Lan bak sakın bilerek yenileyim deme seni bir de ben pataklarım ona göre
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
234. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (7)
''Hediye mi?.. Ne hediyesi?'' Zend gözlerini iyice genişleterek, etraftakilere bakmıştı birkaç saniye. Odadaki her bir kişi, elini yüzüğüne götürmüş bir şeyi çıkartmaya hazırlanıyor gibi görünüyordu. Elbette bunu gören Zend'in durumu daha da kötüleşmişti, çünkü o, buraya gelirken yanına herhangi bir hediye almamıştı!
''Ne büyük rezillik!..'' diye sessizce mırıldanırken, doğum gününe gelirken aklına ilk gelmesi gereken şey olan hediyeyi unuttuğu için kendine birkaç küfür savurmuştu. Nasıl... Nasıl olurdu da en büyük ayrıntıyı atlardı?! ''Lanet... Ne yapacağım şimdi?'' diye kendi kendine sordu genç adam. Hemen aklından yüzüğünde olan şeyleri geçirdi. Bu hediye, Pounz Krallığı'nın prensesine verileceği için değersiz bir şey olması mümkün değildi. Yani yüzüğündeki, hatıra olarak sakladığı ve çocukluğundan kalan eften püften şeyleri prensese hediye olarak vermesi kesinlikle mümkün değildi. Değerli olarak gördüğü şeyler ise Gri Engerek'ten aldığı kılıcı, kendi yaptığı Ağır Kılıç'ı, Yama Ailesi'nin lideri Emerantaos'tan aldığı kızıl Ağır Kılıç'ı, geçen günlerde Karkan'dan aldığı Ruh Silahı ve yine Karkan'dan, yıllar önce aldığı Yeşil Şeytan Taşı idi. Ancak bunlardan birini veremezdi, çünkü sadece bir doğum günü için böylesine değerli nesneleri gözden çıkarmak ancak aptallık olurdu. Yeşil Şeytan Taşı hariç, diğerleri gerçekten aşırı değerliydi. Yeşil Şeytan Taşı da diğerleri kadar olmasa da çok değerliydi, ancak onun prensese sunulup sunulamayacağı konusunda emin değildi Zend. Pounz'a geri döndüğünde piyasaya bir göz atmıştı ve Yeşil Şeytan Taşı'nın fiyatının beş bin ile yedi bin arasında değiştiğini görmüştü. Normal hayatta değerli bir nesne olsa da, Yeşil Şeytan Taşı Prenses Yuna'ya hediye olarak verilebilecek bir şey değildi muhtemelen. Sonuçta bir prenses, istediği kadar bu taştan elde edebilirdi ve Zend'in ona bunu vermesi, bir hakaret olarak bile görülebilirdi. Berinne Ranfan'dan sonra hediyesini sunmuş, daha sonra da diğer kişilere de hediyesini sunabilmesi için fırsat vererek Prenses Yuna'nın yanından uzaklaşıp, Zend'in yanına doğru ilerlemişti. Zend'in bu şekilde düşünceli bir şekilde bekleyerek hala yüzüğünden bir şey çıkarmadığını gören Berinne, gözleri yavaşça genişlerken sessizce konuştu.: ''Zend, bana hediye getirmeyi unuttuğunu söyleme.''
Zend elini kullanarak utançla yüzünü kapatırken konuştu: ''Pek fazla doğum gününe gitmiş biri değilim... Bu yüzden gelirken ya da daha önce bir hediye almam gerektiği aklıma gelmedi. Elbette bir hediye olmadan bir doğum gününe gitmek saçma, biliyorum; fakat son günler biraz hareketli geçtiği için doğum gününe götürmek amaçlı bir hediye almayı unutuvermişim... Keşke sen hatırlatsaydın....'' Zend biraz sonra yaşayacağı utancı düşündükçe, yerin dibine girmeyi daha da çok istemeye başlıyordu.
