Sadece yolda çekil şekerim biz buluruz hıh ? kral dustinle arasının kötü olacağı belliydi de yunaya yazık yav
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
259. Bölüm Fozre Ailesi (3)
''Acaba, buraya gerçekten taziyelerini sunmak için mi geldin?'' Yuna'nın bu sorularını cevapsız bırakmak Zend'in içinden gelmiyordu aslında, bu soruyu cevaplamasının kendisini riske sokma ihtimalinin olduğunu bilse de. Neden bilmiyordu, ama Yuna'yı bu konuda bilgilendirdiği zaman kendisine bir şey olmayacağını düşünüyordu içten içe. Daha önce Ovaur Fozre'yi öldürdüğünü de bu yüzden o kıza söylemişti zaten, bu, Zend'in isteklerinden bağımsız olarak gerçekleşen bir şeydi daha çok. Yuna'nın masumiyeti, Zend'i ondan bir şeyi gizlemeyi istememeye itiyordu.
Bu konuda biraz düşünmek için, bir süre sessiz kaldı Zend. 'Ovaur Fozre'yi öldürdüğümü ona söyledim, ama başım bu sebepten dolayı bir belaya girmiş değil. Öyleyse ona istediği bilgileri vermek benim için tehlikeli değil mi? Bunu ona söylersem, gelecekte onunla aramda oluşacak olan bağlar sağlamlaşmış olacak. Pounz Krallığı'nın prensesi olan Yuna'nın benimle samimi olması işime gelecek bir şey, bu yüzden neden burada olduğumu ona söylersem ileride birkaç avantaja sahip olabilirim, bir prensesle aramı iyi tutmak epey işime yarayacaktır; ben ona bu tip bilgileri verirsem, ileride ondan bilgi isteme olanağına sahip olurum ve beni reddedemez. Krallık ile ilgili önemli şeyleri sorabilirim yani, öğrenmem gereken şeyler şüphesiz olacaktır. O zaman ona bunu söylemeliyim sanırım...' diye düşünürken, Yuna'ya doğru dönerek düşünmek için girdiği ciddi pozisyonunu bozmuştu.
''Eh, elbette gerçekten de taziyelerimi sunmak için gelmedim. Ovaur gibi rezil biri öldüğü için neden üzüleyim ki?'' dedi ve hafifçe gülümsedi. ''Buraya geliş sebebim, Fozre Ailesi'nin başıma konulmuş olan ödülle alakasının olup olmadığını öğrenmek.'' diye de devam ederek, niyetini açık açık söyledi ona meraklı gözlerle bakan kıza. ''Tabii ki bu aramızda kalacak, değil mi Yuna?''
Yuna kısacık bir süre şaşkın bir şekilde beklemesinin ardından, hızlıca konuşmaya başlayarak, ''Tabii tabii, başka kimseye söylemeyeceğim, bana güvenebilirsin.'' dedi ve aklındaki şeyleri anlatmaya başladı: ''Ancak, Fozre Ailesi'nin Ovaur'u öldürdüğüne dair bir kanıt bulamadığını biliyoruz, değil mi? Sen işini profesyonel bir şekilde halletmişsin, babam senden şüphelense ve sana katilin aslında sen olduğunu söylese bile, bundan hiç de emin değil. Vereceğin tepkileri görmek istediği için sadece sana öyle söyledi. Yani Fozre Ailesi'nin senin başına bir ödül koyması için nasıl bir neden var olabilir ki? Şüphelendikleri için yaptılar mı diyorsun?''
