etki edebiliyorum. Diğerleri arkadan fırlayıp geçebiliyor, engelleyemediğim bir şey bu. Şu kızıl saçlı kız ve diğerleri de, ben diğerleriyle uğraşırken aniden arkama geçiverdi. O kadar çok kişinin gelmesini beklemiyordum, bir nevi buna hazırlıksızdım da. Korumalar ve askerler ağırlıklı olarak Sanzirna'nın üzerinde toplanır diye düşünüyordum, ancak Sanzirna'nın yanına gelmiş olan şu büyük enerjinin ortaya çıkmasından sonra, bir anda diğerleri üzerime doğru gelmeye başladı, malikanenin içine girerek.'' dedi ve malikanenin duvarının bir kenarından, Sanzirna'nın olduğu yere doğru kafasını birazcık çıkararak baktı. ''Normalde bu olmamalıydı, Sanzirna ile uğraşmaya devam etmelilerdi, yoksa Sanzirna orada olanların genelini katledebilirdi. Bana gelecek cesareti nereden aldılar acaba? Yoksa o bahsettiğim enerjiye sahip olan adamdan mı, o Sanzirna'yı yenebilecek ya da oyalayabilecek kadar güçlü müydü ki?'' 

Burada biraz mahcup olan taraf Zend olmuştu. Yaslandığı, malikanenin duvarında kafasını çevirerek Era'ya doğru baktı ve konuştu: ''O adam sanırım Tou'ydu. Siyahlar'ın üçüncü adamı, epey güçlü biri. Pounz'da Sanzirna ile savaşabilecek az sayıda olan savaşçılardan biri yani, Ejderha Seviyesi'nde ve bir Toprak Ejderi'ne dönüşebiliyor. Kralın sağ kolu.'' 

''Öyle birinin Pounz'da olmadığını söylemiştin, neden burada?'' Era Sanzirna'yı izlemeye devam ederken sordu. Görünüşe göre genç kadın hala idare edebiliyordu, zaten karşısındaki iri yarı adamla savaşıyordu sadece o anda, etraftaki, o ikisine oranla daha güçsüz olan savaşçılar sadece izlemekle yetiniyor ve Sanzirna'nın kaçmayacağından emin olmaya çalışıyordu. Bu savaşa karışamayacaklarını hissetmiş olmalılardı. ''Muhtemelen o burada olmasaydı güzel bir şekilde amacımıza ulaşabilecektik.'' 

''Burada olmaması gerekiyordu zaten, bugün sabah Dustin'e sorduğumda onun Fungyuo Krallığı'nda, kendi yerine kaldığını söylemişti. Fozre Ailesi'nin kaybından dolayı kral buraya bir toplantıyı bırakarak apar topar gelmiş, sağ kolunu da onu temsil etmesi için Fungyuo'da bırakmış. Bu hikayeye çabucak inanmıştım, lanet olsun. Dustin'in  yalan söylediğini fark edemedim, aslında Tou da onunla birlikte gelmiş ancak bugün, Dustin'in ileri görüşlülüğü sayesinde Fozre Ailesi'ni ziyarete gelmemiş olmalı. Gerçekten, o herif ciddi anlamda zeki. Ona dikkat etmek gerek...'' Zend Dustin'i düşünerek birkaç küfür daha geçirdi içinden, tam olarak doğru adımları atmıştı o adam. Zend eğer Sanzirna'yı getirmemiş olsaydı, buradan çıkması gerçekten zor olurdu. 

''Demek öyle...'' Era yavaşça konuşmasına devam etti. ''Gerçekten güzel bir tuzak kurmuş, onları sorduğunu hatırlıyorum. Yalan söylediğine dair benim içimde de herhangi bir şüphe belirmemişti, o da yalan söylemekte en azından senin kadar iyi olmalı. Dikkat toplamadan sormuş olsan da, o adam bu bilgiyi sana vermek istememiş anlaşılan... Her neyse, olan oldu, pişman olmanın bize faydası olmayacak. Kraliyet Askerleri çoktan malikaneye girdi bile, sen odada işine yarayacak bir şey bulabilmiş miydin? Kendinle alakalı bir belge falan buldun mu?'' Era hemen durumu toparlayarak, tetikte, dikkatli bir şekilde beklemeye devam ederken Zend'e doğru döndü ve sordu.

