Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

266. Bölüm Fozre Ailesi (10)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Oturdukları yerde, planlarını bir kere daha gözden geçirmişlerdi iki kafadar.

"Heh, evet. Şimdi gecenin iyice bastırmasını bekleyeceğiz, daha sonra da eve gizli gizli girip, senin bugün şüphelendiğin odanın yanına gideceğiz. Eğer orası aradığımız yer ise ne güzel, direkt içeri girer, gereken şeyleri alır, gerekirse büyümü kullanarak çıkarız. Eğer orada istediğimiz şey yoksa da, nöbetçi ve korumalara dikkat ederek diğer odaları arayacağız. Önünde sonunda bir şeyler karşımıza çıkacaktır, gece uzun, vaktimiz bol."

"Evet, dikkatli de olursak sanırım sorun kalmayacaktır. Çok dikkatli olmamız gerektiğini tekrar hatırlatıyorum, eğer ki yakalanırsak ciddi anlamda çok zor bir duruma gireriz, Beyaz Taç'ın sana yardın etme imkanının pek olacağını düşünmüyorum." Era hafifçe endişeli bir şekilde konuştu Zend'e bakarak toprağa oturmuşken. Yüzünde tedirgin olduğunu belli eden bir ifade vardı. "Aslını istersen cidden tedirginim... Eğer büyünü kullanarak anında çıkma imkanımız olmasaydı, bu yaptığımızı kesinlikle onaylamazdım, kabul etmezdim yani. Ama büyün sayesinde, bunu göze alabiliyorum.''

Zend de Era'ya katılıyordu bu konuda, bugün bir de Dustin ile karşılaşmıştı ve Era'nın da söylediği gibi, Dustin'in onun başına biraz bela olma ihtimali vardı... Ancak, Zend bundan korkan birisi değildi, sonuçta büyüsü onu kurtarmak için buradaydı. Sakin bir şekilde, gecenin ilerleyen saatlerinde beklemeye devam etti.

***

''Artık çıkmamız gerekiyor herhalde.'' Zend, gecenin en karanlık vakitlerinin yaklaştığını gördükten sonra, hızlı bir şekilde konuşarak ayağa kalktı ve Era'nın da onay vererek, hızlıca kafasının üstüne atlamasının ardından, kılıcı ve eşyası hazır bir şekilde Fozre Ailesi'nin malikanesine doğru ilerlemeye başladı, gece ile birlikte gelen derin, bozulması imkansızmış gibi görünen o sessizliğin içerisinde...

''Bahçede de korumalar var sanırım, soluk da olsa birkaç kişinin enerjisini hissedebiliyorum.'' Era, Fozre Malikanesi ile aralarında yaklaşık iki yüz metre varken, içeriyi kontrol etmek amaçlı enerjisi ile bir tura çıkmıştı. Zend çoktan tüm enerjisini gizlemişti ve bekliyordu, kendi enerji seviyesi şu anda malikanenin içerisindeki gizlenmiş kişileri bulmak için yeterli değildi, bu yüzden Era'nın bunu onun için yapması gerekmişti.

Enerjiyi gizlemek kişinin yeteneğine bağlıydı, enerji ile sezme olayındakinin aksine. Seviye sezmek gibi, enerjiyi gizlemek de kişinin geçmişte edindiği tecrübesine bakıyordu. Zend bunu geçirdiği, oldukça zor olan o üç yılın içerisinde oldukça fazla denediği için, artık usta olmuş olarak bile görülebilirdi. Tabii enerjiyi gizlemenin pek kolay bir şey olmadığını biliyordu, normalde birkaç sene içerisinde tam olarak öğrenilmesinin imkansız olduğu söylenirdi, ancak Zend bu klasik kuralların dışında kalan biriydi. Sonuçta on yedi yaşında Siyahlar'ın on beşinci kişisi olmasının da imkansız olduğu söylenirdi, birine sorsaydı eğer. Ama olmuştu, değil mi? Aynı bu şekilde, o üç yılda da enerjisini gizlemeyi tamamıyla öğrenmeyi başarmıştı. Hollis'in yanındayken, birinin seviyesini sezmeyi epey öğrenmesinin sadece birkaç ay alması gibi, bu da kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti ve Zend, alışılagelmiş bir şeyi yine yıkıp geçmişti. Zend diğerlerinden farklı biriydi, bunu her zaman biliyordu zaten. Bunu, Yua'nın karşısındayken Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı saniyeler içerisinde öğrendiği zamanda kendisine de kanıtlamıştı. Nedenini ise pek sorgulamıyordu, sonuca bakmayı daha çok tercih ediyordu bu konuda genç adam. Enerjisi ile birilerini hissetmek ise, daha çok seviyeye bağlıydı. Seviye atladıkça diğerlerini ve çeşitli bilgileri sezmen daha kolaylaşıyordu, menzilin de artıyordu. Bu yüzden de Zend'in, şu anki seviyesinden kaynaklı olarak bu konuda pek iyi olamadığı açıktı. Era bu tip şeyleri yapmak için her zaman daha idealdi, bu ikilinin içinde.

