Elinize sağlık. Adam zend i eğitiyo vay be zaten ilk ruyadada ona kağıdi vermisti
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
116. Bölüm Üç seçenek
'Ne diyor bu manyak?!' Zend ona karşı yanlış bir şey söylemekten sonuna kadar korkuyordu, ancak içinden sitem edebildi. Zend şu an onun gerçek bir deli olduğunu düşünmeye başlamıştı, adamın kesinlikle akıl sağlığı yerinde değildi. Ya da Zend ile dalga geçiyor olabilir miydi?
"Neyse..." Adam Zend'in hala cevap vermemekte olduğunu görünce hayal kırıklığına uğramışcasına derin bir nefes verdi; omuzları, tüm vücudu hafifçe aşağı eğildi. "Senin seviye atlamaman gerek değil mi? Kertenkele sana öyle bir yol çizmişti." adam elini çenesine götürdü ve düşünmeye başladı. "Ne yapmalı? En iyi yol silaha yoğunlaşmak mı olur? Ya da dayanıklı olmak mı gerekir? Fiziksel güç uyar mı?" Adam bir yandan konuşuyor, bir yandan da Zend'i süzüyordu. "En iyisi denemek ve vereceğin tepkiyi görmek." Sessizce bir kere daha mırıldandı ve sonunda harekete geçti.
"Sen orada otur." eliyle Zend'e işaret etti ve ona oturmasını söyledi, arkasına döndü. Zend de zaten o an olanlara anlam verememiş bir şekilde oturmaktaydı, garip duygular içinde adamın neler yapacağını beklemeye başladı. İşin gerçeği şu an biraz heyecanlanmıştı.
"Oturmanı söyledim sana!" Adam bir anda arkasına döndü ve öfkeyle kükredi. "Ha, zaten oturuyormuşsun, tamam." dedi ve sakin bir şekilde tekrar arkasına döndü. Havaya, eliyle, daha doğrusu işaret parmağıyla çizgiler çizmeye başladı. Ne çizdiğini belli etmeyecek kadar hızlıydı, Zend onun hareketlerini açıkça görmesine rağmen hiçbir şekilde onu tam olarak göremiyordu. Tek görebildiği adamın kolunun olduğu yerde oluşan ardıl görüntülerdi.
Adam aniden durdu ve ellerini birleştirdi, sesli bir şekilde bağırdı. "Aktifleş!"
Adamın bağırmasının ardından, Zend bayılacak gibi hissetti. Çünkü adamın arkasında öyle bir şey olmuştu ki, Zend'in dili bu sefer gerçekten Zend tarafından yutulmuştu.
On... Hayır, yirmi... Otuz... Kırk... Elli... hiçbiri değildi; sayıları en azından yüzün üstünde olan büyülü yaratıklar, adamın arkasında ortaya çıkmış, etrafa ölümcül bakışlar atmaya başlamışlardı. Zend onları açıkça görebiliyordu. Aynı zamanda hissedebiliyordu da, ilk defa, ilk kez burada bir canlının enerjisinden onun hangi seviyede olduğunu anlamayı başarmıştı. Çünkü ilk defa bu kadar enerjiyi, bu kadar çok enerjiyi bir arada görmüştü ve uzun zaman da bu kadar enerjiyi bir daha bir arada görmeyecekti. İnanın bana, bu hayatı birkaç defa baştan sona izledim.
Zend'in gözleri öylesine açılmıştı ki biraz daha zorlansa, yırtılacaktı göz kapakları. Zend'in sezmeyi başardığı üzere, o büyülü yaratıkların hepsi Kutsal Seviye'deydi.
Yüzden fazla büyülü yaratığın bir arada olması büyülü yaratık yerleşim bölgelerinde bile çok nadiren görülürdü ve bu bile şaşırtıcı bir durumdu. Eğer yüzden fazla sayıda onuncu seviye büyülü yaratık bir aradaysa bu inanılmazdı, bu büyülü yaratıklar on beşinci seviyedeyse imkansızdı, en iyi ihtimalle bir savaş var demekti. Ancak bu büyülü yaratıkların tamamının Kutsal Seviye'de olması... Düşününce, bu imkansızın bile üstündeydi, hayali bile doğru düzgün kurulamıyordu.