Zend Era'nın konuşmasının ardından, hızlıca elini cebine yolladı ve katlı halde duruyor olan, o odadayken üzerinde bir yerlerden kendi ismini okuduğu kağıdı çıkardı. ''Zend Fungyuo yazıyor en üstte, soyadımı biliyorlar yani. İyi araştırma yapmışlar herhalde...'' diye konuştu ve Era, meraklı bir şekilde onun yanına doğru gelip, ''Ben enerjimle gelip geçeni kontrol ediyorum, sen hızlı hızlı oku.'' derken, diğerler cümlelere doğru geçmişti çoktan. 

''On yedi yaşında ve yedinci seviyede, bir büyülü yaratığı var. Birkaç yıldır Chibui'deydi ve Hırsız Çağı adlı topluluğun ana kampına girerek, onları yok etmiş olan kişi. Seviyesini artırmadan güçlenmenin bir yolunu bulmuş gibi görünüyor, üstelik büyücülere karşı net bir üstünlüğü var. Hırsız Çağı'nın kampındayken, kendisine yollanan büyüleri bir şekilde geri yansıtmayı ve yönlendirmeyi başarmış, bu yüzden büyücülerin bu herifle savaşmaması daha uygun olacaktır. Ayrıca muazzam bir fiziksel gücü var. Pounz'a döndüğü zaman başına ödül konulacak, derhal öldürülmeli. Tehlikeler: O bir Beyaz Taç üyesi ve Gri Engerek'in temsilcisi. Onu öldürmeye çalışan kişinin kimliğini gizli tutması daha iyi olacaktır.'' diye konuşurken, ilk paragrafı çoktan bitirmişti Zend. Hiç vakit kaybetmeden diğer paragrafa geçti ve okumaya devam etti.

''Güncelleme: Zend Fungyuo altmış beşinciyi öldürdü ve altmış beşinci sıraya yerleşti Siyahlar'ın içerisinde. Nasıl savaştığını gözlemlemek başarılamadı, gücünün nasıl olduğu bilinmiyor. Ödülün artırılması gerekiyor, yoksa insanlar buna cüret edemeyecektir.'' Zend diğer paragrafı da okuduğu zaman, çoktan sayfadaki son yazıyı okumuş olduğunu fark etti. Daha sonra da kağıdın arkasını çevirdi ve orada bir şey yazıp yazmadığına baktı, ancak ne yazık ki boş bir sayfayla karşılaşmıştı. 

''Bunlarla Fozre'nin başımdaki ödül ile alakalı olduğunu kanıtlayabiliriz Era, işte, bir sürü şeyi tek tek yazmışlar! Demek büyücülere görevin tavsiye edilmemesinin nedeni buydu... Beni Hırsız Çağı'nda savaşırken biri gözlemlemiş olmalı.'' Zend heyecanlı bir şekilde büyülü yaratık ortağına baktı ve konuştu. 

''Salak, bunlarla neyi kanıtlayacağız?'' Era Zend'i hemen terslemişti, onun gibi heyecanlı görünmüyordu. ''Bunun üzerinde Fozre Ailesi'nin ismi bile yok, ismi olsa bile bir imza ya da mühür yok. Bu kağıdı Beyaz Taç'a götürsek ve göstersek dahi, hiçbir şey yapmaları mümkün olmaz. Çünkü bu belgenin Fozre Ailesi'ne olduğunu kanıtlamak için yapacak bir şeyimiz yok, ne ile göstereceğiz bunun Fozre Ailesi'nden çıktığını? Başka bir kağıt alamadın mı, bunun hemen arkasındaki yazılarda başına ödül konulmasının sebebini falan da yazmış olmalılar. Bu kağıtta başka bir şey yazmıyor mu? Sadece bu kadar mı yazmışlardı koskoca sayfaya?..'' 

