eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
180. Bölüm Kızıl Kılıç
''Dur dur, bir bekle de sana bir hediye vereyim,'' Emerantaos Zend arkasını dönüp, bir an önce buradan çıkmak istediğini belli edecek şekilde hızlandırdığı adımlarıyla uzaklaşırken, ufak bir kahkaha patlattı ve arkasından bağırdı. ''buraya gelip de elin boş dönmüş olma!''
''Hediye mi?'' Zend Emerantaos'un ona tekrar seslendiğini duyunca biraz bunaldığını hissetse de, Emerantaos'un ağzından çıkanlar arasındaki ''hediye'' kelimesini duyar duymaz direkt arkasını dönmüştü, Zend hediyelerden hoşlanırdı, özellikle Emerantaos gibi muhtemelen alabildiğine parayla dolu bir hazineye sahip olanlardan gelen hediyeleri kesinlikle geri çevirmeyi düşünmezdi. Çünkü Emerantaos gibi, dünyanın güç denince akla gelen ilk isimlerinden biri olan Yama Ailesi'nin başındaki biri, hediye olarak öyle ucuz, gözden çıkarılması kolay olan bir şey vermezdi kimseye. ''Ne hediyesi acaba?'' Zend morali tamamen yükselmiş bir şekilde arkasına dönüp hızlıca ona ilerlemeye koyulmuş Emerantaos'a baktı.
''Hah, hediyeyi duyunca keyfin yerine mi geldi, çakal seni!'' Emerantaos bir kahkaha daha patlatmıştı. Zend onun bu neşeli halini görünce daha fazla dayanamayarak gülmek zorunda kalmıştı, tutamamıştı birkaç saniyeliğine kendini. 'Hehehehe, bakayım hediyesi neymiş.' diye düşünüyordu gülerken.
''Bende bir sürü var, bu yüzden eğer olur da diğerine zarar gelirse kullanman için bunu sana vereyim.'' dedi Yama Ailesi'nin lideri ve yüzüğüne dokunarak, ortaya, tam da Zend'in beklediği ve istediği üzere bir Ağır Kılıç çıkardı.
''Bugün kırdığın kılıç ile aynı metalden yapılma, ama merak etme öyle kolay kırılan bir kılıç değildir, hatırı sayılır derecede emek verilerek yapıldı ve epey sağlamdır. Yine de, kullanmadan önce sağlamlığını artıracak büyüler yapmak en iyisi, bugün sen kendi kılıcına yapmadın, istemediğin için mi, bilmediğin için mi, yoksa gerek mi görmedin bilmiyorum, ama bir Ağır Kılıç kullanıcısının bir savaştan önce mutlaka yapması gereken bir şey varsa o da kılıcını, darbelere karşı, özellikle gürz ve balta gibi silahlar kullanan rakiplere karşıyken yeterince sağlam olup, en basitinden çizilip görünüm olarak kötüleşmemesi için bile olsa bir sağlamlık büyüsüyle kaplamasıdır. Eğer bunu yapmazsan kılıcın günden güne zayıflar ve sonunda, acımasız kaderi olan kırılmaktan kaçamaz. Normal bir hafif kılıçla çok fazla darbe karşılamazsın ve bu yüzden ona sağlamlık büyüsü yapmak yerine hız, güç büyüleri yapmak daha mantıklı olur, ama Ağır Kılıç'a hız büyüleri işlemez, senin de bildiğin üzere. Ancak senin de yaptığın gibi Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni olduğun yerde kullanabilirsin, bir hız tekniği kullanmaya çalışırken. Güce de Ağır Kılıç'ta zaten ihtiyaç duyulmaz çünkü fazlasıyla güçlü ve ezicidir. Yani onun birincil ihtiyacı ve açığı sağlamlığının zamanla bile olsa giderilebiliyor olması, bu yüzden sana herhangi bir Ağır Kılıç kullanıyor olduğun zamanlarda tavsiyem, kılıcı savaşa girmeden önce hızlıca ona sağlamlık sağlayacak bir büyüyle kaplamandır.''
