eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
251. Bölüm Kadim Kaplan (2)
Zend, kapı ile arasına henüz girmiş olan, kendinden daha büyük olduğu belli olan, ancak hala gençliğini yaşadığı, görünüşünden anlaşılan nöbetçinin önüne Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile giderek, gücünü çeyreğe kadar indirgedikten sonra bir yumruk attı!
Tabii bu saldırıyı bekliyor olan nöbetçi, Zend'in yumruğunun gittiği tarafa doğru, yani kendi vücudunun önüne, biraz önceden yapımına başlamış olduğu enerji kalkanlarını koymuştu. Hafifçe gülümserken, içerideki dostlarına seslenmek için ağzını açmıştı ki, Zend, nöbetçiyi, içerideki arkadaşlarına haber vermek için konuşma zahmetinden kurtarmıştı...
Çünkü yumruğu, nöbetçinin kendi önüne koyduğu iki enerji kalkanını parçalayarak geçmiş ve adamın karın boşluğunda patlamıştı, bu da onu kapıya doğru fırlatmış ve kapıyı sertçe açarak sesli bir şekilde içeriye girmesine neden olmuştu.
Zend buraya geldiği anda şiddete başvurduğu için kendine içten içe birkaç küfür savursa da, dışarıdan bir şey belli etmemeye dikkat ederek, içeriye girdiği gibi ona doğru gelen birkaç bıçağı direkt olarak sahiplerine geri gönderdi. ''Kime saldırdığınızı bilmeden bu kılıçları salladığınıza göre, ciddi anlamda cesaret sahibisiniz... Bu arkadaşınızın da önüme çıkacak cesareti kendinde bulduğunu gördükten sonra, sanırım Kadim Kaplan'dakilerin bire birde korkak birer sokak faresinden farksız olduğuna dair olan düşüncem değişti.'' diye konuştu Zend, üstündeki kapüşon ile birlikte yüzündeki kumaş parçasını çıkardıktan sonra. Geri yolladığı bıçaklardan bazıları, birilerine girmişti o an. ''Siz, birazcık cesareti olan sokak farelerisiniz.'' diye devam etti.
Direkt olarak karşısına birisi çıkmıştı genç adamın, uzun boylu ve ince bir vücuda sahip olan bir genç, Zend'e doğru yaklaşarak sesli bir şekilde konuşmaya başladı. ''Yüzüklerinizden anladığım kadarıyla Beyaz Taç'tansınız, Kadim Kaplan'ın ana binasına gelip birkaç adamımıza zarar verdikten sonra,'' diye konuşurken eliyle, Zend'in geri yolladığı bıçaklardan birinin eline girmiş olduğu bir adamı gösterdi. ''bize hakaret etmenizin amacı nedir? Savaş falan mı çıkarmaya çalışıyorsunuz yoksa?''
Zend karşısına dikilmiş olan adamın gözlerine doğru soğukça baktı bir şey söylemeden birkaç saniye boyunca. ''Ah ah, üzgünüm, biraz ortalığı karıştırdım sanırım... Sadece bu adamın burada olup olmadığını merak etmiştim, ancak nöbetçiniz bana düzgün bir cevap vermeyince biraz sert tepki verdim anlaşılan...'' dedi ve biraz önce yumruklamış olduğu, bilincini kaybetmiş olan nöbetçinin yanına doğru ilerledi, onu yerden kaldırmak için omuzlarından tuttu ve hafifçe sarstı. ''Kardeş, pardon, sana vurduğum için hatalıydım, beni affedebilirsin değil mi?'' Zend, birkaç kere bunu denedikten sonra adamın tepki vermediğini gördükten sonra pes ederek bıraktı. ''Evet, suçlu olduğumu kabul ettiğime göre bu adamın burada olup olmadığını söyleyebilir misiniz?'' diye konuşarak ayağa kalktı ve resmi, karşısındaki kişiye gösterdi.
Bu sırada, uzun boylu adam garip bir şekilde Zend'e bakmış, bir şey anlamamış gibi olan görüntüsüyle birlikte konuşmuştu. ''Bu Padolf, Kadim Kaplan'ın Pounz'daki en güçlü ilk on kişisi arasındadır, onunla bir sorununuz mu var?''