''Evet, bu sorun değil.'' diye konuştu Zend. ''Zaten bahçeden girmeyeceğiz,'' diyerek devam ederken, enerjisinin gizli olmasına dikkat ediyordu devamlı olarak. Çünkü bahçedeki kişiler de onun enerjisini hissedebilirdi, enerjisini gizlemiş olsa da, eğer sezme konusunda gerçekten yetkin biri varsa Zend'i fark etme ihtimaline sahip olurdu ve Zend böyle bir ihtimalin var olmasını dahi istemiyordu. ''direkt olarak bugünkü banyoya gideceğiz. Zaten dışarıdakilerle işimiz olmayacak, önemli olan içeridekiler. İçeriden bir enerjiyi hissetmen mümkün olmuyor, değil mi? Ben de biraz denedim ama gerçekten de hiç hissedemiyorum, muhtemelen koruma ve engelleme bariyerleri ile kaplı bu bina.'' dedi ve yüzü, kafası kapalıyken malikaneye bakmayı sürdürdü.

''Kesinlikle, koruyucu bariyerler ve büyüler var orada. İçerideki şeylerin hissedilmesini engelliyor, ancak içeri girersek onları hissedebileceğimi düşünüyorum. Umalım da, gittiğimiz banyonun içerisinde o an biri olmasın. yoksa birini ilk  saniyelerden öldürmek ya da bayıltmak, yani saf dışı bırakmak zorunda kalacağız. Bu, amacı gizlenmek olan bir avcının işine ters ve aykırıdır, o kişiden o gece boyunca kimsenin haberi olmayacak olsa bile bu bizim için yanlış olur, çünkü bir avcı, avından başka kimseyi öldürmez, öldürmemelidir. Gereğinden fazla kan döken avcılar ahmaktır, biz barbar değiliz.'' Era gözlerini malikaneye dikmişken, sessiz bir şekilde konuşmaya devam etti. Onun üzerinde olan avcı ruhunun hiçbir zaman dinmeyeceğini düşünüyordu Zend, çünkü ondaki ruh, gerçekten de yüksek seviyeli ve hayranlık vericiydi. Zend onun bu yönünü de ek olarak bayağı bir seviyordu zaten, o büyülü yaratığın ortağı olmayı başardığı için kendisini hep çok şanslı biri olarak görüyordu. Era, sıradan bir büyülü yaratık değildi çünkü...

''Evet evet, biliyorum.'' Zend Era'ya baktı ve hafifçe gülümsedi. ''O halde dua edelim, gittiğimiz yer boş olsun. Bugünkü avımız sadece Fozre Ailesi'nin bu işte parmağının olduğunu Beyaz Taç'a kanıtlayabileceğimiz bir şey, birini öldürmeyeceğiz zaten. Öyleyse, sadece avımıza odaklanarak kimseyi öldürmemeye mi çalışmalıyız?'' diyerek, kaşlarını birazcık kaldırdı ve sordu.

''Tam olarak öyle değil aslında, haklısın, sadece avımıza odaklanmalıyız ve tek amacımız, o kanıtı ne yapıp edip ele geçirmek olmalı. Ancak eğer karşımıza biri çıkıp da bize saldırırsa, elimiz boş durmayacak, karşılık vereceğiz ve gerekirse öldüreceğiz, avımız ile aramıza giren herkesi ciddi cezalara mahkum edeceğiz. Böylece, zamanı geldiğinde avımızla aramıza girilmemesi gerektiğini, bu dünya üzerindeki herkes öğrenecek.'' Era ciddiyetini hiç bozmadan cevap verdi genç adama. Gerçekten de çok havalıydı o anda, Zend kısa bir süre boyunca ona hayranlık dolu gözlerle bakmıştı tekrardan.