''Hmm,'' Zend Emerantaos'un ciddileşerek anlattığı her şeyi dinledi ve aklına kazıdı. ''tavsiye için çok teşekkürler, bundan sonra yapmaya çalışacağım.'' dedi ve teşekkür ederek, adamın ona uzattığı kızıl kılıcı aldı.
Kılıcın, normal bir Ağır Kılıç'ta olması gerektiği gibi keskin bir ucu yoktu ve iki tarafı da, orta bölgesine oranla inceltilerek keskin olmasalar bile bir kılıç görünümü almaları için kesilmişti. Ayrıca buralarla yapılan saldırı, ortasıyla yapılan bir saldırıdan daha ezici oluyordu çünkü kılıcın geniş kısımları rakibe çarptığında basıncı tüm zemine yayarken, bu kısımlarda basınç küçük bir çizgide toplanıyor ve bu çizgi, yani kılıcın normalde keskin olması gereken tarafı rakibe denk geldiğinde daha büyük bir hasar oluşturuyordu.
Ağır Kılıç'ın bilenerek keskin hale getirilmesi aslında mantıklıydı, ama kullanıcısının onu sürekli savurmasından dolayı, saat başı tekrar bilenmesi gerekirdi ve sürekli tekrar körelirdi. Bu ise tabii ki, genel olarak az vakte sahip olan savaşçılar için fazlasıyla caydırıcı bir seçenekti. Üstelik Ağır Kılıç'ın metal kısmının büyük, geniş ve ağır olması, etrafındaki, normal bir kılıçta keskin olan bölgelerin belirli bir seviyeden sonra inceltilmesine olanak vermiyordu. Sonuçta yanların incelmesi için üst tarafın da incelmesi gerekiyordu ve üst tarafı inceltmek, yontmak demek Ağır Kılıç'a Ağır Kılıç özelliği veren şeyin yok olması demekti.
Kılıcın kabzasında bu sefer bir ejderha yoktu, sadece minik yazılar ve güzel, ilgi çekici işlemeler vardı. Yukarı çıktıkça parıldayarak yeni sahibine, Zend'e selam veren büyük kılıcın üzerinde gerçekten asaletli bir hava vardı. Bunun oldukça pahalı olduğundan emindi Zend, ne de olsa bu kılıç gerçekte dünyanın en iyi Ağır Kılıç savaşçısına aitti, kötü ya da ucuz olması imkan dahilinde miydi? Kılıcı eline almasıyla birlikte ilk olarak ağırlığını ölçen genç adam, önündeki kılıcın kendi kılıcı kadar ağır olmadığını fark etmişti. Fark edilir bir ağırlık farkı olsa bile, bu da oldukça ağırdı, vurulduğu yerde can yakacağı kesindi.
''İsmini sen koy, bu kılıç henüz yeni ve bir ismi yok.'' Emerantaos kılıcına son bir kez baktı. ''Bu arada, eğer ki onu vücudunda taşıman gerekirse diye yanında bunu da vereyim,'' dedi ve tam olarak bu Ağır Kılıç'ın uyacağı bir şekle sahip kılıfı daha yüzüğünden çıkardı ve Zend'e uzattı. ''istersen bunun iplerini omuzlarını saracak şekilde bağlayıp kılıcı sırtında taşıyabilirsin, tamamen sağlamlaştırıcı büyülere tabi tutuldular ve bu kılıcın ağırlığı iki katına çıksa bile kopmayacaklardır, için rahat kullanabilirsin.''
Zend birazcık mahcup olsa da belli etmemeye çalıştı, bir hediye alıyordu sonuçta, bunu kendisi bile istememişti. ''Teşekkürler,'' tekrar teşekkür etti ve bir isim getirmeye çalıştı aklına. ''doğrusuşnu isterseniz benim kendi kılıcımın bile bir ismi yok, isim bulmakta hiç iyi değilimdir ve koymaya çalışırsam saçma sapan şeyler çıkar ortaya... Bu yüzden isimsiz kalması en iyisi gibi görünüyor...''
