Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

179. Bölüm Yama Ailesi (10)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Fungyuo mu? Bir Fungyuo gibi görünmüyorsun,'' Emerantaos Zend'i dikkatlice incelemeye koyuldu. 

''Annem bir Fungyuo ve bu soyadı kullanmamı istiyordu, bu yüzden bunu kullanıyorum.'' Zend dürüstçe cevap verdi. Anne olarak kabul ettiği biriydi sonuçta, Fungyuo soyadını kullanmasını isteyen kişi.

''Anlıyorum.'' Emerantaos yavaşça konuştu, bu konuyu daha fazla irdelememesi gerektiğini anlamıştı ve direkt kapatmayı tercih etti. ''Beyaz Taç'a katılmış gibi görünüyorsun, yüzüğündeki işarete baktım da...'' diye devam etti.

''Evet, orası benim evimdir.''

''Hangi ülkedeki Beyaz Taç'a üyesin? Chibui Dağı'nda kılıcını yaptığını söylemiştin, eğitim için oradaydın yanlış tahmin etmiyorsam. Ondan önce neredeydin peki?'' 

''Pounz'daydım.'' Zend kısaca cevapladı. 

''Pekala...'' Emerantaos konuştuktan sonra biraz ciddileşti. ''Zend, bir Ağır Kılıç'ı kullanmayı nasıl öğrendin? Bizim tekniğimizi ele geçirmeyi falan mı başardın? Merak etme, bizden öğrendiysen seni öldürmeye çalışacak ya da bir ceza verecek değilim, yalnızca bunu nasıl yaptığını anlayabilmiş değilim. Bildiğim kadarıyla Fungyuo'da ya da yeryüzündeki bizimkinden başka bir ailede Ağır Kılıç kullanılabilmesini sağlayan bir teknik yok.'' 

''Hayır, Yama Ailesi'nin tekniğini kullanmadım, kullandığım farklı bir teknikti.''

''Nasıl bir teknikti? Kimden aldın o tekniği?'' Yama Ailesi'nin lideri meraklı bir şekilde sormaya devam ederken, Zend'in söylemek istemeyeceği bölüme gelmişlerdi.

''Ağır Kılıç kullanmamı sağlayan bir teknik işte, içeriğini söylemem uygun olmaz. Bu tekniği veren kişinin de kendinden size bahsetmemi istemediğinden eminim.'' Zend saygılı bir şekilde Emerantaos'un sorularını cevaplamayı reddetti.

''Heh...'' Emerantaos bir iç çekti. ''Ağır Kılıç'ı kullanmayı nasıl başardığın hakkında bir şey söylemeyeceksin demek ki. Ama çok merak ediyorum, bin yıllardır Yama Ailesi'nden başka bir ailenin Ağır Kılıç kullanabildiği görülmemişti, ailemden olmayan birinin Ağır Kılıç kullandığını görmek de beni gerçekten fazlasıyla şaşırtıyor.'' diyerek Zend'e dikkatlice bakmaya devam etti.

''Zend, birinin temsilcisi değilsen benim temsilcim olmak ister misin?'' diye sessizce konuştu. ''Sen sıradan bir çocuk değilsin, Ağır Kılıç kullanabiliyorsun ve sadece kullanmıyorsun, onu elde edeli henüz çok olmamış, anlaşılıyor. Ama buna rağmen Ağır Kılıç'a yabancı değilsin, benim kılıcımı kırabilecek kadar etkinsin o elindeyken. Yetenekli birisin, o kılıcı kendin yapman zaten bunun kanıtı, daha da basiti henüz yedinci seviyedesin ve Kutsal Seviye bir büyülü yaratık ortağına sahipsin. Senin yaptıklarını yedinci seviyedeyken yapabilecek birisi kolay kolay bulunmayacaktır. Ne dersin?'' 

''Bu teklifi duymak son derece güzel ancak ben zaten Gri Engerek'in temsilcisiyim. Bu yüzden teklifinizi üzülerek reddetmem gerekiyor...'' Zend de Emerantaos gibi ciddi bir ifade takındı. 

''Gri Engerek mi? Uyanık herif...'' Emerantaos mırıldandı. ''Her neyse, bu şansı da kaybettik demek... Kötü oldu ama, yapacak bir şey yok.'' 

Zend Emerantaos'un sözlerine karşı usulca güldü. ''Kader...'' 

