Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

268. Bölüm Fozre Ailesi (12)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Sanzirna, Sanzirna!'' Sanzirna'nın kapıyı çekmesinden hemen sonra, Zend unuttuğu bir şey olduğunu fark ederek kapıyı açtı, sessizce de olsa Sanzirna'nın duyabileceği bir şekilde konuşarak, ona seslendi. ''Söylemeyi unuttum, ilk iki kattan sonraki katlardaki kişileri hissedememiştik. Muhtemelen diğer katlarda da korumalar vardır, senin onların hepsinin birden dikkatini çekmen lazım. Bu yüzden onların destek çağırmasını sağlamadan, bir iki tane güçsüzü öldür ve diğerlerinin de sana gelmesini sağla, sadece ilk katlardakiler gelmesin. Bu şekilde, eğer üst katlara çıkmamız gerekirse uğraşacağımız şeyleri büyük miktarda azaltmış olursun. Bir de, hemen herkesin büyülü yaratık ortağı da mevcut, unutma.''

Sanzirna Zend'in ona seslenmesini duyduktan sonra durmuş ve onun kendisine söylemesi gereken şeyleri dinlemişti, sonra da konuşmadan, kafasını yana çevirip göz ucuyla ona bakarken kafasını sallamış, Zend'in, ''Başarılar.'' dediğini duymuş ve ilerlemesine devam etmişti.

Sanzirna'ya seslenmesinin ardından geri içeri giren Zend, Sanzirna'nın bir şey yapması ve evden dışarı çıkmasıyla birlikte çıkacak sesleri beklemeye başlamıştı. 

''AH!..'' Uzun süreli bir çığlık yükselmişti kısa bir süre içerisinde, birinci kattan. Zend bu çığlıkla birlikte Sanzirna'nın birine çoktan saldırmış olduğunu anlamıştı, o kadın muhtemelen saldırdığı ilk kişinin ciddi anlamda acı çekmesi için kılıcı hayati olmayan bölgelerden birine sokmuş, adamın acı içinde çığlık atmasını sağlamıştı. 

Çığlığın kesilmesinin ardından bir çığlık daha yükselmişti ilk kattan... Tabii çoktan Kral Modu'nu aktifleştirmiş, hislerini ve duyularını kuvvetlendirmiş olan Zend, birinci ve diğer katların içerisinden gelen ayak seslerini, sessiz olanlar haricindeki telaşlı konuşmaları duymaya başlamıştı. Aşağıdan yükselmiş olan çığlığı duyup bir panik haline girmiş olan az deneyimli askerler, onları susturan, onlara oranla daha deneyimli olan askerler, Fozre Ailesi'ndeki birilerini uyandırmak için gidip hızlıca haber vermeye çalışanlar... İnsanlar çeşit çeşit bölünmüştü şu anda, hem de bunun olmasını sağlayan tek bir çığlıktı. Tabii tek bir çığlığın bu kadar şeyi tetiklemesini sağlayan da basit bir şey vardı; Fozre Ailesi'nin varisi olan bir sonraki lider olacak, zayıf olarak görülmesi imkansız olan on birinci seviyedeki, liderin oğlu Ovaur'u tek saldırıda öldürecek kadar güçlü, bunu Kraliyet Sarayı'nın hemen yanında yapabilecek kadar cesur olan birinin, tekrar buraya gelmiş olma ihtimali! 

Askerlerin içerisinde, böyle birinin kim olabileceği konusunda sürekli olan devam eden bir konuşma ve tartışma vardı zaten, oradaki birçok kişi böylesine kuvvetli ve ölümcül olan birinden korkuyordu, ancak buraya saldırmaya cesaret edilemeyeceğini düşünmüş ve gece vakti Fozre Ailesi'nin evini korumayı kabul etmişlerdi. Ancak düşündükleri gibi olmamış mıydı yoksa? O kişi gerçekten de buraya geldiyse, destek kuvvet gelene kadar tüm evi elden geçirip herkesin ölmesini sağlamaz mıydı? Bunu yapamasa bile, küçük askerlerin öldürülmesini sağlamaz mıydı? Bunu başarabilirdi, eğer Ovaur Fozre'yi Kraliyet Sarayı'nın dibinde öldürüp de arkasında hiçbir iz bırakmadan kaçabilecek kadar güçlüyse, bunu yapabilecek kadar da güçlüydü, basitçe mantık yürütüp bu sonuca varılabiliyordu. Bu düşünceler, askerlerin teker teker korkuya yakalanmasını sağlıyordu.

