Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

156. Bölüm Era!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Kılıcını bir kere savurduktan, ellerinin zangır zangır titremesiyle kılıcı düşürdükten sonra, Zend, sırtüstü bir şekilde yatmış ve alnındaki terlerini yalayan rüzgarın, tatlı esintilerini hissetmeye başlamıştı. 

Vücudundaki tüm güç tükenmiş gibiydi. Kolları uyuşuk bir şekilde ağrıyordu ve iki bacağı da, kılıcın ağırlığını taşıdıklarından dolayı Zend'e isyan ediyordu. Kılıcı sadece on saniye kadar tutmuş, kaldırmış ve savurmuş olmasına rağmen harcadığı enerji ve kullandığı güç akılalmazdı. Resmen on saniyede vücudu pes etmişti, o kadar uğraşmasına, enerjisini kararlı hale getirmesine rağmen; enerjisi on saniyede tükenivermişti. ''Sadece on saniye kullanmama rağmen...'' Zend hafifçe mırıldandı. ''Bu kadar enerjim nasıl gitmiş olabilir?'' 

''Ağır Kılıç kullanmak demek bu demektir, eğer bu kadar enerji ve güç harcamasaydı, onu herkes kullanabilirdi. Neden binlerce aile içerisinde sadece Yama Ailesi bu Ağır Kılıçları kullanabiliyor sence? Çünkü kullanması o kadar zor ki, savaşçıların neredeyse tümü, yapamayacaklarını bildikleri için Ağır Kılıç'ı öğrenmek için adım bile atmıyor. Ağır Kılıç'ın kuvveti aşırı büyük, evet. Ancak bunun da bir karşılığı var, zaten olmasaydı haksızlık olmaz mıydı? Ve bu güçle, seviye olarak düşük olsan bile karşındaki kişiyi yenebilirsin. Bu yüzden Ağır Kılıç'ı öğrenmen mantıklıydı. Tüm kılıçlar arasında, en ezici ve yok edici güce sahip olanı hiç şüphesiz Ağır Kılıç'ın ta kendisidir.'' Zend'in sessiz mırıldanışına Ranon'un bilgece cevabı hiç gecikmedi. 

Zend o an tam olarak anladı; Ağır Kılıç'ın gücünü. Bir gözünün kenarından yanında duran simsiyah kılıca baktı. Tüm asaletiyle yerde uzanıyordu, düştüğü yerde hafifçe göçük oluşmuştu, büyük ihtimalle altındaki saf toprak değildi. İçinde birçok taş olduğuna şüphe yoktu, eğer sadece toprak olsaydı çoktan toprağın derinliklerine kadar gömülmüş durumda olurdu. O bir Ağır Kılıç'tı sonuçta, Zend de ileride onu tutarken basacağı yere dikkat etmeliydi. Onu sadece on saniye tutmasına rağmen, onun kudretine tam anlamıyla şahit olmuştu! O kılıç her savruluşunda düşmana öfkeyle kuvvetini kusuyordu! Zend tamamıyla tatmin olmuştu... Daha önceleri seneler boyu sırf bu kılıcı kullanabilmek için uğraşıp başka bir şeye vakit ayırmamasından dolayı üzüldüğü olmuştu, içinde küçük bir pişmanlığın oluştuğu bile oluyordu hatta. Ama şimdi bu hislerden hiçbiri kalmamıştı! Çünkü sadece on saniye bile onun, Ağır Kılıç'ın gücünü anlamasına yeterli olmuştu. Kesinlikle pişman değildi, onu tamamen kullanabilecekse, sadece üç dört yıl değil, elli yılını bile verirdi! Çünkü eğer onu tam kapasite kullanabilseydi, duvarları parçalayabilir, çarpıştığı kılıçları kırabilir, hatta kaleleri, sarayları yıkabilirdi! Bundan kesinlikle emindi! 

Sadece üç vuruşta muhteşem bir güç harcamış, bu gücün de karşı tarafa katlanarak gittiğini hissetmişti. Ağır Kılıç, Zend'den çıkan gücü fazlasıyla artırıp sarsıcı bir şekilde karşı tarafa yollamıştı! Üstelik bu minimum seviyedeki enerjiydi, eğer Zend Ranon'dan, kılıcı bir dakika kullanabilecek kadar enerji isteseydi kim bilir bu kuvvet ne kadar katlanacak, ne kadar artacaktı!

