Elinize sağlık. Meddle :/ harcandı yazık oysa iyi bi kız di belliydi ama harcancagi :(
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
184. Bölüm Dünyanın Önde Gelen Aileleri (2)
''Dünyanın ilk onunda sayılabilecek diğer bir aile de şüphesiz Naketa Ailesi. Naketa Ailesi, Kara Yaprak loncasının bir nevi çıkış yeri olarak görülebilir. Karanlık Elementi'nin tüm sırlarını çözmüş olan bu ailenin her çocuğu, muazzam derecede büyük bir potansiyele sahip olur ve büyüdüğünde de kesinlikle çok güçlü olur. Zaten Kara Yaprak'ın bağlı olduğu aile de Naketa Ailesi olduğu için, Kara Yaprak'ın tüm gücünü de bu aileye katmak mümkün. En son bir yüzyıl önce bir savaşları vardı ve bu savaşın sonunda, hatırı sayılır derecede büyük bir alanı yok etmişlerdi. Şu anda Kutsal Ülkelerden biri olan Mahendra Krallığı'nın içerisinde yaşıyorlar. Mahendra Ailesi'ne göre bir nebze daha zayıf oldukları için, henüz savaşa girmeye çekindikleri düşünülüyor ve kendilerine krallıkta verilen bir bölgeyle yetiniyorlar.'' Adam, kulağına pek çok yerde gelen bilgileri Zend ile paylaşırken hiç de rahat değilmiş gibi görünüyordu, bir yandan terlemeye devam ederken titreyen sesi dikkat çekiyordu. Yüzündeki yanık canını fazlasıyla yakıyor olmalıydı; adam arada duraksıyordu ve devam etmesi birkaç saniye alıyordu, muhtemelen acı dikkatini dağıtıyordu.
''Biraz önce de bahsettiğim gibi, Naketa Ailesi ile dip dibe ve ona oranla daha güçlü olan bir aile var ve bu aile de dünyanın liderlerinden biri olarak görülüyor: Mahendra Ailesi. Mahendra Krallığı'nın Kraliyet Ailesi olarak da anılabilir. Bu aile ise fazlasıyla eski, uzun bir geçmişi var ve birkaç bin yıl önce tüm rakiplerini saf dışı bırakıp dünyanın başına geçmişti, ama zaman içinde Renkli Yıldırım Krallığı'nın gelip tahtını sallamasıyla kendini zirveden indirilmiş olarak buldu. Mahendra Ailesi'nin güçlü yanları ise Ruh Şövalyeleri'dir. Normal bir ülkede Ruh Şövalyeleri'nin sayısı elliyi geçmiyorken, Mahendra Ailesi'ne bağlı olan Ruh Şövalyeleri'nin sayısı üç yüzü geçiyor. Üstelik ordunun başındaki insanların yetenekli olmasından dolayı Mahendra Ailesi, açtığı cephelerde hemen hemen hiç kaybetmiyor.''
Zend adamın titreyerek anlattıklarını dikkatlice dinlerken, söylenenleri aklına kazıyordu. Bu pratik bilgileri bilmesi ileride gerçekten çok işine yarayabilirdi, özellikle Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na katıldığı zaman karşısına güçlü ailelerden gençler gelirse, onların özelliğini kabaca bile olsa bilmeliydi.
''Kutsal Ülkeler'den biri Yuathra Krallığı'nın kurucusu ve söylemediğim tek Kutsal Ülke olarak da, dünyanın en güçlü ailelerden biri olan Yuathra Ailesi var. Yuathra Krallığı diğer üç krallığın tam ortasında kalıyor ve Kutsal Ülkeler'den biri, bir diğerine gitmek isterse Yuathra Krallığı'nın sınırlarından geçmek zorunda kalıyor. Ayrıca Yuathra Krallığı'nın sınırları içerisinde Kutsal Ülkeler'in tüm ticaretinin hemen hemen yarısının gerçekleştiği ticaret yolları var, dolayısıyla bundan büyük bir pay alan Yuathra Krallığı'na devamlı olarak altın akmaya devam ediyor. Üstüne üstlük bulundukları toprak parçasının altındaki maden bolluğu da Yuathra Krallığı'nın ekonomisine çok büyük bir katkıda bulunuyor, çıkardığı ham maddeleri yurt dışına iyi bir parayla satan Yuathra Krallığı dünya üzerindeki en zengin krallıklardan biri.'' diye devam eden Kevel, yanlış bir şey yapıp yapmadığını kontrol etmek için Zend'in gözlerine çekingen bir şekilde biraz baktıktan hemen sonra gözlerini tekrar çekti. Küçük bir öksürük sesinin dar sokakta yankılanmasının ardından, adam elleri önünde bağlı bir şekilde konuşmaya devam etti.