Zend bıkkın bir şekilde başını eğerken, bir nefes vermişti. ''Heh... Kardeş, neden Kadim Kaplan'daki kimse sorduğum sorunun cevabını vermemekte bu kadar ısrarcı? Onunla konuşmam gereken bir şey var, bu yüzden burada olup olmadığını bilmek istiyorum.'' diyerek konuşmasını sürdürdü ve kafasını tekrar kaldırdı.
''Buradayım, ne olmuş?'' Ana binanın salonunun iç taraflarından bir yerden, kalın bir erkek sesi yükselmişti. Daha sonra Zend'in daha önce bu parşömende görmüş olduğu yüzü taşıyan bir adam, Zend'e doğru yaklaşmaya başlamıştı. ''Ah, yoksa bu kişi Siyahlar'ın on beşinci kişisi olan Zend mi? Böylesine birinin benimle ne işi olabilir, birini öldürmemi mi istiyorsun yoksa? Eğer öyleyse, sadece bir görev için beni aradığını nöbetçiye söylesen yeterli olurdu...''
Zend mutlu ve tatmin bir yüz ifadesiyle ayağa kalktı ve kendine doğru gelmeye başlamış olan Padolf'a doğru baktı. ''Büyük Kardeş Padolf, ben de her yerde seni arıyordum...'' diye konuşarak gülümsedi.
''Evet, işte buldun. Uğruna buraya girip birkaç kardeşimi dövebilecek kadar ileri gitmeni sağlamış olan şey nedir?'' Padolf, Zend'in aksine tonundan kibrin anlaşılabileceği bir sesle konuşmaktaydı. Kendine oldukça çok güvendiği anlaşılabiliyordu. ''Üstelik bu kadar güçlü kişilerle birlikte, buradakilerin hemen hepsi epey güçlü elemanlar, değil mi? Ayrıca şu siyah saçlı olan da epey güzelmiş, buraya onlarla birlikte gelmene bakınca ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum. Yoksa ona bir şeyler öğretmemi falan mı istiyorsun, hahahaha...'' diye gülerek konuşurken, yine siyah saçlı, Zend'in arkasında durmaya devam ediyor olan Gensaze'yi göstermişti.
Zend göz ucuyla arkasına baktığında, o siyah saçlı kızın, Zend'in karşısındaki kişiye saldırmak için can attığını anlayabiliyordu. Ancak ona bir süre bekleyerek sabretmesi yönünde bir işaret yapmış, daha sonra tekrar önüne dönmüştü. ''Yanımdaki bir kişinin güzel ya da çirkin olması seni ilgilendirmez, Padolf.'' dedi hafifçe ciddileşerek. Padolf'un söylemleri Zend'in canını birazcık sıkmıştı aslında, normalde olsa Zend çoktan karşısındakine yumruğu basardı. Ama şimdi, daha büyük önceliklerinin olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden sakin bir şekilde beklemeyi sürdürüyordu genç adam...
''Oh, sadece şaka yapıyordum. Yoksa seni öfkelendirdi mi?'' diye sorarken, gülmeye devam eden Padolf Zend'i epey sinirlendirdiğinin farkına varsa da, çok bir korkuya sahipmiş gibi görünmüyordu.
''Her neyse, geçen günlerde bir satıcıdan bir torba dolusu yüzük almıştın, değil mi?'' diyerek, gülümsemesini tekrar yüzüne yerleştirmiş olan Zend direkt olarak konuya girmişti.
''Evet, ne olmuş?'' diye cevap vermişti Padolf. Yüzündeki kırışıklıklar, çirkin bir şekilde gülmeye devam ettiği zaman oldukça sinir bozucu olmaya başlamıştı... Ancak Zend, sakin bir şekilde beklemeyi sürdürüyordu. Yanındakileri tehlikeye atmayı istemediği için, ani bir şey yapmayı düşünmüyordu, özel bir durum olmadıkça.
''Onların tamamı benimdi, emanet ettiğim satıcının elinden alarak tamamına el koymuşsun, onları geri alabilir miyim? Bir tane bile eksik olmadan lütfen.'' diyerek sakinliğinden taviz vermeyen genç adam, yüzündeki gülümsemesini de korumuştu.