''Hayır hayır,'' Zend yavaşça kafasını iki yana salladı. ''benim birkaç yıldır Chibui Dağı'nda olduğumu biliyorsun, değil mi? ben Pounz'a dönmeden önce, Fozre Ailesi'nin liderinin iki yeğenini öldürdüm. Tabii boş yere değildi, yaptıkları çok fazla yanlış oldu ve büyük olan, beni öldürmeye bile çalıştı. Ben de onu, bana ve Tigrund Ailesi'nin kampına Fozre Ailesi'nin askerleri ile birlikte yaptığı şeylerden dolayı öldürdüm, daha sonra da kardeşinin de hançerimle tanışmasını sağladım. O gün orada Fozre Ailesi'nden gelmiş olan hiç kimseyi sağ bırakmamıştım, ama Fozre Ailesi'nin yolladığı gözcüler muhtemelen olan biteni gördü ve Fozre Ailesi'ne rapor etti. Böylece Fozre Ailesi'nin kardeşinin çocuklarının katili olan kişi açığa çıkmış oldu, yani ben. Bu sebeple başıma en başta koyulan üç yüz bin altınlık ödülde Fozre Ailesi'nin de parmağı vardı diye düşünüyorum, üstelik Ovaur Fozre'nin bana senin doğum gününde ne kadar düşmanca davrandığını sen de gördün, değil mi? Ben ona hiçbir şey yapmadığım halde devamlı olarak bana sataşıyordu, hem sözle, hem hareketleriyle. Bunun sebebinin de büyük ihtimalle onun kuzenlerini öldürmüş olmamdır, öyle tahmin ediyorum.'' diyerek uzunca bir konuşma yapan, Yuna'nın olayı öğrenmesini sağlayan Zend, bir nefes aldıktan sonra devam etti. ''Doğal olarak da Beyaz Taç'tan ve arka planımdaki diğer etkenlerden korkup, ödülü ödeyen ailenin ya da ailelerin açıklanmamasını istemişler büyük ihtimalle, çünkü Beyaz Taç'ın lideri bizzat gidip sorsa da bir bilgi vermedi kimse. Ben de buraya eve sızıp, bir evrak ya da belge bulabilmek için geldim.'' dedi ve bir zafer işareti yaparak Yuna'ya olan bakışlarının devamlılığını sağladı.
''Oh, bu çok tehlikeli!'' Yuna'nın gözleri Zend'in konuşmasının ardından iyice genişlemişti, üzerine biraz öncekine göre daha da bir şaşkınlık oturmuştu anlaşılan. ''Eğer yakalanırsan seni öldürebilirler, Fozre Ailesi öyle küçük bir aile değildir Zend!'' diyerek hızlı ve endişeli bir şekilde konuşurken, Zend'in endişe ve korkudan bir kırıntı bile içermeyen gözlerine baktı. ''Bu çok büyük bir risk!''
''Heh, benim için çok da büyük değil.'' Zend öz güvenli bir şekilde gülümsemeye devam etti. ''Daha önce Yama Ailesi'nin ana malikanesine sızıp, kimseye fark ettirmeden Emerantaos'un kızının odasına girmeyi başarmıştım bile. Fozre Ailesi'ninkine mi giremeyeceğim, beni küçümsüyorsun, hmph...'' diyerek göğsünü kabarttı genç adam.
''Yama Ailesi'ninkine mi girmiştin?!'' Yuna'nın sesi biraz daha yükselmişti ki, Zend kimsenin onları duymasını istemediği için, onu uyarmak amaçlı yavaşça öksürdü.
''Öhö, öhö!''
''Pardon, pardon...'' Yuna sesinin yükseldiğini ancak fark etmeyi başarabilmiş olacaktı ki kulakları yavaşça kızarırken, utançla, mahcup bir şekilde Zend'e bakarak konuştu. Birazcık da kafasını eğmişti genç kız. ''Heh...'' diyerek bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. ''Evet, senin gizlenmede ve hızda çok yüksek bir seviyede olduğunu biliyorum Zend, ancak şu günler, amaçladığın şeyi yapman için hiç de uygun değil. Ovaur'un ölümünden dolayı, Fozre Ailesi'nin evinde sıkı bir güvenlik var şu anda. Boş bir yer bulamazsın kolay kolay yani, adımını attığın her yerde bir koruma ile karşılaşacaksın. Aradığın belgelerin, şu an toplanmış olan korumalara ek olarak daha da fazla kişi tarafından korunuyor olduğunu da tahmin edebiliyorsun, değil mi? Eğer Fozre Ailesi düşündüğün gibi başındaki ödülden ya da ödülün bir kısmından sorumluysa, onlara verilen belgeleri, çok değerli bir nesne olarak görüp her şekilde korumaya almaları işten bile değil. Muhtemelen o belgeler, çoktan onlarca, hatta belki de yüzlerce kişi tarafından korunuyordur. Eğer onları çalmaya çalışırken yakalanırsan, Kraliyet Ailesi istese bile Fozre Ailesi seni öldürmekten vazgeçmez, çünkü söylediğine göre sen onların içerisinden iki asili öldürmüşsün daha önce ve Fozre Malikanesi'ne, bir şeyi çalmak için giriyorsun. Seni öldürmelerine kimse engel olamaz yani, Beyaz Taç bile, senin oraya hırsızlık yapmak için girdiğin kanıtlanırsa eli kolu bağlı bir şekilde beklemek zorunda kalır. Ölürsün ve kimse de buna müdahale edemez yani..." Zend'i uyaran Yuna'nın yüzünde, Zend için korktuğunu ve endişelendiğini açıkça belli eden bir yüz ifadesi vardı. Zend bu endişenin sahte olmadığını biliyordu, çünkü Yuna sahte bir endişeye sahip olabilecek biri değildi. Karakteri buna tersti en başta. Bu endişenin en temel sebebi, büyük ihtimalle Zend'in Pounz'da kalacağını duyduğu zaman bir anda ona duyduğu sempati ve sevgi idi.