Kutsal Seviye büyülü yaratıklar milyonda bir görülürdü, neredeyse hepsi çok vahşiydi, konuşabilme yetisine sahip olsalar da insanlarla konuşmaya çabalamaz, onları acımasızca öldürürlerdi. Ayrıca bu büyülü yaratıklarınnyine neredeyse tamamı, çok kibire sahipti. Normal bir insanla yan yana durmak bile onlar için son derece büyük bir hakaret olabiliyordu. Diğer büyülü yaratıklarla da genellikle bir arada yaşamıyor, onları sadece yemek için kullanıyorlardı. Nasıl bir güç onları böyle bir arada tutabilirdi?
Zend şaşkınlıkla ölecek kadar şaşırmıştı, çünkü şu an büyülü yaratığı görmüştü.
O yılan... O yılan Gri Engerek'in Ranon ile savaşırken dönüştüğü yılandı! Gri Engerek daha önce, dönüştüğü yılanın bir büyülü yaratık kralı olduğunu söylemişti. Şu an en önde o duruyordu ve korkutucu bir şekilde başını yukarı kaldırmıştı, diğer büyülü yaratıklardan daha önde olduğu için diğerlerinin farkında bile olmayabilirdi, ortaya çıkmasıyla birlikte yukarı doğru kalkmış, öfkeli gibi görünmesine neden olan bir ifadeyle bir anda Zend'in önünde, ona dönmüş ve açıklama yapmaya hazırlamaya başlamış halde duran adama doğru saldırdı. En fazla bir saniyede adamın arkasına gelmiş ve devasa dişlerini adama geçirmişti.
"Normalde bunu sırayla gösterecektim, ama bu sabırsız davranıp bana saldırdı, bu yüzden dayanıklılığı en başa alıyorum. Gördüğün üzere, o bana saldırdı ve," adam yavaşça konuşmaya başladı, o devasa yılan sanki ona hiç saldırmamış gibi kolunu hareket ettirdi, vücudunun sol ve sağ kısmını işaret etti.
Zend oraya baktığında, yılanın parlak ve güçlü görünen dişlerinin artık paramparça olduğunu gördü. Adamın vücudunda çizik bile görünmüyordu, gayet normaldi. O büyülü yaratığın dişlerinin üzerinde, onları koruması için bir büyü tabakası vardı. Dişleri kolay kolay kırılmıyordu bu yüzden, epey dayanıklı olmaları gerekiyordu
"ROARR!!" Kulakları çınlatacak kadar sesli ve korkunç bir kükreme daha duyuldu ve gövdesi siyah, kanatları siyahla karışık kırmızı renkte olan; ejderha şeklindeki bir büyülü yaratık, bir anda biraz önceki yılan gibi, Zend'in önünde ayakta dikilmekte olan adama doğru saldırıya geçti.
Ama bu bir öncekinden farklıydı, bu büyülü yaratık fiziksel olarak değil de, bir büyüye benzeyen bir saldırıyla saldırmayı tercih etmişti. Kanatlarını sonuna kadar açıp büyüye benzeyen saldırısını yapmaya başlamıştı. Kanatları bir anda kırmızı bir ışıkla parlamaya başlamıştı, bunu gören Zend ise, ne yapacağını bilememişti.
Çünkü o, bu saldırıyı bir kere daha görmüştü. Ranon ile Gri Engerek savaşırken Ranon'un kullandığı saldırının kendisiydi bu! Büyüyü yapan varlığa bakıldığında da, Zend onun gerçekten de Ranon olduğunu görmüştü! Zend onu bu formda bir kere görmüştü; bu da tam olarak o saldırıyı kullandığını gördüğü zamanla aynı zamandaydı. Tıpkı o zamanki gibi devasaydı ve renkleri; pençeleri, her şeyi aynıydı. Ranon saldırıya başladığında ve güneşin ışığını bastırabilecek, Zend'in gözlerinin sulanmasına neden olabilecek kadar parlak olan ışık bir anda etrafa yayılmaya başladı. Zend istemsizce, "Ranon!" diye bağırmaktan kendini alamadı.