''Ah,'' diyerek elini çenesine götürdü ve düşünüyormuş gibi yaparak beklemeye başladı birkaç saniye boyunca Padolf. Daha sonra yüzünden gülümsemesini silmeden, ''o yüzüklerin sana ait olduğunu bilmiyordum, kusura bakma! Böyle durumlarda satıcıya ismini de söylemelisin ki, birisi gelip eşyalarına el koymasın. Ayrıca üzgünüm, o yüzüklerin hepsini dün satmıştım, ne yazık ki sana geri vermem imkansız...'' diye konuştu ve Zend'e bakarak sakalını sıvazladı.
''Demek satmıştın...'' diye konuştu Zend, hafifçe gülmeye devam ediyordu. ''Öyleyse onları geri getirebilirsin, değil mi? Ne kadar süreye ihtiyacın var?'' diyerek, barışı bozmadan devam edebileceği şekilde kurduğu planlarından birini devreye soktu.
''Ne yazık ki, sattığım herkes dünyanın farklı farklı yerlerinde... Hepsinin peşine düşsek dahi, içlerindeki şeyleri muhtemelen bir daha bulamayız, kusura bakma, hahaha!'' diye sesli bir şekilde kahkaha attı adam.
''Hmm, anlıyorum.'' dedi Zend, sessiz bir şekilde beklemeye devam ediyordu. ''Öyleyse, bana onların tamamına değer olarak eşit olan bir şey vermen gerekiyor, sonuçta benim eşyalarımı çalıp sattın, değil mi? O torbanın içerisinden aldığın her şey üzerinden kazandığın parayı bana hediye etmek istersen, bir sorun olmaz.''
''Maalesef bu da imkansız, çünkü dün gece birkaç güzel kadınla birlikte oldum ve paranın yarısı onlara gitti...'' diyerek yüzünü hafifçe astı adam.
'Demek paranın yarısı gitti...' Zend içinden geçirdi. 'O kadar yüzüğün parasının yarısını bile sadece birkaç kişinin bir gecede alamayacağı ortada, sanırım biraz sıkıntı çıkarmak gerekiyor.' diye düşünürken, normal bir şekilde karşısındaki adama bakmayı sürdürüyordu.
''Ama istersen sana ve arkadaşlarına bir yemek ısmarlayayım? En azından karnınız aç dönmezsiniz, hehehehe...'' diye konuştuktan sonra gülerek Zend'in karanlık gözlerine bakmaya devam eden adam, en ufak bir endişeye dahi sahip değildi.
''Yok yok, yemeğe ihtiyacımız yok.'' diye konuştu Zend yavaşça elini kaldırdıktan sonra. ''Ancak sana iyi bir şeyler yedirmek gerek,'' diye mırıldandı, daha sonra da adam kendisine bakmaya devam ederken, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı aktifleştirip, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile birlikte adamın önünde belirmişti bir anda. Daha sonra yumruğunu hazırlayıp, adamın karnına doğru yollamıştı ki, yumruğu, adam tarafından engellenilmeye çalışılmıştı...
''Bana zarar vereceksin, ha? Bence bunu deneme, sonra bir gece odanın içine giriveririz.'' diyerek Zend'e bir tehdit yollayan adam, Zend'in yumruğunu engellemek yerine geri çekilmeyi tercih etmişti son anda ve kendini birkaç adım geriye atarak, Zend'e seslenmişti. Zend cevap vermeden içinden geçirdi ve eliyle, arkasındakilere, harekete geçmemesi için işaret verdi.
''Karşındaki kişinin kim olduğunu bilmeden konuşuyorsun, rezil herif!'' diye bağırdı, Zend'in beklediğini görüp de saldırısını durduran yaşlı adam, Pantav, Padolf'a seslenmişti.
