Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

127. Bölüm ----

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend gördüğü ilk büyülü yaratığa, vahşice saldırdı. Zayıf düşmüş de olsa, bu durum, onun üçüncü seviye bir büyülü yaratığa üstün gelmesine engel olamazdı. Büyülü yaratığın öz suyu ilgisini bile çekmemişti bu yüzden, üçüncü seviye bir büyülü yaratığın öz suyunu elde etmek pek de gerekli bir şey değildi.

Zend gözüne giren güneş ışığına yeni yeni alışmaya başlamış ve ciğerlerine tertemiz havayı özlemle doldururken, Ranon'dan cevap geldi. Zend de bu sırada tekrar biraz önce çıkmış olduğu, Chibui ile yarışamayacak olsa da yeterince büyük ve geniş olan dağın içindeki oyuğa, mağaraya geri dönmüş, kendisini merakla bekleyen Sanzirna'nın yanına gelmiş ve uyanmadan önce yatmakta olduğu yere tekrar uzanmıştı. Vücudunun enerji toplaması için meditasyon yapmaya başlamayı düşünüyordu. 

Meditasyon yapmak; zihni dinlendirmek demekti. Kitaplarda yazana göre binlerce yıl önce bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştı. Genellikle duru bir zihne sahip olmak isteyen insanlar tarafından kullanılırdı, enerji sıkıntıları olan insanların da başvurduğu ilk yerdi. Yapmak pek zor değildi, sadece bir şeyi düşünmemek, ya da içinde bulunmaktan huzur duyacağınız bir yeri düşünmeniz gerekiyordu -meditasyonun nasıl yapılacağı kişiden kişiye değişebiliyordu- oldukça yararlı olduğu aşikardı. Yine de pek kullanılmazdı, enerji yenilemekten ve zihni durgunlaştırıp kişiyi huzura ilerletmekten başka bir işe yaramıyordu, bunlar da her insanın isteyeceği şeyler değildi. Meditasyon, özellikle savaşçılar arasında hiç popüler değildi.

Ama Zend meditasyonu seviyordu, biraz durup hiçbir şey yapmamak, hayatın anlamını düşünmek iyi geliyordu ona. Yine de diğer antrenmanlardan meditasyona pek fazla sıra gelmediği için ona bol bol vakit ayırabildiği söylenemezdi, sadece böyle aşırı az enerjiye sahip olduğunu zamanlarda meditasyon yapmayı tercih ediyordu. Enerji önemliydi, ayrıca zor kazanılan bir şeydi, ama Zend'in şu ana kadar hiç enerjiyle ilgili bir sorunu olmamıştı. Bu yönden oldukça şanslıydı Zend. 

''Zend, bu yaşadığın şeyin ne olduğundan haberim var, ama ne yazık ki bunu sana söylemeyeceğim. Zaten tam açıklamayı yapabileceğimden emin değilim, böyle şeyleri benim rehberliğim olmadan keşfedebilmelisin.'' Ranon'dan cevap gecikmedi. ''Bu sefer sana yardım etmeyeceğim.'' 

''Beni meraklandırmaya mı çalışıyorsun?'' Zend küçük bir alayla cevap verdi. ''Böyle ciddi konuşmalar beni ürpertiyor.'' Yavaşça güldü.

Ranon'nun sesi, Zend'inkinde olduğu gibi Sanzirna'nın kafasında da yankılanmıştı. Sanzirna bu sesi daha önce de duymuştu, bu sesin söyledikleri sayesinde, Kutsal Seviye bir büyülü yaratığı alt etmeyi başarabilmişlerdi. Zend onun kim olduğunu söylememişti, yine de Sanzirna'nın güçlü tahmin yeteneği ona bir şeyleri fısıldamıştı. Bu ses, ya Zend'in büyülü yaratık ortağından gelmekteydi, ya da uzaklardan yardım eden üstün birine aitti. Büyük ihtimalle bu iki seçenekten birinin doğru olduğunu düşünüyordu Sanzirna. Zend, bu sefer Ranon'un Sanzirna'nın zihninde de konuştuğunu bildiği için, Sanzirna'ya bir şey söyleme ihtiyacı duymamıştı bu konuyla ilgili. Sanzirna'nın da zaten bir soru sormayacağını tahmin ediyordu, Zend, Sanzirna genellikle önemli ve söylenmesi güç olan sorular sorduğu için geçmişte onun sorularının genelini zaten cevapsız bırakmıştı. Sanzirna'nın sorduğu soruların sayısı da bu sebeple azalmıştı. Geçen sefer gördükleri korkutucu, Karanlık Elementi büyücüsünü konu alan hiçbir soru da sormamışlardı zaten, çünkü cevabı zaten biliyorlardı. Zend sorularına cevap vermeyecekti.

