Sorun değil bizimkinin de şimdiki işey yarar hale gelmesini tek nedeni ranon zaten
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
225. Bölüm Altmış Beşinci Sıra!
''Bu tam olarak net olan bir şey değil, biraz da şansına bağlı diyebiliriz. Sana daha önce bahsettiğim, Siyahlar'ın içindeki herkesin üzerinde bulunan ve yakında sana da yapılacak olan o büyünün Pounz Krallığı tarafından onaylanıp kabul edilmesine bağlı. Kendi kendine değişmiyor yani, bununla ilgilenen insanlar var. Bir de büyünün krallığa ne zaman gideceği konusu tam olarak net değil. Arada sırada değişebiliyor bu zaman dilimi, ama yapman gerekeni yaptıktan sonra en fazla bir ya da bir buçuk gün içerisinde durumu öğrenip listeyi güncelliyorlar. Yani eğer bir aksilik olmazsa bu akşamdan listeye girebilmelisin. Ama bu akşam olmazsa da yarın sabah yüzde doksan bir sorun kalmamış olur.'' Hollis Zend'e bakarak konuştu. Öğrencisinin değişen yüzüne hala alışabildiği söylenemezdi. Zend'in, Hollis'in onu son gördüğü zamandaki yüzü tıpkı vücudu gibi çok daha çocuksuydu. Örneğin yüz köşeleri oluşmuştu Zend büyüdükçe, yüzü çocukluğundakine göre uzamıştı, yüz hacminin büyümesiyle birlikte gencin kaşları da daha çok uzayıvermiş, kafasının kenarına doğru ilerledikçe hafif bir eğimle yukarı doğru çıkmış ve sonlanmıştı. Daha sonra burnu, eski burnuna göre daha uzun ve dikti. Kirpikleri uzun ve dik bir hale gelmişti, çenesi çıkıklaşmıştı ve ten ile göz ve saç rengi hiç değişmemiş olsa da renk dışındaki hemen her şey değişmişti. Bu da elbette ustasının, ona her bakışında biraz olsun şaşırmasına neden oluyordu. Ek olarak Hollis'in, eski Zend'i biraz özlediği de söylenebilirdi.
Zend şu anda saflığını büyük ölçüde üzerinden atmış, gerçekten güçlü bir savaşçı haline gelmişti. Hollis'in hep arzuladığı da bu yolda bu şekilde ilerlemesiydi zaten Zend'in, sadece onun eski haline azar azar özlem duyuyordu. Eski, ilk gördüğü Zend sürekli olarak gülen, Hollis'i çok büyük biri olarak gören ve onun, ağzından çıkan her kelimede, her hareketinde pür dikkat kesilip bir şeyler öğrenmeye çalışan, Hollis'e anlattığına göre hayalinde güçlü bir savaşçı olup krallıkta bir koruma olmak olan, hiçbir zaman bir art niyete sahip olmayan şirin mi şirin, tatlı mı tatlı bir çocuktu. Üstelik çok azimliydi de, Hollis'le birlikteyken ondan alabildiği her bilgiyi almaya çalıştığı için ustasını biraz sıkıyor olsa da, Hollis aslında eski Zend ile birlikteyken, şimdikiyle birlikte olduğu zamankinden daha çok eğleniyordu. Şu anki Zend'i sevmiyor değildi, Zend henüz küçükken Hollis'ten onun geleceğini çizmesini isteseler, genç usta kesinlikle şu an karşısında gördüğü genç adamı çizerdi. Ama tam olarak nitelendirip kelimelere bir dökemediği pişmanlık da vardı içinde sanki, Zend'in içindeki masumiyeti, onun daha çok yaşayabilmesi için yok etmesiye çalışması ile birlikte, bunun gerçekleştiğini görerek uğradığı pişmanlık...
Ama artık pişmanlık bir şeyi değiştirmek için yeterli değildi. Hem Zend'in de bu dünyada hayatta kalabilmek için böyle yapması gerekmez miydi? Bu kesinlikle yanlış değildi ve Hollis'in içinde bir sızının oluşmasına hiç gerek yoktu! En azından, o böyle düşünüyordu...
