Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

252. Bölüm Kadim Kaplan (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

"Su getirin şuna." Zend yumruğuyla birlikte bayılmış, Kadim Kaplan'ın binasının içerisinde öteki tarafa doğru uçmuş olan adamı geri getirmiş, yere bırakmış ve konuşmuştu. "Tek yumruk vurmuştum sadece ama bayıldı." diye devam etti. Zend'in böyle hedefleri yenmek için ihtiyacı olan tek şey, ona yaklaşabilmesiydi. Onun yakınına ilerledikten sonra, Ranon'un geçmişte ona verdiği, Ağır Kılıç'ı kullanabilmesine imkan tanıyan teknik sayesinde kazandığı büyük bir güç ile birlikte savurduğu yumruğu, direkt olarak rakibin bedeni ile temas ettiği takdirde, karşı tarafa büyük bir hasar veriyordu anında. Çünkü Zend, şu anda seviyesine bakıldığı zaman sahip olması gerektiği güçten çok daha fazlasına sahipti. Üstelik bundan önce de Vuruş Süngeri'ni kullanarak savaşmış olduğu için zaten yaşıtlarına göre daha fazla bir güce sahipti, bir de Chibui Dağı'nda Ranon sayesinde muazzam derecede fiziksel güç kazanmıştı, artık fiziksel güç olarak bakıldığında ciddi anlamda epey yukarıdaydı, Pounz'da böyle bir sıralama yapılsaydı, muhtemelen Zend en üstlerde olurdu.

Tabii şu anda bilincini kaybetmiş olan Padolf'u gören kişiler, Zend'e şok içinde bakmışlardı bir an. Çünkü hiçbiri, Zend'in bir vuruşla Padolf'u bayıltmış olmasını beklemiyordu. Beyaz Taç'tan Zend'e destek olmak ve onu korumak için gelmiş olan kişiler de dahil... En azından Zend'in biraz mücadele edeceğini düşünmüşlerdi, bir kavga çıkması halinde. 

Aynı zamanda, Gensaze de Pantav'ın yanından Zend'e bakarken, yaşlı adamın söyledikleriyle birlikte daha da şaşırmıştı. ''Kral Modu'nu kullanmamış mıydı?'' diye konuşarak, gözlerindeki inançsızlığın belirtisi iyice artarken Zend'in üzerinden gözlerini ayırmayı başaramamıştı. ''Öyleyse bu gücü nasıl elde etti? Seviye atlayarak, şu ana kadar en fazla yüz kiloluk bir güce sahip olabilmiş olmalı... Kendi çalışmasını da işin içine katsak bile, on yedi yılda ne kadar ek çalışma yapmış olabilir ki? En fazla bir yüz, hadi iki yüz kiloyu da oradan kazanmış olurdu... Yani şu anda sahip olabileceği maksimum güç miktarının üç yüz kilo olması gerek! Ancak onun tek yumrukla verdiği hasara bakınca, o yumrukta kaç kiloluk güç olduğunu bile anlayamıyorum!'' diye şaşkın bir şekilde konuşurken, yan tarafında olan Pantav'a göz ucuyla bakmıştı.

''Heh, gerçekten de inanılmaz... Demek aslında bu kadar güçlüydü o genç adam... Kral Modu'nu henüz aktifleştirmemiş olmasından bahsetmiyorum bile. Eğer o sana bir yumruk atarsa, şüphesiz ölürsün. Kadim Kaplan'ın en güçlü ilk on üyesinden birinin, yediği bir yumruktan sonra nasıl bir hale düştüğüne bak... Herif resmen bayıldı. Üstelik Padolf, bünyesi oldukça kuvvetli olan biriydi, yani kolay kolay bayılmaması gerekiyordu. Buna rağmen, Zend'in karşısında sadece birkaç saniye durmayı başarabildi. Aslında şu an gördüklerimiz normal, zaten Zend'in böyle bir güce sahip olmaması saçma olurdu. Daha doğrusu böyle bir kozu olmaması saçma olurdu, sonuçta onun Siyahlar'da on beşinci olmayı başardığını hepimiz biliyoruz... Fakat şu gördüklerimizle, onun, şansıyla on beşinci olmayı başarmadığını görmüş olduk. Onun gücü gerçekten de sözde değilmiş... Gerçekten, iyi ki bizim tarafımızda. Şu an gözlerimizin önünde duran genç adamın düşmanı olsak, sonumuz nasıl olurdu acaba? Şimdi olmasa bile, şu anda bu güce sahip olmayı başarmış birinin bir beş ya da on yıl sonra nelere sahip olacağını bir düşün, o zaman ona rakip olmuş olsaydık ne olurdu? Beyaz Taç'ta olduğumuz için çok şanslıyız.'' Yaşlı adam Pantav, Zend'e bakarken yanındaki Beyaz Taç kardeşlerinin duyabileceği bir şekilde konuşmuştu. 