''Hahaha, anlıyorum, ama isimsiz kılıç; kılıç olmaz. Bu yüzden iyice düşünüp ona kaliteli bir isim verdiğinden emin ol. Eskiler, bir kılıca gücünü veren asıl şeyin ismi olduğunu söylerdi. Haklı olmasalar bile, sen yine de isim ver. Onlara azıcık saygın olsun değil mi!'' Emerantaos kılıfı verdikten sonra, ellerini beline atarak hafifçe güldü.
''Bir isim bulacağım.'' diye mırıldandı Zend. Yüzünde, bir Ağır Kılıç daha elde etmesiyle birlikte edindiği mutluluğun benzersiz izleri vardı. Heyecanlıydı da, her zaman bir Ağır Kılıç elde etmiyordu ve eskisini elde etmek için bile oldukça fazla emek sarf ettiği mutlak bir gerçekti. Kutsal Seviye bir büyülü yaratıkla savaşıp, ölümün eşiğine gelmişti. Neyse ki onu o an içinde bulunduğu zor durumdan çekip alan birileri olmuştu.
Zend bir kere daha teşekkür edip veda ettikten sonra, kılıcı yüzüğüne yerleştiremediği için, sırtına taktığı kılıfın içine koymuştu. Kılıf kılıcın tam boyunda değildi, hemen hemen onda sekizini kaplıyordu onun, uç tarafı kızıl bir şekilde parlayarak görünüyordu. Zend onunla birlikteyken çok hızlı olamasa da, yeterli miktardaki hızını kullanabiliyordu. Sonuçta Zend normal kılıcıyla bile rahatça hareket edebilecek kadar fiziksel güce sahipti, bu kılıç ise diğerine göre daha hafifti ve Zend onu tek eliyle bile kullanabileceğini düşünmüştü, onu sırtına alıp hareket etmek, genç adamı fazla yoran bir şey değildi.
Biraz ilerledikten sonra malikaneden çıkan Zend, Sanzirna'yı bıraktığı yere doğru ilerlemeye koyuldu.
''Sanzirna, n'aptın?'' Zend Sanzirna'nın yanından ayrılalı henüz birkaç saat olmuştu ki genç, onu fazla bekletmeden geri gelmişti.
''Zend!'' Sanzirna Zend ile ayrıldıkları yerdeki bir kafeye oturmuş, bir içecek almış, bir ayağını hızlı hızlı yere vurarak Zend'i bekliyormuş gibi görünüyordu. Uzaktan bakıldığında normal biri gibi görünse de, aslında o Ejderha Seviyesi'ne ulaşmış bir savaşçıydı! Dünyanın nüfusuna ve Ejderha Seviye savaşçıların sayısına bakılırsa, Sanzirna'nın, yaptığı şeyle kendisini ne kadar özel yaptığının farkına varılabilirdi. O, Ejderha Seviye bir savaşçı olduğu anda dünyanın elitleri arasına girmiş bulunmaktaydı. Şu anda tehlikesiz ve sakin olsa, masum görünüşü ile etrafındakilerden sempati kazanabilecek durumda olsa da, o öfkelendiğinde ya da savaşmak istediğinde bu şehirdeki pek az kişiye karşı kaybederdi. Genç kadın Zend'i görmesiyle birlikte hızlıca ayağa kalktı ve o daha kafenin içine girmeden, dışarı çıkıp yanına gitti. ''Lord Emerantaos'u bulmayı başarabildin mi?'' diyerek meraklı gözleriyle Zend'e bakmaya başladı. ''Enerjin oldukça azalmış, bir savaşa girdiğin kesin.'' diye mırıldanarak devam etti.
