Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

242. Bölüm Kraliyet Sarayı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Sarayın içerisinde, kendilerine gösterilen sıralanmış odalardan bir tanesini rastgele seçerek girmeye başladı, bugün Prenses Yuna'nın doğum gününe gelmiş olan kişiler. Zend de Berinne'nin hemen yanındaki odaya girerek, sabahı beklemeye başlamış, kendini riske atmamak üzere uyumamayı kafasına koymuştu.

''Eğer uyursam, gizli bir suikaste kurban gitme ihtimalim var.'' diye mırıldandı Zend. ''Era tetikte kalsa bile, kalabalık bir grup odama dalarsa birkaç saniyelik bir boşluk oluşabilir ve bu sürede, uyanıp kendime gelip savunma yapmayı başaramayabilirim. Bu da ölümümle sonuçlanır, risk almaya gerek yok, günlerce uyumadan durabilirim şu anda.'' diye kendi kendine konuşmaya devam etti. Yedinci seviyede olduğu için, enerjisi, bir ay kadar uykusuz kalabilmesine yetecek miktarda değildi şu anda. Seviye olarak yükselmemiş olmanın bir dezavantajı olarak yaşadığı şeylerden biri de, tamamen seviye atlamaya odaklandığında ulaşmış olacağı seviyedeki uykusuz kalma miktarının, şimdiki, yedinci seviyedeki uykusuz kalma miktarına göre çok daha fazla olmasıydı. Bundan arada bir yakınsa da, umursamadan, odanın içinde pencerenin yanına bir koltuğu çekerek oturup gökyüzünü izlemeye başladı ve biraz rahatladı. ''Yorucu bir saatti...'' diye fısıldadı gecenin çökmesiyle birlikte oluşmuş sessizliğe. Bugün Ay hilal şeklindeydi, parlaklığı epey fazla olsa da, bir kısmı görünmediği için geceyi, içindeki tehlikelerin sezilebilmesi için yeterince aydınlatmıyordu.

''Era, sen uyuyabilirsin.'' diyerek, oturduğu koltuğun kol koyma yerinde kıvrılmış, gökyüzünü izleyen Zend'e bakıyor olan küçük büyülü yaratık ortağına baktı genç adam. ''Ben uyumayacağım, yani sorun yok. Eğer bir sorun olursa ilk olarak seni uyandıracağım.''

Era gözünün alt kısmından başlayıp dikey bir şekilde yukarı doğru ilerleyen, önce genişleyip, tam ortaya geldikten sonra daralmaya başlayan göz bebeklerini Zend'in gözlerine dikti ve biraz bekledi. ''Pekâlâ, uykum hafiftir, biliyorsun. Eğer söylemen gereken bir şey olursa sadece seslenmen yeterli.'' diye konuştuktan sonra, gözlerini yavaşça kapattı ve tüm gün Zend'i gözleyip tehlikeleri fark etmeye çalıştığı için üstüne çökmüş olan yorgunlukla birlikte hızlıca uykuya daldı. 

Zend de ortağına biraz bakıp, onunla tanışmasını sağlayan kişiye teşekkür ederken, gözlerini tekrar gökyüzüne çıkartarak düşünmeye başladı...

Birkaç saat, bir anda geçivermiş gibiydi. Zend saatlerdir aynı pozisyonda oturuyordu ve Era uyuduktan sonra elinin duruş şeklini dahi değiştirmemişti, kendi iradesini zorlamak için içinden gelen, vücudunun altında kalarak uyuşmuş olan ayaklarının yerini değiştirme isteğine direnerek, kılını bile kıpırdatmamıştı. Bu kadarının yeterli olduğunu düşünerek, buraya gelirken kimsenin ona gece dışarı çıkamayacağını söylememiş olmasından dolayı yasak olmadığını tahmin etti ve biraz dolaşmak üzere, kapıyı aralayıp sarayın içerisine adımını attı genç adam. Tabii çıkmadan önce Eralkavender'e de seslenmişti ve büyülü yaratık da, onunla birlikte gitmek için omzuna atlamıştı genç adamın, Era artık Zend'in tehlikede olduğu bir durumda hiçbir yumuşama belirtisi göstermiyordu. Hep tetikteydi, kolay kolay tedbiri elden bırakmıyordu. Zend'e değer veriyordu ve onun ölmesini devamlı olarak engelliyordu, bu yüzden onu yalnız bırakmayı da istemiyordu.