''Ne bileyim, herhalde bunu unutmazsın diye düşünmüştüm. Çocukluğundan beri hiç doğum gününe gitmedin mi sen?!'' Berinne azarlarcasına konuşmaya başlamıştı. Zend'in bu kadar basit bir ayrıntıyı kaçıracağını hiç düşünmemişti, daha önce hediye meselesi aklına gelmişti ve Zend eğer kendisinden, Yuna'ya vermek üzere bir hediyeye ihtiyacı olduğunu söyleyerek verebileceği bir şeyi isterse, onun için Pounz'dan değerli bir şeyler satın alabilirdi. Bunu ona söyleyip de onu utandırmak veya hor görüldüğünü düşünmesini istemediğinden dolayı bu konuda ağzını açmamıştı, buraya gelmelerine kadar da Zend ona böyle bir şeyden bahsetmemiş olduğu için, onun kendi başına bir hediye seçtiğini düşünerek mutlu olmuştu. Nereden bilebilirdi ki onun bir hediye olmadan bir doğum gününe geleceğini?!
''Benim yedi yaşına kadar bir evim, arkadaşım bile yoktu. Sekiz yaşına gelip Beyaz Taç'a katılana kadar da tanıdığım tek kişi ustam ve Beyaz Taç'tan Fun, bir de nerede yaşadığını bile bilmediğim, bir kafeste tanıştığım bir kızdı! Son yedi yılımı da Chibui'de geçirdim ve herhangi bir doğum günü ile alakam bile olmadı, hatta Prenses Yuna'nınki, ilk geldiğim doğum günü! Kitaplardan okuduğum ve duyduğum kadarı ile bilebiliyorum, bir doğum gününe giderken yanında hediye götürmenin de gerekli olduğunu. Aklıma gelmediği için nasıl beni suçlayabilirsin?!'' Zend kısık bir sesle konuşmaya devam ederken, Berinne'nin onu rahat duyabilmesi için genç kızın kulağına yaklaştı.
Berinne Zend'in söyledikleriyle birlikte pes edermişçesine bir nefes verdi. ''Verebileceğin bir şeye sahip değil misin?''
''Hayır, ona verebileceğim değerde olan hiçbir şeyim yok. Eşyalarım ya ona veremeyeceğim kadar değerli ya da ona veremeyeceğim kadar değersiz...'' Zend, neredeyse herkesin hediyesini sunduğunu görmesiyle birlikte iyice umutsuzluğa kapılmıştı. ''Sende ona vermem için bana verebileceğin bir şey yok mu? Daha sonra sana öderim...'' Berinne'den borç alabileceğini biliyordu Zend, sonuçta bunu yapabilecek kadar samimiydi onunla. Bunun, aralarında bir sorun olacağını düşünmüyordu.
''Ne yazık ki hayır...'' Berinne kafasını eğdi yavaşça. ''Şehre gelirken söyleseydin hızlıca bir hediye alabilirdim, bunu da düşünmüştüm ama sen bir şey söylemeyince ihtiyacının olmadığını düşündüm. Genelde değerli eşyalarımızı yüzüklerimizde taşımamıza izin vermiyor babam, sadece kullanacağım kadarını yüzüğümde taşırım. Paranın dışında elbette.'' Berinne de Zend kadar umutsuzlaşmış gibi görünüyordu. ''Yapacak bir şey yok... Yalan söylemeyi gerçekten iyi beceremiyor musun, söyleyiver bir şeyler!''
''Bunu kötü bir şeymiş gibi söyledin!'' Zend kendisinin dışında herkesin hediyesini verdiğini anladığı zaman, birkaç adım öne çıkarak ellerini sırtında bağladı ve Prenses Yuna'nın gözlerine baktı, bir kere yutkunmasının ardından konuşmaya başladı. Bu sefer bir bahane bulmaya niyeti yoktu, sonuçta bir hediye getiremediği için aldığı hediyenin kaybolduğunu ya da son ana kadar aklında olmasına rağmen, doğum gününe gitmek amaçlı yola çıktıkları zaman onu evde unuttuğunu fark ettiğini, bu gibi nedenlerden dolayı getiremediğini söylerse, küçük düşmesi işten bile değildi. Dalga geçilen biri olurdu, bunun yerine direkt olarak hediye almayı unuttuğunu söyleyip, küçük bir yalan sıkıştıracaktı araya. Üstelik, öğrenmeyi istediği bir şey vardı. Bu yüzden hediye vermekten kaçındığı da söylenebilirdi. Eğer böyle olmasaydı, Yeşil Şeytan Taşı'nı ona vermeyi deneyebilirdi.