''Kimmiş o? On beşinciliği hakkıyla edindiğini mi sanıyorsunuz ki? Hah tamamen palavra! Sizce Lurgus Nata, on yedi yaşındaki bir çocuğa kaybedecek biri miydi? Böyle bir şey gerçekten olmuş olabilir mi, birazcık mantığınızı kullanın! Ben Siyahlar'ın içerisinde değildim, normalde yüzüncü sıraya geçmeye çalışacaktım ancak bir süre önce bu planımı iptal etmeye karar verdim. Normalde ona dışarıda saldırmayı düşünüyordum, ancak o ayaklarıma kadar geldi ve bana saldırdı... Bana, her zaman isteyeceğim bir fırsatı verdi! Şimdi bu çocuğu yeneceğim ve Lurgus Nata'yı yaralayan kişinin aslında bir başkası olduğunu size kanıtlayacağım, hahahahah!'' diye bağırdıktan sonra Zend'e doğru tehditkâr bir şekilde bakan adam, yüzüğünden bir hançer çıkarmıştı.
''Biz de girelim o zaman!'' diye hızlı bir şekilde konuştu Zend'in arkasından, siyah saçlarını çoktan kafasının arkasında bağlamış olan kişi, Gensaze, Zend'e bir izin istermişçesine bakmıştı. Ancak Zend, buna izin vermeyecekti. Ona tekrar durmasını işaret ettikten sonra, hafifçe gülümsedi.
''Hadi, seni öldürmeme izin ver, daha sonra da o siyah saçlı kız ile oynayac--''
BAM!
Biraz önce, Padolf'un ne tepki vereceğini ve amacını merak ettiği için saldırmamıştı bilerek. Yoksa o saldırısı, yumruğu, şu anda çoktan onun karnında bir iz bırakmış olurdu. Padolf'un amacını öğrendikten sonra, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni ilk seviyede kullanmayı bıraktı ve onun önüne ilerledi bir anda.
Zend'in yumruğunun sesi tüm binada yankı bulmuştu o an. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullandığı için, Padolf ne olduğunu bile anlamamıştı. Üstelik Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'ndan kazandığı kız da vardı, bu hızları birleştirdiği zaman oldukça yüksek bir hıza ulaşabildiğini görüyordu genç adam. Bu hızı kullanarak, Padolf'un, henüz Zend'in nerede olduğunu görememişken karnına bir yumruk yemesini sağlamıştı...
Yumruk adamın karnına çarptığı anda, sadece yumruğun sertliğinden dolayı etrafa yayılan hava dalgası bile insanları üşütmeye yetmişti birkaç saniye boyunca. Zend tüm gücünü kullanmıştı çünkü bu yumrukta, Padolf'a da ciddi anlamda hasar vermişti sadece tek saldırıda.
Adam, ağzından bir avuç kan döküldükten sonra geriye doğru fırlayarak, binanın ortalarında bir yerde, bir duvara çarptığı üçüncü duvarı da yıktıktan sonra durmayı başarabildi ancak. Zend direkt olarak onun yanına gitti ve baygınlık geçiriyor gibi görünen adamı, tekrar salona getirdi. Eğer bir sürpriz saldırı yapmayı başarırsa, Pounz'da ona karşı gelmeyi başarabilecek olan kişi sayısı pek azdı...
Zend'in sadece yumruğunun havasıyla bile hafifçe geriye doğru ilerlemiş olan, ona destek olması gereken Beyaz Taç kardeşleri, ağzı açık bir şekilde Zend'e bakıyordu tabii. Zend'in o saldırısının verdiği hasar miktarı, onları adeta şoka uğratmıştı! İlk yumruğunun Padolf'a yetişememesinden dolayı, genç adamın Padolf'un hızına yetişemeyeceğini düşünmüşlerdi, ancak Zend birkaç saniye sonra, hiç zorlanmadan Padolf'u bayıltmayı başarmıştı!
''Bize barışçıl olacağını söylememiş miydi?'' diye konuştu sessiz bir şekilde, orta yaşlı olan adam. ''Gerçekten garip bir barış anlayışı var...'' diye devam etti.
''Belki de... Barışçıl hali böyledir...'' diye cevap verdi yanındaki Beyaz Taç kardeşine, yaşlı adam Pantav. ''Çünkü... O, Kral Modu'nu dahi aktifleştirmemişti! Fark etmediniz mi?!''
***
1650
08.08.2017 Salı gününün ücretsiz bölümü. Bundan sonra bölümlerin sonuna günlerini de yazayım, kafamız karışmasın :D
Magnec