Sarayın içinde gezmesi, Zend'in içinde girmemesi gereken odalara dalma isteği doğuracağı için bunu istemedi ve direkt olarak bahçeye çıkarak, sarayın etrafını turlayarak çiçeklerde bir göz gezdirdi. Gece olduğu için kendini çok rahat hissediyordu Zend, gece geldiği, karanlık her yere kol kanat gerdiği zaman bir anda rahatlıyordu genç adam. Karanlığın içerisinde güvende olduğunu hissediyordu çünkü, gündüz vakti göz önünde olduğu için güvendeydi. Ancak gece geldiğinde gözden ırak olduğu için, bir tehlikenin kolay kolay ona yaklaşamayacağını biliyordu. Ona saldırma ihtimali olan daha az kişi oluyordu, daha güzel geçiyordu bu saatler.

Üstelik gecenin kendine has bir havası vardı. En başta gerçekten çok sessizdi bir kere, saatlerce süren, güneşin doğuşuna kadar devam eden o sessizlik... Gerçekten de inanılmaz derecede çekiciydi. İnsanlar bu saatleri genelde uyumak için kullanıyordu, ama hiçbiri neyi kaçırdığının farkında değildi.

Gecenin sessizliğinde bir kere zaman geçirmiş, bu sakinliği tatmış olan bir kişi, hiç şüphesiz ona aşık olurdu ve tekrar tekrar bunu yaşamak isterdi. Zend'e de olduğu gibi...

Tabii bu sessizliği sonunda bozan bir şey, her zaman olurdu. ''Kardeş Zend?'' Zend sarayın etrafında turlarken, birinin ona seslendiğini duymuştu. Ses yukarıdan geliyordu, bu yüzden sarayın üst taraflarına doğru baktı usulca genç adam. Bir balkonun üzerinden, ona bakan bir çift göz vardı.

''Prenses Yuna?'' Zend, kafasını kalırdığı zaman karşılaştığı yüze şaşkın bir şekilde baktı. ''Daha uyumadınız mı? Geç oldu.'' diye sordu ve ona doğru bakmaya devam etti.

''Uyumak istemedim.'' Prenses, bir çırpıda balkondan aşağı atladı ve Zend'in yanına ilerleyip, konuşmaya devam etti. ''Uyku tutmadı da denebilir tabii... Siz ne için uyumadınız?''

''Dürüst olmamı ister misiniz?'' Zend hafifçe gülümseyerek sordu.

''Elbette, benden bir şeyi gizlemenize gerek yok.'' diye konuştu yavaşça Yuna. Üzerinde bir gecelik vardı ve Zend'in onu gördüğü zamankinden farklı olarak, açılmış, koyu renkli saçları hiçbir tokaya sahip değildi. ''Muhtemelen bir suikaste uğrama ihtimaliniz olduğunu ve uyumadan daha güvende olduğunuzu düşündünüz, değil mi?'' diyerek de devam etti.

''Mm, Prenses Yuna'nın zeki olmaması da garip olurdu zaten.'' Kafasını salladıktan sonra, gülümsemesini sürdürürken konuştu genç adam.

''Endişelenmenize gerek yok,'' diye Zend'i rahatlatmak amacıyla birkaç şey söylemeye başladı Yuna. ''Hanren size öfkelenmiş olsa da, Kraliyet Sarayı'nın içerisinde bir şey yapmaya cüret edemez, ayrıca sarayın her yerinde gizli güvenlikler var, bizi, sizi korumak için. Zaten zarar verme amacı taşıyan kimse Kraliyet Sarayı'nın arazisine girmeye cesaret edemez de, ne olur ne olmaz diye. Fark etmişsinizdir zaten, bazen kiminle konuştuğumu unutuyorum... Karşımda Siyahlar'ın on beşincisi var sonuçta, hahaha.'' Yuna, birkaç saat önce üzerinde olan korku ve endişeyi atmayı başarmış gibi görünüyordu, şu anda neşeli olduğu söylenebilirdi.