''Yanlış anlama, gitmenizi istediğimden değil ama Lazel'in yanına dönmeyecek misiniz?'' Zend bir yandan uzanarak vücudunu dinlendirirken, yan tarafındaki tabure haline getirilmiş bir taşa oturmuş olan Sanzirna'ya seslendi. 

Sanzirna önce Lazel'in ismini bir saygı eki olmadan duyduğu için şaşırdı ama bunu söyleyen kişi Zend olduğu için sesini çıkarmadı, normal bir şekilde devam etti. Zend ile Lazel arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu bilmese de, Sanzirna, Xienao, Dealdor ya da diğer Sanzirna'nın kademesindeki kişilerin bu ilişkiye müdahale edemeyeceklerini biliyordu. Zaten Lazel de o üçüne bunu iyi bir şekilde tembihlemişti. ''Normalde Venda'nın büyüsünü bozduktan sonra geri dönmemiz gerekiyordu, görevimiz bu kadardı. Ama sen birden bayılınca ve Efendi Lazel'e bayıldığını haber verdik, aldığımız cevap da böyle oldu. Efendi Lazel'in gönderdiği mektup.'' Sanzirna hızlıca derin mağaranın iç ve karanlık kısımlarında kalmış olan çantasına ilerledi ve seri bir şekilde sarı renkli, bir el boyutlarında olan bir parşömeni çıkararak üzerindeki ince ipi tek hareketle açtı, Zend'e uzattı.

Zend parşömenin içindeki yazıyı kısık bir sesle dışından okumaya başladı: ''O bir anda bayıldı mı? Anlıyorum... Normalde onu direkt olarak buraya getirmenizi isterdim, ciddi bir sorun varsa tıp uzmanlarımız ile onu hemen düzeltebilirdik; ama onun orada kalmak isteyip istemeyeceğini bilmiyoruz. O uyanana kadar onunla ilgilenin ve güvenliğini sağlayın. Ona en iyi şekilde bakın. Uyandığında ona söyleyin ki; ben, bizzat onu Kharn'a çağırıyorum. Oradaki eğitimine bizimle devam edebilir, mükemmel eğitmenlerimiz var. Onu çabucak güçlendirebileceğimizden eminiz. Her türlü silahı ve tekniği, iksiri de sağlayabiliriz, onu yenilmez yapabiliriz. Chibui'nin girişlerinin kapalı olması zaten sıkıntı değil. Üstelik onun şu an Venda'dan korunması gerekiyor değil mi? Bunu koca yeryüzünde en iyi sağlayabilecek olan yine biziz. Orada durması onu açık hedef haline getiriyor. Sizinle birlikte Kharn'a gelmesi onun için de, bizim için de en iyisi olur. Burada onur konuğumuz olacak. Üstelik onunla konuşup anlaşacağım bir sürü şey var. Ancak tabii ki orada kalmak ve eğitimine devam etmek isterse bu da onun elinde, kararına karşı çıkmayacağız. Oradan çıktığı zaman, davetimiz hala geçerli olacak. Eğer sizinle birlikte gelmek istemezse, biriniz onun yanında kalın. Diğer ikinizin orada kalmasına gerek olduğunu sanmıyorum, Chibui'de ne olabilir ki? Oradan çıkmaya karar verdiğinde yanında kalan kişi ona rehberlik edip Kharn'a getirebilir.'' 

Zend usulca, açtığı parşömeni tekrar sardı ve içten içe gülerek  onu Sanzirna'ya uzattı. Bu sırada, Xienao ve Dealdor da mağaraya gelmiş, Zend'e parlayan gözlerle bakıyorlardı. Şu an Zend ile Sanzirna konuşmakta olduğu için sessiz kalmayı tercih ettiler. ''Sanzirna, gelmeyi isterdim fakat ustamın bana belirlediği yolda bir süre burada kalmam gerekiyor. Eğitimim yolumu ustamın belirlediği şekilde yapmak istiyorum. Ustamın yoluna göre aşağı yukarı altı buçuk yıl sonra işim bitecek ve kapılar açıldığında buradan çıkacağım. Ancak eğer eğitimim erken biterse, buradan erken çıkabilirim de.'' Zend sakin bir şekilde konuştu ve yavaşça doğruldu, Sanzirna'ya döndü ve onun tüm dünyayı sarabilecek bir ağacın yapraklarının rengini andıran yeşil gözlerine baktı. Normalde otoriter ve her yönüyle zor görünen kadın, şu an uysal bir kedi gibiydi. Zend ne derse onay verecek ve hiçbir şekilde itiraz etmeyecekmiş gibiydi.