''Eğer tehlikede olduğumu hissedersem kaçarım, merak etme.'' Zend yavaşça kıkırdadı. ''Ben bir savaşçıyım, kaçamam, asla düşmanımdan kaçmam gibi saçmalıkları söyleyeceğimi düşünmüyorsun herhalde? Eğer hayatım tehlikedeyse, direkt olarak riskli bölgeden çıkmak için arkama bile bakmadan kaçardım.'' diye de devam etti.
Prenses Yuna Zend'in söylediklerini duyunca başını yavaşça eğerek bir iç çekmişti. ''Eğer öyle diyorsan öyle olsun, sen bilirsin. Ancak kendini yakalatma da sonra...'' diyerek devam etti ve kafasını kaldırdı. ''Ama ölmemeye çalış, eğer ölürsen Pounz Krallığı'nın ciddi anlamda güçlenme ve gelişmeye yönelik olan bir imkanı ortadan kalkmış olur. Bunu hiçbirimiz istemez, değil mi?'' diye sorarak Zend'e baktı ve güldü.
''Her şeyi Pounz Krallığı için düşünüyorsun, değil mi? Gerçi böyle olması da normaldir, bir prensese göre krallığın çıkarı kendisinin çıkarıdır.'' Zend de bir nefes verdi. Yuna Pounz Krallığı'nı güçlendirmek konusunda epey kararlı gibi görünüyordu, ama bunun sebebi sadece krallığın prensesi olması değildi. Onun kişiliği böyleydi, sonuçta Berinne de Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesiydi, ama Renkli Yıldırım'ı güçlendirmek konusunu bu kadar kafasına takmıyordu. Kim bilir, belki de bunun sebebi Renkli Yıldırım Krallığı'nın zaten güçlü olmasıydı...
''Hadi ama, her şeyi Pounz için düşünmüyorum. Pounz'un insanları için de düşünüyorum, kendim için de düşünüyorum. Pek çok şey için düşünüyorum: ağabeylerim, babam, tanıdığım herkes... Senin yaşaman, aklıma getirdiğim her şeye yararlı olacakmış gibi görünüyor. Bu yüzden senin ölmeni istemiyorum yani, yanlış anlaşılmasın, senin yaşamandan çıkarı olacak tek şey Pounz Krallığı'nın kendisi değil, hahahaha...'' diyerek gülen, Zend'in gözlerine bakan ve sessiz bir şekilde konuşmasını sürdüren genç kız, bunları söylerken; aslında bir süre sonra babasının kalbini söküp alacak olan kişiyle konuştuğunun farkında değildi... Bilmiyordu kızcağız, bilmediği, babasıyla ilgili de, Zend ile ilgili de bir sürü şey vardı...
***
Zend Dustin'in odaya girdiğini görmesiyle birlikte, Yuna'ya veda ederek evin içerisinde bir tur yapmak için fırsat kollamaya başlamıştı bile. Onu gören, Fozre Ailesi'ne dahil olmayan kişiler olmuştu. Ancak Zend'i hemen tanıdıkları ve onunla uğraşmanın başlarına bela açabileceğini öğrenmiş oldukları için, hiç konuşmadan, selam dahi vermeden belalı birinin yanından geçiyormuşçasına yürüyüp, onu atlatmışlardı. Halbuki Zend hiç de belalı biri değildi, o fazlasıyla sevecen ve iyi biri olarak görüyordu kendisini. Sonuçta kendisine kötülük yapmayana karşı asla kötülük yapmak gibi bir düşüncesi olmuyordu. Kendisine nasıl davranılıyorsa, o şekilde karşılık veriyordu genç adam. Kendisine iyi davranan birine karşı bir melek gibi, kendisine kötü davranan birine karşı ise bir şeytan gibi oluyordu!
Bu, onun hayattan anladığı net şeylerden biriydi zaten. Sana iyilik yapana daha fazla iyilikle karşılık ver, kötülük yapana ise, onun sana yaptığından daha fazla kötülük yap!
Evin içerisinde gözlerini gezdirdi Zend, ıssız görünümlü yerleri kullanmayı planlıyordu. Ancak hızlı bir şekilde yürürse dikkat çekerdi, bu yüzden yavaş yavaş, başka şeyleri inceleyerek hareket etmeyi tercih ediyordu şu anda. Elbette bu da, hareket hızını oldukça düşüren bir şeydi. Normal bir tempoda yürüyerek bir dakika içerisinde ulaşacağı yerlere, bu şekilde en erken iki dakikada ulaşabiliyordu. Ama yine de sorun yoktu, çünkü riske atmaktan daha iyiydi bu.
