Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

257. Bölüm Fozre Ailesi 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

  ''Ayrıca unutmayın, artık uçmak için kuş olmak gerekmiyor.'' Zend'in Kral Dustin'in gözlerine bakarak söylediği kelimelerin ardından birkaç saniye boyunca ortama hakim olan bir sessizlik vardı. 

''Demek askerlerimi yetersiz buluyorsun, ha?'' Dustin'in yüzü hala soğuk bir şekilde ifadesizdi. ''Eh, doğru söze ne denir?.. Sonuçta henüz on yedi yaşındaki bir velede yenilen kişi, bir Kraliyet Askeri idi. Üstelik onu öldüren kişinin de askerlerimi yetersiz bulma hakkı olmalı, bu yüzden bu söylediklerin konusunda bir şey yapmayacağım.'' diyerek konuşmasına devam ederken, Zend'in yüzüne bakmaya devam ediyordu yaşlı adam. 

''Evet, Pounz halkından biri olarak kralımızın anlayışlı biri olduğunu görmek beni mutlu etti.'' Zend gülümsemesini sürdürmüştü.

''Elbette bu, Ovaur Fozre'yi öldüren kişinin sen olduğunu düşünmemi engellemiyor. Hatta bu konuda böyle düşünmemin asıl sebebinin de bu olduğunu söyleyebilirim, sonuçta sen, o gün Ranfan senin bunu yapmaya gücünün yetmeyeceğini söylediği zaman itiraz etmemişsin. Direkt olarak kabul etmişsin, bu da senin aslında o durumdan kaçmak için bir şeyler yapmaya çalıştığını gösteriyor. Eğer gerçekten onu öldürmemiş olsaydın, insanların tüm gücünü bilmesini sağlayarak konuşurdun. Doğruları söylemek olurdu amacın, gücünü gizlemek olmazdı. Biraz önce söylediğim olaydaki gibi, Ranfan'ın bunu yapmaya gücünün yetmeyeceğini söylediği zaman itiraz ederdin ve bunu yapacak güce sahip olduğunu, ancak bunu yapmadığını söylerdin. Eğer böyle yapmamışsan, bunun bende düşündürdüğü tek şey senin aslında sadece o an durumdan sıyrılmaya çalışıyor olduğundur.'' Kral Dustin Fozre Malikanesi'ne doğru yürümeye devam ediyordu, Zend de onun hemen yanındaydı. Prenses ve prensler ise biraz daha arkada kalmıştı. 

''Kral Dustin, biraz yanlış anlamışsınız gibi görünüyor.'' Zend samimi bir şekilde konuşmaya devam ediyordu. ''Benim o gün Ranfan Güneş ile Aena Fungyuo'nun söyledikleri şeylere itiraz etmememin basit bir nedeni var, onlar benim gücümün bu cinayeti işlemeye yetecek kadar fazla olduğunu söylediği zaman bunu onayladım; çünkü gerçekten de öyleydi.'' diye konuşmaya başlayarak, arkasına doğru baktı yavaşça genç adam. Prens Fintan ile birlikte diğer prens ve Yuna, sessiz bir şekilde, ikilinin konuşmasını dinliyorlardı. Zend göz ucuyla onlara bir bakış attıktan sonra konuşmasını sürdürdü. ''Eğer Ovaur Fozre'yi öldürecek güce elbette sahiptim, evet, ancak olay bu değildi. Ovaur Fozre korkunç bir şekilde öldürülmüştü, tüm kemikleri etrafa saçılmıştı ve düştüğü yerde adeta bir çukur oluşmuş, içi de kanla dolmuştu. Benim tarzım bu şekilde değildi en başta, eski altmış beşincinin de, Lurgus Nata'nın da kafalarının kesilerek öldürüldüğünü gördünüz, değil mi? Benim Ovaur Fozre'yi tek saldırıda o hale getirebilmemin pek bir olasılığı yok, haksız mıyım?'' diyerek, gülümseyen bir yüzle Dustin'e bakmıştı. Normalde karşısındaki adamın epey ezici bir otoritesi vardı, o konuşurken bunu hissedebiliyordu. Muhtemelen o adam da Zend ile konuşmaya başladığında, onun psikolojik olarak zayıflamasını bekliyordu. Ancak böyle bir şey olmamıştı, çünkü Zend'i sadece konuşması, iradesi ile ezebilecek biri değildi Dustin. O manyak adamdan sonra, Zend'in bu şekilde küçük şeylerle mücadele edemeyecek kadar zayıf bir iradesi olması mümkün müydü ki?