''Tamamdır, anladım!'' Zend heyecanlı bir şekilde kafasını sallayınca, Era yavaşça gülümsemiş ve konuşmuştu: ''Gerektiği zaman kan dondurucu, ruhsuz bir katil olmayı başarsan da aslında hala bir çocuksun, değil mi ortak?''

''Heh, ne çocuğu canım? Ben çocukluğu geride bırakalı yıllar oluyor, karşında artık bir yetişkin var, hmph!'' diyerek omuz silkti Zend Era'ya, daha sonra da gülerek, ''Ama evet, içimde hala bir çocuk taşıyorum, hahaha!..'' dedi ve devam etti hızlıca: ''Her neyse, boşa vakit kaybetmememiz gerekiyor ortak, hazır ol!''

Zend'in elinde oluşan, gri renge yakın gibi görünen, etrafına ateş ve dumanın karışımı ile oluşmuş izlenimi veren o büyü Era'nın gözlerine takılmıştı anında. Eralkavender bunun nasıl bir büyü olduğunu kesinlikle bilmiyordu, böyle bir şeyi daha önce ne görmüş, ne de duymuştu ama bunun son derece yararlı olduğundan tam olarak emindi. Belki de Zend'in, bir şeylerin yerini değiştirmesini sağlayan bu büyüsü dünyadaki en güçlü büyü bile olabilirdi, ama onun ne olduğunun belirsiz olduğu da açık bir gerçekti. Sonuçta bir elemente aitmiş gibi görünmemekteydi; fakat yeni bir elementmiş gibi de görünmüyordu. Böyle bir elementi daha önce görmüş ya da duymuş olan birisi var mıydı ki dünyada? Zend daha önce Lin Enerjisi'nden eksik olduğunu söylemişti Era'ya, bu yüzden de büyü yapamıyordu, ama bu garip büyüyü, daha doğrusu büyümsü şeyi kullanabiliyordu. Onun bir büyü olduğu da kesin değildi yani, onun ne olduğuna kimse akıl sır erdiremezdi muhtemelen, çünkü sadece Ven Enerjisi'ne sahip biri olarak Zend'in kullandığı bir şeydi o, büyü olamazdı. Ancak büyüden başka ne olabilirdi ki? Ven Enerjisi'nin şekil almış hali miydi? Olamazdı, çünkü böyle olsaydı kendini direkt olarak belli ederdi. O, çok başka bir şeydi. O herhangi bir bariyerden ya da büyüden etkilenmiyordu bile, Yama Ailesi'nin evine girmelerini sağlayan en büyük etkenlerden biri o büyüydü... İkinci defa girebilmelerini sağlayan, daha doğrusu. Era onun henüz ne olduğunu hiç bilmiyor olsa da, ileride öğreneceğine dair bir his vardı büyülü yaratığın içerisinde...

Zend'in ellerinde oluşan toplardan biri Zend'i, diğeri ise Era'yı vurmuş ve onların gördüğü bir sonraki şeyin, bugün taziye için Fozre Ailesi'nin evine gelmişken içinde bulundukları banyodaki ayna olmasını sağlamışlardı. Zend etrafına baktı hızlıca ve içeride birinin olup olmadığını kontrol etti. Daha sonra, burada kimsenin olmadığını anlayıp rahat bir nefes aldıktan sonra, Era'dan, evin içerisindeki nöbetçileri gözlemesini istemişti.

Era da hızlı bir şekilde, evin ilk iki katındaki kişilere bir göz atmıştı. Birkaç saniye içerisinde Zend'e seslenerek, ''Zend, ilk katta yaklaşık on tane nöbetçi var. İkinci katta ise yirmi, üçüncü katı hissedemiyorum. Sanırım o kattakileri hissetmek için orada olman gerekiyor ya da ikişer ikişer katlarla yapılmıştır bariyerler. İlk kattan ikinciyi hissedebiliyorum sonuçta...'' dedi ve genç adamın söyleyeceği şeyleri beklemeye başladı.