İlk çığlık bitmişti ki, başka birinden yükseldiği belli olan ikinci bir çığlık ortaya çıkmış ve ilkini takip etmişti. Bununla birlikte üst katlardan aşağıya doğru hızla inmeye başlayan bir asker akını olmuştu adeta, aynı zamanda da bu katın içerisindeki o büyük kapının açılış sesi yükselmişti. Zend bu sesi tanımıştı, çünkü bugün buraya geldiğinde, kapı açılırken ortaya çıkan o hafif gıcırtı dikkatini çekmişti, şimdi de aynı gıcırtının çıktığını duyduğu anda anlamıştı, Sanzirna'nın dışarıya çıkmış olduğunu. Bu da Zend'in, merdivenlerdeki asker yoğunluğu bittiği zaman yukarı çıkmaya başlamasının gerektiği anlamına geliyordu.

''Era, hazır ol.'' diye zihin yolu ile seslendi genç adam büyülü yaratık ortağına. ''Gideceğiz şimdi, Sanzirna ana kapıyı açıp bahçeye çıktı. Bir süre boyunca adamları orada oyalayacaktır. Bu süreyi boşa harcamamamız gerek, harekete geçmemiz gereken zamanı iyi bilmemiz gerek.'' diyerek Eralkavender'e seslenirken, bir yandan da Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı aktifleştirmişti genç adam. Aynı zamanda, aklından, savaşması gerekirse ne yapacağına dair fikirleri de geçirmekteydi. Eğer savaşmasının iyi olacağı, ancak savaşmadan da durumdan paçayı sıyırabileceği bir konumdaysa savaşmayacaktı, direkt olarak sinsi bir şekilde kaçmak asıl planıydı. Ancak eğer savaşmaktan başka hiçbir çaresi kalmazsa, kızıl Ağır Kılıç'ını kullanarak savaşacaktı. Ama bu son çareydi. 

''Ben hep hazırım.'' diye cevapladı Era da Zend'i. ''Asıl sen hazır ol. Merdivenden, kalabalık bir şekilde inenlerin arasındaki son kişi de indiği anda fırlayacağız.'' diyerek de devam etti. Gizlenme tekniklerinden birkaçını çoktan aktifleştirmişti bile büyülü yaratık.

''İyi bakalım.'' Zend enerjisini gizlemeye devam ederken usulca kapıyı araladı ve banyonun dışında çıkıp, banyonun içinde olduğu odanın kapısından dışarıyı izlemeye başladı, tetikteydi aynı zamanda da. Bir şey olursa, tekrar içeri girecek ve fark edilmemeye çalışacaktı.

Kısa bir süre içerisinde, merdivenlerle aşağı inen kişi sayısı neredeyse sıfıra yaklaşmıştı. Zaten genellikle gruplar halinde inmişti aşağı, evdeki korumalar. Şimdi ise tek başına aşağı inen arada bir bir iki kişi oluyordu. Zend merdivenlerin durulduğunu gördüğü anda odadan çıkmış, hızlı bir şekilde ilerleyerek merdivenlere ulaşmıştı. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanamıyordu, çünkü şu anda onu kullanırsa enerjisinde bir dalgalanma olacaktı ve iyi sezilere sahip olan birisi onu hissedebilecekti. Era şu anda gizlenme tekniklerini kullanıyor olduğu için, böyle bir sorun yaşamıyordu. Gizlenme teknikleri kullanıldığı zaman enerjide hiçbir değişim olmuyordu çünkü, etrafa bir haber yayma gibi bir sonucun olması imkansızdı. Zaten gizlenme teknikleri oluşturulurken, en çok dikkat edilen şey de buydu. Gizlenmeye çalışan birinin enerjisinde bir değişim oluşturan bir teknik, ne işe yarardı? Ancak Zend, ne yazık ki henüz böyle bir tekniğe sahip değildi ve zorunlu olarak yürüyerek, fiziksel hızını kullanarak hareket etmek zorunda kalıyordu. Ancak bu çok da sorun değildi, Zend'in normal hızı fena sayılmazdı. Yukarı doğru ilerlemeye başlamışken merdivenlerden, hafif nefesler alarak ses çıkarmamaya dikkat ediyordu. Aynı zamanda elinde küçük bir hançeri vardı, bunu geçen günlerde lazım olabileceğini düşünerek Beyaz Taç'ın demircisinden almıştı ve yüzüğüne koymuştu, bu gibi durumlarda, sessiz bir şekilde birini öldürmesi gerekirse diye saklıyordu. Şimdi de işine yarayabilirdi, Era'nın da söylediği gibi, asıl amaçları asıl avlarını ele geçirmekti, ama eğer yollarına çıkan birileri olursa da öldürmekten çekinmeyeceklerdi. Zend mümkün olduğunda gizlenip saklanarak ilerleyecekti, ancak biri onu fark ederse, mecburen onu öldürmek zorunda kalacaktı. Planını riske atmayı göze alamazdı çünkü. Gerekirse birilerini öldürebilirdi bu uğurda. 

