Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

152. Bölüm Çabuk Öldür Onu!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend bir anda beyninden vurulmuşa döndü... Çünkü bir gerçeği o an anlamıştı, onun ustası pes edecek biri değildi. Özellikle geçmişte hayatının yarısını feda etmeyi göze aldığı bir şey konusunda asla pes etmezdi. ''Ranon, Venda'nın mührünü bozduğumuzda ustamın yapmak için hayatının yarısını verdiği mühür de bozulmuş mudur? Onun daha önce mühürlediği kişi serbest kalmış mıdır?'' 

''Mm, muhtemelen.'' diye konuştu Ranon, sessiz bir şekilde.

''Bunu neden o zaman bana söylemedin ki?!'' Zend sertçe çıkıştı Ranon'a. Tabii bunları dışından söylemiyordu, düşüncelerini bir şekilde Ranon'a iletmeyi, ondan Büyü Dili'ni öğrenirken öğrenmişti. 

''Söylesem bunu yaparken tereddüte düşebilirdin. Bu da Hollis'in hayatını tehlikeye atabilirdi. Sonuçta bunu yapmasaydın o zaten ölecekti, yaptığın zaman yaşama imkanı olacaktı. Tabii hayatını tekrar boşa harcayıp daha önce mühürlemek için Venda'nın mührünü kullandığı Funguyolu adamı öldürmek için tekrar çaba sarf edebilir. Bu ona kalmış.'' Ranon'un kalın sesi Zend'in içini titretmeye yetmişti. 

''Aradan çok zaman geçti.'' Zend elini gözlerinin üstüne kapattı ve başını hafifçe eğdi. ''Ustam ne yaptıysa çoktan yapmıştır zaten... Bunu düşünmek için fazlasıyla geç kalmışım.'' Hollis'in çoktan gidip yapacağını yaptığını düşünmekteydi. Belki de ustası şu an hayatta değildi, bu bile bir ihtimal olabilirdi. Ustası, büyük ihtimalle eski arkadaşı için duyduğu öfke ile yine başa çıkamamış ve tekrar saldırmıştı. 

''Umutsuzluğa kapılma, Hollis büyük ihtimalle Gri Engerek'in yanına gitmiştir. Ancak benden enerjisini gizleyerek kaçabileceğini düşünmesi saçmaydı, onunla o gün konuşmama rağmen benimle mücadele edebileceğini düşünmüştü. Ancak o Fungyuo'ya doğru gitmedi, şu anda da Funguyo'da değil. Pounz'un içlerinde bir yerde, dediğim gibi; büyük ihtimalle Gri Engerek'in yanındadır şimdi. Avcı Bıçağı'na tekrar döndüğünü düşünüyorum. Seni üzecek bir şey yapmayı göze alamamıştır, şu anda sen onun hayatı için tehlikeye girdin çünkü. Hollis amacından sapacak biri olmasa da en azından artık hayatını tehlikeye atabilecek şeyleri yaparken sana danışacaktır, o hayatını artık tek başına taşımıyor, onun hayatını birlikte taşıyorsunuz. Endişelenmene gerek yok. Hem Gri Engerek de bunun farkında olup hayatını tekrar tehlikeye atmasına izin vermez.'' 

Zend'in yüreğine su serpildi. ''Oh!'' Derin bir nefes aldı ve rahatladı. 'Doğru, ustam böyle dikkatsizce bir şey yapmazdı zaten!' diye geçirdi içinden.

''Zend, rahatlamak yapman gereken bir şey değil. Henüz Büyü Dili'ni öğrenmedin, o olmadan yüksek seviyelere ilerlediğinde çaresiz kalacaksın. Üstelik Chibui'deki zamanın azalıyor, dünyaya geri dönmelisin, burada kendini her şeyden soyutladın diye hayat durmuş değil. Rahatlamak yok, gelişmek var. Geri döndüğünde senden seviye olarak çok daha yüksek olanlarla kafa kafaya gidebilecek durumda olmalısın, yoksa bu kadar eğitimin ne anlamı kalırdı?'' Ranon hafif bir azarlama tonunda konuştu. 