''Efendi Zend, acaba malikanenin içinde kayıp mı oldunuz?'' Zend bir koridorda, duvara asılmış bir tabloyu inceliyor rolü yaparken yan taraftan biri çıkmış, ona seslenmişti. ''Bu arada, ben Ankoa Fozre. Fozre Ailesi'nin lideri olan Vosu Fozre'nin kardeşi Saron Fozre'nin çocuğu, yani liderin yeğeni oluyorum, memnun oldum.'' diyerek gülümsemişti Zend'e yavaşça. Ancak sesinde bastırılmış, gizli tutulmuş bir öfkenin varlığı hissedilebiliyordu...
Zend yavaş bir şekilde kafasını kenara çevirerek kendine seslenmiş olan gence baktı. Bu yüzü sanki tanıyor gibiydi... 'Hah, bu çocuğun yüzünü Chibui'de görmüştüm sanırım,' diye geçirdi içinden. 'ancak tabii ki bu imkansız, çünkü Chibui'de, Fozre Ailesi'nden gelmiş olan bir asil canlı kalmamıştı, hepsini ustamla birlikte öldürmüştük. Herhalde bu, öldürdüğüm asillerden birinin kardeşi falan...' diye düşünmeye devam ederken, ağzını araladı. ''Yok yok, Kardeş Ankoa. Sadece lavaboya nereden gidildiğine bakıyordum ve giderken, yolumun üstünde bu tabloların olduğunu gördüm. Epey ilgimi çektiler de, onları inceliyordum biraz.'' Zend küçük bir gülümsemeyi oturtmuş olduğu yüzü ile birlikte, usulca konuştu. Buraya kadar gelirken gördüğü yerleri, çoktan kafasındaki bir kağıda çizmişti bile. Bu kağıt, kısa bir süre sonra Fozre Ailesi'nin malikanesinin ilk katının bir haritası olacaktı...
''Demek öyle...'' diye, gülümseyen bir yüzle konuşmasını sürdürdü Ankoa. Karşısındaki kişi, Ankoa'nın öz kardeşlerini birkaç yıl önce Chibui'de öldürmüş olan biriydi... Üstelik bu yetmezmiş gibi, bir de Ovaur'u öldürmüştü... Yani böyle tahmin ediyorlardı, buna dair bir kanıtları yoktu; ancak Lord Vosu da, Kral Dustin de bu şekilde düşünüyorlardı. Bu iki adam kolay kolay yanılmazdı, henüz kimse bir kanıta sahip değildi, ama Ankoa bundan emindi... Tabii söyleyeceği bir şey yoktu, yapabileceği bir şeyin de olmadığı gibi. Şu anda karşısındaki kişi, sinir bozucu bir şekilde korunuyordu. Beyaz Taç, onun zarar gördüğü yerdeki her şeyi yok ederdi muhtemelen. Çünkü on yedi yaşındayken on beşinci olmayı başarmış biri olarak, bu kişi Beyaz Taç için oldukça değerliydi. Üstüne üstlük, onu koruyan bir de Gri Engerek vardı. Bu da demekti ki, bu gencin arkasında sadece Beyaz Taç yoktu, Beyaz Taç'a ek olarak Avcı Bıçağı ve Astraclar da vardı. Astraclar bağımsız bir topluluk olduğu için Zend'e zarar verenlere Gri Engerek'in isteği doğrultusunda hareket etmeyerek saldırmasalar dahi, sadece Beyaz Taç ve Avcı Bıçağı, Ankoa'nın Fozre Ailesi'nin üstünden geçmek için fazlasıyla yeterliydi. Bunu da boş verse bile, Ankoa'nın şu anda Zend'e karşı çıkamamasının çok basit bir sebebi daha vardı: Zend ondan küçük olsa bile, ona göre çok daha fazla bir güce sahipti... Ovaur'un gücü Ankoa'nınkini birazcık geçiyordu, aralarında çok bir fark yoktu ancak bu genç adam, Dustin ve Vasu'ya göre onu tek saldırıda öldürmüştü... Öyleyse Ankoa'nın ona karşı bir zafer kazanabilmesi mümkün müydü ki? ''Buyurun, size lavaboyu göstereyim.'' diye, öfkesini içine gömerek konuşmak zorunda kalmıştı, tüm bu sebepler yüzünden, Ankoa...
***
1860
Magnec