''Hahaha,'' Zend de sessizce gülerek cevap verdi Yuna'ya. ''elbette fark ettim, dışarı çıkmamın bir nedeni de onlardan uzaklaşmaktı zaten. Şu an onlar beni koruyor olabilir, ama birkaç dakika sonra beni öldürme emri alırlarsa, bu iş baştan sona değişir. Seni koruyor olması gereken kişilerden bir saldırıya uğrarsan ne yaparsın? Çaresiz kalırsın, değil mi? Tanımadığım ve daha önce hiç konuşmadığım, özellikle şu anda bana kin tutuyor olan o Kraliyet Askeri'nin tanıdığı olma ihtimali oldukça yüksek olan kişilere güvenebileceğimi sanmıyorum.'' diye konuştu Zend ve gözlerini Yuna'nınkilere dikti. Artık gülümsemiyordu, ciddileşmişti.

''Ah...'' diye mırıldandı Yuna. ''Hiçbir şeyi riske atmayan birisiniz, değil mi?'' diye sordu artından da.

''Hiçbir şeyi değil, riski severim. Ama hayatım söz konusu olduğu zaman risk almam, sadece benim aptal olduğumu gösterir.'' diye konuşmaya devam etti Zend. Aynı zamanda yürüyüşüne devam etmeye başlamıştı ve Yuna da ona eşlik ediyordu.

''Anlıyorum.'' diyerek ellerini önünde birleştirdi genç kız. ''Ben genelde böyle şeyleri düşünmüyorum, hiç ihtiyacım olmadı. Ağabeylerim ve babam bunları benim için düşünüyorlar, küçüklükten beri bu şekilde büyüdüğüm için genellikle hayatta kalma zekasından eksik olduğumu söyleyebilirim...'' diye mahcupça konuştu.

''Pek çok diğer konuda fazlasınızdır, böyle şeyleri bilmeye ihtiyacınız olmaması güzel bir şey. Zaten bu konuda bilgili olmanız, ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgide yürüyor olduğunuzu gösterir sadece.''

''Gerçekten imrendirici birisiniz, Kardeş Zend.'' diye konuştu Yuna, Zend'e bakarken.

''İmrendirici mi, hangi konuda?'' Zend samimi bir şekilde sordu .

''Örneğin, gücünüz.'' dedi Yuna, biraz çekiniyormuş gibi görünerek. ''Ben on sekiz yaşımı bitirdim ama hala on dördüncü seviyedeyim, üstelik Siyahlar'daki bir yere girebileceğimi sanmıyorum bile. Üstelik Kraliyet Ailesi'nden geliyorum ben, doğduğum andan beri, babam benim için en iyilerini getirip durdu. Ben tüm bu desteklerle birlikte ancak bugün olduğum yere gelebilmeyi başarmışken, siz arkanızda bir aileniz bile olmadan, böylesine güçlü olabiliyorsunuz. Yalnızca tek başınızasınız, anneniz, babanız yok. Ancak benden küçük bile olmanıza rağmen, Siyahlar'da on beşinci sıraya gelip, bir Kraliyet Askeri'ni yenmeyi başardınız. Sadece yedinci seviyeyken! Bu, tüm görüşleri yerle bir eden bir şeydi, krallığın tutumunu değiştirdiniz adeta. Yedinci seviyedeyken bunu yapabilmiş olan başka biri var mıdır ki? Bir de İlah Seviye'de olduğunuzu bir düşünün, sizin karşınızda dayanabilecek birinin var olduğunu bile sanmıyorum... İlah Seviye'yi geçsek bile, Ejderha Seviye'deyken de dünyanın en güçlü kişileri arasına gireceğinizi kesinlikle söyleyebiliriz. Hanren on beşinci olduğunuzu söyledikten sonra, etraftaki asillerin yüzünü gördünüz mü? Hepsi şok içinde kalmış, konuşmayı bile başaramamıştı resmen, böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin var olduğunu dahi düşünmüyorlardı çünkü. Dünyanın bunu duymasını bekleyin, sizi elde etmek için sürekli bir şeyler yapmaya çalışacak olan kişiler devamlı olarak ortaya çıkacaktır. Sizi seviye olarak yükseltip kullanmak isteyeceklerdir. Gerçi Berinne'nin sizi kollamasına bakarsak, muhtemelen onun Renkli Yıldırım Krallığı'na gideceksiniz, değil mi? Sizi sahiplenmiş gibi görünüyordu, başka bir krallığa bırakmayacaktır.''

''Heh...'' Zend bir nefes verdi. ''Nereye gideceğimi bildiğimi düşünmüyorum. Berinne ile tanışalı sadece dört gün oluyor.'' dedi ve hafifçe güldü.