''Evet, istediğim gibi Yama Ailesi'nin lideri ile bir savaş yapmayı başardım. Ufak bir deneyim paylaşımı yaptık ve bana gerçekten çok yararı dokundu. Bir sürü şey kaptım ondan.'' Genç gülüyordu bir yandan, yorgunluğunu atmaya devam ediyordu.
''Onun hala yenilenme içinde olması gerekmiyor muydu ki?''
''Gittiğimde yenilenmeye başlamamıştı, bariyerleri beni çekmek için yapmış zaten.'' Zend dürüst bir şekilde konuşmaya devam etti.
''Seni yemlemiş mi yani?!'' Sanzirna hafifçe heyecanlanarak sorsa da Zend'in iyi olduğunu gördüğü için bir panik içine girmemişti.
''Evet, ama merak etme, kızıyla bir enerji savaşı yapmamı istedikten sonra kazanırsam benimle istediğim üzere bir düello yapacağını söyledi ben bariyerin içindeyken, ben de kabul ettim ve kızını yendim. Sonra da bir düello yaptık, ardından biraz birlikte yürüdük ve bana benimle ilgili bir şeyler sorarak beni tanımaya çalıştı. Gerçekten iyi biriymiş... Daha sonra da bana bir kılıç hediye etti, baksana!'' Zend hevesli bir şekilde arkasını dönerek Sanzirna'ya hediye almış olduğu kılıcı gösterdi.
''Bu kılıcı neden sana verdi ki? Kullanamayacağın bir şeyi sana hediye etmek yerine, direkt para verseymiş de bunu satmakla uğraşmak zorunda kalmasaymışsın.'' Sanzirna kılıca bakarken beğenmemişçesine konuşmuştu. ''Kılıcın gücü muazzam olmalı, değeri de paha biçilemezdir. Ama bunu satmak için ne kadar uğraşacağından haberin var mı? Bunu kimse almak istemeyecektir, çünkü dünya üzerinde bunu kullanabilecek Yama Ailesi'nin bir üyesinden başka biri yok. Senin de bu kılıcı aldığın yer orası olduğu için, Yama Ailesi'nden birine bunu tekrar satman oldukça kaba bir davranış olurdu. Yani bunu süs olarak evine alacak birini bulursan şanslısın.''
''Hey hey, onu satmayacağım Sanzirna, kullanmam için verdi.'' Zend gülmeye devam ederken konuştu ve Sanzirna'nın inançsız bakışları ile karşılaştı.
''Kullanman için mi? Zend, bu kılıç en azından bir iki ton olmalı! Sen bunu nasıl kullanacaksın ki?!'' Sanzirna Zend'in bu kılıcı kullanabileceğine hiç inanmıyormuş gibiydi.
''Nasıl mı kullanacağım? Sırtımda nasıl taşıyorsam öyle tabii ki. Gözlerinde bir sorun mu var yoksa?'' Zend hafif bir alayla Sanzirna'ya sataştı.
''Doğru ya... Sen bu kılıcı nasıl taşımayı başarıyorsun? Yoksa kılıcın içi pamuk falan mı dolu?'' Sanzirna Zend'in arkasına geçip genç adamın sırtındaki kılıca iki kere tıklatmıştı. ''Ağır değil mi? Versene bi' bana.''
''Vermemi istediğinden emin misin?'' Zend Sanzirna'nın gözlerine baktı. Ejderha Seviyesi'ndeki bir savaşçının gücü bir tondan fazla olsa da, bu kılıç en azından iki ton olmalıydı, sonuçta Emerantaos onun ağırlığından bahsederken birden fazla olduğunu belirtecek şekilde konuşmuştu. ''Peki,'' Zend Sanzirna'nın onu başıyla onayladığını görünce sessizce mırıldandı ve rahatça, sırtından kılıcı çıkarıp Sanzirna'ya uzattı. ''dikkat et de üzerine düşmesin.''
***
1602
Magnec