''Peki Zend,'' Yaşlı adam derince bir nefes aldı. ''büyü karşıtı bariyerler tarafından engellenmemeyi nasıl başarıyorsun? Yeni bir tür büyü falan mı keşfettin yoksa? Çünkü kullandığın şeyi ben daha önce ne duydum ne de gördüm, o yaptığın şeyle zamanında gerekli yerlerde bulunursan dünyanın dengesini yok edebilirsin bile. Şu an dünya üzerindeki herkesi en geç bir yılda öldürmen mümkün, yenilenmelerini bekle ve yok et. Kuvvetli büyülerle yapılmış bir bariyeri yok sayan, nasıl bir şey olabilir ki?'' Emerantaos'un en önemli sorusu ağzından çıkmıştı şu anda. O adamın muhtemelen en çok merak ettiği şey buydu ve Zend'e, dışarıya pek belli etmemeye çalışsa da içinde heyecan fırtınaları kopuyordu. Çünkü bunu elde edecek olsaydı, dünya çapında hiçbir rakibinin kalmaması küçük bile sayılabilecek bir kazanım olurdu. ''Bari bunu söyleyiver.'' 

''Lord Emerantaos, bu sorunun cevabını size açıklayacak kadar bilmiyorum ben de.'' Zend büyüsünü elbette başka birine anlatmayacaktı, göstermesi zaten yeterince büyük bir tehlike almasını sağlıyordu. Bir de anlatıp, büyüsü olduğunu söyleyip iyice kendisini tehlikeye mi atsaydı?

''Onun ne olduğunu bile mi bilmiyorsun?'' Emerantaos hayal kırıklığına uğramış olacaktı ki yüzünü birazcık astı. 

''Bir çeşit büyü olduğunu biliyorum.'' dedi Zend, dahasını da söylemeyecekti.

''Nasıl kullanılıyor peki? Nasıl elde edebilirim?'' Emerantaos sorularına devam ediyordu ki, Eralkavender araya girdi.

''Elde edemezsiniz,'' diyerek gözlerini yaşlı adamın gözlerine dikti. ''üstelik Zend size yeterince cevap verdi, bu konuda başka bir soru sormamanızı rica ediyorum, çünkü zaten dahasına cevap vermeyecek.'' 

''Tamam tamam, kızma.'' Emerantaos gülerek cevapladı, İlah Seviyesi'ne ulaşmış bir savaşçı olduğu için normalde konuştuğu kişilerden bu çeşit çıkışları görmüyor olmalıydı, bu yüzden biraz şaşırsa da hiç bozuntuya vermedi ve neşesini korudu. Üstelik Zend'in bu kadar şaşırtıcı şeye sahip olduğunu gördüğünden bu yana, onu etrafında onunla konuşan diğer herkes gibi öldürmeye gücünün yeteceği biri olarak göremeyeceğini bile düşünmeye başlamıştı. Gencin elinde daha farklı kozlar olabilirdi sonuçta, böyle olmasa bile Zend şu an Emerantaos için bulunmaz bir hazineydi. Sadece o çocuğun büyü diye bahsettiği şeyi elde etmek için bile, pek çok şeyi göze alabilirdi. ''Sadece Zend ailemden biriyle evlenerek akrabam olacak mı diye merak ettiğim için onu keşfetmeye çalışıyorum.'' 

''Ne?!'' Zend Era daha cevap vermeden konuştu, ardından tekrar normal bir ruh haline soktu kendini ve ciddileşerek, ''Biriyle evlenmeyi falan düşünmüyorum daha, üstelik evliliğimi de bana güç sağlayacağı için yapmak gibi bir amacım yok. Yine de teşekkürler Lord Emerantaos.'' Zend bu konuda biraz hassastı.

''Gerçekten mi? Ah, çok yazık... Halbuki seni kızımla evlendirmeyi düşünüyordum, böylece babana o büyüyü açıklamanda bir sorun olmazdı değil mi? Benim desteğimle Yama Ailesi'nin başına bile geçebilirsin bak,'' Emerantaos bir gözünü kırparak Zend'in omzuna hafif bir şaplak attı.

''Yok yok, teşekkürler. Kızınızla evlenmek için önce duyma kabiliyetimi bir şekilde yok etmem gerekirdi zaten...'' diyerek işin espri kısmına kaçtı Zend, aslında gerçekten de böyle düşünüyordu, o kızla ömür mü geçerdi?! Sürekli konuşup, Zend'i birkaç gün içinde bile delirtebilirdi. 

''Zend, şu an ayağında iyi bir fırsat var aslında. Sarı Cennet Krallığı'na hakim olan iki adet aile var, biri Kraliyet Ailesi, öteki Yama Ailesi. Dört Büyük Krallık'tan biri olarak görülen Sarı Cennet Krallığı'nın hemen hemen yarısına hakim olan Yama Ailesi'nin başına geçmen demek, hemen her şeye gücünün yetmesi demek. Bunu tepmek istediğinden gerçekten emin misin? Böyle bir fırsatla her zaman karşılaşmazsın.'' Ranon uzun sessizliğini bozarak konuşmaya girdi.