''Hayır, sadece bu kadar tüm sayfadaki yazı...'' Zend hafifçe üzülmüştü. ''Diğer kağıtları alamadım, çünkü son dolabı açtığım anda içeri Yua ve diğerleri daldı, odaya kimlerin girdiğini bilemediğim için geri çekilmek zorunda kaldım anında. Bu kağıdı zor kaptım yani, sonra da tekrar dolaba yaklaşamadım, çünkü durum değerlendirmesini henüz yeni bitirmiştim ki, bana Kraliyet Askerleri'nin binaya girdiğini ve her şeyi bırakıp kaçmam gerektiğini söyledin. Eğer Yua ile birlikte gelmiş, dolabın önünde adeta etten duvar oluşturmuş diğer savaşçıları aşmaya çalışarak kağıtların devamını almaya çalışsaydım en azından iki dakika kaybederdim, en azından bak bu da! Üstelik onlar neredeyse ölümden korkmuyordu, Yua benim karşımda birazcık paniklemişti ama ben son olarak, kaçmak için kapıya doğru ilerlediğimde dolabın önündeki gruba doğru yaklaşmış, benim oraya ulaşabilmemi direkt engellemişti, hemen hemen hiç şaşırmadıklarını söylemek mümkün yani. Geliştirilmiş kişiler olduğu açık, o odada ben varken içeri dalmış olanların. Özellikle son olarak bakacağım dolaptan, Yua'nın aldığı kağıtların üstüne öyle bir kapanmışlardı ki, kapıya gidene kadar kaşla göz arasında bir iki şey daha okumama izin de vermediler... Era, onların odaya girmek için vakit harcaması gerekmiyor muydu biraz? Kapı ile uğraşıldığını görseydim direkt oradaki kağıtları alıp dışarı kaçardım. Hiçbir şey yapmadan içeri girdiler anında, ne yapacağımı şaşırdım ilk başta! Hani orada koruma ve engelleme büyüleri vardı?'' Zend sitemlerine devam ederken Era'ya soru işaretleri ile dolu gözleriyle bakmaya da devam etmişti.

''Gündüz kontrol ettiğimde orada kesinlikle koruma bariyerleri vardı, hatta büyü bile yapılmıştı kapıya, engelleyici türden. Ancak görünüşe göre biz gittikten sonra kaldırmışlar, orada sadece içerideki enerjilerin sezilmesini engelleyen büyü kalmış... Zaten başka türlü, o şekilde hızlıca girmelerinin imkanı yoktu. Onların kapıya ilerlediğini gördüğüm zaman epey şaşırdım, tam sana seslenecektim, bir iki dakika kadar bir zamanının kaldığını bildirmek için; bir baktım ki içeri girdiler hemen. Beni de oldukça şaşırttı bu.'' Era gözleri ortağının üzerinde dolaşırken konuşmuştu hızlıca. Bir yandan da, az da olsa o katta harcadığı enerjiyi yenilemeye çalışıyordu. 

''Peki tekrar oraya geldiğimizde o bariyerlerin kaldırılmış olduğunu fark edemedin mi?'' Zend hızlıca sorularına devam etti. ''Bana o bariyerlerin artık olmadığını söylesen çok daha kolay olurdu işlerimiz!'' diyerek, hafifçe sesini yükseltmişti.

''Zend, ben de orada bariyerlerin mevcut olduğunu sanıyordum hâlâ. İçerideki enerjinin sezilemiyor olduğunu, kata çıktığım an anlamıştım ancak bariyerlerin olduğunu anlamam için, en azından on on beş saniye kadar daha harcamam gerekiyordu, sadece enerjini yayarak içeri girilmesini engelleyen bir bariyerin orada olduğunu anlayamazsın. Daha doğrusu bazılarını anlayabilirsin de, anlayamadıkların da olur. Bu yüzden o bariyerlerin, gizlenmiş bir şekilde orada beklediğini düşündüm ve orayı kontrol ederek vakit harcamaya gerek duymadım, sonuçta eğer enerjimi odaklayıp kararlı bir hale getirdikten sonra enerjimin kararlı olan kısmını odaya yollamam, diğer her şeyi bırakmam demek olurdu. Yani en azından on beş saniyeliğine, etraftan tüm ilişkimi kesmem gerekirdi. Buna gerek olmadığını düşünmüştüm, çünkü bir bariyeri neden kaldırırlardı ki? Korumak için yapmışlarsa, kendileri bu bariyeri aşmak için bir bariyere sahip olurdu ve bir daha kaldırmazlardı, ihtiyaçları olduğunda içeri girebilirlerdi zaten. Sadece iki dakika fazla beklemeleri gerekirdi, bu da onlara, bariyerin sağlamış olduğu koruma karşılığında neydi ki? Bariyerleri kaldırmaları, gerçekten de aklımın ucundan bile geçmemişti.'' Era hızlı bir şekilde söyledikten sonra tekrar malikanenin duvarının kenarına ilerleyip, Sanzirna'yı izlemeye devam etmişti. 