Zend kafasını biraz daha çevirerek, biraz önce çetin bir mücadeleye tutuşmuş olduğu büyülü yaratığa baktı. O, bir metre kadar olan bir çukurun üzerinde durmaktaydı. Ardına kadar açılmış kahverengi gözleri neler düşündüğünü ele vermese de, şaşkınlık içerisinde olduğunu yeterince belli ediyordu. Zend'in üçüncü saldırısı onun başına gelmek üzereydi biraz önce. Ve o, bu saldırının sarsıcı etkisinden dolayı hasar almasından korkup tüm hızını kullanarak iki pençesini de başının üzerine çekmiş, saldırının dikey olarak iki pençesinin üstüne çarpmasını sağlamıştı. Zarar görmemek içinse vücudunun etrafındaki büyülü katmanın tamamını pençelerinin üzerine getirmiş, kılıcın çarpacağı yere koymuştu. Bunun karşılığındaysa büyü katmanı tamamen yok olmuş, üstüne kılıcın enerjisi hala bitmemiş ve durmak bilmez bir şekilde o, büyüyle güçlendirilmiş iki pençeye çarpmıştı. Eğer o son saldırıya geçmeden önce pençelerini büyüyle güçlendirmiş olmasaydı o Ağır Kılıç'ın etkisiyle kesinlikle şu an el kemikleri tuzla buz olmuş bir durumda olacaktı. 

Zend yan tarafındaki göçükte olan büyülü yaratığa birkaç saniye daha baktı. O, göğsünü yere indirmiş ve kuyruk bölgesini yukarı doğru kaldırmış, kısaca kafa bölgesinden bir darbe alırken alacağı hasarı olabildiğince aza indirgeyen bir pozisyona girmişti. Ancak herhangi bir hasar almamış gibiydi, üzerinde sadece biraz önce hafifçe gömülmesiyle etrafta uçuşan, şimdi tekrar yere inmiş olan tozlar vardı. Zend ona hiç zarar veremediğini görünce biraz hayal kırıklığına uğradı; tüm gücünü kullanıp saldırmasına rağmen onun vücudunda görünen bir zarar yoktu. 

''Bir Ağır Kılıç'ı kullanabilmeni gerçekten beklemiyordum.'' Büyülü yaratık ağzını araladı. 

''Yine de bir şeyin değiştiğini göremiyorum...'' Zend ona yavaşça cevap verdi. ''O saldırılar benim savaşçılık seviyemin limitiydi. Sanırım fazlasıyla güçlüsün.'' 

''Hahaha,'' Büyülü yaratık sessizce güldü. ''o saldırının gücünün aşırı fazla olacağını düşünüp tüm enerjimi o saldırıyı karşılamak için harcadım. Hemen hemen yarısı boşa gitti, ama o Ağır Kılıç'ın bana çarptığı anda, tüm enerjimi kullanmama rağmen öleceğimi hissetmiştim. Onun saldırganlığı ve aurası beni şok etti... Ayakta durabildiğime bakma, o an panikleyip tüm enerjimi kullanmamdan dolayı, eğer hareket etmeye çalışırsam muhtemelen düşeceğim.'' 

Zend de büyülü yaratığın sözlerine birkaç kahkaha ile karşılık verdi. ''Öyleyse şimdi ne oldu, kim kazanmış oluyor?'' 

''İkimiz de hareket edemediğimize göre... Kazanan yok diyebiliriz.'' Tabii ki yenilmişti, yedinci seviye olan birine karşı bir dakikadan fazla savaşması bile zaten yenilmesi demekti. Büyülü yaratık gözlerini genişleterek Zend'e dikkatli bir şekilde baktı. Onu yenememesi, normalde olasılıktan bile sayılmazdı! Sonuçta karşısındaki genç sadece yedinci seviyedeydi ve yapabileceği en iyi şey, potansiyelini göstermek ve kendini kanıtlamaktı. Ama o, yenilmemeyi başarmıştı! Eğer seviyesi ve savaştığı varlık göz önüne alınırsa, bu muazzam bir başarı demekti! O... O, insan ortak olmaya değer biriydi!

''O zaman, artık ortak mıyız?'' Zend, yenilmediğinden dolayı büyülü yaratığın tatmin olmuş olacağını düşünüyordu. Derin bir nefes aldı ve enerjisini toparlamak için hazırlanmaya başladı.

''...'' Büyülü yaratık biraz sessiz kaldı. Nefes alışları duyuluyordu, onun göğsünün şişip eski haline gelmesini görebiliyordu Zend. Yüz ifadesi yavaşça gülümsemeye dönüştü ve, ''Evet, ortağız.'' diye fısıldadı. 