''Hm, bu enerji senden mi geliyor?'' Emerantaos gibi yüksek seviyeli biri için Ranon'u hissetmek zor olmamalıydı, sonuçta Gri Engerek de Ranon'un varlığını kısa sürede hissetmişti.

''Evet, içime mühürlü birinden gelen bir enerjiydi hissettiğiniz.'' Zend Yama Ailesi'nin liderinin neyden bahsettiğini, söylediği şeyi Ranon'un konuşmasından hemen sonra söylediğini görmesiyle birlikte anlamıştı. 

''İçine mi mühürlü? Pekala...'' Emerantaos kollarını göğsünde birleştirerek gülümsedi. ''Nereye gideceksin peki? İstersen daha iyi Ağır Kılıç kullanabilmen için sana bir usta ayarlayabilirim ve bunu dünyada benden başka hiç kimse yapamaz, gerçekten Yama Ailesi'ne girmek istemiyor musun?'' 

''Eğer bunun için kızınızla evlenmem gerekiyorsa, gerçekten istemiyorum.'' Zend kararlı bir şekilde sözünün arkasında durdu. ''Güç için pek çok şeyi harcayabilirim, ama hayatımı birlikte geçirmem gereken gerçek kişiyi harcayamam.'' Zend bu konuda daha önce pek çok kez düşünmüştü elbette. Evlenmek demek, onun için bir daha ayrılmamak üzere biriyle birleşmek demekti, hayatı şu anda tek kişi yaşarken; evlendiği zaman iki kişi olarak yaşayacaktı ve her zaman, her yerde ve her alanda koşulsuz güvenebileceği, sırtını yaslayabileceği, tıpkı büyülü yaratık ortağı gibi ama ortaklıktan çok daha ileri giden bir bağları olan, hayatını paylaşacağı biriyle birlikte olacaktı. Bu yüzden bunu saçma bir şekilde güç amaçlı harcamayı kesinlikle kabul edemezdi, bu, onun için özel bir şeydi ve Zend, gerçekten hayatı boyunca birlikte olmayı isteyeceği kişiyi, hayatını paylaşıp uğruna yaşayacağı ve her şeyi feda edebileceği kişiyi bulana kadar, asla biriyle evlenmeyecekti. Ne için olursa olsun...

''Kararlısın yani,'' Emerantaos iç çekti. ''yine bir şanssızlık... Neyse, bakacağız artık bir yoluna! Aşık olup evlenirsen sorun olmaz değil mi?'' 

'Pes edecek birine benzemiyor...' Zend oflayarak içinden geçirdi, Yama Ailesi'nin liderini, yani dünyanın en ezici savaşçılarından birini böyle düşünmemişti, çoğunlukla konuşmayan, konuşunca da karşısındakini bir daha konuşamayacak bir seviyeye ineceği şekilde susturan birini bekliyordu aslına. Güç konusundan o beklediğinden hiç de zayıf değildi, ama karakter konusunda biraz yanıldığını kabul etmek zorundaydı Zend. Genç, adamın kızının konuşma konusunda kime çektiğini, onunla biraz samimi bir şekilde sohbet edince anlamayı başarmıştı.

Mahcup bir şekilde başını sallamakla yetindi genç adam. Ardından, enerjisinin bir kısmını yenilemiş olduğu için gitmeye niyetlenerek, ''Şey, ben artık gideyim mi? Altı yıldan fazla zamandır Chibui Dağı'ndaydım ve artık arkadaşlarımın yanına dönmek istiyorum. Daha sonra tekrar görüşürüz zaten muhtemelen.'' 

''Hmm, pekala o zaman. Dört Büyük İmparatorluk Turnuvasına gireceksin değil mi? Seneye yapılacak ve görünüşünden anladığım üzere yaşın tutuyor, Beyaz Taç'ın temsilcisi olarak katılacak mısın? Eğer sana bir yer ayırmazlarsa bana bir mektup yolla, seni Yama Ailesi'nin adaylarından biri olarak turnuvaya sokabilirim.'' Emerantaos Zend'in omzundan yumuşakça tuttu. Elleri de vücudu gibi büyük olduğu için Era'nın oturduğu kadar bir yeri kaplamış durumdaydı.

''Yok yok, ben daha önce ödülü Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na katılmak olan bir turnuvayı kazanmayı başardım ve zaten bir topluluktan bağımsız olarak katılacağım. Bu yüzden birinin bana yer ayarlamasına ihtiyaç duymuyorum.'' Zend güler yüzlü bir şekilde birazcık gururlandı.