''Demek yirmi tane var... Yuh! Daha da çağıracak yok muydu, az olmuş bu!'' diyerek sitem etti sessiz bir şekilde, kimsenin onu duyamayacağı bir ses seviyesi ile konuşurken. Yama Ailesi'nin ana malikanesinde bile o kadar adam yoktu... Bu doğaldı gerçi, şu anda Ovaur'un ölümünün üzerinden pek zaman geçtiği söylenemezdi ve eğer Fozre, yakın zamanda elinden çıkaracağı, Zend'in kanıt olarak görebileceği bir nesneyi bu evin içerisinde saklıyorsa, doğal olarak onun etrafına korumalarını dizerdi. ''Heh...'' Bir nefes verdikten sonra, derin bir nefes aldı ve Era'nın onu duyabileceği bir şekilde konuşmaya başladı. ''İlk kattakileri atlatarak hızlıca merdivene ilerleriz, ama ikinci katta sorun yaşayabiliriz... Yirmi kişi var, değil mi? Seviyeleri nasıl peki?'' diye sorarken Era'nın gözlerine bakıyordu.

Era bir süre daha sessiz kaldı. ''Çok yüksek değiller seviye olarak, içlerinde sadece bir tane Dünya Seviye var, diğerlerinin güçsüz olduğunu söyleyebiliriz, seninle birlikte onların tamamını yenmemiz mümkün, ancak böyle bir şeyi yapmaya çalışırsak muhtemelen evin içerisindeki diğer nöbetçiler, anında ikinci kata damlar. Onlarla savaşmamız hiç mantıklı olmaz, o odanın içerisinde işimize yarayacak bir şeyin olup olmadığını öğrenmek için bile belli bir zamana ihtiyacımız var. Ayrıca Zend, o bahsettiğim odanın içerisini de hissedemiyorum. Orayı bugün sabah hissedebiliyordum, biz gittikten sonra o oda için özel bariyerler yapmış olmalılar...'' Sessizliğin ardından, Zend'i bilgilendirmeye çalışarak konuşan büyülü yaratık, hızlı hızlı sessiz bir şekilde konuşmasının ardından Zend'e bakmaya devam etmişti.

''Hmm...'' Zend aklından bir plan kurmaya çalıştı hemen. Buraya gelirken, nöbetçileri hızlı hızlı atlatarak ilerleyeceğini ve Yama Ailesi'nin evindeyken yaptığı gibi, saklanarak hareket edeceğini düşünmüştü. Ancak Yama Ailesi'nin malikanesine girdiği zamandaki amacı farklıydı, oraya Emerantaos ile bir karşılaşma yapmak için gitmişti ve onu bulması, çok da zor olmamıştı. Sonuçta evin liderinin nerede olduğu belliydi ve Emerantaos, zaten son derece güçlü biri olduğu için etrafına dizilen onlarca koruma yoktu. Ancak Fozre Ailesi'nde durum farklıydı... Bunu daha önce plana dahil etmemişti bu genç, şu anda ise aklına gelen en mantıklı şey, gizli bir şekilde devam edip, Era'nın söylediği odayı gördüğü anda kendisini büyüyle içeri atmasıydı. Ama burada da şöyle bir sorun oluşuyordu, eğer içeri girdiği zaman içeride güçlü kişilerle karşılaşırsa, cidden çok büyük bir sorun oluşmuş olurdu onun için. İçeride neyin olduğunu bilemiyorsa, oranın yakınından bile geçmezdi Zend normalde. Ancak burada durum farklı olmuştu, Zend'in oraya girmekten başka bir çaresi yoktu... İçeride eğer bir tuzak varsa da, direkt olarak geri çıkmaya bakacaktı. ''Belki de iki tane büyü oluşturmalıyım ve bir büyü ile kendimi içeri yolladıktan sonra, eğer güçlü bir grupla karşılaşırsam diye oluşturduğum ikinci büyümü kullanarak anında kendimi geri atmalıyım... Ama böyle yaparsam da planın başarısız olma ihtimali var... Öyleyse savaşmalı mıyım?'' diye kendi kendine konuşurken, aklına, güzel olduğunu düşündüğü bir fikir gelmişti genç adamın.

***

1736