''Evet, farkındayım.'' dedi Zend yavaşça. ''Zaten gelişiyorum yani, senin tekniğin olmasa çoktan gelişmiş ve geri dönmüştüm, umarım bu kadar zamanın ve çabanın karşılığını verir!'' 

''Zend, kendi düşen ağlamaz. Ağır kılıç kullanmayı seçen sendin, benim bunda bir etkim yoktu. Ne bekliyordun yani, bir anda tonluk bir kılıcı öyle savurabileceğini mi sanmıştın? Tabii ki uzun bir eğitimi olacaktı bunun, yoksa ne anlamı kalırdı ki, böyle olmasa herkes kullanabilirdi. Hem yatıp kalkıp minnettar olmalısın! Yamaların normal bir Ağır Kılıç öğrenme stilini bile bulmak çok zorken ben sana onların en iyi yolundan bile sağlam bir şekilde öğrenebileceğin bir yolu gösteriyorum! Bu dünyada bunu başka kimin bildiğini sanıyorsun?!''

''Tamam tamam,'' Zend sessizce mırıldandı. ''minnettarım zaten, sen olmasan ne yapardım Ranon, ehehe.'' 

Ranon sessiz kalmayı tercih etti. 

Bu sırada Emma ve diğerleri Zend'i ve onun bir anda başladığı önce endişeli, sonra mutlu ve rahat hareketlerini dikkatle izliyorlardı tabii. Emma bir süre sonra, Zend'e seslenmekte karar kıldı. ''Ee... Zend, iyi misin?'' 

''Evet, bir sorun yok.'' Zend hafifçe gülümsedi ve yüzüğüne bir kere dokunarak önündeki ağır kılıcı onun içine soktu. 

''Onu bir yüzüğün içerisine sokmayı başarabildin mi?'' Emma, enerjisi kendi içine bile sığmayıp taşan bu görkemli kılıcın bir yüzüğün içine nasıl sokulabileceğini düşündü. Sonuçta genel olarak yüzüklerin bile bir sınırı oluyordu, belirli bir yerden sonra taşıma kapasiteleri doluyordu. ''Gerçekten hayret verici!'' 

''Eh, yüzüğüm özeldir.'' Zend üzerinde beyaz bir taç olan yüzüğüne baktı ve onu sessizce okşadı, o gün bu yüzük ona çıktığı için şanslıydı. Aslında tam olarak şans da sayılmazdı; zira Ranon'dan dinlediğine göre o gün yüzüğü aldığı büyülü eşya, yüzüğü kişinin enerjisine göre oluşturuyordu ve enerji yeterince yüksekse yüzük de yüksek seviyeli olabiliyordu. ''Neyse, buyurun, yemek yiyelim, ben de dün avladığım bir hayvanı yemeye hazırlanıyordum!'' 

''Bir anda ortaya dalıp yemeğine ortak olmamız kabaca olacaktır...'' Emma mırıldanarak ellerini belinin arkasında birleştirdi, bu mırıltılar, Zend'in onları rahatça duyabileceği kadar sesliydi. 

''Yok canım, daha önce de ben gelip kampınızda yemek yemiştim zaten. Bir nevi karşılığı gibi olmuş olur.'' Zend gülümsedi ve mağaranın arka taraflarına doğru ilerledi, oraya koymuştu büyülü yaratıktan ayırdığı eti, iyice yapraklarla kaplamış ve ısı yalıtımını sağlamaya çalışmıştı. Mağaranın iç tarafları zaten serindi, onu serin tutmaya çalışıyordu, bozulmasını istemiyordu. Her ne kadar Chibui'de dilediğince ete sahip olma imkanı olsa da, sırf eti için bir büyülü yaratığı öldürmek de istemiyordu. Şimdi öldürüp öz suyunu daha sonra da alamazdı, öz suları düzgün bir şekilde saklanmadıkça enerjisini kaybediyordu ve onların enerjisinin saklanmasını sağlayabilecek eşyalar da Zend'de mevcut değildi.