Zend hızlı adımlarla, onun hızına uyum sağlamış olan Era hemen yanındayken, yukarıya ulaşmayı başarmıştı. Yüzündeki maskesi ve kafasındaki kapüşonu yerli yerindeydi, Era birazcık öne geçerek, bugün dikkatini çekmiş olan odaya giden yolu gösterirken, kafasını etrafa çeviriyordu genç adam. İçeride birkaç kişi vardı ve genellikle pencerelerden bakıyorlardı, aşağıdaki savaşı izliyorlardı. Pek azı arka taraflarında olan bitene dikkat ediyordu, Zend ve Era ikilisi de bu kişileri çoktan belirlemiş, onlar bakmazken hareket etmeye başlamışlardı.  

Ancak her zaman bir pürüz olurdu...

Zend yürümeye devam ederken yan taraftan bir kapı açılmış ve içeriden çıkarken Zend'e çarpmak üzere olan bir adam, az daha genç adamın yerini belli edecekti...

Zend tam yanındaki kapının açılışıyla hafifçe afallasa da, refleksleri sayesinde hızlı tepki vermiş ve adam daha ne olduğunu anlamadan, onu çıkıyor olduğu odanın içine doğru itip, hemen yan taraftaki duvara yapıştırdıktan sonra eliyle ağzını kapatmış, hançerini boğazına sokmuştu. Adamın gözleri korku ve şaşkınlıkla titriyordu ve ne yapacağını şaşırmıştı... Ellerini bile hareket edememişti birkaç saniye boyunca, Zend'in, beyaz göz akının içerisinde olan simsiyah, sabit ve sakin göz bebeklerine bakarken, hiçbir şey yapmayı başaramamıştı... Zaten kısa süre içerisinde de can vermişti... 

Elleri, o öldükten sonra bile birkaç saniye boyunca titremeye devam etmişti... Zend onun ölümünden hemen sonra, kısa bir süre acıyarak bakmıştı karşısındaki manzaraya. Gerçekten acımıştı aslında o adama, muhtemelen sadece para istediği için, arkadaşlarının risk olmayacağını iddia ettiği bir görevi kabul etmiş ve bu evi korumaya gelmişti. Aynı şekilde, sadece şanssızlığından dolayı Zend'in karşısına çıkmış ve ani ölümü ile karşılaşmak zorunda kalmıştı...

Bu adamın bir anda duvara çarpılışı, ne yazık ki ufak bir ses çıkarmıştı. Bu yüzden, buraya yakın olan ve pencereye kapanmamış, evin içerisinde olan bitene dikkat etmeyi sürdürecek kadar zeki bir kişi, arkasına dönerek, ''Hey, ne oldu orada?'' diye sormuştu normal bir sesle. Sakin olduğu söylenebilirdi.

''Zend, elemanın biri kafasını senin olduğun tarafa çevirdi ve şu anda içinde bulunduğun odaya bakarak seslendi. Ne yapacaksın?'' Era Zend'in önüne çıkmış olan adama gizlendiği yerden bakarken, aralarındaki zihin bağlarını kullanarak ortağına seslendi.

Zend o adamın yerine cevap vermek zorunda kalmıştı, sesini hafifçe kalınlaştırmaya çalıştı. Sonuçta eğer biraz önce bu odaya kafasını çevirmiş olan adam buradaki kişiyi tanıyor olsaydı, şu an gözleri kapanıyor olan, Zend'in elleri altındaki adama ismiyle seslenirdi ve bir problemin olup olmadığını sorardı. Ancak sadece ne olduğunu sormuştu, buna bakılarak da Zend'in şimdi öldürdüğü korumayı öldürmediği yorumu yapılabilirdi. ''Bir şey yok, bir şey yok.''