''Değerli Prenses Yuna, utanarak söylüyorum ki ben, sizin için bir hediye getirmeyi unutmuşum. Normalde böyle şeyleri atlamam, ancak doğum günleri ile fazla aşinalığımın olmamasından dolayı, hediye kavramını ancak Ranfan size bu doğum gününde ilk hediye veren kişi olmak istediğini söylediği zaman hatırladım, isterseniz şimdi gidip aklımda çoktan sıralamış olduğum beş hediyeyi de alıp gelebilirim, ancak ne yazık ki şu anda size hediye edebileceğim kadar değerli bir şeye sahip değilim, kusura bakmayın.'' diye hızlı bir şekilde konuştu Zend ve doğru söylediğini kanıtlamak amaçlı, Prenses Yuna ile göz teması kurmaktan da kaçınmadı. 'Lanet olsun... Keşke yüzüklerin tamamını bırakmış olmasaydım o satıcıya.' diye düşünmeden de edemedi tabii...
Yuna Zend'e gülümseyerek bakarken konuşmaya başlamıştı. ''Ne kusuru canım, alt tarafı bir hedi--''
''Hahahahahaha!'' Ovaur, yani Fozre Ailesi'nden gelen çocuk Zend'in söyledikleriyle birlikte bir kahkaha atarak, gülmeye devam ederken Zend'e doğru bakışlarını çevirdi. ''Ne rezillik ama! Ben biraz önce diğer odada söylediklerimde hiç haksız değilmişim, sen gerçekten de değersiz birisin, hahahaha...'' diye konuşarak, gülmesine birkaç saniyeliğine ara verdi.
''Sen...'' Berinne tam Zend'in yanından öne doğru çıkıp Ovaur'a seslenecekken, Zend elini onun önüne geçirdi ve sessiz kalmasını istermişçesine ona baktı. Şu anda Fozre Ailesi'nin kendine karşı ne kadar kin tuttuğunu anlama imkanı vardı genç adamın, eğer Ovaur ona daha da fazla hakaret ederek aşağılama girişiminde bulunursa, bu demekti ki, Zend'in başına bu ödülü koyan kesinlikle onun ailesiydi, hiç şüphe kalmazdı artık! Çünkü eğer Ovaur Zend'e ailesi sayesinde kinlenmemiş olmasaydı, elbette onun üzerine bu kadar gitmeyecekti bugün içerisinde. Yaptığı hareketler ailesini ele veriyordu, gerçekten deneyimsizce bir hareketti bu. Sonuçta ödülü verenin kim olduğunun bilinmesini istememelerine rağmen, Fozre Ailesi'nin liderinin oğlu burada bu şekilde Zend'i aşağılayıp onunla alay ederken, gerçekte neler olduğunu ona göstermiş oluyordu. Bu da onun acemiliğini gösteriyordu.
''Bekle, Berinne.'' dedi Zend ve Fozre Ailesi'nin sonraki lideri olacak olan kişi sesli bir şekilde gülmeye devam ederek, eliyle yüzünü kapatmışken, bu sefer kendini tutmayıp Ovaur'un üzerine yürüyecekmiş gibi görünen Ranfan'a eliyle durmasını işaret ederek, Ovaur'un hiçbir etki altında kalmadan istediklerini söyleyebilmesine olanak tanıdı.
Ranfan Zend'in işaretini gördüğü gibi durarak, kafasını salladı ve Zend'e onu anladığını belli etti. Ardından da geri çekilerek sessiz bir şekilde kalmaya devam etti.
''Muhtemelen Prenses Yuna'ya yetecek bir hediyeye ailenin parası yetmedi, değil mi? Hahahahaha... Hadi al, bunu hediye olarak ver!'' Ovaur yüzüğünden kırmızı bir taş çıkardı ve Zend'e uzattı. Hala son derece alaycı ve aşağılayıcı bir şekilde konuşmaya devam ediyordu. ''Senin kadar küçük birine bile yardım edecek kadar yüce olduğum için bunu yapıyorum, pardon, yanılmışım, sen rakibim olmaya değil de hizmetçim olmaya layık birisin, hahahahaha...''