''Onun tek saldırıda bu hale getirildiğine dair, çocuklarım bana bir şey söylememişti.'' Dustin, bir açık bulduğunu Zend'e hissettirmeye çalışarak konuştu. ''Elbette bu doğru olabilir, bunu bilmenin nedeni de aslında onu tek saldırıda öldürmüş olman olabilir mi?'' diye sordu, duygusuz bir şekilde.

Zend hafifçe gülümsedi, çünkü Dustin'in aslında bir açık bulduğu da yoktu, sadece açık yaratmaya çalışıyordu. Dustin'e daha önce Prens Fintan Dustin'e bu cinayetin büyük ihtimalle tek saldırıda işlenmiş olduğunu söylemişti, çünkü o gün bunun üzerinde durmuşlardı. Yani gerçekte, Kral Dustin'in tek saldırı olayından kesinlikle haberi vardı. Onun böyle söylemesinin nedeni, Zend'i iyice hata yapmaya itmeye çalışmasıydı. Zend'in bir anlığına düşünmeye çalışırken duraksamasını istiyordu, çünkü eğer cinayeti işleyen kişi o ise, Dustin'in bu tek saldırı meselesine değinmesiyle birlikte birazcık bekleyip o günü aklından geçirmeden önce konuşmazdı. 'Acaba gerçekten de tek saldırıdan bahsedilmemiş miydi?' diye düşünmek için bir süre sessiz kalırsa, katil olduğunu Dustin'e direkt olarak itiraf etmiş olacaktı. 

Zend Dustin'in konuşmasının hemen ardından söylemeyi çoktan planlamış olduğu şeyleri ağzından çıkartmaya başladı, beklememeye özen gösterdi. ''Kral Dustin, sanırım çocuklarınız size bir bilgiyi vermeyi unutmuş... O gün Ovaur Fozre'nin yalnız kalması yalnızca birkaç saniyeyi bulmuştu, onun şoföründen aldığımız bilgilere göre, arkadan cam kırılma sesi geldikten sadece birkaç saniye sonra, sürücü aşağı inip Ovaur'un cesedi ile karşılaşmıştı. Yani olan biten her şey, en fazla beş saniye sürmüştü. Bu sürenin içerisinde Ovaur'un kılıçlarını çıkarması için zamana sahip olduğunu da düşünürsek eğer, saldırı ya iki saniyede ya da üç saniyede gerçekleştirilmiş olmalı. Bu süre içerisinde, öyle ezici bir saldırının birkaç kere yapılmış olabileceği tamamen mantıksız olurdu. Ayrıca katil sadece bir saldırısı ile Ovaur Fozre'nin kılıçlarının ikisini de kırmış. Bunu onun cesedine ve pozisyonuna bakan, eline kılıç ya da büyü kitabı almış herkes anlamayı başarabilirdi. Onu öldürdüğü saldırıdan önce başka bir saldırı daha yapmış olsaydı, o saldırıda en azından Ovaur'un birkaç kemiğini veya bir kılıcını kırmayı başarırdı. Biz oraya gelene kadar ordan kaçmayı başarmış, üstelik kaçarken de Aena Fungyuo'yu bir saniyeden bile kısa bir sürede atlatmış birisinin, Ovaur Fozre'ye hız olarak yetişemeyip de bir saldırıyı ıskalamış olacağı herhangi bir şekilde mantıklı olarak görülemez, değil mi? Bunları çocuklarınızın da anlamış olduğunu düşünüyorum, epey basit şeyler çünkü. Yani sadece bahsetmeyi unutmuş olmalılar.'' Rahat bir şekilde konuşurken Dustin'in gözlerinden gözlerini ayırmayan genç adam, herhangi bir panik belirtisi göstermemişti yine. Üstelik düşünmek için bile beklememişti o anda.