''Anlıyorum usta.'' diye hızlıca başını sallayarak cevap verdi Zend, kısık bir sesle. Öndeki sürücüye yüksek miktardaki bir konuşmanın ulaşmasını istemediğinden sesini alçaltıyordu konuştuğu zamanlarda. İçten içe heyecan duyduğu için, bir an önce Siyahlar'daki yerini almak istiyordu. Çünkü onun çocukluğundan beri istediği şeylerden biriydi bu! Zend'in küçükken istediği yegâne şey, Pounz Krallığı'nda yüksek seviyeli bir koruma olabilecek kadar güçlenecek şekilde bir savaşçı olmaktı. Bunu yaptığı zamanda da, direkt olarak Siyahlar'a girdiği varsayılabilmiş oluyordu. Çünkü Kraliyet'te ciddi bir rolü alabilecek kadar güçlü biri elbette Siyahlar'ın içinde bir yer bulabilmiş olurdu. Üstelik Tou da Siyahlar'ın üçüncü sırasındaydı, o bir nevi Zend'in çocukluk kahramanı olduğu için, içinde olduğu Siyahlar'ın içinde olmak da Zend'in hayalleri arasında direkt olarak yerini almıştı.
Bugünde de gerçekleşmek üzereydi artık bu hayali! Üstelik dış katmandan biri değil, direkt olarak Siyahlar'ın içlerinden, altmış beşinci sırada olan birisi olarak bu hayalini gerçekleştiriyordu Zend! Bu yüzden bu sürekli olarak çok hoşuna gidiyordu... ''Umarım çok çabuk olur, beklemekten kesinlikle hiç haz almıyorum.'' diye birazcık sitem ederek samimi bir şekilde konuştu. Daha sonra Berinne'ye bakarak, ''Berinne, sen de oldukça güçlüsün değil mi? Renkli Yıldırım Krallığı'ndaki en güçlü yüz kişinin arasına girebilmiş miydin daha önce?'' sorularını sıraladı ve meraklı bir şekilde Berinne'nin yüzünde bir göz gezdirdi.
Ama bu soruya, cevap almayı beklediği asıl kişi olan Berinne değil Hollis cevap vermişti. ''Zend, Renkli Yıldırım, Sarı Cennet, Mahendra gibi Kutsal Ülkeler'de güç ortalaması aşırı derecede yüksektir. Üstüne üstlük Renkli Yıldırım, Kutsal Ülkeler'in içerisinde en güçlü olarak geçiyor. Yani Pounz ile karşılaştırılamaz bile, bu da Pounz'un askeri anlamda Kutsal Ülkeler'den herhangi birine kafa tutmasının imkansız olmasının nedeni zaten. Ancak ekonomik olarak ve bulunduğu coğrafyanın stratejik avantajlarını kullanarak ayakta kalmayı başarıyor Pounz, eğer bunları yapamıyor olsaydı şu ana kadar çoktan yıkılmıştı. Zaten Pounz'un yaşamına devam etmesinin bağlı olduğu birkaç kişi vardı, bunlardan birkaçı çoktan Pounz'da kalmayı bıraktı. Mesela Tanrı'nın Şefkati Qouen, Pounz'u çok seviyordu ve bizim bildiğimiz kadarı ile hayatını, oldukça sevdiği bir ülke olan Pounz'un içerisinde geçirdi.'' diye konuşurken bir iç çekti Hollis. ''Tüm dünya için önemli olan bir büyücüydü ama artık Pounz'un içinde olmadığını biliyoruz, onun gitmesiyle birlikte Pounz dünya çapında ciddi anlamda bir güç kaybı yaşadı.''
''Kesinlikle.'' diyerek hızlıca başını salladı ve Hollis'e katıldığını belli etti Berinne. ''Tanrı'nın Şefkati olarak anılabilecek kadar büyü gücünü ilerletmiş olan Qouen, sadece beş yüzlü yaşlara adım atmıştı ortadan kaybolduğunda. Keşfettiği Işık Stili büyü, tüm dünyada inanılmaz derecede güçlü bir hale geldi ve sürekli satılan Işık Stili büyü parşömenleri, iksirleri ile birlikte Pounz'a aşırı bir miktarda para kazandırmayı başardı. Daha sonra Işık Stili'ni gösterdiği kişiler tarafından devralınan Ağaç ne yazık ki onun en sevdiği ülke olan Pounz'un içerisinde kalmadı, bunun nedenlerini bilemiyoruz. Ama bir gerçek var ki, Pounz Ağaç'ı ve Qouen'i kaybettiği anda, tüm dünyaya göre hatırı sayılır bir güç kaybına uğradı...''