'Salak herif...' Zend içinden konuşmaya devam etti. 'Karşısındaki kişinin Gri Engerek'in temsilcisi olduğunu ve Beyaz Taç'ın bir üyesi olduğunu göz ardı ederek içinde birikmiş öfkesini kusuyor. Ama hakkını vermek gerek, gerçekten de öfkelenmiş. Yoksa bu kadar kör olması mümkün değildi, hem fazla şımartılmış, hem de aptal. Biraz önce üzerinde en azından biraz sakinlik vardı ama şimdi onu bile kaybetti...' Zend gözlerini Prenses Yuna'ya ve Prens Fintan'a çevirdi. Onlar da şaşırmış gibi görünüyordu, özellikle Prenses Yuna'nın ne olduğunu anlamadığından kesinlikle emindi Zend. Yüzünde garip bir ifade vardı ve Ovaur'un bu şekilde öfkelenip bağırıp çağıracağını tahmin edemediği açıktı.
''Fozre Ailesi'nin oğlu Ovaur, haddinizi aşıyorsunuz.'' Ovaur garip bir şekilde gülmeye devam ederken araya Prens Fintan girmişti. Onun önüne doğru ilerledi ve konuştu, ardından da Zend'e doğru döndü. ''Zend sadece bir hediyeyi unutmuş, ancak ona bu sarayda böylesi şeyler söylemeye cüret ediyorsunuz, amacınız nedir?'' dedi ve delici bir şekilde, Ovaur'a bakmaya başladı. Ovaur sessizleşmiş ve kendine gelmiş gibi görünse de, Prens Fintan'ı öfkelendirmiş gibiydi. ''Ona bu şekilde bağırma hakkını size kim verdi?''
Ovaur kendine bir çekidüzen vererek kıyafetini düzenledi. ''Prens Fintan, bu kişi doğum gününe gelmesine rağmen, Prenses Yuna'ya bir hediye getirmeyerek onu aşağılıyor. Elbette buna müdahale edeceğim, bu çok normal değil mi?'' Biraz daha sakin bir hale gelmiş bir şekilde konuşmaya devam etti.
''Eh, derdiniz sadece bu mu?'' Prens hafifçe gülerek konuştu. ''Eğer sadece buysa, Zend'in bir başka şekilde Yuna'ya hediye vermesi de mümkün. Hediye olarak bahsettiğimiz şeyler sadece para ile satılan, değerli şeylerden ibaret değil sonuçta. Hediyeler pek çok çeşitten oluşur ve Zend, eminim ki bunlardan pek çoğuna sahiptir.''
''Bu nasıl olacakmış?'' Ovaur iğrenirmişçesine Zend'e bakmasının hemen ardından, Prens Fintan'a tekrar baktı.
''Basit, eğer Ovaur kendini bu kadar sorumlu hissediyorsa Zend'in Yuna'ya hediye olarak güzel bir karşılaşma izletebilmesini sağlayarak onun karşısına geçebilir, böylece sorun çözülmüş olur. Ne dersiniz?'' Prens gülerek Ovaur'a baktı ve ardından, Zend'e doğru gözlerini çevirerek göz ucuyla genç adamı izledi. ''Gün sonunda ikiniz arasında dostça bir savaş yapalım ve Yuna'nın da bunu izleyerek, yeterince tatmin olabileceğinden şüphem yok.
'Hahahahaha...' Zend içinden büyük bir kahkaha attı. 'Prens... Bana, Ovaur'u dövebilmem için fırsat vermek istiyor gibi... Ama, ne yazık ki ben onu dövmek istemiyorum.' dedi ve vücudundan yayılan ölümcül aurasının etrafa yayılmasını engelleyerek, Ovaur'a doğru baktı. Daha sonra da ağzını aralayarak, masum bir şekilde konuşmaya başladı. ''Fozre Ailesi'nin gelecekteki lideri olacak olan Ovaur Fozre karşısında pek bir şansımın olmadığını kabul etsem de, mademki hediyeyi unuttum, sanırım bunu kabul etmek zorundayım...''
***
1665
Magnec