''Süper!'' Zend coşkulu bir şekilde konuştu. Bir büyülü ortağa sahipti artık!

***

''Hey, uyan.'' Büyük kedi, önünde uzanmakta olan insana seslendi ve onun yüzünü yavaşça yalayarak uyanmasına yardımcı oldu. 

Zend bir dile yapışıp giden kafasını aniden geriye doğru çekti ve kendine geldi. Enerjisinin büyük bir kısmını toplamış gibi görünüyordu, karşısındaki büyülü yaratığa baktı. Kıkırdamadan edemedi.

''Artık ortağız değil mi, bana Zend diyebilirsin!'' Zend hala yorgun olan vücudunun kendini yerde tutmak istemesine aldırmadan ayağa kalktı. Karşısındaki çitaya bakarak hafifçe gülümsedi, böyle bir büyülü yaratığa sahip olduğu için artık çok iyi bir durumda olacaktı! Bir büyülü yaratık, kişinin savaş gücünü ikiye katlardı. Tabii büyülü yaratığın türüne ve yeteneğine bağlı olarak bu etken değişebilirdi, örneğin savaş gücünü değil de tıp bilgisini de artırabilirdi. Ama bu büyülü yaratık, Zend'in savaş gücünü en az ona katlamıştı! Onunla birlikteyken yenilmesi pek kolay olmayacaktı!

''Tamam,'' Büyülü yaratık Zend'e baktı. ''öyleyse sen de bana ismimle seslenebilirsin.'' Büyülü yaratığın gözlerinin içinde, artık derin bir saygı da yer alıyordu. Zend onu tatmin etmekle kalmamış, üstelik neredeyse yenmişti bile. Çünkü o, normalde yedinci seviye birine karşı asla kullanmayacağı şekilde tüm enerjisini kullanmıştı, hem de kazanamamıştı! Bu direkt olarak Zend'in mutlak zaferini gösteriyordu, doğal olarak bir saygı gösterilmeliydi. ''Ben Eralkavender.''

''Kısaca Era diyeyim?'' Zend elini başının arkasına attı ve mahcup bir şekilde sırıttı. Uzun isimlerden pek hoşlanmazdı, uzun uzun söyleyeceğine, kısaltarak söylemesi daha çok hoşuna giderdi. 

''Tabii, sorun yok.'' Eralkavender de gülerek cevap verdi.

''Öyleyse birileriyle tanışmalısın, Ranon, Üstün, hadi büyülü yaratık ortağımla tanışın!'' Zend mutlu bir şekilde seslendi.

***

Bir hafta sonra, Chibui Dağı. Akşam vakitleri.

Zend mağarasına yerleşmiş, uzun nefeslerle birlikte meditasyon yapıyor, enerjisini yoğurmayı sürdürüyordu. Her gün birkaç tane büyülü yaratığın öz suyundaki enerjiyi çektiği için enerjisinin karmaşası artıyordu ve bunu bastırmazsa, bu kararsız enerji Zend'in enerji yollarına ve enerji havuzuna zarar verecekti. 

''Era, ne zaman gideceksin?'' Zend meditasyonunu yavaşça bıraktı.

''Biraz sonra çıkarım.'' Sarı tüylerini yalayan yırtıcı, büyük kedi kısaca cevap verdi. 

Zend başını salladı. Mağaradan dışarı çıktı ve uzanmakta olan Era'nın yanına oturdu. Tam olarak batmamış olan güneşin, gökyüzünde bıraktığı kızıllığa hayranlıkla bakarken iç çekti ve enerjisini tam olarak hissederek, Chibui'nin, Zendlere pek uzak olmayan yemyeşil ormanlarını izlemeye koyuldu. 