Zend konuştuktan hemen sonra enerjisinin yavaşça belli olmasını sağladı ve onu gizlemeyi kesti. Çünkü bu adamın enerjisi biraz sonra solacaktı ve buradaki bir enerji kaybolduğu için, biraz önce Zend'in olduğu yere doğru seslenmiş olan kişi kontrol etmek için gelecekti büyük ihtimalle. Zend, bunun olmasını engellemek için öldürdüğünün enerjisi kaybolurken, kendi enerjisinin belli olmasını sağlamaya çalışıyordu. ''Sadece içeride bir ses çıktı, ben de endişelenerek ona baktım. Ama hala ne olduğunu anlayamadım, burada benim dışında birinin enerjisinin olduğundan neredeyse eminim ancak onu göremiyorum... İstersen sen de gel bir bak, sezgi yeteneğin kuvvetli miydi?'' diyerek de devamını getirdi söylediklerinin. Aynı zamanda Era'ya seslenmişti.

''Era, bu herif odaya girdiği zaman onu birlikte öldürmemiz gerekiyor. On beşinci seviyede, onu sessizce öldürmeyi tek başıma başarabileceğimi sanmıyorum. Eğer on beşinci seviyedeki birini öldürmeye çalışırsam bu kesinlikle ses çıkmasını sağlayacaktır. Bu da diğerlerinin buraya gelmesine yol açar, bundan kaçınmamız için senin de yardımın lazım bana.'' 

''Tamamdır, odanın içine geliyorum gizlenmeye devam ederek.'' Era da hiç zaman kaybetmeden Zend'e cevap vermişti. 

''Evet evet, dikkat ettim de o odada gerçekten iki farklı enerji var. Dur ben de gelip bir kontrol edeyim.'' Biraz önce Zend'in olduğu odaya doğru bakıp seslenmiş olan adam, tekrar konuştu ve o odaya doğru ilerlemeye başladı.

''Geliyor.'' diye konuştu Zend kendi kendine, sonra da kapının tam yan tarafına geçti. ''Ortak, o girdiği gibi ben kafasına bir yumruk savuracağım. Ancak bir teknik aktifleştirmeyeceğim, diğerlerinin dikkatini çekmek için uğraşmış gibi oluruz yoksa...'' 

''Tamam,'' Zend'i tekrar onaylayan Era, çoktan genç adamın yanına gelmişti bile.

Yaklaşık üç saniye içerisinde ise, biraz önce buraya geleceğini söylemiş olan adam buraya varmıştı. Zend aralanmış olan kapıyı iyice açan adamın, direkt olarak üstüne atladı Zend'in eline, kendi ellerini siper etmeye çalışan adam hatalı olan ilk hamlesini çoktan yapmıştı bile. Zend'in yumruğunu savuşturmak yerine karşılamayı seçmişti...

Ancak ne yazık ki, Zend tüm gücüyle saldıramazdı o anda. Çünkü eğer böyle yaparsa, adamın arkasındaki duvarlar art arda yıkılır ve Zend'in en istemediği senaryo gerçekleşmiş olurdu.

Bu yüzden, kendisini elleriyle korumaya çalışan adama vurmak yerine, yumruğunu yavaşlatarak onun kolundan tutmuş ve hızlıca kendisine doğru çekmişti. ''Era!'' diyerek hızlıca Era'ya seslendi, zaten büyülü yaratık ortağı da, daha Zend'in konuşmasından sonra bir saniye bile geçmemişken pençelerini o adamın vücuduna sokmuştu bile... Tabii enerjisinin diğerleri tarafından fark edilmemesi için, hızlı bir şekilde gizlenme moduna geri sokmuştu kendisini. On beşinci seviye bir savaşçının kolay kolay yenilemeyeceğini biliyordu genç adam, önceki altmış beşinci olan on beşinci seviyedeki kızı yenmeye çalışırken, bir büyücüyle savaşıyor olmasına rağmen epey uğraşmıştı, onun büyülerini tutabiliyordu, ama yine de oldukça emek harcadığı, bir gerçekti. Eğer işbirliği yaparak bu savaşçının işini direkt olarak bitirmeselerdi, burada en azından gürültülü bir şekilde birkaç dakika geçirmesi işten bile değildi... Era'nın gizlenerek dışarıya çıkmasının ardından Zend de önce etraftakileri kontrol etmiş, gelen gidenin olmadığını gördükten sonra odanın dışarısında doğru ilerlemişti yavaşça. Kapıyı da arkasından kapatmıştı.

''Zend, işte o, arkasında bir şeylerin olma ihtimali olan kapı burada.'' Biraz daha ikinci katta dolaştıktan sonra, Era, Zend'e bir kapıyı işaret etti ve sessizce sordu.

***

1806