''Diğer bir aile de Tenore Ailesi. Pounz'un hemen yanında yer alan, pek geniş topraklara sahip olmasalar da, küçük topraklarında bile dünyanın ihtiyacı olan pek çok şeyi üreten, Tenore Krallığı'nın kurucu ve yönetici ailesi. Bu aile kendi askerleri bakımından çok gelişmiş olmasa da, her türlü büyülü yaratığı eğitmeyi başardıkları için dünyadaki, garantili büyülü yaratık ortağı satışının büyük bir kısmını oluşturuyorlar. Üstelik dünyada hiçbir yerde yetiştirilemeyen özel ejderleri yetiştirdikleri de biliniyor. Bu şekilde kurdukları büyülü yaratık ordularıyla gerçekten tehlikeli oluyorlar, her alanda büyülü yaratıkları kullanmayı başardılar ve artık kolay kolay yerinden oynatılamayacak bir aile.''
''Dünyada nam salmış bir aile de, muhtemelen senin de pek çok kez duymuş olduğun, Beyaz Taç'ın bağlı olduğu aile olan Güneş Ailesi. Yeryüzünde, Kral Modu'na sahip olan insanları bünyesinde barındıran Beyaz Taç'ın kurucu ailesi olduğu için, Beyaz Taç'ın tüm gücünü ona ekleyebiliriz. Üstelik Beyaz Taç'ın dünya çapındaki lideri her zaman Güneş Ailesi'nden oluyor ve Güneş Ailesi'ne bağlı olan askerler çok güçlü. Kral Modu geliştirildiğinde o kadar güçlü bir hale geliyor ki, Kral Modu'nda ustalaşmış olan bir savaşçının hakkından gelmek neredeyse imkansız hale geliyor. Bu yüzden Güneş Ailesi'nin gücü inanılmaz derecede yüksek. Dünyanın en güçlü on ailesi, bu saydığım ailelerdir.''
''On birinci kim peki?'' Zend meraklı bir şekilde sormaya devam etti. Özel olarak beklediği bir cevap vardı elbette.
''Hmm, on birinci de dünyadaki Avcı Modu'na sahip kişilerin bağlı olduğu Avcı Bıçağı'nın kurucu üye ve yöneticilerinin bulunduğu Abnea Ailesi'dir.'' Adam biraz bekledikten sonra saygıyla cevap verdi.
''Abnea mı?'' Zend'in kalbi sızladı bir anlığına. 'Maddle'nin Ailesi...' diye içinden geçirdi. Onun ailesinin varlıklı ve güçlü bir aile olduğunu zaten öğrenmişti, ama Maddle daha önce kendi ailesinin gücünü söyleyerek ona havalı ve iyi görünmeyi hiç denemeyip, tamamen kendi elinden gelenlerle Zend ile yakınlaşmaya çalıştığı için, onun ailesini onunla tanışmadan önce bilmiyor olan Zend, ilk olarak onun ortalama bir aileden geldiğini düşünmüştü. Çünkü Maddle'de bir prenses havası yoktu, o fazlasıyla samimi ve alçak gönüllüydü. Üstelik ailesinin böylesine varlıklı olmasına, dünyadaki en iyi ustalarla birlikte çalışabilme imkanına sahip olmasına rağmen, o gidip kendi istediği, samimi bulduğu usta olan Hinia ile birlikte çalışmayı tercih etmişti. Bu da zaten onun kendini diğer insanlardan üstün görmediğinin en büyük kanıtıydı, en kaliteli ve pahalı hapları, iksirleri kullanmak yerine gidip kendi emeğiyle güçlenmeyi seçmişti. Üstelik ailesi olmayan Zend'i sadece bir arkadaş olarak bile elde etmek istediğinde, kendi ailesinden bahsetmemeyi tercih etmişti, ailesinin ismiyle bile binlerce kişiyi elde edebilecek durumdayken, o kendi uğraşlarıyla bir şey kazanmak istemiş olmalıydı. Hiçbir koruması yoktu ve öldüğü zaman yüzüğünde fazla bir para olmadığından bile emindi Zend. Onu hiçbir zaman unutmayacaktı, yüzyıllar geçse ve binlerce, hatta milyonlarca kere ölüp tekrar dirilse bile, o her zaman aklında kalacaktı. Onu, ölürken bile Zend'in yanında olmak istemiş, hayatı boyunca saraylarda yaşamak yerine, birilerini kurtarırken ölmeyi, henüz küçücükken bu hayata veda etmeyi göze alıp insanlara yardım etmeyi yeğlemiş olan kızı unutmamak için yemin etmişti ve bu yemini bozmaktansa ölmeyi tercih ederdi. Üstüne üstlük onun ölümüne sebep olan, Zend'den başkası değilken...