Birkaç saniye içerisinde, Beyaz Taç üyelerinden biri bir miktar su getirerek, yerde baygın bir şekilde yatmayı sürdüren Padolf'un üstüne dökmüştü. Suyu döktükten sonra geriye çekilen orta yaşlı adam, Zend'in şu anda sahnede olduğunu bildiği için bir şey söylemeye gerek duymamıştı. Sanzirna ise dikkatli bir şekilde izliyordu genç adamı, tetikteydi. Eğer birisi gizliden gizliye Zend'e saldıracak olursa hemen harekete geçecek ve onu koruyacaktı. Efendisi Lazel'den aldığı emir böyleydi sonuçta...

Padolf, üzerine dökülen suyla birlikte derin bir nefes aldı aniden. Kendine getirilmişti ve neler olduğunu tam olarak anlayamamış olduğu, yüzünden anlaşılıyordu. Daha sonra hafifçe afallayarak ayağa kalkmaya çalıştı ve gözlerini kırpıştırarak Zend'e baktı. ''Ne...'' diye mırıldandı sessiz bir şekilde. ''Ne oldu bana?'' 

''Bir yumruğumu yedin,'' diyerek ona yaklaştı Zend. ''korkak sokak faresi... Tek saldırımda bayılmasaydın bari... Belki de birer fare olduklarını düşünerek, hemen her Kadim Kaplan üyesini gözümde büyütmüşüm.'' 

''Bu imkansız!'' diyerek, yumruğu yediği bölgeye baktı Padolf. Zend'in yumruğunun ona doğru yaklaştığını gördüğünü hatırlıyordu, onu durduramamıştı demek ki... Normaldi, o an en güvendiği tekniklerinin neredeyse hiçbirini kullanmamıştı, ancak yediği bir yumruktan sonra böylesine bir zarar almış, bayılmış olması onu inanılmaz derecede korkutmuştu... İç organlarından gelen kan ağzına metalik bir tat veriyordu, tek saldırı yemiş olmasına rağmen, vücudunun iç kısmında büyük bir hasar oluşmuştu. 'Sadece bir vuruşuyla bana bunu yaptı mı gerçekten de?' diye kendi kendine büyük bir korkuyla birlikte konuşan adam, Zend'e bakarken gözlerinin içindeki ürpertiyi belli ediyordu herkese. 'Yoksa... Bu çocuk, harbiden Lurgus Nata'yı eşit bir savaşta öldürmüş olabilir mi?' diye sorarken içindeki korku iyice artmaya devam ediyordu. Çünkü şu ana kadar hiç ciddiye almamış olduğu genç adam, karşısındaki Kadim Kaplan üyesinin kendisi hakkında düzgün düşüncelere sahip olmasını, sadece birkaç saniye içerisinde, tek yumruğu ile sağlamıştı... Şu anda gerçekleşiyor olan, Padolf'un daha önce gerçekleşmesine zerre kadar bile ihtimal vermediği bir olaydı. Ama oluyordu işte, şu anda, Padolf sarsıcı bir şekilde anlamıştı ki, tek saldırısıyla bayılmasını sağlayan bu genç adam, hakikaten on beşinci sıraya hakkıyla ilerlemeyi başarmış, Pounz'un geçmişte hiç karşılaşmamış olduğu bir dahi olabilirdi... 