''Kabul edelim o halde.'' Emma'nın yüzüne bir gülümseme yerleşti ve yanaklarında beliren iki adet gamze, Zend'in bir anlığına gözünün onlara doğru kaymasını sağladı. Zend arkaya doğru çevirmiş olduğu kafasını hızlıca önüne çekti ve dün oraya koymuş olduğu, büyülü yaratığın etini alarak seri bir şekilde mağaradan dışarıya ilerledi. Hızlı bir ateş yaktı ve eti, ince ama dayanıklı, uzun bir çubuğa geçirerek yaptığı ateşin üzerinde kalacağı, dik bir şekilde koymuş olduğu iki çubuğun üstüne yerleştirdi. Etin kokusu burnuna geldikçe de çevirmeye başladı. Bu sırada Emma, onun yanına gelmişti bile.

''Ne oldu, kardeşlerinin ağzını neden bıçak açmıyor?'' Zend hafifçe güldü ve ateşin önünde oturduğu, daha önce özel olarak oraya getirdiği kayanın kenarına doğru kayarak Emma'nın da oturabileceği bir yer açtı. 

''Seninle konuşmaya çekiniyorlardır.'' Emma da gülerek konuştu, Zend'in oturduğu düz tabanlı kayanın, Zend'in çekildiği kısmına yavaş ve hassas bir şekilde süzüldü. ''Senin onlara zarar verme ihtimalinin olduğunu da düşünüyor olabilirler tabii.'' 

Zend dizi koltuk altı seviyesine gelecek şekilde ayağını, oturduğu yere çıkardı ve kolunu dizinin üstüne attı, diğer tarafındaki Emma'ya doğru baktı. ''Peki ya sen, sen de sana zarar verme ihtimalim olduğunu düşünmüyor musun? Daha önce gözünüzün önünde Fozrelere bir sürü şey yapmıştım.'' Sesi ciddi bir tona kavuşmuştu.

''Elbette hayır.'' Emma da Zend'in gözlerine baktı. ''Bana zarar vermeyeceğinden eminim, sonuçta yaptığın şeyler bizi korumak içindi. Onların korkusu, güçlü olana karşı. Sana özel değil yani, bireysel algılamanı istemem. Babamdan da korkarlardı.'' 

''Anlıyorum. Baban güçlü biriydi değil mi?'' 

''Evet, o çok güçlüdür. Çocuklarına tam olarak yaşama imkanı vermez yanındayken, fazla koruyucudur çünkü. Ben ağabeylerim dışında bir erkekle nadiren konuştum. Tabii ağabeylerim de ben ve ablalarım dışında kızlarla pek konuşamadı. Babam, insanların, diğer insanların üzerinde en büyük bozucu etkiye sahip olduğunu düşünüyor.'' Emma belli ki bu durumdan hoşnut değildi.

Zend bu durum hakkında bir yorum yapmamayı tercih etmişti. Ateşin çatırtılarının kulağında yankılanmasına izin verdi ve güneşin kendini geri tutmadan ısıttığı insanları serinletmek istercesine esen yumuşak rüzgarın uğultularıyla birlikte, önündeki parlaklığa doğru daldı gitti.

***

Zend hızlıca eti pişirdikten sonra onları bölmüş, onu Emma'ya, kardeşlerine ve kendine ayırarak kendi payını, Emma ve kardeşleri gibi güzelce yemişti. 

Hava kararırken, Zend meditasyonuna geri dönmeliydi. Bugün içmesi gereken öz sularını zaten içmişti, zaten Emmalar geldiğinde de Gerçek Ki'yi kararlı hale getirip kullanmak için meditasyon yapıyor ve enerjisini sabit hale getirmeye çalışıyordu. Buna devam etmesi gerekti, etrafında insanlar varken de bunu başarabileceğini sanmıyordu. 

Yemek bittikten sonra, Lenia'nın da biraz dili çözülmüştü. 

''Biliyor musun, o gün Kutsal Seviye'de olan bir büyülü eşyamın kırılmasına neden olmuştun.'' Siyah saçlı kız, geniş ve serin mağaranın içinde bir duvara sırtını vermiş, dizlerini de göğsüne çekmişti. ''Onu hediye almıştım ben...'' 

''Ah, üzgünüm.'' dedi Zend, bir pişmanlık ifadesi takındı yüzüne.