"Yeter artık! Bir durun da konuşma yapayım!" Bu sefer adam harekete geçti; daha doğrusu, yan şekilde onu ısırmış olan yılanın ağzından çıktısadece elini yumruk yaptı ve kendisine saldırmaya hazırlanan büyülü yaratığa doğru tuttu. Yaklaşık bir santim kadar hızlı bir şekilde yumruk yaptığı elini ileriye doğru itti ve tekrar arkasını döndü. O arkasına döndüğündeyse, kanatları kırmızı, parlak ışıklar saçan ejderha şeklindeki büyülü yaratık, bir anda havalandı ve o kadar büyük bir büyülü yaratığın, hatta en küçük büyülü yaratığın bile ulaşamayacağı bir hızla arkaya doğru uçmaya, fırlatılmaya başladı. Öyle hızlı bir şekilde geriye gidiyordu ki sadece birkaç saniye içerisinde o devasa vücudu Zend'in görüş alanından çıkmıştı.
Zend bu sefer tam olarak çökmüştü. Ranon tek bir hamlede yenilmiş ve ezilmişti! Gözlerindeki ışık soluyordu Zend'in. Buradayken, Ranon'un gelip o adamı yenmesini, sonra da Zend'i kurtarmasını içinden binlerce kez geçirmişti. Ama şimdi duruma bakınca... Ranon...
"Merak etme, o senin kertenkele değildi. Sadece onun türündeydi. Ondan güçlüydü zaten." Adam konuşmaya başladı. "Neyse, küçük ayrıntıları atlayalım ve konuya girelim. Önünde üç seçenek var. Biraz önce yaptığım gibi, dayanıklılığını arttırarak bu savaş yolundan çıkmamayı başarabilirsin. Bunu seçersen en mantıklı silah tercihin mızrak ya da kalkan olur." dedi ve bir kere daha harekete geçti. Adamın elinde yüzük veya herhangi bir depolama eşyası yoktu, ama bir anda elinde bir kılıç belirdi. Bu kılıç özel bir kılıç gibiydi. Zend bunu, o kılıç ortaya çıkar çıkmaz anlamayı başarmıştı. Çünkü o kılıç ortaya çıktığında etrafa farklı bir hava yaymıştı, bu hava, Zend'in nefesini kesebilecek düzeydeydi. Kılıcın çok güçlü ve nadir bir kılıç olduğu sadece görünüşünden bile anlaşılabiliyordu, kabzasında kırmızı işlemeler vardı, kabzanın bitiş yerinde kılıcın metal kısmına doğru ilerleyen, birbirlerinin tam karşısında bulunan iki ejderha motifi vardı, kılıcın metali ise oldukça parlaktı ve kılıcın yan yüzeyinin tam ortasında yukarıya doğru uzanan ince bir çizgi vardı.
"Bu özel bir kılıç. Bununla birlikteyken seviyen yüksek olmasa bile çok güçlü olabilirsin. Eğer silahını güçlendirerek gelişmek istersen her türlü kılıcı kullanabilirsin. Bir silah ayrımı olmaz." Adam konuştu ve arkasına döndü, kılıcı büyülü yaratıklara doğru yatay bir şekilde bir kez salladı.
Büyülü yaratıkların tamamı Kutsal Seviye'de olsa da, hiçbiri o adama saldıramıyordu. Kaskatı kesilmişlerdi, orada bulunan büyülü yaratıkların hepsi de, adama saldırma cüretinde bulunan iki büyülü yaratığa ne olduğunu açıkça görmüştü. Bunun üzerine hangisi saldırmaya cesaret edebilirdi ki? Zend'in zihni; biraz önce kaybeden büyülü yaratığın Ranon olmadığını duyunca rahatlamış, Ranon'dan güçlü olduğunu görünce de tekrar karışmıştı. Ama şu anda eskisine göre daha duruydu beyni. Bir şeyi fark etmişti Zend. Diğer tüm büyülü yaratıklardan gelen enerjiyi sezip onların kaçıncı seviye olduğunu anlayabiliyordu, ama şu an karşısındaki adamın seviyesini anlayamıyordu. Enerji gizlemek pek kolay bir iş değildi, özellikle tüm enerjiyi hiç yokmuş gibi göstermek İlah Seviyesi'ne girmiş olan insanların bile zar zor yapabildikleri bir şeydi. O adamdan gelen bir enerji yoktu, sanki ki enerjisini geliştirmeye hiç başlamamış bir çocuk gibiydi o, ya vücudundan sızan enerjinin tamamını engelliyordu, ya da gerçekten hiç enerjisi yoktu. Zend bunu daha fazla kurcalamamayı tercih etti ve biraz daha sakinleşmeyi başararak adamı izlemeye devam etti. Artık o adamın yaptığı şeyler Zend'i kolay kolay şaşırtamazdı.