''Tamam o halde, şimdi gelmek istemiyorsan seni kimse zorlamayacak. Efendi Lazel'in söylediği gibi, üçümüzden birini seçerek yanınızda kimin kalacağına karar ver Zend. Birimiz yanında durarak seni korumaya devam edecek. Daha sonra da, yine Efendi Lazel'in söylediği gibi seni Kharn'a götürecek. Kimin seninle birlikte kalmasını istiyorsun?'' dedi Sanzirna, kendini, arkasında kalmış olan Dealdor ve Xienao ikilisini göstererek.  

Zend derin bir nefes aldı ve kadının gözlerine bakmaya devam etti. ''Bak Sanzirna, şöyle bir durum var ki; Lazel'in birinizin yanımda kalmasını istemesinin tek nedeni, ben buradan çıktığımda, onun yanına gelmekten başka bir karar vermememi istemesi. Bana göstermenizi istediği mektuptan başka bir mektup da yazmıştır ve bu mektupla bunu söylemiştir, hatta mektupta ne yazdığını tahmin edebiliyorum bile,'' Zend hafifçe sesini kalınlaştırdı ve Lazel'in yerine konuştu. ''o oradan çıktığında kesinlikle buraya gelmeli. Biriniz orada kalıp bundan emin olmalısınız. Onu sakın bırakmayın! O uyumadığı zaman uyumayın, elinizden sakın kaçmasın! Onu bir şekilde Kharn'a girmeye ikna edin, elimizden kaçtığı gibi bir durumu düşünmek bile istemiyorum! Ne yaparsanız yapın, onu bir şekilde bize bağlayın! Xienao ya da Sanzirna, gerekirse cazibenizi bile kullanabilirsiniz! Eğer erkeklerden hoşlanıyorsa, Dealdor, yapman gerekeni biliyorsun. Ne olursa olsun, onu her yönden Kharn'a bağlı hale getirmelisiniz! O geldiğinde, bir evlilik bağıyla da onu Kharn'da tutacağız. Asıl göreviniz budur, başarılar!'' 

Sanzirna'nın, Xienao'nun ve Dealdor'un açılan gözleri ile karşılaşan Zend doğru tahmin yaptığını kesinleştirdi kendine. Üçünün de yüz ifadelerinden, Zend'in her şeyi bildiği belliydi. Şöyle ekledi: ''Hatta, seçtiğim kişinin dışındaki ikiliye, Chibui'den hiç çıkmamalarını ve nöbetleşe bir şekilde beni izlemelerini bile emretmiş olabilir.'' 

''Sen...'' Sanzirna'nın ince olsa bile son derece dolgun ve kırmızı ile pembe bir renge sahip dudakları, Zend'in son söyledikleriyle titremeye başladı. Şu an sinirlenmeye başlamasının tek nedeni, Zend'in gerçekten de her şeyi bire bir bilmiş olmasıydı. Zend gibi, Lazel'in son derece değer verdiği birine, zaten başka bir sebeple kızamazdı. Şu anda da Zend'e kızmıyordu zaten, ne yapması gerektiğini bilemediği için kendine kızıyordu. Böyle bir durumda ne yapması doğru olurdu. Ne diyeceğini bilemez halde titreyen dudaklarını araladığında, konuşmaya girip onu kurtaran kişi Xienao oldu.

''Zend, neden böyle düşündün?! Efendi Lazel bir çıkar gözetmeksizin üçümüzü sadece senin yapmaya çalıştığın bir şeye yardım etmemiz için yolladı. Sen böyle söyleyerek ona saygısızlık ediyorsun!'' Xienao'nun da tıpkı Sanzirna gibi göz kapaklarıyla birlikte dudakları titremekteydi. O da, büyük ihtimalle Sanzirna gibi ne yapacağını bilememişti; ama Sanzirna'nın bir şey daha söylerse her şeyi ortaya dökeceğinin farkındaydı, bu yüzden söze girmişti.