''Aynı şekilde Gri Engerek de, şu anda Pounz'un hayatta kalmak için dayandığı kişilerden bir tanesidir. O dünyadaki hiç şüphesiz en ölümcül suikastçi olduğu için, bulunduğu ülkeye savaş açmaktan çekiniyor diğer ülkeler. Çünkü savaşı kazanıp Pounz'un yok olmasını sağlasalar dahi, Gri Engerek, namıdiğer Ölüm Yılanı ne yapıp edip o ülkenin başındaki kişiyi öldürecektir. Bunu göze alabilen pek liderin olduğunu da söyleyemeyiz, bu yüzden Pounz yapması gerekeni yaparak Gri Engerek konusunda çok hassas davranıyor. Tarini Güneş'i ve Güneş Ailesi'ni de unutmamak gerek. Dünya üzerindeki en güçlü Beyaz Taç değil Pounz'un Beyaz Taç'ı ancak Beyaz Taç'ın doğum yeri Pounz'dan önce bu topraklarda hüküm süren krallık olduğu için, Beyaz Taç'ın kurucu ailesi olan Güneş Ailesi bu toprakları, yani Pounz'u biraz daha sahiplenip buraya bağlı kalıyor.'' Hollis devam ederken derin bir nefes aldı ve durakladı.
''Renkli Yıldırım ile Pounz arasındaki farkı biraz daha net olarak anlatmak gerekirse, örneğin Pounz'un en güçlü yüz kişisi olarak yapılmış sıralamada, yani Siyahlar'da, genellikle bir Kutsal ya da Ejderha Seviye kişiyi ancak ilk onun içerisinde görebilirsin, hatta belki de ilk beşin. Ama bu Renkli Yıldırım Krallığı gibi büyük ve güçlü bir krallıkta böyle değildir. Orada sıralama da ilk yüz kişiyi içermiyor zaten, ilk bin kişiyi içeriyor. Üstelik beş yüzüncü sıralara bile baksan, Ejderha ve Kutsal seviye savaşçı ve büyücülerle karşılaşmaya devam edersin... Farkı anlıyor musun? Pounz'da sadece ilk onda görülebilen şeyler, onlarda ilk beş yüzde görülebiliyor. Berinne'nin de gelişim rekorlarından birini kırmaya son derece yaklaşarak bu yaşında bu seviyeye girmiş olmasına aldanma, o yaşına göre çok yüksek bir seviyede olsa da sadece Dünya Seviyesi'nde. Senin gibi seviyesinden başka şeylere yatırım yapmış olduğunu pek sanmıyorum, bu yüzden Dünya Seviyesi ile birlikteyken kendi krallığının en güçlü yüz kişisinin içerisine girmesi pek mümkün değil. Ancak ileride, Berinne'nin sadece krallığında değil, tüm dünyada geçerli olan en güçlüler listesi arasında ilk ona girebileceğinden eminim. Tarihte on beşinci seviyeye adım atmayı başarmış en genç kişinin on sekiz yaşında olduğu bilinir. Berinne, sen kaç yaşında on beşinci seviyeye giriş yapmıştın?'' diyerek, bir soruyu da Zend'den sonra dile getirmiş olan kişi Hollis oldu.
''On dokuz.'' diye cevap verdi Hollis'e Berinne yavaşça. ''Tam on dokuz yaşına bastığım günde girmiştim hatta.'' diye de devam ettirdi.