Zend bu şekilde sakince anlatmış olsa da, Dustin'in düşüncesi pek değişmiş gibi görünmüyordu. Kararlı bir adam olduğu açıktı, Zend, onun mantığını oldukça takdir etmişti. Çünkü söylediği şeyler baştan sona doğruydu, tam olarak durum oydu aslında. Zend'in, onun söylediklerinin doğruluğu ile ilgili bir şeyi belli etmesi için de gözlerini onun yüzünden çekmemişti. Zend'e Ovaur Fozre'yi öldüren kişinin o olduğunu söylediği zaman gencin yüzünde bir mimiğin oynamasıyla bile, gerçekten de katilin o olduğuna dair bir kanıt bulabilirdi kendi kendine. Bunu diğerlerine ispat etmesi imkansız olarak devam ederdi, ama Zend'in hareketlerinin kendisini ele vermesini sağlardı Dustin'e karşı. Ancak Zend herhangi bir şekilde bir belirti göstermemişti, seğiren bir göz, hafifçe öfkelenme, panikleme ya da kaçınmaya çalışma görülmemişti Zend'de. Dustin buna bakarak, Zend'in ya gerçekten suçsuz olduğunu ya da kendine hakim olma yeteneğinin inanılmaz derecede iyi olduğunu düşünmüştü. Düşüncelerine göre, Zend gerçekten de suçluydu. Şu anda da hiçbir şey belli etmediğine bakıldığı zaman, onun ciddi anlamda tehlikeli biri olduğunun direkt olarak farkına varmıştı Dustin. Bu genç adam eğer kendi yüzünü istediği gibi kontrol edip, değiştirebiliyorsa, hiç gücü olmasa bile herhangi birine epey sorun çıkarabilme niteliğine sahip olurdu. Onun bir de bu yaşına rağmen son derece güçlü olduğuna bakılırsa... 'Muazzam bir ikili, bir vücutta bir araya gelmiş...' diye geçirdi içinden Dustin. 'Hem on yedi yaşında olmasına rağmen krallığın en güçlü on beşinci kişisi olmayı başarmış, daha önce Pounz'da eşi benzeri görülmemiş bir dahi, hem de yüzüne kendi istediği rengi verebilme yeteneğine sahip olan biri bu karşımdaki çocuk... Ona çok, çok fazla dikkat etmek gerek...' diye düşünmeye devam ederken, konuşmaya başladı. ''Eh, doğru doğru, bahsetmişlerdi. Şimdi aklıma geldi, kusura bakma, unutkan bir adamım ben... Bir Kraliyet Askeri'ni, üstelik bir Ruh Şövalyesi olan bir Kraliyet Askeri'ni öldürmeyi başarmış olan birinin, tek saldırıda Ovaur Fozre'yi o hale getirebileceğini düşünüyorum ben, Nata'nın gücünü daha önce görmüş olduğum için bu şekilde konuşabiliyorum. Lurgus daha farklı yollardan da olsa, Ovaur Fozre'nin başına gelen şeyi birkaç saniyede ona yapabilirdi, daha sonra da direkt kaçabilirdi, bu onun için çok zor olmazdı. Onu öldürmüş olan kişinin de, yani senin de bunu yapabileceğine hiç şüphem yok... Tabii, seni bu yaptığından dolayı suçlayabilecek de değilim. Sonuçta sen muhtemelen çoktan Renkli Yıldırım Krallığı'nın desteğini aldın, değil mi? Prenses Berinne ile geldiğini duyduğum an bunu anlamalıymışım aslında... Bunu bir kenara bıraksak bile, benim daha senden yeni haberimin olmasına rağmen sen çoktan Beyaz Taç'ı ve Gri Engerek'i arkana almışsın, eğer öyle olmasaydı şu anda seni krallığın emri altına girmek için zorlamaya çalışabilirdim; gerçekten kurnaz biri olduğunu kabul ediyorum. Aynı şekilde, Pounz'da Tou'dan sonra kısa süre içerisinde bir dahinin daha ortaya çıktığını da kabul etmem gerekiyor galiba.'' dedi ve Zend'in gözlerine baktı. ''Hem de ondan daha büyük bir dahinin.''  