''Hmm...'' Zend de Era gibi yaparak, duvarın kenarına doğru ilerlemişti. İki kılıcını çıkarmış, Tou ile mücadele ediyor olan Sanzirna'ya bakmıştı hızlıca. ''Her neyse, senin de dediğin gibi artık olan oldu. Bariyerleri kaldırmayı neden yaptıklarını bilmesem de, düşünerek bir sonuca varamayacağım anlaşılan. Hemen harekete geçip, Sanzirna'yı da alıp gitmeye bakalım buradan. En azından Fozre Ailesi'nin ödülle alakasının olduğunu kendi kendimize kanıtladık, artık onlarla uğraşmaya devam ederek kısa bir süre içerisinde diğerlerini de öğrenmemiz mümkün.'' diye konuştu hızlı hızlı. ''Ancak, Fozre Ailesi'nden başka ailelerin ya da toplulukların olduğunu da anladık, başımdaki ödüle destek verenler arasında. Çünkü Fozre Ailesi'nin bir sürü borca sahip olduğunu kendi gözlerimle gördüm... Toplamda bir buçuk milyon kadar edecek olan bir ödülü tek başlarına karşılamaları imkansız. Tam olarak elimiz boş dönmüş sayılmayız.'' 

''Evet, kesin başka biri de var bu işin içinde. Belki de birileri... Neyse, hadi Sanzirna'yı götürelim buradan, iyi ki yüzünü kapatmasının gerekli olduğunu akıl etmişiz... Eğer o noktayı düşünmemiş olsaydık, şimdi Sanzirna'nın başı ciddi anlamda belaya girmişti çoktan.'' Era da konuştu hemen, daha sonra da Sanzirna'yı oradan çıkarmak için bir plan kurmaya başladılar. ''Zend, sen etraftaki küçük savaşçılar ile ilgilenebilir misin? Kraliyet Askerleri görünüşe göre hala evin içinde seni arıyor, şanslıyız ki evdeki kat sayısı oldukça fazla. Onlar yukarı çıkıp, odaları arayıp da aşağı inene kadar biz çok vakit kazanırız. Bu süreyi boşa harcamadan, Sanzirna'yı alıp gitmemiz gerekiyor. Ben çok fazla kişiyle savaşmayı pek beceremiyorum, sen bir iki tanesini yumruklayarak diğerlerinin de gözünün korkmasını sağlayabilirsin. O sırada ben de şu Tou'yu oyalarım ve Sanzirna'ya boşluk yaratırım, ardından hızlıca geri çekilir, çıkışa koşarız. Ben de küçük askerlerin gözünü korkutabilirim ancak sen Tou'nun karşısında silahlarını çıkarmadan pek dayanamazsın, çıkarsan da çok uzun süre dayanabileceğini sanmıyorum... Üstelik Tou'yu oyalarken, onun odağı haline gelirsen oradan çıkman da oldukça zorlaşır. Çünkü büyünü kullanarak bizi göndermen gerekiyor senin, bizden önce çıkışa doğru ilerlemen de bunun için lazım. Tou'nun hedefi sen olursan epey zorlanırsın. Bu yüzden onu bana bırak...'' diye konuştu ve, Sanzirna'ya doğru ilerleyerek vücudunun büyüklüğünü iyice artırdı büyülü yaratık.

''Tamamdır, hadi harekete geçelim o zaman!'' diyen Zend de, onu takip etmeye başlamıştı bile... Çok büyük şanssızlıklarla dolu bir gün olsa da, moralini bozmaya hiç de gerek yoktu sonuçta. Kim bilir, belki de gelecekte bu konuda çok daha büyük fırsatlara sahip olmuş olurdu. 

***

1805