''Vay be!'' Zend hayranlıkla bir iç çektikten sonra konuştu. ''Az daha tarihin en büyük dahisini geçmeyi başarıyormuşsun!'' diyerek heyecanlı bir şekilde Berinne'ye bakmaya devam etti genç adam. ''Kıl payıyla kaçmış... Süpersin Berinne, sen harbiden bir dahisin!'' Renkli Yıldırım Krallığı'nın gücünü Hollis'in söyledikleriyle birlikte daha iyi anlamaya başlayan Zend, dünyadaki dengelerin nasıl olduğunu tam olarak kavramaya bir adım daha yaklaşmıştı. Şu an yaptığı şey, Siyahlar'a girmek, Pounz çapında büyük bir olay gibi görülebilecek olsa da tüm dünya çapında baktığı zaman aslında çok da bir şey ifade etmiyordu. Dünyada o kadar çok güçlü insan, o kadar çok rakip vardı ki, Zend'in bu yaptığı onların yanında dikkat edilmek için bile yetersiz olurdu. Aynı şekilde, Renkli Yıldırım Krallığı'nın neden Kutsal Ülkeler'den biri olmayı başarabildiğini de bu şekilde görmüş oldu Zend. Bu, aynı şekilde Berinne'ye neden kimsenin saygısızlık yapamadığının da bir kanıtı gibiydi. Yarın Berinne'nin Prenses Yuna ile geçecek olan görüşmesinin nasıl olacağını da merak etmiyor değildi genç adam, sonuçta Berinne bir prenses gibi değildi pek fazla. Yani üzerinde asil bir hava ve soylu olduğunu belli edecek pek çok şey olsa da, Berinne kendisini kimseden üstün görmüyordu ve hiç kibirli değildi. Bu yüzden Zend onunla konuştuğu zamanlarda bir prensesle konuştuğunu bile unutabiliyordu arada bir, hatta onunla konuşurken sürekli esprili bir şekilde konuşuyorlardı ve gülüp eğlenebiliyorlardı. Genç adam biraz bekleyerek kendini Berinne'nin yerine koymaya çalışmıştı... Eğer Zend Renkli Yıldırım gibi büyük bir krallığın prensi olsaydı, kesinlikle normal insanlarla muhatap olmazdı muhtemelen. Çünkü böyle bir durumda, kendini diğer insanlara göre daha yüksekte görmesinin normal olduğunu düşünüyordu, o dünyanın en güçlü krallığının prensi olduğu için kendini diğerlerine göre ayrı görmesi doğal olmaz mıydı?
''Aslında aramızda epey vardı, çok da hızlı değilim...'' Berinne alçak gönüllü bir şekilde üzerine yollanmış iltifatlara karşılık verdi. ''Aslında ağabeyime ve ablama bakarsak, benden gelişim olarak çok daha hızlı olduklarını anlayabiliriz. Özellikle ağabeyim, eğer bir ay daha erken on beşinci seviye olabilmeyi başarmış olsaydı, biri onun rekorunu geçene kadar tarihteki en büyük dahi olarak anılacaktı. Ne yazık ki bunu kaçırdı... Elbette bunu kaçırdığı için, babam da o da çok üzüldüler. Ama yapacak bir şey yoktu.'' diye konuşurken ellerine bakmıştı genç kız. ''Ben dünyaya göre bir dahi olarak görülebilirim ama aile içinde baktığımız zaman, kardeşlerimi yakalamayı başarmam kesinlikle mümkün değil. Ayrıca bir de kardeşim var, biliyorsunuzdur. Henüz on yaşında olmasına rağmen, çoktan dokuzuncu seviyeye girdi bile. Ben on yaşındayken sadece yedinci seviyeye ulaşmayı başarabilmiştim. Onlarla karşılaştırılınca pek de dahi olduğum söylenemez...''
'Kardeşlerinden daha düşük demek.' diye geçirdi içinden Zend. 'Aile içinde bundan dolayı eziliyordur muhtemelen, görünüşe göre Renkli Yıldırım Krallığı gibi bir krallığın prenseslerinden biri bile olsan, seni ezebilecek biri oluyormuş.' Hafifçe hüzünlü bir şekilde baktı Berinne'ye.
''Hadi ama, mızrakta ağabeyine ve ablana göre daha yetkin olduğunu dünyadaki herkes biliyor.'' Hollis Berinne'ye bakarak konuşunca, Zend'in yüzündeki, zar zor hissedilen hüzün parçaları yavaşça kaybolmaya başlamıştı.
''Ah,'' Berinne Hollis'in söylediğinin üzerine konuştu. ''bunun sebebi aslında Harsis. Onun sayesinde pek çok şeyi başarabildim, mızrağı kullanmakta gerçekten de gelişmemin en büyük sebebi, onun ta kendisidir.''
***
1711
Magnec