''Ha, tamam o zaman. Sana güveniyorum Zend, benim kılıcımı kırmayı başaran kim bilir turnuvada neler yapar... Hatta belki de turnuvada yüzyıllardır ilk kez bir topluluğa ya da aileye bağlı olarak girmeyen biri iyi bir derece yapar. Bu da tüm dünyada büyük bir yankı uyandırır tabii, bu olursa da elbette benim ailemin müttefiki olacaksın, değil mi? O kadar konuşup samimi olduk bak, seninle birlikte iyice efsane güçlü oluruz.''

''Eğer turnuvada ilerlemeyi başarabilirsem neden olmasın, hahaha,'' Zend de esprili bir şekilde konuşarak, izin istemeye hazırlandı. ''öyleyse ben ayrılayım artık, bir arkadaşım bekliyor ve onu buraya gelmesi için bile zor ikna ettim, şimdi daha fazla bekletmeyeyim...'' 

''Tamam, kendine dikkat et. Ayrıca istediğin zaman yanıma uğrayabilirsin, benim evim de kızımın odası da sana açık, biliyorsun, hahahaha...'' Emerantaos elini karnına götürdü ve katıla katıla gülmeye başladı, Zend'in istemediği bir konuda baskı yapmak hoşuna gidiyor gibi görünüyordu.

''Bu adam da bana ne meraklıymış arkadaş,'' Zend el sallayıp arkasını döndükten sonra hafifçe yüzünü astı. ''hemen kaçayım da şimdi fikrini değiştirip beni evine falan hapsetmesin. Dün girmek için ter dökmüştüm, şimdi çıkmak için döküyorum. Kadere bak...'' 

''Nereye gideceğiz şimdi?'' Eralkavender Zend'in arkasından yürüyordu biraz önce, tekrar yerine atlayıp Zend'in omzuna kurulurken sordu. ''Lazel'in yanına gidecek misin gerçekten?'' 

''Evet, gideceğim, Sanzirna'ya gideceğimi söyledim ve onu kandırmış gibi görünmek istemiyorum, sözümüzü bozmak bize yakışmaz. Gidip bir konuşalım, Asi Tanrı bizden ne istiyor görelim, olmazsa topuklarız, hehe.'' Zend hızlıca güldü. 

''Lazel'in yanında kalmayı düşünmüyorsun yani. O zaman oradan çıktığında kafanda nereye gitmek var?'' 

''Evet, Lazel'in yanında kalmak gibi bir düşüncem yok şu anlık. Aslında orada kendimi geliştirmeye devam edebilirdim, çünkü Lazel güçlü biri ve elinde çok güçlü askerleri var, sadece bir çocuk için bile bir Ejderha, iki İmparator Seviye savaşçı yollayabiliyor. Ama onun yanında kaldığım zaman sonunda dikkatini benden ayırmaya karar vermiş Venda'nın gözüne tekrar batma ihtimalim var ve ben bunu istemiyorum. Bir taraf tutmayı da şu anlık düşünmediğim için, destek alsam bile bundan kimsenin haberi olmayacak şekilde almalıyım. Gerçi benim pek desteğe falan ihtiyacım yok, değil mi Era?'' Zend hafifçe güldü.

''Bak sen, birileri özgüven edinmiş...'' Era Zend'e takılarak yavaşça konuştu. Başını patilerinin, patilerini de Zend'in omzunun üstüne koymuştu.

''Sadece takılıyorum.'' Zend gülmeye devam etti. ''Her neyse, Lazel'in yanından ayrıldıktan sonra tabii ki Beyaz Taç'a döneceğim, ustamı görmek istiyorum, çok özledim onu.'' Zend hayatta en yakın olduğu kişiyi birkaç yıldır göremediği için biraz hüzünlüydü doğrusu. Onunla artık tekrar karşılaşmak istiyordu, ustasına eskisinden çok daha güçlü olduğunu göstermek istiyordu, ondan onay ve tebrik almak istiyordu. Onunla konuşmak, ayrı geçirdikleri günlerde neler yaptıklarından bahsetmek istiyordu. 

Aynı şekilde Beyaz Taç'tan da uzun zamandır uzak kalmıştı ve oradaki arkadaşlarını görmek istiyordu, bunu düşündükçe içi içine sığmıyordu. ''Beyaz Taç'takilerin nasıl geliştiğini merak ediyorum, en son görüştüğümüzde hepimiz birer çocuktuk ama artık büyüdük, eminim herkes çok güçlü olmuştur. Onlarla güçlenme oranlarımızı karşılaştırmak istiyorum, gerçekten içimde buna yönelik büyük bir istek var... Beyaz Taç'ta ne kadar kalacağıma karar vermedim aslında. Durup deneyim kazanmak ve turnuvanın gelmesini bekleyeceğim muhtemelen, turnuvanın ardından yapacağım ilk iş ise... Fungyuo'ya dönüp, bana babam olduğunu söyleyen kişinin kalbini sökmek, intikamımı almak olacak!'' 

***

1864