Maddle'yi hatırlamasıyla birlikte küçük bir sızının yayılmaya başladığı vücudunu yaslandığı duvardan çekti ve aklını toparlamaya çalıştı, çünkü Maddle'yi daha fazla düşünürse kendisi de oracıkta oturup ağlamaya başlayacaktı.
''Her neyse...'' diye mırıldandı ve bir iç çekti. ''Pounz'un Kraliyet Ailesi en güçlüler arasında kaça girer peki?'' Zend adama bakarak aklındaki hüzünlü anıları, Maddle'nin kan dolu elinin kendi elinden kayışını, mor renkli saçlarındaki tokanın da, saçlarının da kızın yüzünün rengi solarken kırmızıya boyanmasını, buna rağmen de Zend'e gülümseyerek bakmaya devam ederek onun elini tutmasını, aklından çıkarmaya çalışıyordu genç adam.
''Pounz mu? Pounz'un Kraliyet Ailesi en iyi ihtimalle ilk elliye girebilir. Zaten bunu da hemen her Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'nda başaramıyorlar, ama Pounz'un ordusu öyle çok da zayıf olmadığı için dünyadaki güçleri turnuvadaki sıralarını yukarı çekmeye yetiyor.'' Adam dürüst bir şekilde konuştu.
''Anlıyorum...'' Zend hafifçe dolan gözlerini sildi. Maddle'yi düşündüğünde istemsizce duygulanıyordu, buna engel olmak elinde değildi. Maddle'nin ölümü Zend'in ilk kez gerçeklerle karşılaşmasıydı ve bu, genç adamda büyük bir iz bırakmıştı. Masumiyetinin yok oluşunu görmek, masumiyeti bu dünyadan silinirken ağlayarak onun elini tutmak zorunda kalmıştı. Bu olayların bıraktığı iz, onun ruhundan asla silinmeyecekti. Zend'in aklında sadece Fungyuo Kralı'ndan alacağı intikam yoktu elbette. 'O gün o büyülü yaratıkların oraya gelmesini sağlayan her kimse... Her kimse... Onu bulup, ölmek için yalvarmasını sağlayana kadar ölmemesini sağlayacağım!' diye içinden hınçla geçirdi Zend. O büyülü yaratıklar elbette şehrin ortasına durduk yerde girmemişti, bunun bir sebebi olmalıydı. Üstelik Ranon onların şehrin içinden normal bir şekilde ilerleyerek turnuva alanına girdiğini söylemişti, Zend bunun ancak yüksek kademeli birinin işi olabileceğini biliyordu ve bu kişiyi, ne olursa olsun bulacaktı, daha sonra da intikamını sertçe alacaktı!
''Hey, Kevel.'' dedi ve yumruk yaparken öfkeden titreyen, göğsünde tuttuğu eline diktiği gözlerini tekrar adama çevirdi. Zend'in öfkeli halini gören adam altına yapacakmış gibiydi sanki, gözlerinin içinde biraz öncekinden bile daha büyük bir korku oluşmuştu ve hayatının solup gitmemesi için dua ettiğini, sadece ona bakarak bile anlayabiliyordu Zend.
''E-Evet efendim.'' Kevel zorlanarak da olsa bir cevap vermeyi başarmıştı.
''Raddha diye bir aile duydun mu?'' diye sordu Zend, gözlerini onun gözlerinden çekmemişti. Çünkü bu konuda bir yalan olma ihtimalini bile kabul edemezdi.