''Sorun değil, kırılmayacak kadar güçlü olmaması kendi hatasıydı.'' Lenia, Emma'dan büyük olduğu için Emma'ya göre çok daha olgunlaşmış bir vücuda sahipti, Zend'in onu son gördüğünden bu yana, o da kardeşi gibi oldukça güzel değişimler geçirmişti. ''Kırıldığına da fazla üzülmedim zaten, bu sadece beni meraklandırmıştı. O yaratık kimdi, içinden çıkmıştı birden, onun tek hareketi benim Kutsal Seviye kolyemi nasıl kırabilmişti, o senin içinde ne arıyordu, üstelik sen boğazının kesilmesine rağmen nasıl ölmemiştin? Uzun süredir düşünsem, hatta kampta bunları sana sormaya sürekli kendimi hazırlasam bile bir türlü cesaret edemedim. Özgüven dolu olan ben, bir türlü cesaretimi toplayamamıştım. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama şu an soruyorum... O neydi? Şu... Dışarı çıkıp Drompt'u geride sadece ayakları kalacak şekilde yok eden şey...'' Kızın gözleri meraklı ve ürkek bir şekilde Zend'in üzerine odaklanmıştı.

''O mu?'' Zend yaslandığı soğuk duvarda yavaşça kıpırdandı: ''O sadece bir şey değil. O benim birçok şeyim. Yeri gelince ustam, yeri gelince arkadaşım, güvencem, bazen idolüm ve hatta ailem.'' dedi hafifçe gülümseyerek. ''Ne yazık ki kim ya da ne olduğunu söyleyebileceğimi sanmıyorum.'' 

''Anladım.'' Lenia yavaşça başını eğdi. O da gülümsedi ve, ''Sorun değil.'' dedi.  

Zend de küçük bir gülümseme ile karşılık verdi tekrar. 

  ''Zend'i ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.'' Emma mırıldandı yavaşça. Her şey, sessizliğe doğru gidiyordu iyice. ''Epeyce küçüktük, beni kaçırmaya çalışan küçük bir haydut grubunun elinden kurtarmıştı beni... içinde olduğum arabayı çeken atın iplerini çözüp atı serbest bırakışını hala çok iyi hatırlıyorum. O gün gerçekten hiç yaşamadığım şeyleri yaşamıştım. Çok heyecanlıydı!'' 

''Haha, evet, ölmek üzereydik ve sen bunu heyecanlı buluyordun, değil mi?'' Zend göğsünün önüne düşmüş saçlarından bir tutamı parmağına dolamış, onunla uğraşıyordu. ''Ne kadar da heyecanlı ve eğlenceli ama!'' 

Emma: ''O zaman bunu gerçekten ilgi çekici bulmuştum ama, tekdüze hayatımda biraz aksiyon olmuştu.

Zend cevap vermedi, o günü tekrarlamıştı aklında. Gerçekten de güzel bir gündü, sokakta birden görmüş olduğu bir çocuğu kurtarmayı başardığını düşününce, gerçekten tatmin hissetmişti kendini. Gün bitiminde öldürülmeye çalışmasa daha da güzel olacaktı tabii... Derin bir nefes aldı.

Ortalık gerçekten çok sessizdi, herkes susmuştu, Chibui'de havanın kararmasıyla birlikte, normalde gece ava çıkarken oldukça sesli olan büyülü yaratıkların hiçbirinden ses çıkmıyordu şu an. Fazlasıyla sessizdi... Sanki hepsi de, birazdan büyük bir şey olacağını sezmişlerdi... 

''Bu ne ki?'' Emma'nın erkek kardeşi, uzun boylu ve siyah saçlı olan bir genç, elinde bir kağıt tutuyordu.

Zend, yırtılma sesini duyar duymaz kafasını gence doğru çevirdi. O, Zend'in, ağır kılıcı koyabilmek için boşalttığı yüzüğünün içindekilerinin dizilmiş olduğu yerde oturmaktaydı. Elinde ise, üzerinde büyük harflerle ''YIRT'' yazan, şu anda yarısı yırtılmış bir kağıt vardı...

''Ne yapıyorsun sen?! Bırak onu!'' Zend oturduğu yerden fırladı. 

''ZEND!'' Ranon'un sesi, son şiddetiyle Zend'in kulağına ulaştı. ''Çabuk öldür onu!''

***

1712