Era iki gün önce Chibui'nin içindeki onuncu seviyenin üstünde bulduğu büyülü yaratıkları avlayıp öz sularını getirmişti, onuncu seviyeler nadirdi ve enerjileri de, Chibui'de bulunabilecek en yüksek enerjilerdendi. Sonuçta Chibui'de altıncı seviyenin üstünde bir büyülü yaratık bulmak pek kolay olmuyordu, Chibui'den sonraki sıradağlarda seviye olarak yükseklere çıkılıyordu ve enerji de artıyordu, ama Zend ilerlemeye gerek görmemişti. Chibui, diğer sıradağlarına göre daha güvenliydi. Büyülü yaratıkların seviyesi çok yüksek olmadığı için burada karşılaşacağı rakipler Zend'e sorun çıkaramıyordu. Ancak sıradağlarda ilerlerse bu durum tabii ki böyle olmazdı. Elbette, Chibui Dağı da o kadar güvenli değildi. Büyük krallıklar, Chibui'deki tehlikeyi görmüş olmalarına rağmen buradaki büyülü yaratıklara saldırıp yok etmeye cesaret edemiyorlardı. Çünkü eğer Chibui'deki büyülü yaratıkların sonu gelirse, diğer sıradağlarındaki yüksek seviyeli büyülü yaratıkların ne yapacağı belli olmazdı. Bir besin zinciri vardı, bu zincirden bir parça koparılırsa tüm denge bozulabilirdi. Bunun yerine krallıklar işbirliği ile Chibui'ye duvar örmüş ve büyülü yaratıkların medeniyet tarafına gelme olasılığını engellemişlerdi. Onlar kontrolden çıkıp krallıklara doğru ilerleyecek olurlarsa, kuvvetli büyülerle oluşturulmuş duvar, onları tutacak ve olası bir saldırı için oraya gelmeye hazır olan askerler gelene kadar onları engelleyecekti. Böylece sorun ihtimali ortadan kalkmış oluyordu. Ve bu duvarda nöbet tutacak olan askerler kolay bulunabiliyordu, her ülkeye yayılmış, Kale Muhafızları adlı topluluk bu görevi üstleniyor ve her yıl eğittikleri askerleri, büyücüleri, güney sınırına ve Büyülü Yaratık Sıradağları'na yolluyorlardı. Tabii ki asker yollayabildikleri tek Büyülü Yaratık Sıradağı Chibui Dağı idi, diğerlerine gidip nöbet tutacak savaşçılar bulamazlardı. Sonuçta burada nöbet tutmayı hak edebilecek savaşçılar yüksek seviye olmalıydı, Chibui'de bile seviye sınırı yeterince yüksekken, doğal olarak diğer sıradağlarına asker yerleştirip kontrol edemezlerdi. 

Era'nın iki gün önce getirdiği, yüksek enerjili büyülü yaratıkların öz sularının enerjilerini bir anda özümseyemiyordu Zend, bu yüzden her gün dört tane onuncu seviyeden aşağıdaki öz suyu ile birlikte bir tane onuncu seviyeden yüksek öz suyu kullanıyordu. Ancak bu şekilde enerjisinin kararlılığını yeterli seviyede tutabiliyordu. Şu an mağarada, Era'nın iki gün önce getirdiği onuncu seviyeden yüksek olan, otuz taneden fazla öz suyu vardı. Onuncu seviyeden az olanları ise, Era ile Zend değişmeli olarak her gün avlıyorlardı. Bunun nedeni, onuncu seviyeden aşağıdaki öz suları, büyülü yaratığın vücudu dışında fazla beklemiyordu. Eğer bir süreden fazla beklerlerse enerji olarak azalıyorlardı. 

''Ben çıkıyorum, sen meditasyonuna devam et.'' Era çevik bir şekilde sıçradı ve anında gözden kaybolarak, ormana doğru ilerledi. 

Zend onun gitmesiyle birlikte hemen mağaranın içine döndü ve meditasyon pozisyonuna geçerek, enerjisini kuvvetlendirmeye devam etti. Bir hafta önce ilk büyülü yaratık ortağı ile karşılaşmıştı, bir haftadır da birliktelerdi. Tabii sözde birliktelerdi, Era sürekli dolaşıyor ve avlanıyor, enerjisi ile uğraşıyor, yüksek yerlere tırmanıyor, öz suyu avcılarını yakalayıp öldürüyor ve Chibui'de dolaşıyordu. O Kutsal Seviye bir büyülü yaratıktı ve Chibui'de ona rakip olacak hiçbir varlık bulunmuyordu. Her gün avladığı yaratıklardan dört tanesinin öz suyunu Zend'e getiriyordu. Altı gün önce, birbirlerine Era'nın bir büyüsüyle mühürlenmişlerdi. Tam olarak ortak olmuşlardı! İlişkileri de oldukça gelişmiş olarak görülebilirdi. 

Zend oturmuş, meditasyona başlamıştı. Biraz sonra eski, oldukça eski zamanlarda karşılaşmış olduğu bir yüzle tekrar karşı karşıya geleceğinden habersizdi.

''Ah, merhaba! Bir sürü öz suyu olan yer burası mı?'' 

***

1707