''Raddha mı?'' Adam gözlerini kapattı ve düşündüğünü belli edercesine beklemeye başladı. ''İsim bir yerden tanıdık geliyor, bunu birinden duymuş olmalıyım, fakat başka bir şeyi hatırlamıyorum.'' Kevel konuştuktan sonra Zend'in yüzünün hafifçe asıldığını görünce, şu an zaten öfkeli gibi görünen genci, olumsuz bir cevap vererek daha da sinirlendirmemeyi istememiş olmalıydı ki, hemen devam etti: ''Ama merak etmeyin, bu Raddha Ailesi'nden haberi olma ihtimali en yüksek olan kişiye götürebilirim sizi isterseniz, evi bu şehirde ve gitmemiz çok vaktimizi almaz. O bu şehirdeki en bilgili kişidir ve bu tip aileler hakkında en fazla şeyi de o bilir.''
''Bu şehirde mi?'' Zend mırıldandı. ''Hızlıca götür o zaman, bu önemli bir nokta.''
***
Yirmi dakika kadar yürüyerek bir eve varmışlardı, Zend ile Kevel. Zend geçtikleri yerlere dikkat etmişti ve eski olduğu belli olan bir binanın önüne gelip durduklarında, binayı dikkatle incelemişti. Şu anda fazlasıyla rahattı, çünkü kılıcı yanındaydı ve acil bir durumda onu kullanabilirdi. Ayrıca adamın hareketlerine bakılırsa, o fazlasıyla korkmuş bir durumdaydı ve değil Zend'e bir oyun oynamak, ona yanlış bir kelime söylemeyi bile göze alamayacakmış gibi görünüyordu. Bu yüzden bunun bir tuzak olamayacağını düşünen genç adamın içinde bir sıkıntı yoktu.
Kevel Zend'den izin istedikten sonra hızlıca kapıya gidip birkaç kere tıklattı.
Kapı on saniye içerisinde açıldı ve Kevel'e bakınca, şaşkın bir şekilde dudaklarını aralayan yaşlı adam Zend'i fark bile etmeden önündeki adamın omuzlarından tutmuştu. ''Kevel! Sana ne olmuş böyle, bir savaşı mı kaybettin?!''
Adam, yüzünün yarısı yanık içinde olan Kevel'i görünce şaşırmış olmalıydı, sonuçta Kevel'in suratı şu anda berbat bir haldeydi ve ona bakan herkes, şüphesiz benzer bir tepki verirdi. Üstelik Kevel'in kıyafetlerinin üzerindeki bir sürü kan da cabasıydı...
''Bu önemli değil şimdilik Sekun Amca, bu beyefendi sana bir şeyler sormak istediği için onu buraya getirdim, merak etme, sana bir zarar vermeyecektir. Sadece sorduğu sorulara cevap ver, yoksa beni öldürebilir...'' diye fısıldayan Kevel'in yüz ifadesindeki endişe, karşısındaki yaşlı görünümlü adamı da endişelendirmiş gibi görünüyordu.
''Tamam da, o kim?'' Adam Kevel'in arkasından, duygusuz bir şekilde onları izleyerek bekleyen Zend'e baktı.
''Kim olduğunu boş ver, sadece dediklerimi yap. İyiliğimiz için.'' Kevel hızlıca konuşmuştu.
''Tamam tamam, anladım.'' dedi ve eliyle kapıyı ardına kadar açtı. ''İçeri girin o halde.''
Zend içeri giren Kevel'in ardından minik bir enerjisini serbest bırakıp evin içini kontrol etti, içeride bu adamdan başka kimsenin olmadığını görünce, nezaket gereği teşekkür ederek içeri girdi.
''Buyurun oturun,'' Yaşlı adam tedirgin bir şekilde bir koltuğa yerleştikten sonra, karşısındaki koltuğu işaret ederek konuştu. ''sonra da soracağınız neyse dinleyeyim.''
''Teşekkürler, izninizle sorayım: Raddha Ailesi hakkında ne biliyorsunuz?'' Zend hiç beklemeden direkt olarak konuya girdi. Adamın gözleri, Zend'in ağzından çıkan kelimelerle birlikte ardına kadar açılmıştı.
**
1712
Magnec