''Gerçekten mi?'' Prenses Yuna, şaşkın bir şekilde gözlerini Zend'e doğru çevirmişti. ''Daha samimi gibi görünüyordunuz...''

''Evet, aramız iyi.'' diye konuştu Zend. Yuna'nın birkaç saniye başka bir şey söylemediğini görünce ekledi: ''Şu an beni Pounz'a girmeye ikna etmeyi denemeniz falan gerekmiyor muydu?'' diye esprili bir şekilde sordu ve güldü.

''Sizden şu anda aslında Pounz Krallığı'na katılmanızı istemem gerekirdi normalde, muhtemelen ağabeylerim ve babamın düşünceleri bu şekilde olurdu. Ancak şu an bunu umursadığımı düşünmüyorum, istediğiniz yere katılabilecek kadar özgür olmalısınız, Pounz Krallığı çok güçlü bir krallık olmadığı için, sizi Pounz'da istemem de zaten bencilce olmaz mıydı?'' Yuna'nın hafifçe yüzü asılmıştı.

''Hahaha, Prenses Yuna, beni gerçekten de gözünüzde büyütüyorsunuz.'' Zend sessiz bir kahkaha attı. ''O kadar da değerli biri değilim, dünyada, güçleri ölçülemeyecek derecede olan birçok dahi var. Özellikle Kutsal Ülkeler çapında düşündüğümüz zaman, yanına yaklaşamamış olduğum yüzlerce kişi hala vardır muhtemelen. Hatta belki de binlerce...''

''Bence öylesiniz, içime doğuyor, Kardeş Zend.'' diye konuşmasını sürdürdü genç kız. ''Şu an göstermiş olduğunu gelişimden yola çıkarak, böyle bir sonuca varıyorum. Yine bence, bir süre geçtikten sonra dünyadaki en güçlü konumlardan birini ele geçirmiş olacaksınız, gözlerinizdeki kararlılıktan anlaşılabiliyor bu. Sanki bir şeyi yapmadan ölmeniz yasakmış gibi bakıyorlar etrafa...''

''İronik...'' diye mırıldandı Zend. ''Biliyor musunuz, küçük bir çocukken savaşçı olmayı isterken, hayalim Kral Dustin'in ya da Kraliyet Ailesi'nin koruması olmaktı. Prense ve prensese aşırı derecede imreniyordum, onlar gibi olmak istiyordum ve şansımı düşünerek yakınıp duruyordum. Sanırım, on yıl kadar bir süre geçtikten sonra işler değişti...'' diye konuşarak güldü.

''Bir Kraliyet Askeri mi olmak istiyordun yani?'' diye, umutlu bir şekilde sordu Yuna. ''Kraliyet Askeri olmak istersen olabilirsin, hayalini bu kadar erken gerçekleştirebilmiş olman da ayrı bir şaşırtıcı elbette... Yani Pounz'a mı hizmet edeceksin?''

''Hayalimdi dedim, prenses. Hayalim demedim, eski hayalimdi. Artık başka amaçlarım var, yapmam gereken başka şeyler var. Ancak, Pounz'a hizmet edebilirim elbette. Pounz'un benim için değeri var.'' diye konuştu Zend hızlı bir şekilde, aklına Qouen'i, yani Yaşlı Dilenci'yi getirdi. O adam Pounz için bu kadar şey yapıp, tüm dünyadan teklifler almasına rağmen Pounz'a hizmet etmeye devam ettiyse, Zend onun manevi oğlu olarak, manevi babasının amaçlarını boşa çıkarmamalıydı. Pounz için birçok şey yapmayı düşünüyordu bu yüzden gelecekte...

''Anladım...'' Prenses Yuna, hayal kırıklığına uğramış bir şekilde başını eğdi. ''Kardeş Zend, sana sormak istediğim bir şey var...'' diye mırıldandı.

''Buyurun, cevaplayabileceğim bir şey ise elbette cevaplarım.'' dedi Zend.

''Şu an bizi duyan hiç kimse yok ve vereceğiniz cevap da ikimizin arasında kalacak, bir prenses olarak şerefim üzerine yemin ederim.'' dedi genç kız. ''Sadece bilmek istiyorum, Ovaur Fozre'yi öldüren siz miydiniz?''

***

1701