'Bu ne güzel bir tuzak böyle...' Zend, Kral Dustin'in konuşmasını duyduğu anda hızlıca aklından geçirdi... 'Demek Ruh Şövalyesi, ha? Bu adamın, Lurgus Nata'yı öldürenin ben olduğuma dair de şüpheleri var galiba... Gerçekten tehlikeli biri, araya sıkıştırdığı iki tane kelimeye dikkat etmeseydim muhtemelen üzerimdeki düşünceler epey değişebilirdi... Bu adamın, şansıyla kral olmadığına şüphe yok.' diye düşünmeye devam ettikten sonra, sakin bir şekilde konuşmasını sürdürerek, gözlerini, şaşırmışçasına birazcık genişletti. ''Lurgus Nata bir Ruh Şövalyesi miydi? Benimle savaşırken bir Ruh Silahı kullanmamıştı da... Sanırım on yedi yaşındaki birine karşı Ruh Silahı'nı kullanmamış, adaletli bir savaş yapmak istemişti... Vay be, şimdi ona daha da çok hayran oldum.'' diye konuşurken, içinden geçirdiği başka şeyler de vardı elbette: 'On beşinci olduktan sonra Lurgus Nata'yı derinlemesine araştırmamın bana ileride yararlı olacağını biliyordum, hehehehe...' 

''Ah,'' diyerek bekledi bir saniye kadar Dustin. ''karıştırmışım, Ruh Şövalyesi olan Hanren idi. Onun epey yakın bir arkadaşı, hep birlikte takılırlardı da; aklımda böyle kalmış herhalde...''

''Hahahaha, Kral Dustin, gerçekten de çok şakacısınız.'' Zend, Dustin'in hiçbir tuzağına düşmemiş olduğu için keyifliydi. Gülerek konuştuktan sonra devam etti: ''Ancak, yanıldığınız bir nokta var... Ben zaten Renkli Yıldırım Krallığı'nda ya da başka bir krallıkta olmak istemiyorum, ben Pounz'da büyüdüm ve Pounz'da yaşamayı düşünüyorum, yani beni krallığın emrinin altına girmek için zorlamanıza gerek yok, emirlere çok iyi uyabilir miyim bilmem, ama ben zaten Pounz Krallığı'nı güçlendirmek için çalışacağım. Hatta kısa bir süre içerisinde bir Kraliyet Askeri olmak için de başvuru yapmayı düşünüyordum...'' diye konuşurken, Dustin'e bakarak yavaşça gülümsedi tekrardan. Söylediği şeylerin, arkasından yürümeye devam eden Prenses Yuna'nın yüzünde bir şaşkınlık ifadesinin oluşmasını sağladığını fark etmişti, gözlerinin ucuyla arkasını da kontrol ediyordu bir yandan. Çünkü prenslerin nasıl düşündüğünü görmesi önemliydi onun için, aynı şekilde prensesin de.

''Oh, demek öyle.'' Kral Dustin'in yüzünde hafifçe şaşkınlık taşıyan bir ifade oluşmuştu. ''Öyleyse çok güzel...'' diyerek devam etti. ''Bu dediklerini kabul edip, Ovaur'u öldürenin sen olmadığını düşünsem dahi, neden burada olduğunu hala cevaplamış değilsin. Sen onunla yakın biri değildin, daha ilk karşılaşmanızdı ve gün içinde seni dövmüştü. Taziye için gelmiş olamazsın, haksız mıyım?'' diyerek, soğukluğundan hiç ödün vermeden konuşmasını sürdürdü.

''Öyle demeyin Kral Dustin, Ovaur Fozre'nin ölümü, beni nasıl üzdü, nasıl etkiledi tahmin bile edemezsiniz...'' Zend yüzüne hüzünlü bir ifade yerleştirdiği anda, konuşmaya başladı yavaş ve sessiz bir şekilde.

***

1624