''İmkansız olsaydı bunlarla karşılaşmamış olurdun.'' diye konuştu soğuk bir şekilde Zend. Daha sonra da adamın yanına doğru ilerleyerek, henüz yerden kalkamamış olan adamı göğsü yere gelecek şekilde çevirdi bir çırpıda. ''Bakalım, benim eşyamı çalmamın bedelini öderken ne kadar dayanabileceksin...'' diyerek konuşmasını sürdürdü ve adamla kafaları aynı yöne bakacak şekilde, onun sırtına oturdu. Ardından bir ayağıyla sol eline bastı, sağ elini de kıvırıp kendine doğru çekti.

Bu sırada etraftakiler ne yapacağını bilemeyerek, birinin duruma müdahale etmesini bekliyordu. Kadim Kaplan'ın üyeleri bu durumdaydı tabii ki, Beyaz Taç'tan gelmiş olanlar, şaşkın bir şekilde de olsa keyifle Zend'in gösterisini izliyordu.

Zend kısa bir süre içerisinde Kadim Kaplan'ın lideri gibi bir şeyinin gelip duruma müdahale edeceğini tahmin ediyordu. Bu yüzden işini çabuk halletmesi gerekiyordu, yaptığı ilk saldırıda gücünün neredeyse tamamını kullanmış olduğu için şu anda Padolf'un kendine olan güveninin tamamını kırmış ve onun iradesini yok etmişti, bu yüzden kendisine karşı direnmeyecekti bile muhtemelen bu adam. Zend onun üstüne otururken bu şekilde karşı çıkmaması da bunun bir kanıtıydı. Zend'in o saldırıdakini gücünü gördüğü anda, onun gerçekten de on beşinci olduğuna ikna olmuş olmalıydı. Zend'in hareketlerine karşı çıkmamasının başka nasıl bir nedeni olabilirdi ki? Biraz önce o adam fazlasıyla kendine karşı bir güven taşımıyor muydu, eğer Zend ile savaşabileceğini düşünseydi, şu anda, Kadim Kaplan'ın, yani kendi evinin içerisindeyken bunu kesinlikle yapardı.

Yani, aslında zihinsel olarak zaten Zend çoktan galip gelmişti. Adam mağlubiyeti kabullenmişti...

''Demek benim eşyamı çalıp da kazandığın parayı harcadın, öyle mi?'' diye sordu Zend, aynı zamanda adamın sağ elinin baş parmağını, kendi elinin avuç içine alarak tüm gücüyle sıktı. 

Adamın bağırışı, tüm binanın içerisinde yankılanmıştı... Kadim Kaplan'ın üyeleri korkuyla donmuş, hareket etmeyi bile başaramamıştı şu anda. Şu anda kendi üyelerine saldırmış olan kişinin hem Siyahlar'da on beşinci, hem Gri Engerek'in temsilcisi, hem de bir Beyaz Taç üyesi olduğunu bildikleri için, ona karşı bir itirazda bulunmaya dahi cesaret edememektelerdi. İlk on beşin içerisine girmeyi başarmış birine karşı ettikleri itiraz da ne kadar geçerli olurdu ki? Güçlü olan taraf Zend'di, onları dinlemek zorunda olmazdı. Ona saldırırlarsa da, arkasındaki Beyaz Taç üyeleri gerekeni yapardı... Onlar olmasa bile, buradakiler tam olarak uyumlu bir şekilde birleşerek saldırmadığı takdirde Zend'in yenilmesi pek kolay olmazdı. Ondan önceki Kraliyet Askeri'ni, yani Lurgus Nata'nın burada bu hareketi yaptığını düşündükleri zaman, kimsenin şu anda Zend'e karşı gelemeyeceğini daha iyi anlıyorlardı. Çünkü Lurgus Nata, kılıç üzerinde hakimiyet konusunda adeta seviye atlamış biriydi, bir Kraliyet Askeri idi o! Eğer Kadim Kaplan'a girip de birini öldürmek istiyorsa, bunu kesinlikle yapabilirdi... Şu anda Zend'i pek güçlü olarak görmeyen, saldırmayı aklından geçiren Kadim Kaplan üyeleri, Lurgus Nata'yı birkaç saniye düşünmesiyle geri çekilmeye başlamıştı anında. Çünkü Lurgus Nata'ya karşı kazanamayacaklarını biliyorlardı, Lurgus Nata'yı öldürmüş olan birine karşı mı kazanacaklardı? Üstelik bu kişi, Kadim Kaplan'ın ilk onunda olan Padolf'u öyle bir ezmişti ki, adam şu an acı çekiyor olmasına rağmen Zend'e karşı gelemiyordu...