''Bir çıkar gözetmeksizin mi?'' Zend Xienao'ya döndü bu sefer, soğukça güldü. ''Hah! Gerçekten mi?! Hiçbir insan, ufak da olsa bir çıkarı olmadan bir iş yapmaz.'' Zend Xienao'nun üzerine yürüdü hafifçe. Onların üzerinde baskı oluşturması gerekiyordu, çünkü önündeki en az birkaç yıl sürecek vakitte onlarla birlikte olma fikri pek ilgi çekici gelmemişti. Onlara minnettardı tabii, ama herkesin durması gereken bir nokta vardı. ''Üstelik bu kişi Lazel ise! Lazel'in beni yanına çekmek istediği zaten açık, boşa konuşup da ondan soğumamı sağlamayın!'' Zend sesini yükseltmeye başlamıştı. ''Ayrıca, Lazel'in, bu mektupta Venda'nın bana yapacağı saldırıları sebep olarak belirleyip yanımda kalmanızın nedenini buna bağlamaması da çok garip, bunu yazmaması ilginç... Sanırım şüphelenmememi falan istemiş olmalı, bu yüzden bu kozu kullanmamış. Ama direkt bunu kullansa gerçekten daha az şüphelenirdim, kendisinin de söylediği gibi, burası Chibui, en fazla hangi tehlike ile karşılaşabilirim ki? Sanırım Lazel'in aklı biraz garip çalışıyor.'' Zend kendini yavaşça gülmekten alamadı. ''Bunu da geçince, bu neyin endişesi ki? Venda'dan korunmak için zaten size geleceğim açık değil mi? Gelmek zorundayım zaten, alacağım desteklerin en büyüğünü bana Şeytan sağlayacak. Neden böyle bir yola başvurdu, onu da anlamadım. Beni yanına alabilmek için böyle saçma işler yapabilecek kadar gözü dönmüş olmalı.''

''Zend, sana kötü davranmadığımız için kötü yanımızı görmedin! Haddini aşıyorsun, durman gereken yeri bil!'' Dealdor Xienao'nun, Zend'in, Xienao'ya doğru yürüdüğü için geri adım attığını gördüğünde, hemen ileri çıktı ve Zend'in karşısına dikildi. Biraz önce söylediği her şey doğru olsa da, Lazel'e öyle kötü sıfatlar kullanarak seslenmesi, onun haddi değildi. ''Bizler Şeytan'ın askerleriyiz...'' Dealdor Zend'in iyice üzerine ilerledi ve onun gözünü korkutmak istercesine konuştu. ''Efendimize yapılan hakareti hoş görmeyiz, bunu yapan kişi kim olursa olsun sonu kötü olur. Karanlık tarafımızı gösterdiğimiz zaman, gören kişilerin sonu da, efendimize hakaret eden kişinin sonu ile aynı olur.'' Dealdor simsiyah zırhının içindeki elini yumruk yaptı, Zend'in başına doğru uzattı. Zend'e göre epey uzundu, Zend onun yanında bir çocuk gibi kalıyordu. Zaten çocuktu tabii, ama en azından yaşıtlarının yanında göze batacak kadar farklıydı.

''Ah, Dealdor, ah.'' Zend yavaşça konuştu. ''Lazel'in bu kadar değer verdiği kişiyi tehdit edecek cesareti nereden alıyorsun?'' Zend alaylı bir şekilde kıkırdadı. ''Bana bir zarar vermen mümkün değil, eğer ölürsem, Lazel için, yanına çekmek için bir sürü şeyi yapabileceği kişi ölürse, üstelik bunu yapan kendi askeri ise... O askerin yaşaması, sence mümkün olur mu?'' Zend'in konuşmasıyla birlikte, Dealdor'un çilli yüzü asılmaya başladı. En azından somurtuyormuş gibiydi artık. ''Benimle ilk karşılaştığınızda bana 'lord' diye seslenmek istiyordunuz, ne çabuk unuttunuz? Benimle samimi olmanızı istemem, size bir şeyleri unutturmuş galiba. Gerçekten, burada Lazel'e küfür etsem, ne yapacaksın? Öldürecek misin beni? Ya da dövecek misin? Sizi bu kadar gergin olmaya iten şey ne, gerçekten anlamadım.'' Zend'in her kelimesinde, Dealdor'un yumruk yapılmış eli, Zend'in alnının hizasından aşağıya doğru iniyor, Dealdor'un, biraz önce yaptığı küstahlığı fark etmesine neden oluyordu.

''Ben sizin kötü yanınızı görmedim, doğru.'' Zend başına doğru ilerlemiş olan ele baktı, kendi elini de o ele doğru yükseltti; elinin üzerindeki siyah karaltılarla birlikte, Dealdor'un biraz önceye göre oldukça aşağıya inmiş bileğini tuttu. O kadar süreyi o manyak adam ile birlikte geçirmişti, birkaç şey kapmıştı ondan. ''Peki siz, benimkini gördünüz mü?'' 

***

1833