Adam kılıcı salladıktan birkaç saniye sonra, kılıcı salladığı doğrultuda bulunan en az elli büyülü yaratığın vücudu iki parçaya ayrıldı ve acı içinde inleyerek yere düştü. Büyük ihtimalle ölmüşlerdi. Her ne kadar Zend şaşırmamaya çalışmış olsa da, şaşırmaktan kendini alamadı. Elli tane Kutsal Seviye büyülü yaratığı tek hareketle öldürmeyi başarmak... Bu dünyayı rahatça sallamayı başarırdı. Hatta böyle bir yeteneğin varsa dünyayı elinde tutmayı bile başarabilirdin.
"Sanırım bu pek ilgini çekmedi. Haklısın tabii, silahını güçlendirerek belirli bir yerden sonra ilerleyemeyebilirsin. Kesinlikle, kafan çalışıyor senin. Bu kadar güçle ne yapabilirsin ki sonuçta?" Adamın elindeki kılıç bir anda yok oldu, o da tekrar arkasına döndü ve yere yığılmış olan büyülü yaratıklara baktı. Elli küsür büyülü yaratık daha kalmıştı. Onları hayatta bırakmasının nedeni ise belliydi, üçüncü seçeneği de Zend'e gösterecekti.
Adam işaret parmağıyla havaya birkaç çizgi daha attı. Bunun ardından en fazla bir karış genişliğindeki bir duvar, yerden yükselmeye başladı.
Büyülü yaratıkların kendilerine göre sol tarafında yükseliyordu bu geniş duvar; en azından on beş metre genişliğindeydi ve yirmi metre kadar yükselince durdu. Duvar durunca adam Zend’e bir kere daha seslendi.
"Üçüncü seçenek ise fiziksel gücünü geliştirmek. Bu seçenekte kullanabileceğin sadece bir tane silah var, o da ağır kılıç. Başka bir şey kullanırsan tüm yeteneklerin boşa gidebilir. İstisnalar var tabii, ama sen o kılıçlardan birini henüz bulabilecek seviyede değil gibisin. Çok zayıfsın. Bu yüzden kullanabileceğin tek şey bir ağır kılıç olur. Ben de sana bunu göstereceğim."
Adam konuştu ve elini havaya kaldırdı. Elinde, Zend'in boyundan uzun, Zend'in vücudundan geniş, bembeyaz bir kılıç belirdi. Kılıç gerçekten çok büyüktü, boyu sadece Zend'den değil, birçok yetişkinden daha uzun bile olabilirdi. Adam bir anda kayboldu ve en sağda bulunan kaplan şeklindeki bir büyülü yaratığın yanında belirdi, kılıcı Zend'e göre hızlı, kendine göre yavaş bir şekilde savurdu ve büyülü yaratığın gövdesine vurdu. Büyülü yaratık herhangi bir hamle yapamamıştı, adam ona öyle bir lüks vermemiş gibiydi.
Bir saniye sonra, adamın vurduğu kaplan önüne çıkan tüm büyülü yaratıkları beraberinde götürerek adamın biraz önce çıkardığı duvara doğru uçmaya başladı.
Zend'in düzgün bir şekilde görebildiği tek şey, duvara çarparak durmuş, vücutları olabildiğince ezilmiş büyülü yaratıklardı.
***
1703
Magnec