Bu kişiye nasıl müdahale edebilirlerdi? Böyle bir imkanları yoktu... Sadece, içlerinden, Kadim Kaplan'ın liderinin bir an önce gelmesi için dua ediyorlardı. Ayrıca Kadim Kaplan bir suikastçi topluluğuydu, buradaki en nitelikli kişiler bile, aynı seviyede olduğu bir savaşçıya karşı kazanmayı başaramazdı. Onların amacı, ağırlıklı olarak suikastte gelişmekti sonuçta... Daha çok hırslarını saklayarak, gece çöktüğü zaman intikam almaya giderlerdi.

''AH!'' Adam, sağ elinin işaret parmağının da kırılmasıyla birlikte bir kere daha sesli ve uzun bir şekilde bağırdı. Ona kimsenin yardım etmediğini gördükçe daha da umutsuzlaşıyordu, onları suçlamıyordu elbette; bu normaldi, kendisi olsa kendisi de bu durumdaki birine yardım etmezdi. Kadim Kaplan'ın ana binasında bile böyle bir işkenceye maruz kalabiliyordu... İşte bu, gücün gerçek etkisiydi... Her şeyi bununla birlikte başarabilirdin, Kadim Kaplan gibi kesinlikle güçsüz olmayan bir topluluğun ana binasının içinde bile, bir üyesine bunu yapabilirdin... Kimse de seni durduramazdı.

''Tamam, dur, hepsini geri öderim!'' Padolf ürkek bir şekilde kafasını yana doğru çevirdi ve göz ucuyla Zend'e baktı. 

''Evet, ödeyeceksin.'' dedi Zend sesli bir şekilde. ''Ancak bu, cezalandırılmayacağın anlamına gelmez...'' diye konuşmasının hemen ardından, Padolf'un sağ elinin orta parmağını da kırdı. Üstelik bunu yavaş ve acı verici bir şekilde yapmaya dikkat ediyordu, bunun herkese ibret olmasını istiyordu. Böyle kişilerle uğraşmak istemiyordu çünkü, Zend'in yapması gereken şeyler vardı ve sırf onu kıskandığı için böyle hareketlerde bulunan kişilerle muhatap olmaya ayırabileceği vakti yoktu. 

''Ceza... Ceza nedir?'' diye sordu adam arkasına doğru dönmeye çabalamayı sürdürerek. Gözlerinden pişmanlık okunabiliyordu. İradesi gerçekten de ezilmişti... Şu anki haline bakarak, onun aslında biraz önce Zend'i aşağılarcasına konuşup, korkusuz bir şekilde Zend'e onun eşyasını çaldığını söyleyen adam olduğunu tahmin etmek şüphesiz imkansızdı.

''Parmaklarını ve ellerini kırmayı düşünüyordum, ama ayaklarını da kırabilirim, şimdi düşündüm de... Belki de kulaklarını kesmeliyim? Ne dersin, güzel bir fikrin var mı?'' Zend şeytani bir şekilde gülümserken, adamın ten renginin soluşu ile karşı karşıya kalmıştı... Kendisine geçtiği yıllarda o manyak adam tarafından yapılmış olan şeylerin yanında, aslında bu ceza resmen bir ödül gibi kalıyordu. Sonuçta onun iki kolunu ve bir bacağını keserek bir büyülü yaratık ile savaşmasını istememiş, ayaklarına tonluk ağırlık bağlayarak denizin dibinde köpek balığı şeklindeki bir büyülü yaratıktan kaçmasını falan beklememişti... Bir hayli merhametliydi zaten şu anda... 

***

1627